erik ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erik ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2010 Pazar

KİBAR FEYZO, KEÇİLER, GÜNEŞ,ERİK


Bugün televizyonda Kibar Feyzo'yu izledim. İzlediniz mi bilmiyorum, ben izlemiştim, bir kez daha izledim ve çok beğendim. Özellikle ağaya direniş sahneleri, sendika, gerev, duruşma sahneleri çok etkileyiciydi. Şener Şen, Kemal Sunal, Adile Naşit, Müjde Ar, Erdal Özyağcılar, İlyas Salman harikalar yaratmışlar. Basitçe, herkesin kolayca anlayacağı şekilde verilmiş birlikte mücadele etmenin gereği.

Tekel işçilerinin direnişini düşündüm izlerken, tüm yüreğimle başarılı olmalarını diledim. El oğlu duyuyor da bizim sağır sultanlar duymaz görünüp tehditle sindirmek istiyor bu haklı mücadeleyi. Demokrasi derken neyi anlıyor bunlar? Sendikal mücadele demokratik hak değil mi? Yoksa sadece kendilerine mi demokrat bu kişiler?




Keçi yavrularından biri kendini kurtardı gibi. Diğeri çok güçsüz. Annelerini ememiyorlar. Sanırım memelerde bir sorun var. Çok sertleşmiş, süt gelmiyor. Onun için yavrulara biberonla süt veriyoruz. Ben de biberonla besledim, hem de okşaya okşaya... İçimin mutlulukla dolduğunu hissettim.





Dün çok yağmur yağdı, hem de gürleye gürleye; bugün pırıl pırıl güneşli bir bahar havası vardı. Ela Yağmur'un kaysı ağacı tomurcuklanmış. Erkenci erik ağaçları gelin gibi süslenmiş,tüm çiçeklerini açmış, bahar kokusu yayılmış her yana. Yaşam yenileniyor dostlar, her şey yenileniyor. Toprak güzelliklere gebe... Doğurdu doğuracak. Güzel günler göreceğiz, her şey çok güzel olacak! Dilerim, dilerim olur, olmalı değil mi? Tohumlar çatladı, umutlar yeşerecek...

Yorumlarınız için çok çok teşekkür ederim. Ayrı ayrı yanıtlayamıyorum. Misafirlikte acele yazıyorum. Kusura bakmayın. Sevgi ve selamlarımı gönderiyorum sevgili dostlarım.

14 Şubat 2009 Cumartesi

AŞK GİBİ

http://img523.imageshack.us/img523/6160/kirazdl3.jpg




Dündükten sonra bugün ilk kez evden çıktım. Birkaç adım atmıştım ki aaaa! bu da ne? Bahçemizdeki erik ağaçları yine zamanı şaşırmış, erkenden çiçek açmış. Ne kadar da masum, bir o kadar da güzel... Hem sevindim hem de içten içe endişelendim. Henüz şubat ortasına bile gelmedik sabırsız ağaçlar...

Yağmur çiseleyerek yağıyordu, şemsiyem yanımda olmasına karşın açmadan yürümeye başladım. Severim yağmurda ıslanmayı. Saçım bozulur diye bir endişem de yoktu. Kuaföre gidiyordum nasılsa...

Sokağın başına gelmeden baktım bahar dalları yanakları pembeleşmiş utangaç çocuklar gibi bana gülümseyerek kucak açmamış mı? Ohhh ne güzel bir gün bu! İyi ki evden çıkmışım. İçim açıldı, yenilendim. İçimden : " Yine yeşillendi fındık dalları" ezgileri geçti bir ara.

Yürümeye karar verdim. Bence yetişme telaşı yoksa yürümeliyiz. Yürümeliyiz, çünkü yürürken yaşamı daha çok kucaklıyoruz. Yaşadığımızın farkına varıyoruz. İnsanlarla karşılaşıyoruz. Selam verip selam alıyoruz. Arabada böyle bir şansımız olmuyor pek. Çok çok bizi sollayan, trafik kurallarını hiçe sayan şoför koltuğuna oturmuş kişilere kızgın kızgın bakıp öfkeyle söyleniyoruz.

Belediye otobüsleri biraz daha insanlarla iç içe, ama orada da insan sıcaklığını yakalamamız çok güç...

Hiç unutmam, belediye otobüsünün içindeydim. Otobüs tıklım tıklım doluydu ve Boğaziçi köprüsünden geçiyorduk. Benim gözlerim faltaşı gibi açılmış, boğazın hiçbir güzelliğini kaçırmamak, o güzel manzarayı tüm benliğimle hissederek gözlerimle içmek için büyük bir çabanın içine girmişken bir anda kendimi kalabalığın içinde yapayalnız hissediverdim. Baktım kimsenin manzaraya baktığı yoktu. Çoğu işten çıkmış evine dönüyordu ve mışıl mışıl uyuyordu. Yorgundu, bıkkındı, tüm gün kimbilir nelerle uğraşmıştı. Yaşamaya zaman kalmamıştı...

Yağmurla inatlaşarak yürüdüm yürüdüm. O, giderek şiddetini artırdı, ben şemsiyeyi açmamakta direndim.

Saçım boyanmış, kesilip düzeltilmiş, fönlenmiş olarak kuaförden çıktığımda yağmurun işi azıttığını gördüm. Artık yağmur yağıyor, seller akıyor, bakımlı saçlarım ıslanıyordu. Mecburen şemsiyemi açtım, dolmuşa da bindim. Hava epeyce soğumuştu...

Baktım bahar dalı da, çiçek açmış erik ağacı da ıslanmış kedi gibi bakıyor bana! Üşüyorlar, çok üşüyorlar... Alıp eve getirip kaloriferin yanında ısıtıp tekrar koyabilseydim keşke yerine.

Ama bazı şeylerin telafisi yok ne yazık ki? Her şey mevsiminde olursa yaşama şansı artıyor değil mi?

Aşk gibi...






Not: Resmi bu adresten aldım, teşekkürlerimle.
http://www.neylersin.net/forum/armut-erik-kiraz-agac-cicekleri-t-3432.html

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...