Ayşe Hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayşe Hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2011 Çarşamba

AYŞE'Yİ ERKEKLE ALDATAN ERKEK KİM?



Kanal Türk'ün sabah programına denk geldim kanal değiştirirken.

Baktım çok ciddi bir tartışma var, dur hele dedim! Ne de olsa eski alışkanlık, Kanal Türk izlediğimiz kanaldı bir zamanlar.

Ülkede yer yerinden oynuyor, YSK,veto, seçim, adaylar, sehven şifreli sınav...

Şimdi de Gütan Kışanak'ın sehven milletvekili olduğu ortaya çıkmış...

Dört yıl paşa paşa milletvekiliği yaptıktan sonra, YSK birden bire Gülten Kışanak'ın kızlık soyadına bakmadığını hatırlamış! Ya da "Gizli Biri!" bununla ilgili bilgi göndermiş! Aday olmasını engelleyen eski bir suçu varmış meğer, o zaman farketmemişler. Ve yanlışlık düzeltilmek istenmiş.

"Aday olamazzz!" yeni seçimde, demiş YSK!

Eee sonra...
Sonrası demezler mi adama?

Dört yıl önceki karar yanlışsa, sorumlular bunun bedelini ödemeyecek mi? Bu devletin kasasından çıkan parayı, en azından yanlışlığı yapanların ödemesi gerekmez mi? Hem de faiziyle? Diğerkullandığı haklarını sormuyorum bile...

Ya da yanlışlık bugün yapıldıysa ülkeyi bu kaosa uğratanlardan hesap sorulmayacak mı?

Demezler...

Çünkü o günlerde "bir türlü açılamayan AÇILIM" söylemleri vardı; şimdilerde "tam olarak açıklanamayan KAPALIM" çabaları var! O zaman BDP bu kadar güçlü değildi, kandırılmaya müsaitti. Oylar cepteydi. Şimdi kazın ayağı öyle değil, oylar elden gitti gidiyor...

Neyse şimdi bunu düzeltmenin yollarını arıyormuş, verdiği kararlar sorgulanamaz YSK.

Yasalar sana uymuyorsa yasaları; hakimler sana uymuyorsa hakimleri değiştirirsin. Teröristler sana gelmiyorsa sen teröristlerin ayağına götürürsün mahkemeyi, olur biter. Ne var bunda?!

Sakın yanlış anlaşılmasın. BDP Bağımsız adaylarına yapılanı doğru bulmuyorum. Hatta seçim barajını adaletsiz buluyorum. Her kesim mecliste kendini ifade edebilmeli. Ama hukuka takla attırarak değil, hukuku düzgün işleterek. Siyasetin gölgesini hukukçuların üzerinden çekerek. Adaletin herkese eşit mesafede durmasını sağlayarak...
Bugüne kadar tam aksini yapmadılar mı?

Çok yazdım bu konularda kandırıldık, aldatıldık, satıldık çoğumuz. İşte eski yazılarımdan biri, BAKINIZ.

Nerden buralara geldim? Haaa! Kanal Türk haberinden... Eskiden böyle miydi? Hey gidinin Kanal Türk'ü! Satıldı, böyle oldu!
Satışa gelmeyelim...

Ayşe'yi kimin aldattığı umurumda değil, ben ulusumuzu kimlerin aldattığını öğrenmek istiyorum. Sahi bizi kim aldatıyor?

Ayşe'yi kimin aldattığını merak edenlere de saygılıyım. Onun için araştırdım.
Başlıktaki haberi google sordum, burada buldum.

2 Kasım 2007 Cuma

AYŞE HOCA

Tahrirli iri gözleri, siyah kirpikleri, omuzlarını döğen kıvırcık lüle lüle saçları ve lüle lüle saçlarında yanar döner taftadan kurdelesi...

Beni, karımı, kızımı sokaktan merakla gelmiş derhal dönecek olan eli yüzü toz toprak içinde , haşarı oğlumu, yerde serili, havı dökülmüş halıyı, eski perdelerimizi, üçüncü çocuğumun salıncağını, duvardaki fotografları filan olgun bir insan gibi gözden geçirdikten sonra , sırtını sedire dayadı.

"Kaç yaşında? " diye babasına sordum.
"Beş!" dedi.
"Senin ismin ne bakayım? "
"Ayşe..." dedi.
"Okula gidiyor musun? "
Beni küçümseyerek baktıktan sonra dudak büktü :
"Ben hocaya gidiyoyum! "
"Ne hocası? "
"Eyif hoca. "
Babası izah etti :
".........Elif hoca çok keskin hocadır, alim, ülema. Bizim kasabada millet doktora gitmez çokluk. Neren ağrırsa ağrısın.Elif hoca bir okur, bir üfler... Tamam ! "
Beni göz ucuyla süzmekte olan Ayşe :
" Osman, dedi, hiç şöj dinyemiyoy , oynuyoy hep . Ben hiç oynamiyoyum ki..."
"Osman kim? "
"Kardeşi , dedi babası , iki yaş küçüğü..."
"Sen niye oynamıyorsun ? "
"Hocayay oynamaj !"
"Sen hoca mısın ? "
"Eyhamdüyiyyah ! "
"Neler biliyorsun bakayım ? "
"Benim amme cüjüm vay... Osman yıttı , annem dövdü , Eyif hoca da dövecek..."
"Ammeden neler öğrendin ? "
"Eyhamı , kuyhüvayyahi' yi, teppet'e geydim ! "
" Kulhüvallahi'yi oku bakayım..."

Sedire çıktı, diz çöktü, yumuk avuçlarını dizlerine koydu , hafif hafif sallanarak başladı :

"Kuyhu vayyahi ahat - Ayyahüşşamet -Yem yeyit - Veyem yüyet - Veyemye küyyehu.........."
"Peki... Ne demek bunlar ? "
"Nebyim ben ? "
"Topun var mı senin ? "
Omuz silkti :
"Hocalayın topu olmaj ! Oşmanın vay amma..."
"İp de mi atlamazsın ? "
"Ben atyamam. Oşman atyay ! "
"Ya sinema ? Sinemaya gider misin? "
"Hocayay sinemaya gitmej , günah... Amma Oşman gidiyoy..."

Hocalar koşmaz, hocalar oynamaz, hocalar gülmez... Babası kızına gururla bakıyordu . Az sonra benim canavarlar Ayşe'yi elinden tutup dışarı çıkardılar. Çok geçmeden o da onlara karıştı , ilkpeşin ip atladıklarını sonra saklambaç ve nihayet topla şip şip oynadıklarını duyduk.
Babası :
"Kız oyuna daldı, biraz dolaşalım. "
teklifinde bulundu. Çıktık beni bir içkili lokantaya sürükledi.
Daha sonra eve döndük. Onlar son trenle gideceklerdi. Ayşe'ye gelince..
Tombul yanakları al aldı...
"Babam babam, dedi, beni götüyme oyya , buyda bıyak... Babam babamşın! "
Çakır keyif baba, niçin kalmak istediğini sordu. O tekrarladı :
"Babam babamşın beni götüyme !"

Tahrirli gözlerinde berrak damlalarla Ayşe , çocukluğunu bizde bırakarak , boğazlanmaya götürülen bir kuzu gibi , babasının peşinde , çıktı gitti....
ORHAN KEMAL


Öykü işte bu... Üşenmedim ,evde yer kalmadığı için merdiven altındaki depodan , kutuların içinden buldum bu öyküyü. Özür dilerim Orhan Kemal ve sevenlerinden. Çok olmuştu Yaprak dergisinde okuyalı. Yazarını unutmuşum, iyi ki aradım , buldum...

Evet durum bu...Çocukluk günlerime götürdü bu öykü beni...Kardeşim ve ben mahalle hocasına gidiyorduk...Kaç yaşındaydık hatırlamıyorum.

Küçük olduğumuzu biliyorum. Erkek kardeşim benden iki yaş küçük. O sıra " R " harflerini söyleyemiyor. Bir gün hoca hanım başındaki yazmanın kenarıyla kardeşimin dilini tuttu ve çevirmeye başladı...Kardeşim çırpındıkça o devam ediyordu ... Sonunda pes etti.Ağlayan kardeşimle eve geldik.Ve bir daha gitmedik. İyi ki de gitmedik .Bu cahil kadın kimbilir başımıza hangi örümcek ağlarını örecekti? Kardeşim sonradan hukuk fakültesini bitirdi. Şu anda çok önemli görevlerde bulunmuş saygın bir yargı mensubu...

Bilmem hiç rastgeliyor musunuz? Ben zaman zaman görüyorum, İmam Hatip öğrencilerinin toplu olarak okuldan dönüşlerini. Lütfen dikkat edin bir kez.. Uzaktan izleyin kız çocuklarını...Çevreden ,davranışlarını yakıştırmadıklarını belli eden bakışları farketmeden yürüyorlar.Çocuk onlar....Ama diğer çocuklardan farklılar. Sanki büyümüş de küçülmüşler.Çocukça yaptıkları davranışlar görünümleriyle bağdaşmıyor.

Bu sıralar, özellikle ramazan ayında, küçük küçük Ayşe Hocalara ilahiler okutuyorlardı . Kim bilir o duruma gelinceye kadar neler yaşadılar. Babalarını , amcalarını , abilerini. kocaman kocaman adamları bir yerlere taşımak, daha çok şeyler kazandırmak için nelerden vaz geçtiler..Gelecekte kendileri neleri kaybedeceklerinin bilincinde olmadan...

Çocuk bunlar....Çocuklarımıza, gençlerimize , geleceğimize kıymayın efendiler, hanımefendiler....

Bir şiirle bitireyim bu yazıyı da.

İSTİDA

Bizim köyün

Irmakları kurudu beyim...

Bulut geçmez oldu üstünden

Yağmur düşmez oldu tarlaya...

Ümit gurbette kaldı.

* * *

Bizim köyün,

Toprağı "Barut kesildi " paşam

Tohum bitmez oldu vaktinde...

Alev alev yandı bozkır.

Söğütlüğün altı " tozlak"

Kök salamaz oldu kavaklar

* * *

Bizim köyün,

Kolları havada,

"İrahmet " dilinde kaldı ağam,

Ne dua yerini buldu ,

Ne istida...

* * *

İşbu pulsuz istida üzre

Bizim köyün

Derdi biline balam

Derdi biline...

(İbrahim Cüceoğlu)

1 Kasım 2007 Perşembe

ÜÇ BAYAN VEKİL ve İSTANBUL ve AYŞE HOCA

Derse girerken telefonumu sessize almıştım... Aslında yanıma almam , ama bugün haber beklediğim için önlüğümün cebindeydi...

Bir ara çaldığını hissettim. Teneffüse çıkınca baktım, eşim aramış. Dün İstanbul' a gitmişti. Kızımızın düğün hazırlıkları için... Salon bakılacak. Sevgili damadımızın ailesi de gelecek. Dersim olduğu için ben gidemedim.

Eşimi aradım, "Hep birlikte yemek yiyeceğiz, böylece salonu da test edeceğiz." dedi.

Çok gürültülü bir ortam oluşuyor teneffüslerde, çocuklar cıvıl cıvıl... Güç bela konuşmayı tamamladık. Son derse girdim. Birden ben de orada olmalıyım dedim ve süpriz yapmaya karar verdim.

Yemek yarın akşamdı, bu gece binersem sabah oradayım. Çok sevindim,çok heyecanlandım birden... Yüzleri sırayla geçti önümden. Önce küçük kızım, daha sonra büyüğüm ve eşim... Artık sıralama böyle! Darılmaca yok, küçükten büyüğe. Sonra da damadım ve ailesi...

Ders bitti. Kararlıyım. Yarın zaten dersim yok. Cumartesini de ayarlarsam "Bekle beni İstanbul...

Her şeyi ayarladım , hatta gece beni terminale bırakmayı , ben söylemeden teklif eden dostumuz ,arkadaşımız da hazır.

Büyük bir heyecanla dershaneden çıktım, en yakındaki otobüs firmasına girdim. Saat 24.00 'te var ilk otobüs, bir de sabah erken. Bir başkasına da bakayım diye çıktım. Giderken aradım eşimi , beni o karşılayacak nasılsa , süprizime ortak olmasını söyleyeceğim. Aradım ve yemeğin bu akşam olduğunu öğrendim... Yetişmem olanaksız! Gürültüden yanlış anlamışım...

Vazgeçtim gitmekten. Dersaneyi ve arkadaşımı aradım , her şey iptal...

Mutsuz mutsuz eve geldim. Tek başıma yemeğimi yerken televizyonu açtım...

Meclis televizyonunda Nur Sertel konuşuyor. Konu: 2010 Yılında İstanbul' un Kültür ve Sanat Başkenti" olmasıyla ilgili...

Ohhhh yavaş yavaş keyfim yerine gelmeye başladı. İki kızım da İstanbul'da yaşıyor. Biri çalışıyor ,diğeri okuyor. Kültür veSanat! Özlemiştik ne zamandır, neredeyse unutmaya başlayacaktık ulusça. İçime su serpildi. Kürsüde bir bayan milletvekili, çağdaş Türkiye' nin aydınlık yüzü...

Ne güzel konuşuyor dememe kalmadı; bazı erkek milletvekilleri, konuşturmamak için bağırıp çağırmaya başladılar. Susmadı, dirençle konuşmasına devam etti ve...."Atatürk ....." dedi, mikrofon kapatıldı. Dikkat ediyorum , her zaman kouşmaların tam can alıcı noktasında süre doluyor . Neyse başkan bir dakika daha süreyi uzattı da Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılmasına karşı çıktığını duyabildik vekilimizin..

Hemen arkasından iktidar partisinin bayan milletvekili kürsüde yerini aldı. Yaşasın! Pırıl pırıl.... Oldukça da şık , etek ceket giymiş , içine gömlek... Gömleğin iki üç düğmesi açık. Saçlar fönlü, güzel bir makyaj yapmış...

İşte çağdaş bir Türk kadın milletvekili daha!

Mecliste galiba 48 bayan milletvekili var. Daha da olmalı. Konu: İstanbul, Kültür, Sanat....

Vekilimiz Özlem Türkönü...

Söze büyük bir gurur ve heyecanla başladı. O da ne? Hemen, Nur Sertel'e hitaben:

"Siz kadınlarımızın dini inançları gereği başlarına türban takmalarına katlanamıyorsunuz..."

gibi bir şeyler söylemeye başladı. Biraz önce bağıran çağıran vekillerden büyük alkış aldı. Ve çok büyük bir gururla sözlerine devam etti:

" İstanbul'u dinliyorum, GÖZLERİM KAPALI..." dedi, Orhan Veli' den esinlenerek. Gerçekten de , bakmış mı bilmiyorum ama, bakmışsa da gözlerini açmadan bakmış İstanbul'a...
Anlattıkları şairlerimizin , sanatçılarımızın duygulu bakışlarından alınmış bölümler gibi geldi bana. Geçmişte öyleydi, göz bebeğimiz İstanbul, ama günümüzde pek öyle değil!

Millet vekilimizin konuşmasından bazı sanatçıları okuduğunu anladım.Küçük bir önerim olacak. Kendisi de bilir, Orhan Veli ve arkadaşları Yaprak isimli bir gazete çıkarmışlardı ellili yıllarda.
"Milliyet Sanat" sonradan bunlardan okuyucularına vermişti. Bende de var bazı sayıları. Siz de bulabilirsiniz. Orada "Ayşe Hoca" diye küçük bir öykü var. Lütfen onu okuyun. Ve ülkemizin en ücra köşelerindeki yedi sekiz yaşındaki Ayşeleri , Fatmaları gözünüzün önüne getirin. Böyle devam ederse onlar asla sizin gibi olamayacaklar .

Atatürk hepimizi, özellikle de kadınlarımızı kul olmaktan kurtarıp yurttaşlık düzeyine taşımıştı. Siz çağdaş bir görünümdesiniz. Sevgili Kamer Genç'in sorusu benim de aklımdan geçti ne yalan söyleyeyim. Siz, ben ve diğer başı açık kadınlar dinsiz miyiz?

Bugün sizi coşkuyla alkışlayanlar yarın koşullar tamamlandığında burada ne işin var demeyecekler mi?

Bizim kuşkularımız, korkularımız, endişelerimiz var. "Çarşamba'yı sel aldı, İstanbul'u el aldı " olmasın sakın ha!


Üçüncü bayan vekilimiz de Özlem Hanım gibiydi... Benzer şeyler söyledi...

Kültür Bakanımız için üzüldüm. Yerinde olmayı hiç istemezdim. Mecliste iki "Bakan"dılar. Diğerleri yoktu. Dinleme zahmetine bile katlanmamışlardı. Kendi yapamadıklarını ona mı yaptırıyorlardı ne ? Bana mı öyle geldi bilmiyorum. Neyse bir gün tarih yazacak bugünleri. Yaşarsak göreceğiz...

" İstanbul' u dinliyorum gözlerim açık! Uyanık olmak zorundayız! Yıkmayın , yıktırmayın lütfen......

Yıkmak kolay yapmak zor...

Bize yapacaklarınızı anlatın. Bütün bunları denetime açın. Millet sizin verdiğiniz kumanyalarla yaşamaya çalışıyor. Tabii kumanya verdikleriniz.

Peki ya diğerleri...
Deprem hazırlıkları ne aşamada?
İşsizlık sorununu çözmek için ne önlemler aldınız?
Savaştan beter, insanlarımızı trafikte kaybediyoruz.
Eğitimdeki sorunlar...
Ve uluslar arası ilişkilerimiz...
Komşularımız...
BOP, GOP....

Evet çözüm bekliyoruz.

" Çarşamba'yı sel almasın, sevdiklerimizi el almasım..."

Lütfen söyleyin, çok mu şey istiyoruz?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...