Belki de şimdiye değin duymadığınız bir sözcüktür "Şlam". Oysa buralarda çok bilinen bir şeyin adıdır.
Kömür; maden ocaklarından çıkarıldıktan sonra kömür yıkama tesislerinde (lavuar) yıkanır, ondan sonra kullanıma sunulur. Şlam işte yıkama sonucu suyla akıp giden kömür tozudur, çamurlaşır akar, simsiyah birikintiler oluşturur. Yağlı karadır. Ama yüz karası gibi değildir; yıkayınca çıkar.
Ve kadın erkek çoluk çocuk ekmek parası için bunları süzer, torbalara doldurur. Yakar mı satar mı bilmem, ama yaşama tutunmaya çalışır. Çalmaz çırpmaz, çalışır çabalar; bilir ekmek aslanın ağzındadır. Ölmez madenciler gibi hiç olmazsa, gökyüzünü görür yorgunluktan soluklanırken...
Vee akşam da oturur "Muhteşem Yüzyıl"ı izler.
Birisi buna kızar: "Kaldırın diziyi yoksa!.." Niye kızdığını anlayamaz muhteşem insanlar.
"En az üç çocuk!" dediğinde sözüne uymuşlar, iki de fazlasıyla beş çocuk yapmışlardı.
"Kürtaj olmayacaksınız, sezeryan mezaryan yok, ona göre!" Peki demişlerdi.
Şimdi çocukları doyurmak için çırpınıp durmaktadırlar. İyi kötü okul formalarını da almışlar. Büyüyen çocuğun forması kardeşine uymuş, kimse de farkına varmamış yoksulluklarının.
Şu serbest kıyafet de neyin nesi diyemeden kara kara düşünmeye başlamışlar.Haftada beş gün okula gidecekler. Her gün aynı kıyafet olmaz artık. Beş günde beş çocuk için bir kıyafet yirmi beş kıyafet eder. Hadi iki günde bir kıyafet değiştirsinler desek on kıyafet gel de çık işin içinden...
Bu çocuklar büyüyecek.Çoğu iş bulamayacak. Belki bazıları öğretmen olacak. Atanamayacak..."Öğretmenler Günü"nde parkta sabahlayacaklar da sesini duyan olmayacak.
Amaaan, bana ne ya!
Gitsin imam olsunlar, me olsunlar, yandaş olsunlar, candaş olsunlar,Çamlıca'ya yapılacak eeeennn büyyyyük caminin inşaatında çalışsınlar, askere gitsinler...
Asker diyince de Ortadoğu kaynıyormuş, işler Arapsaçına dönmüş, petroitler gelip ülkemize kurulmuş, yurtta savaş, dünyada savaş havası oluşmuş, kim kimle kimi çekiştiriyormuş, iyice karışmış. PKK'lı Şemdin Sakık tanık, Genel Kurmay Eski Başkanı ve komutanlar sanık yapılmış. Gazeteciler, yazarlar tutuklandıkları hücrelerde uslu durmayıp kitap üstüne kitap yazıyorlarmış.Mahkemeler ne yapacaklarını şaşırmış!
Herkes her derdini bırakmış bekliyor. "Muhteşem Yüzyıl" dizisinin sonu ne olacak? Diğer sanatçılara, televizyonculara, gazetecilere ne olduysa aynısı olacak.Ayar verilecek ki kimse yirmi birinci yüzyılın bu muhteşem insanları ne yer, ne içer, nasıl yaşar diye sormasın, soruşturmasın, uyandırmasın. Bilirler ki onlar uyursa kendileri büyüyecek...
Okul değil, cami yapılacak! Hem de ennnnn büyüğünden... Okullar tıkış tıkışmış, camilerde saf tutanlar üç sırayı geçmiyormuş kimin umurunda?
Her güzel şey gibi Yesari Asım Aksoy'un hicaz bestesi de mazide kalacak anlaşılan.
"Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde/ Bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde..."
TEK TİP Mİ?
Daha önce de yazmıştım bu konuda.
Tarih:15 Nisan 2010
Çamlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çamlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Kasım 2012 Çarşamba
27 Ocak 2009 Salı
24 OCAK 2009
24 Ocak'ta ilk kez Uğur Mumcu'yla ilgili bir programa katılmadım. Kaç yıl geçti aradan? Susturamayacaksınız diye diye suskun topluma dönüşüverdik. Unuttuk mu? Hayır, bu mümkün mü? Hatta bugün her zamankinden daha çok gereksinim duyuyoruz ona...
O, olsaydı çözerdi, araştırırdı, bulurdu... Bulmuştu da pek çok şeyi... Onun için öldürülmedi mi? Aydınlıktan korkanlar bulanık sularda akıllarınca balık avladıklarını sanıyorlar. Bağıra bağıra çözüyoruz, derken aslında yaptıkları çözümsüzlük üretmek midir nedir? Çünkü nasıl bir çalışmaysa öyle çözdükçe dolanıyor! Sonunda ayaklarına dolanacak da soluğu ABD'de alacaklar gibi geliyor bana. Hem de daha önceki denemeyi yapan gibi kimlik bilgilerini de yok ederek. Kimliksiz, kişiliksiz yaşamak bazılarına çok yakışıyor!..
Neyse "Katiller bulunsun, hesap sorulsun!" diyerek sevgili Uğur Mumcu'yu bu yıl da böyle anarak noktalayayım bu konuyu...
***
Cumartesi günü saat 15'te evden çıkabildik. Kahvaltı, bebişin banyosu, şu bu derken zaman su gibi akıyor. Ne zaman sabah ne zaman akşam anlayamadan günler geçiyor. Neredeyse bir aylık oluverecek Yağmur kızımız. Dünyanın tadı, tuzu ,her şeyi... Önce o, diğer her şey sonraya kalıyor. Anlatılmaz mutluluk kaynağı...
Cumartesi günü küçük kızımız anne-babasına güzel bir İstanbul yaşattı. Küçük aileyi baş başa bırakıp evden çıktık. Önce bizi Küçük Çamlıca'ya götürdü. Gitmeyenler için önerebilirim. Özellikle çocuklu ailelere...
Hava kış olmasına rağmen çok güzeldi. Yemyeşil her taraf, çiçekler içinde... Karşıda adalar, deniz gözlerinize bayram yaptırıyor. Tertemiz bir hava...
Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası romanınındaki Bihruz Bey geldi aklıma nedense. O, Çamlıca'ya gezmek, görmek için değil de görünmek için gidiyormuş; arabasıyla hava atıyormuş bir mirasyedi olarak... Biz sadece görmek için gittik. Ama küçük kızımın arabasıyla, onun şoförlüğünde gezmek bana en az Bihruz Bey kadar büyük keyif verdi! Bunu da itiraf etmeliyim değil mi?
Sonra karşıya geçtik FSM köprüsünden, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneğine (BÜMED) götürdü bizi küçük kızımız... Güzel bir akşam yemeği yedik birlikte. "Gündoğarken" çıkacaktı geç saatte , fakat zamanımız azdı, aklımız bebişteydi, bekleyemedik.
Ve kocaman bir İstanbul turu attırdı bize... Güzel bir mola oldu bu... Boğaziçi köprüsünden geçerek evimize döndük...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......


