Yaşlı bir Anadolu köylüsü tek başına yaşamak zorundaymış. Tarlasını eskisi gibi süremeyeceği için üzgünmüş. Susuz geçen bir yılın ardından toprak taş gibiymiş. Büyük özveriyle okutup üniversite hocası yaptığı tek oğlu da Ergenekon'un bilmem kaçıncı dalgasında tutuklandığı için çok mutsuzmuş. Üstelik bir ay önce, oğlunun tutuklanmasına çok üzülen eşini de kaybetmiş.Sonunda dayanamayıp suçunun ne olduğu bile söylenmeden uzun süredir tutuklu olan oğluna bir mektup yazmış.
Sevgili Oğlum Mustafa,
Annen vefat ettikten sonra yaşamımın anlamı kalmadı. Üzgünüm, çok özlüyorum ikinizi de... Ayrıca çok güçsüzüm, bu yıl felaket yılı oldu. Toprak çok sert, ekip biçmem olanaksız, sen de yoksun...
Sakın dertenme oğlum, biliyorum ki elinde olsa eskisi gibi gelip bana yardım ederdin. Yaşlılık işte gereksiz konuşuyorum, sen aldırma olur mu?
Sen kendine iyi bak, cesur ol, isminin nereden geldiğini de sakın unutma...
Sevgilerimle, baban.
Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup almış yaşlı baba:
Sevgili Babacığım,
Sakın tarlayı kazma, bütün cesetleri oraya gömdük!
Sevgiler, oğlun.
Ertesi gün sabaha karşı yaşlı adam polisler tarafından yatağından kaldırılıp tarlaya götürülür. Akşama kadar tarlanın her köşesi tekrar tekrar kazılır, ceset aranır, bulunamaz. Polisler yaşlı çiftçiden özür dileyip giderler...
Ertesi gün oğlundan bir mektup gelir yaşlı babaya.
Sevgili Babacığım,
Şimdi tarlayı istediğin gibi ekebilirsin. Yanında olup sana yardım etmeyi çok isterdim, ama bugünkü ortamda elimden ancak bu kadarı gelebildi. Kusuruma bakma.
Sevgi ve saygılarımla...
Oğlun Mustafa.
