gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2013 Cuma

TAKSİM ANA DOLU...

BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU
BU SAPSARI SITMA, BU MASMAVİ GURUR
NE TOSUNLAR DOĞURURMUŞ NE TOSUNLAR
BAK DAHA NELER DOĞURUR...


(Bedri Rahmi Eyüboğlu )

4 Haziran 2013 Salı

BU DİRENİŞİN LİDERİ KİM?

Bu direnişin Lideri Kim? 
Bunu bulmaya çalışıyor iktidar. Adını bir koyabilse rahatlayacaklar. CHP'ye attılar suçu, kimse yemedi. Sonra "birkaç çapulcu" dediler ama onları yöneten kimdi? 
Bu yazı iktidara ve rte'ye yardımcı olmak için hazırlandı. 
İhanet ediyorum ve direnişin liderini açıklıyorum: 
Kardeşlerimden özür dilerim. 
BDP başkanı Selahattin Demirtaş dedi ki "Bizim tabanımız ne yaptığını bilir, ırkçılarla, ulusalcılarla beraber eylem yapmaz." 
Desteğe herkesten önce BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder geldi. Kepçenin önünde durdu, yerlerde sürüklendi. 
Bu direnişin lideri odur. 
Bahçeli "polisi suçlamayın" falan filan diye geveledi. 
Bu esnada Gezi parkında direnen ülkücüler namaz kılarken direnişin geri kalanı onları polisten koroyordu. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Kılıçdaroğlu cumartesi günü yapacağı parti mitingini iptal etti; milletvekilleriyle birlikte bayraksız, rozetsiz Gezi parkı direnişine katıldılar. "Biz bu eyleme parti olarak değil, birey olarak katılıyoruz, bu örgütsüz bir eylemdir." dedi.
Bu direnişin lideridirler. 
Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'nde bir er gördük. Polis mezaliminden yürüyecek hali kalmayan direnişçilere gaz maskesi dağıtıyordu. Ve aynı erler polisin, tomanın dönmesi için açılmasını istedikleri hastane kapısını açmıyorlardı. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Ve direnişin askeridir. 
Mersin'de, İzmir'de, Ankara'da, Ordu'da, Londra'da, Berlin'de, Teksas'ta... hemen her şehirde, her sokakta, her sıçan deliğinde: 
"Her yer taksim, her yer direniş" diyenleri gördük. 
Direnişin baş müsebbibidirler. 
İnsanları boğulmaya terk eden rixos'u, güllüoğlu'nu, burger king'i, starbuck'ı, alkım kitabevi'ni gördük, ama onlar bizi bir daha dükkanlarının içinde göremeyecekler. Ve mado'yu gördük, bizlere su bile vermeyen, ama polise çay servisi yapan mado'yu... 
Sabah'ı, CNN Türk'ü, NTV'yi, Haber Türk'ü gördük; "Nasıl haber kanalı olunmaz"ın kitabını yazdılar. 
Ve Halk TV'yi gördük, imkansızlıklar içinde "haber vermeye" çalıştılar. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Okan Bayülgen'i, Mehmet Ali Alabora'yı,Şafak Sezer'i, Erdal Beşikçioğlu'nu, Halit Ergenç'i ve daha nicelerini yanımızda gördük. Bir daha bu sistemden iş alabilir miyiz diye düşünmediler. Gaz maskelerini taktılar ve maske, onların gerçek kimliğini saklamak şöyle dursun, iyice ortaya çıkardı; ünlü değil, halk oldular. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Provokatörleri gördük; "direnişçiler başörtülü katılımcılara saldırıp dövüyorlar" diyorlardı.
 İlk cevap devrimci müslümanlardan geldi: "Polis dışında kimse kimseye saldırmıyor, biz kardeşlerimizle, kardeşçe direniyoruz." 
Bu direnişin lideri onlardır.
Yemekler yapıp yataklar hazırlayarak, direnişçilere evlerini açan anneler, anneanneler, babaanneler gördük. Giriş katındaki camlarının pervazından çiçekleri kaldırdılar; yerlerine sirke, süt, limon ve su koydular. 
Direnişin lideri oldular. 
İki gün önce birbirinin boğazına sarılan taraftar gruplarını gördük. 
Çarşı grubunun Beşiktaş'ta polis işkencesi çektiğini duyan Fenerbahçe ve Galatasaray taraftar grupları Beşiktaş'a girdi. Hep bir ağızdan " Beşiktaş sen bizim her şeyimizsin!" diye bağırıyorlardı. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Osmanbey'de bir halk otobüsü şöförü gördük, velinimetini, cehennem gibi olan caddenin ortasına yan park ederek polis tomalarının girmesini önledi. Adı mı? Adını bilmiyoruz. 
Ama bu direnişin lideri odur. 
Her sokaktan, her mahalleden, her şehirden yüz binleri gördük. Ellerinde tavalar, kepçeler,düdükler; daha güzel bir Türkiye'ye inananların "Gayrık yeter!" deyişini gördük. Bir insan, ömründe bundan daha güzel çok az şey görebilir. 
Bu direnişin tek lideri onlardır. 
Bağdat caddesinde, yetmişlerinde ve elindeki destekle zar zor yürüyen bir kadın gördük. Etrafındakilere "Taksim'e kadar yürüyeceğiz değil mi?" diye soruyordu. Provakatör, marjinal grup, çapulcu odur. 
Bu direnişin lideri odur. 
Ve Ataşehir'de küçük bir market gördük. İçeri genç bir kız girdi. Taksim'i temizleyen direnişçiler için çöp torbası alıyordu. Çantasının ucundan Türk Bayrağı göründü. Market'in sahibi sordu: 
"Taksim'e mi?"
"Evet"
"Araban var mı?"
 "Var"
 "Bekle biraz" dedi.
 Faraş,kova, eldiven,çöp poşetleri,içecekler bir güzel paketlendi. 
"Bunları da götürür müsün çocuklara? Çünkü ben gidemiyorum..." dedi.
Adını bilmiyoruz; ama bu direnişin lideri odur. 
Türkiye'nin tüm meydanlarındaki bu direniş, Ataşehir'deki o market sahibinin iradesi sayesinde, tüm zulme ve faşizme karşı ayakta dimdik durmaktadır! 
Eğer tepemizdeki diktatör, bu direnişe hemen bir son vermek istiyorsa önce direnişin liderini yok etmelidir. 
Polise tavsiyem müdahaleye önce Ataşehir'deki o marketten başlaması. Ve sonra geri kalan milyonlarca lideri tek tek yakalayabilirler... 
Avukat Cüneyt Erkmen Özbayır

21 Mayıs 2013 Salı

ABD'DE KIZIMIN MEZUNİYET TÖRENİ ve ÜÇ AYLIK MAAŞA UÇAK BİLETİ

Washington Üniversitesi'den MBA derecesini alırken...Fotoğrafı internetten canlı yayını izlerken çektik...

 Daha önce yazmıştım, kızımın Washington Üniversitesin'deki mezuniyet törenine gidebilmek için ABD vizemizi yenilemiştik. Ancak gidemedik. Emekli öğretmen olarak aldığım üç aylık maaşım uçak biletimizi almaya bile yetmiyordu çünkü. Düşünebiliyor musunuz, üç aylık maaş sadece uçak biletine denk gelmiyor. Milli gelirden payımıza düşen işte bu kadar...

Ancak üniversite, mezuniyet törenini canlı canlı yayınladı da evden her anını izleyebildik. Video olarak da üniversitenin sitesine koymuşlar, ara ara bakıyorum. 
Kızımı kutluyorum, her anne-baba gibi çocuklarımızla gurur duyuyoruz. Anaokulundan Boğaziçi Üniversite mezuniyet törenine kadar tüm başarılarında yanındaydık. Bu kez de tüm yüreğimiz, uzakta da olsak, onun için, onunla birlikte çarptı... 

Bu arada Başbakan Erdoğan'ın ABD gezisindeki resmi toplantısının ardından ATA uçağımızla San Francisko'da kızı Esra Albayrak'ın Berkeley Üniversitesindeki mezuniyet törenine gittiğini basından öğrendim. Kutluyorum ikisini de... Esra Albayrak diplomasını çocuklarıyla birlikte almış. Ne güzel...
 Başbakan ABD ziyaretine giderken gazeteciler; F.Gülen'le görüşme olacak mı, sorusunu yönettiklerinde:
  "Resmi programımızda yok, ama gökten ne yağar ki yer kabul etmez?" diye yanıtlamıştı. Kendi gitmedi, "vekaleten!" Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı gönderdi. Başımıza neler yağacağını da zaman içinde göreceğiz. 

Sahi cümbür cemaat kaçıncı ABD gezisi oldu bu? Bunun maliyetini ödediğimiz için mi üç aylık emekli maaşımız uçak bileti bedeli kadar? Sormadan edemiyor insan. Hani onur duyacağımız gelişmeler olsa feda olsun diyeceğiz, ama her seferinde kıpkırmızı oluyoruz milletçe... 

Bu arada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ.M. Gökçek ABD'de yapılan Türk yürüyüşüne birilerini göndermiş galiba. Bugün CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan'ın soru önergesinden öğrendim. 

Soru önergesi şöyle:
"Kaç kişi, hangi amaçla ABD'ye gönderilmiştir? Katılım için hangi kriterler aranmıştır? Toplam ne kadar masraf yapılmış, hangi bütçeden karşılanmıştır?  Vize alamadıkları için gidemeyen kaç kişi vardır ve bu şahıslar için uçak bileti ile otel gideri ödenmiş midir?  Ödenmiş ise miktarı nedir? Gezinin toplam gideri ne kadardır?" 

Kişi Başına Düşen Milli Gelirimiz artıyormuş! Ekonomimiz harikaymış!Sizi bilmem ama bizim buralarda herkes dünden çok daha kötü koşullarda yaşamak durumundadır. Ve bunun nedeni de har vurup harman savuran birileridir. Tatlı tatlı yemenin acı acı hesap sorulacağı günlerin gelmesi dileğiyle... 

Veee Ahmet Necdet Sezer'i saygıyla anımsıyorum...  

  



10 Temmuz 2012 Salı

EDİRNE-KAVALA-DEDEAĞAÇ-İSKEÇE-GÜMÜLCÜNE GEZİSİ'NDEN KALANLAR




Artık gelenekselleşen Samsun Eğitim Enstitüsü'nden arkadaşlarımızla buluşmamızın bu yılki adresi Edirne ve sonrasında Yunanistan gezisiydi. Her yıl haziranın son haftasında yaptığımız buluşmayı, bu yıl Edirne'de oluşumuz nedeniyle 8 Haziran'da başlattık. Çünkü Kırkpınar Güreşlerinin yapıldığı haftaya denk gelmesini istemedik.  O günlerde Edirne'de her yer dopdolu oluyormuş, yer bulmak da oldukça zor... Güreşlerin yapıldığı alanı boşken gezdik, iyi oldu bence. Yağlı güreşler hep itici gelmiştir bana... 

Yunanistan'ın dört kentini gezdik. Kavala, Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç...  Yunanlı çocuklara Türkçe dersi veren Gümülcineli öğretmen Orhan İsmail'in rehberliğinde gezdik bu dört kenti. Kavala bizim Alanya'ya benziyordu.Sahil kenti, manzarası güzel. Benim en çok ilgimi çeken otobanda gelirken yol boyunda ara ara gördüğümüz küçük maket kiliseler. Bunlar trafik kazası olan noktalara konuyormuş. Ölenleri anmak amacıyla yapılıyormuş. İçinde mum yakıyorlarmış, yoksullara yardım amaçlı içine bir şeyler bırakıyorlarmış... 
Dedeağaç da sahil kentlerinden biri... Barlar, kafeler, restorantlar diğerlerinde olduğu gibi burada da oldukça fazla... Şehirler güzeldi, ama bizim ülkemiz çok daha güzel, bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

 Biliyordum, ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu; şu ünlü "siesta" larından söz ediyorum Yunanlıların... Saat 14.30 olduğunda herkes uyumaya çekiliyor, sokaklarda ne araba ne de insan görebilene aşk olsun! Diyorum ki Yunanistan'la savaşmak isteyenler için en uygun zaman siesta zamanı, öğleden akşama kadar olan süre. Geceyi sakın düşünmeyin, gece geç saatlere kadar barlar, kafeler eğlenen Yunanlı gençlerle tıklım tıklım dolu...  Onlar mı krizde biz mi anlayamadım!
Gümilcine ve İskeçe'deki Türkler uyumuyor, ama onlar da kahvelerde oturuyor.  Rehberimizin anlattığına göre Türk köylüler tarlalarda çalışıyor, diğerleri Avrupa Birliği'nin verdiği paralarla yaşıyor.AB bizimkilere bir veriyorsa, Yunanlılara on katı yardım yapıyormuş rehberimizin dediğine göre...      
Yunanistan gezisi, satıcıların uyuşukluğu ve siesta zamanına denk gelmesi nedeniyle alışveriş yönünden çok kısır geçti. Hatta arkadaşımız bir gömleği almak için denerken satıcı ışıkları kapatmış ve "Saat 14.30 oldu, kapatıyoruz",diyerek gömlek satışını bile yapmamış. Sadece Kavala kurabiyesi aldık, bu güzeldi. Bir de dönüşte gümrükten aldıklarımız.Ben eşim için uzo ve Tekirdağ rakısı aldım hediye olarak... İnsanın, krizde olmayı hak ediyorlar diyesi geliyor Yunanlılar için. Balık lokantasında yediğimiz kalamarlar, ahtapot ve balıklar lezzetliydi, ancak burada da garsonların uyuşukluğu dikkat çekiciydi... Haa bir de bize göre çok ucuzdu her şey. Aynı yemeği Türkiye'de yesek kim bilir kaç lira vermemiz gerekecekti?

Gümülcine ve İskeçe'de bizi gören Türklerin sevinci ve hemen "Hoşgeldiniz" diyerek söze başlamaları sevindiriciydi. Çay bulamasak da kahve molası verdik yorgunluk atmak için. 
Yunanistan'da fazla fotoğraf çekemedim, şarjı bitti makinamın. İskeçe'nin Saat Kulesi, Kavala'nın kalesi, Kavalalı Mehmet Ali Paşanın müze olan evi (gerçi kapalıydı, içini gezemedik), heykeli, Osmanlı zamanından kalan ve olduğu gibi korunan yapılar önemliydi.

 VEEEE EDİRNE...

Meriç ve Tunca nehirleri kıyısında çay içeceğiniz, yemek yiyebileceğiniz çok güzel yerler var. Yalnız yanınızda mutlaka sivrisinek ilacınız olmalı. Emine sağolsun, sayesinde az hasarla atlattık.Sivrisinekler, ıhlamur ağaçlarının kokusu eşliğindeki yemek keyfimizi bozamadı...

Beni en çok Edirne'de gördüklerim etkiledi...Şu vasiyete bakar mısınız? Şükrü Paşa Edirne savunmasından önce yazmış. Lütfen fotoğrafın üzerine tıklayınız, eminim bana hak vereceksiniz...
Sevgili Zekiye kendi elleriyle yetiştirdiği eriklere, bu yıl gördüğünüz bademleri de ekleyerek getirmiş, harikaydı...


Edirne şehitliğine gidip de şehitlik çeşmesinden tatmamak olmazdı değil mi?


Edirne'yi yiğitçe savunan Şükrü Paşa anıtındayız, oldukça etkilendik...
Savaş çığırtkanlarının öncelikle Şükrü Paş Anıtı ve Balkan Müzesi'ni mutlaka gezmelerini öneriyorum. Şehitler anısına açılan anıt ve müze, savunma menzillerinden biri ve kentin en yüksek yeri olan Kıyık Tabya'da yer alıyor.

Konu mankenleri,savaşın vahşetini sergileyen fotoğrafları, açıklayıcı tabelaları ve ses düzeniyle ustalıkla düzenlenmiş, oldukça bilgilendirici, düşündürücü görülesi bir müze gerçekten...



Savaşan askerlerin yemek listesini lütfen dikkatli inceleyiniz. Vatanı hangi koşullarda savunduklarına tanık olacaksınız...

Alınan Dersler! Keşke ders alabilsek... 


Macuncuyu görünce Cahit Sıtkı'nın Çocukluk şiiri geldi aklıma. Şairin dediği gibi: "Affan dedeye para saydım/Sattı bana çocukluğumu/Artık ne yaşım var ne adım /Bilmiyorum kim olduğumu/ Hiçbir şey sorulmasın benden/ Haberim yok olup bitenden..."

Ünlü Osmanlı Macunundan  tattık, çocukluğumuzun okul önlerindeki macun, horoz şekeri satıcılarının önünde duyduğumuz mutluluğu yeniden yaşadık...

Edirne'ye gelip de camilerimizi gezmeden olmaz. Camiler,köprüler,medreseler gibi tarihi yapılarıyla açık hava müzesi özelliğini taşıyor Edirne. Şehre ilk girerken  Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Selimiye,.muhteşem minareleriyle sizi karşılıyor. Mimar Sinan'ın seksen yaşında yaptığı bu cami 16. yy'dan günümüze ulaşmanın görkemiyle gözlerimizi kamaştırıyor. Bir de iki adımda bir tane yapılan bugünkü camiler gelip geçiyor gözlerimizin önünden, utanıyoruz geçen yüzyıllardan!

Caminin dört köşesinde dört minaresi var. Anlatılanlara göre cümle kapısının iki yanındaki minarelerin her şerefesine üç ayrı merdivenden çıkıldığından, aynı anda üç kişinin birbirini görmeden üç ayrı şerefeye ulaşılabilirmiş.

 Derler ki Selimiye camisinin yapısı; Eski caminin yazısı, Üçşerefeli'nin kapısı ünlüdür... Gezdik, gördük, inceledik ve hak verdik övgülerin hepsine...




Selimiye Camisi, mimarisiyle olduğu kadar, içindeki mimari ve süsleme sanatıyla da hayranlık uyandırıyor.Çini, ahşap, sedef süslemeler; altın varaklı kalem işleri göz alıcı gerçekten. Anlatmakla olmuyor görmek gerekiyor bence...Yaşamı boyunca 81 cami, 51 köprü, 35 hamam, 33 saray, 18 kervansaray, pek çok su kemeri, hastane ve imaret yapmış. Edirne de ise Selimiye Camisi başta olmak üzere, Sokullu Külliyesi, Tahtakale ve Sokullu Hamamları, Rüstem Paşa Kervansarayı, Taşhan, Ali Paşa Çarşısı, Yalnızgöz ve Kanuni Köprüleri Sinanın imzasını taşıyan eserlerinden birkaçıdır.  Anlayacağınız Mimar Sinan Edirne'ye damgasını vurmuş, her yerde onun izlerini görüyorsunuz.
Edirne ve ciğer tavası ayrılmaz ikili; ancak yanında bir de ...

Şu gördüğünüz kızartılmış acı kuru biberlerden olmak zorunda. Giderseniz tatmadan gelmeyin derim...

Bu tabak babam için, onu düşünerek yedim. Keşke yanımda olsaydı, çok sever de...
Herkes çok ciddi, ciğerler mideye gönderiliyor...


 Edirne geleneksel el sanatları yönünden de çok zengin. Gördükleriniz sizi yanıltmasın, bunlar meyve değil; meyve şeklinde yapılmış sabun(misk sabunu)... Elde meyve şekli verilen sabunlar boyanarak gerçeği aratmayacak şekilde yapılmış, mis gibi kokuyor... Hediye olarak hepimiz aldık. Ayrıca aynalı süpürge ve ünlü Edirne bebeklerinden de bolca aldım, şimdi Ela Yağmur'un en sevdiği oyuncakları arasında yer buldular. Badem ezmesi, lokum aldığımız hediyeler arasındaydı. Ali Paşa Kapalı Çarşısı,Selimiye Arestası, Taşhan ve Saraçlar Caddesinde bütün bunlardan istediğiniz kadar bulabilirsiniz. Haa bir de Edirne'de yediğimiz peynirlerin tadını da çok beğendim, söylemeden geçmeyeyim...   
Görülmeye değer, yok yok mutlaka görülmesi gereken bir yer de II Beyazıt Külliyesi...
Tunca nehri kenarında oldukça geniş bir alanda yer alan külliye bünyesinde cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak, erzak depoları gibi yapılar var.
Güzel bir çalışma da Sunum Odası'ndaydı bence. Müzik eşliğinde yapılan sunumdan hem çok etkilendik, hem de bilgilendik bu sayede...

Önceleri her türlü hastanın kabul edildiği, ancak sonraki yıllarda sadece ruh ve sinir hastalarının "müzik, su sesi ve güzel kokularla" tedavi edildiği Darüşşifa ve Tıp Medresesinde ruhumuzun dinlendiğini hissettik.

Günümüzde Sağlık Müzesi olarak hizmet veren yapının en özellikli yanı,konu mankenleri ve ses düzeni ile ele alınan konunun gerçek mekanında verilmesidir.
Müzedeki müzisyenler gerçekmiş izlenimi yaratıyor...

Sağlık Müzesi, 2004 yılında Avrupa Konseyi Yılın Müzesi ödülünü almış.

Zaman kısa görülecek yerler çok olunca yorulduk.  IV Mehmet'in Av Köşkü'ndeki  kır kahvesinde yorgunluğumuzdan eser kalmadı.

Semaverde demlenen çaylar; yanında
leblebi, badem ve fotğraflara girememiş badem ezmeleri, cevizli, incirli lokumlar ve erikler...
 En güzeli de bütün bunların 38 yıl öncesinden başlayan arkadaşlıkların yıllar sonra dostlukla taçlandırılmış buluşmasına eşlik etmesi...


Meriç nehri, Tunca nehri; köprüler... Nehirlerin taşma öyküleri...
Alabildiğine uzanan verimli topraklar Edirne'nin güzelliğine güzellik katıyor.
Önce fotoğraf çektirdik...

Sonra Ciğer Festivaline katıldık...

Oynadık...

Veeee nereye mi gittik? Gidenler vardır, ama ben ilk kez bir meyhaneye gittim...

Bütün meyhaneler böyleyse harikaymış derim ben...
"Meyhane mukassi görünür taşradan amma; bir başka ferah, bir başka letafet var içinde" diyen Nedim'e de selam olsun buradan...Keman eşliğinde müzisyenlerin başımızda söylediği "Eski Dostlara" eşlik ettik, arkasından bizler için kendiliklerinden armağan diyerek okudukları "İkinci Bahar Yaşıyor Gönlüm..." şarkısıyla bugünkü yaşımıza geri döndük, geçen yıllarımızı düşündük, müzik aletlerine para sıkıştırdık ve çok eğlendik...

O kadar çok yedik ki gelen köftelere yer kalmadı; Nafize'nin ' bu da nerden çıktı bakışı' durumu özetliyor sanırım...

Meriç kıyısında sabah kahvaltısı yapıldı...
Fotoğraflar çekildi...

Lozan Anıtı... Osmanlı-Rus savaşı sonunda işgaller yaşayan Edirne, 1912-1913 Balkan Savaşı'nda Bulgar, 1920 yılında ise Yunan işgaliyle yıkıma uğrar. Kuşatmalar ve savaşlarla geçen süreçler, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla sonlanır ve Edirne, Türkiye'nin batı sınırı ve Avrupa'ya açılan kapısı olarak bugünkü konumuna ulaşır.

Karaağaç semtinde Trakya Üniversitesi Rektörlük Binasının bahçesinde yer alan  Lozan Anıtı, Lozan Antlaşmasıyla elde edilen diplomatik zaferi ve dünya barışını simgelemektedir.

Anıtın yanındaki müzede bu tarihi antlaşmanın anlam ve önemini yansıtan belge, fotoğraf ve kitaplar, İsmet İnönü'ye ait belgeler bulunmaktadır.1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması, Atatürk önderliğinde milli mücadeleye başlayan Türk ulusunun bağımsızlık zaferinin siyasi ve hukuki olarak tescil etmiştir. Bu arada rektörlük binasının eski tren garı olduğunu eklemeden geçmeyeyim. Karaağaç semti ise bugün gezilecek, görülecek ve eğlenilecek çok güzel bir mekandır haberiniz olsun... 


Veeee
Dönüş yolundayız...
Sağlık olursa seneye Aydın'da buluşmak üzere vedalaştık arkadaşlarımızla.
Bu arada bize bu güzellikleri yaşatan Edirne'deki arkadaşımız Sevgili Emine'ye ve kardeşinin eşi sevgili Oya hanıma çok çok teşekkür ederim. Ellerinden gelenin fazlasını yaptılar. Bizi Edirne'de ve Yunanistan'da gezdiren şöförümüz Alp beye ve Yunanistan gezimizde rehberlik yapan Gümülcüneli öğretmen Orhan İsmail'e teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim.  

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...