"Gül gül dedi, bülbül güle
Gül, gülmedi gitti...
Bülbül güle, gül bülbüle
Yar olmadı gitti..."
Gül, gülmedi gitti...
Bülbül güle, gül bülbüle
Yar olmadı gitti..."
Bir kadın, bir anne yansıyor bayram ekranlarına...
Yedi yaşındaki çocuğunun cesedini arıyor, selden arta kalanların içinde !..
diye haykırıyor ! Son kez kucaklamak istiyor!
"Benimkini de bulun!"
diye haykırıyor ! Son kez kucaklamak istiyor!
"Bir mezarı olsun, ziyaret etmek için! "
diyor...
Bir başka kadın, elindeki gülün yapraklarını tek tek koparıyor, başından aşağı döküyor!..
Sahnede yaşanmıyor bu, sanatçı değil karşısındaki kişi; ülkenin en yüce makamında oturuyor.
Kadın oraya nasıl gitti, kim izin verdi?
O kadar koruma sınırını aşmak kolay mı? Aynı hakkı çocuğunun cesetine bile ulaşamayan anneye tanırlar mıydı ki?
"Güle sorma, o bilmez aşkı sevdayı
Laleye sor, çiğdeme sor, mor menekşeye sor "
Bir de yavrusunun cesetine ulaşmak için çırpınan o anneye sor...
"Yine hazan mevsimi geldi
Yine yapraklar
Rüzgarların peşi sıra gidecek...
Yine
Deli
Gönlüm
Hicranını
Yalnız
Başına( mı)
ÇEKECEK
Laleye sor, çiğdeme sor, mor menekşeye sor "
Bir de yavrusunun cesetine ulaşmak için çırpınan o anneye sor...
"Yine hazan mevsimi geldi
Yine yapraklar
Rüzgarların peşi sıra gidecek...
Yine
Deli
Gönlüm
Hicranını
Yalnız
Başına( mı)
ÇEKECEK
