Seçimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seçimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2011 Cuma

HADİ ORDAN SEN DE!

Bir kişi...
Dini, dili,ırkı, cinsi ne olursa olsun...
Milletvekili olmak için Yüksek Seçim Kuruluna adaylık başvurusu yapıyor...

Önce olmaz deniyor, adaylık koşullarını taşımıyor, tutuklu deniyor...
Sonra adayın itirazı inceleniyor; yanılmışız, aday olmasında sakınca yoktur deniyor...

Bu kişi bağımsız aday olarak seçim çalışmalarına başlıyor...
Seksen binden fazla kişi seçimde ona oy veriyor...
Ve o kişi avukatları aracılığıyla milletvekilliği mazbatasını alıyor...

Sonra ne mi oluyor?

Yok, yok biz yanlış yapmışız, sen mahkum olmuşsun meğer! Yan masadaki arkadaşın dosyasında unutulmuş bu karar, görememişiz; milletvekili olamazsın!..

Eeeee!.. Sana verilen oyları tamamen karşı görüşündeki bir partinin milletvekiline vereceğiz; sen değil o, senin seçmenlerinin temsilcisi olacak!..

Bir mazbata da ona veriliyor, iyi mi?

Şimdi toplumca bir çuval inciri b.. ettiğimize mi yanalım, ayıkla pirincin taşını mı diyelim; bilen beri gelsin...

İnsanlar yalan söylerse, doğrunun ne olduğunu şaşırır; yanlış üstüne yanlış yapar. Son yıllarda koca koca adamların "SEHVEN" diyip üstünü örttükleri ne çok yanlışla karşılaştık değil mi? Ve bunu yapanlar makamlardan makam beğendi nedense ve mağdur olanlar cezalardan ceza beğenir duruma getirildi...

ÖSYM yanlışlıkları bile bir hükümeti düşürmeye yeterken, bizde %50 devam diyorsa, yürü be kulum seni kim tutar!

Tek çözüm dürüstlük galiba... Birileri gizli gündemleri uğruna toplumu parçalanmanın eşiğine getirmiyor mu?

Açılım dediler; ne olduğunu açıklamadılar...
Anayasa diyorlar; ne istediklerini söyleyemiyorlar...
Komşularımızla sıfır sorun dediler, sorunu kendileri yarattılar...

Ne yurtta ne de dünyada barış adına bir küçük umut kırıntısı bıraktılar...

"Ben bilmem, büyüklerim bilir, gündemi takip etmiyorum!.." diyen ünlü vekillerinin parmağıyla bu büyük ulusun kaderine şekil vereceklerini sanıyorlar...

Hadi ordan sen de!


NOT: Bu yazdıklarımın gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur; tamamen "sehven" yazılmıştır.

13 Haziran 2011 Pazartesi

SEÇİM BİTTİ



"Gençsin, cesursun ve zekisin.
'Hakkını yediler!' biliyorum ama sızlanma,
Harekete geç, elinden geleni yap, savaşmaktan kaçma.
Dişini tırnağına takıp çalışırsan gün senindir.
Öyleyse yaşlı bir ödlek olma.
Sadece cesaretini topla; vazgeçmek kolaydır;
Zor olan başını dik tutmaktır.

Kolaydır yenilgiye ağlamak ve ölmek,
Kolaydır böcek gibi yaşayıp dalkavukluk etmek.

Ama ümit yokken dövüşmek ve dövüşmek,
İşte hepsinin en iyisi bu oyundur.
Ve her yorucu yarıştan çıktığında,
Yıkılmış, yenilmiş ve yaralı olsan da,

Bir kere daha dene, ölmek ölesiye kolaydır,
Asıl zor olan hayatta kalmaktır."(Robert Service)

Seçim bitti, Türkiye kararını verdi, hayırlı olsun. Dilerim korktuklarımız başımıza gelmez, biz yanılmış oluruz. İnanın bunu çok istiyorum, ama görünen köy karşımızda duruyor. Ulusumuzu zor günler bekliyor.

Umutsuzluğa kapılmamız için pek çok neden var, ancak içinde bulunduğumuz koşullarda bunun işe yaramayacağını, sorunlarımızı çözme yolunda elimizi ayağımızı bağlayacağını da görmek zorundayız. Şimdi aydınlara her zamankinden daha çok görev düşüyor. Kızmıyorum, üzülüyorum sadece, başına örülen çorapları fark edemeyen bir çoğunluğumuz var. Suç onlarda değil, onların karanlıkta kalmasından nemalananlardadır. Yenilen onlar mı yoksa aydınlar mı bunu zamanla göreceğiz. Keşke aydınlar yanılmış olsaydı. Yanılmadık, yenilmedik dostlar inanın.

Aydın olmak kolay değil, kaç yıl okudunuz bir düşünün bakalım? Dirsek çürüttünüz yıllar yılı okul sıralarında, mürekkep yaladınız... Hala da okuyorsunuz, elinizden kitap düşmüyor biliyorum. Ama bir kusurumuz var sevgili dostlar, bildiğimizi sadece bilenlerle paylaşıyoruz. Bilmeyenlerle aramıza kalın duvarlar örüyoruz çoğu kez, aydınlığımızı karanlıklara yansıtamıyoruz. Ve darmadağınığız, örgütsüzüz, sahipsiziz. Birlikte çalışmayı bilmiyoruz. Hep azınlıkta kalıyoruz...

Sonra da neden böyle oldu diye şaşırıyoruz.

Bundan sonra daha çok çalışmalıyız, daha uyanık olmalıyız; bunu ulusumuzun geleceği için yapmalıyız. Karanlıklar aydınlanıncaya değin durmak yok. "Atatürk durmuş mu ki biz duralım? Atatürk ölmüş mü ki biz ölelim?"

Ne dersiniz? Var mısınız?

2 Haziran 2011 Perşembe

NİKAH DA TAMAM


Küçük kuzum resmen evli şu anda. Benim için inanılmaz bir duygu bu... O, hep küçük kızımdı benim, miniğimdi... Ne zaman büyüdü anlayamadım. Hala o birbirinden ünlü doğum günlerini kutluyoruz gibi hissediyorum. Oyun gibi bir şey...Nikahı formaliteler için yaptık ama gerçekten çok güzel oldu. Arkadaşları sürpriz yapıp gelmişler,neredeyse salonun yarısını doldurduk. Ela'nın da katkısıyla nikah memuru dahil kahkahalar içinde sevimli mi sevimli bir nikah merasimi oldu. Gülen yüzleri, sevgiyle bakan gözleri görmek öyle güzel ki dostlar paylaşmadan duramayacağım. Benim duygularım aslında karmakarışık biliyor musunuz? Saniyeler içinde değişiyor. Gülerken gözlerim doluveriyor birden...Güzel yorumlarınızı okudum, mutluluğuma mutluluk kattınız, çok teşekkür ederim. Hepiniz, hepiniz çok mutlu olun, güzel günler görelim, güzellikleri paylaşalım hep.

Ülkemiz 13 Haziran'da sevgiye, dostluğa, barışa, insanca yaşama, huzura "merhaba" desin. Seçim sürecinde yaşadığımız çirkinlikleri bu ulus hiç hak etmiyor. O kirli ellerin utanmasını, aynada kendi yüzlerine, gözlerinin taa içine bir kez olsun bakmalarını çok istiyorum. Kendileri de korkacaktır eminim gördüklerinden.

İnsanlık yaşasın, iyiler kazansın, rahat bir nefes alalım artık.Mutlulukları paylaşarak çoğaltmak dileğiyle sevgilerimi gönderiyorum herkese...

7 Mayıs 2011 Cumartesi

OY OY ! ANLAYAN BERİ GELSİN?

GENEL seçimde kullanılacak oy pusulalarının basımıyla ilgili yapılan iki ihale arasındaki 3 günde ortaya çıkan 11 milyon liralık indirim dikkat çekti. İptal edilen ilk ihalede 11 milyon 990 bin lira teklif veren Korza Matbaacılık’ın ikinci ihaleyi ise 900 bin lira ile kazanması, üstüne bir de indirim yapması, başta muhalefet olmak üzere kafaları karıştırdı. Oy pusulası basım ihalesinde süreç şöyle işledi:
DEVAMINI OKU

5 Kasım 2010 Cuma

HAYDİ CHP

Söze nereden başlayacağımı bilemedim bir an...

Ülkemizin geleceği adına her aydın gibi benim de endişelerim var. Gidiş iyi bir gidiş değil, hiç değil! Ancak referandum sonrası alınan % 42'yi de önemsiyorum. Bizim gibi toplumlarda azımsanmayacak bir sonuç.Önümüzde belki de son seçim şansımız var!

Tartışma bitmiyor CHP'de! Hem de ateş bacayı sarmışken!
Düşünüyorum; bir yanım iyi derken, öte yanım kötü diyor:

İyi diyen yanım bağırıyor: Doğru olan da bu değil mi? Hep demokrasi istemiyor muyuz? Ülkede, okulda, iş yerinde ve de parti içinde demokrasi... Doğru, diyorum yavaşça. Bu kadar iyi yetişmiş, birbirinden değerli partililerin hangisini "höt" diyince susturabilirsiniz? Susmazlar, susturamazsınız, kimse susturamaz! Susmasınlar zaten, herkes fikrini söylesin. Her biri ayrı değer. Bazı partilerdeki gibi kuzu kuzu, lider toplumun içinde kendisini azarlasa da alkışlayacak değiller ya...

Öte yanım atlıyor hemen: Yapsınlar yapsınlar da kendi içlerinde yapsınlar. Dost var düşman var, demokrasiye alışan var, alışmayan var. Zamanı mı şimdi? En acımasız eleştirileri birbirlerine yapmaları normal mi yani? Enerjilerini birleştirip seçime odaklanmaları gerekmez mi? Kişisel hırsı gözleri kör etmiş mi ne bazılarının? Oysa kişisel hırsa kapılacak gün değil. Gün toplumu kurtarma hırsını Önder etme günü. Atı alan yolun sonuna yaklaştı görmüyor musunuz? Kim dur diyecek onlara?

Bak ötekiler ne yapıyor? Liderleri öl dese ölecekler, bırakın söylediğine karşı çıkmayı! Terörle, teröristle, onların hapisteki lideriyle pazarlıklar yapılıyor da kimsenin gıkı çıkmıyor, çıkmaz da. Ordu duracak, İmralı'dan gelen haber bize yol gösterecek! Türkiye Cumhuriyeti devleti durmuş onun ağzına bakıyor! Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Cemaatler, tarikatlar, şeyhler, dervişler el üstünde tutuluyor; Mustafalar, Kemaller, Tuncaylar, Haberallar,Erollar ve diğerleri kodeslerde çürümeye bırakılıyor.

Siz ne yapıyorsunuz? Birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz.Öyküyü duymuşsunuzdur:

Kadın Allah'a yalvarıyormuş, bana bir inek ver, diye. Duası kabul olmuş: "Sana iki inek vereceğiz, küs olduğun komşusuna da bir inek..." müjdesi gelmiş masal bu ya. Bunu duyan kadın duasından vazgeçmiş, "iki ineği de istemiyorum, yeter ki o bir ineği komşuma verme!" demiş.

Kıssadan hisseyi çıkaracak kadar akıllısınız, bilirim. Ancak öfke gelir, yüz kızarır; öfke geçer, yüz sararır demiş büyüklerimiz.

Şu anda ne yazık ki tek seçenek sizsiniz. Ve de Kemal Kılıçdaroğlu. İnsancıl, saygılı, hoşgörülü... Baskıcı değil en azından.

Biz alışmışız baskıya, horlanmaya! Kim ki bizi adamdan saymıyor, onun kulu kölesi oluruz, en azından yüzüne karşı öyle davranırız. Padişahım çok yaşa, der, arkasından da söveriz! Bir kısmımız yüzüne karşı, ama içinden söver dururur, bir yandan da şirinlik yapar çaktırmamak için. Diğer kısmımız ise telefonla konuşurken bile önünü ilikler.

Bizi adam yerine koyan bir yönetici çıkarsa karşımıza, onun tepesine çıkarız. Şımarırız hemen, ben neymişim de haberim yokmuş modunda karşımızdaki kişiyi hafife almaya başlarız!

Öğretmense dersi kaynatmaya çalışırız, doktorsa onun tedavisine güvenmeyiz, mühendisse bu nasıl mühendis olmuşa getiririz.

Gazeteciyse yerden yere vururuz. Tartışma programlarında ağzından köpükler saçarak bağırsın, çağırsın, iftira atsın isteriz alkışlamak için. Onların ağzına her türlü kötü söz yakışır, yakıştığı için de kimse karşı çıkmaz, ya da şerrinden korkup kimse bulaşmak istemez. Tüm hataları kabul görür. Ancak efendiden biri ağzından bir şey kaçırmaya görsün, hep birlikte boğazına sarılırlar. Biri, "Helvasını yemek istiyoruuuuumm!" diyecek kadar azgınlaşabilir. Oktay Ekşi'nin başına gelenleri biliyorsunuz. Bir anda ağzı en bozuk olanlar bile ahlak abidesi kesildi, saldırının haddi hesabı yok. Bu sadece kişiye yapılan bir saldırı mı, yoksa tüm topluma yöneltilmiş bir tehdit mi? Artık hangi babayiğit gazeteci özgürce yazabilir? Sıranın kime geleceği belli mi? Hata aramaya kalkınca herkeste bir şeyler bulunur.

Basını bu çıkmazdan kim kurtaracak, dolayısıyla doğru haber alma özgürlüğümüzü kim sağlayacak?

CHP'deki tartışmaların zamanlaması kötü oldu ülke için, ama belki de yeniden toparlanırlar. Yönetime gelenler hevesle çalışır. Yaşlıların deneyimlerinden, gençlerin enerjisinden yararlanılır. Ülke derin bir nefes alır. Olur mu ki?

Aslında tüm il yönetimlerinde, delege seçimlerinde de düzenleme gerekiyor bence... Küçük olsun benim olsun düşüncesindekiler, kimseyi partiye sokmak istemiyor, kendileri de yeterince çalışmıyor. Verilen oyların kendi başarıları olduğunu sanıyorlarsa yanılıyorlar. Onları başarılı bulduğumuz için değil, onlara değil, partiye oy veriyoruz çoğu kez... Böylelerini ayıklamak gerekiyor, taze kan şart. Şart, ama zaman hızla akıp geçiyor. Ne yapacaklarsa bir an önce kırmadan dökmeden yapmak zorundadırlar.

Bu, ülke için son derece hayati bir durum. Şimdi sınav var. Kim kendini düşünüyor; kim ülkenin geleceğini düşünüyor belli olacak. Kendileriyle ilgili iyi şeyleri haber yapmayanların televizyonlarını, kanal kanal gezeceklerine, kendi haklılıklarını kanıtlamanın peşine düşeceklerine, ülkeyi yanmaktan kurtarmanın çarelerini arasınlar. Normal koşullar olsa hak verebilirdik bu yapılanlara, ancak koşullar çok ağır ve çok çalışmayı gerektiriyor.

Derdim çoktur hangisini yazayım?
Haydi CHP...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

OYUMU KIRATA VERDİM


Babam ilk kez 1954'te oy kullanmış.

O zamanlar seçme yaşı 22 olduğundan 1950'de yapılan seçimde yaşı tutmadığı için oy kullanamamış. 1954'deki seçimde ise hem oy kullanmış, hem de sandık başkanı olarak görev yapmış.

Sandık başkanı olarak görevlendirildiği köy, Erzincan'ın Hinzoru köyüymüş. Tanyeri jandarma karakolunun üst taraflarındaymış bu dağ köyü...

Seçimde görevli olanları otobüslerle gideceği köye yakın bir yerde sırayla bırakıyorlarmış. Babam, ben yine şanslıydım, diyor. Karakoldan sonrasını yanına verdikleri bekçiyle birlikte yürüyerek köye ulaşmışlar.

Üç gün bu alevi köyünde konaklamış babam. İnsanları çok iyiydi, diyor. "Köy öğretmeni de benim yaşlarımdaydı, bana okulu, okulun kitaplığını gezdirdi." diye anlatıyor o günleri.

Tesadüfen muhtarla soyadlarımız da aynıymış, diye de ekliyor.

Çok güzel bir köydü, diyor. Ve partililer...

Bir CHP'liler, bir DP'liler gelip yemeğe götürüyordu üç gün boyunca... O yoğurtların, tereyağına kırılan yumurtaların tadı nerede şimdi, diye de iç geçiriyor...

Seçimi Demokrat Parti kazanmış, köydeki sandıkta da DP önde çıkmış...
Babama soruyorum: Sen hangisine verdin? Yanıtı DP oluyor. "Öyle vaatlerle geldiler ki herkes heyecan duyuyordu o zamanlar." diye de ekliyor.

"Oyumu Demokrat Partiye verdim, demiyordu çoğu kişi, 'Kırata verdim geldim. diyordu, Demirkırata...'

Ancak 1957'de işler karıştı. Menderes Amerika'dan uzaklaşıp Rusya'ya yanaşmayı denedi, bu da Amerika'nın desteğini çekmesine neden oldu. DP gözden düştü. 1960'da ihtilal olmasaydı seçimi CHP kazanacaktı..." diyor.

İlginç değil mi? Tarih tekerrürden ibarettir, diyenler her zaman haklı mı çıkıyor?

İyi tatiller...

30 Mart 2009 Pazartesi

AKLIMA İLK GELEN CÜMLELERİ YAZDIM (MİM)



Karşımda bir Türkiye haritası
Uzun uzun bakıyorum...

Üç tarafı deniz,
Denizin kıyıları aydınlık
Aydınlık yayıldı, yayılacak...


Aklıma ilk gelen cümleleri yazmak istiyorum.

Seçim, seçim, seçim
ve
Geçim, geçim, geçim
Diyor iç sesim, dış sesim durmadan.

Hiç aklımdan çıkmıyor ki!..

Bugün seçim, yarın geçim konuşulacak.
Bundan sonra daha zor mu olacak ?
Seçim için ertelenen geçim...

Biraz önce başbakanı dinledim televizyonda.

Sözleri bal, yüzü sirke satıyordu,
Yüzüne mi, sözüne mi inanacağımı bilemedim.


"Ankara Ankara güzel Ankara!"
Işıklar birden söndü baksana
Bilgisayarlar çöktü, anlasana!

"İstanbul'un orta yeri sinema
Garipliğim mahsunluğum duyurmayın anama"
Oğlu Kılıçdar coşmuş,
Durdursana!

"İzmir'in kavakları, dökülür yaprakları"
Bize de gavur diyenler
Toplasın sandıkları!

"Karadır kaşların ferman yazdırır"
Bu oy beni derin derin bezdirir.

Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim...

"Yüz karası değil,
Kömür karası!
Böyle kazanılır,
Ekmek parası..."

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az mı gelecek yine?

Seçip seçip atıyordu çöplüğe...

" Amanı da tatlım benim amanı
Amanı da gül demetim amanı

Şu denizler şu göller
Akarsular akmazsular ülkesinde şu balık
Var da niçin
Tra lal la
Yok da neden
Tra lal lam"

Seçim seçim...

"Mühür mühür üstüne
Bu mühürün aslı ne?
Kim eğitmiş bu toprağı?

Vay benim ekmek ekmek dilenciliğim
Süt kuzusu suçsuzluğum vay benim.

Kilit kilit üstüne
Bu kilidin aslı ne?
Yağma talan korku kuşku!

Masal masal üstüne
Bu masalın aslı ne?
Yetmez mi türkülerim,
Masal benim neyime?

Vay benim düşazması kurtuluşlarım
Yol üstünde yolsuzluğum vay benim...

Mim'in mim'im üstüne
Bu mim'in aslı ne?
Gayyor beni sobelemiş,
Mim'i başım üstüne...

Aklına ilk gelenleri yaz, demiş.

Bugün pazar, 29 Mart
Karşımda Türkiye haritası,
Bakarım bakarım
Denizi görürüm,
Denizlerden yükselen güneş her yere yansısın derim...

Parpali, Rüyayla, pRncfrn, Günceran da
Mim'e katılsın isterim...


26 Mart 2009 Perşembe

BÜYÜK DÜŞÜN TÜRKİYE


Ben düşünemiyorum, oysa ne çok isterdim büyük düşünmeyi, düşünebilmeyi...

İstanbul'da iyiydim. Hem kişisel olarak, hem de toplumsal olarak. Televizyonu pek açmıyorduk. Kendi hayatımızı, kendi mutluluklarımızı yaşıyorduk. İçimden karar vermiştim. Dönünce de haberlerden uzak duracaktım. Deneyimlerimden biliyorum, ülkemizdeki haberler sağlığa zararlı, hele de ruh sağlığına!

Olmadı, tutamadım sözümü yine! Daha otobüste hastalık belirtileri başladı. İstanbul sokaklarını aklıma getirip rahatlamaya çalıştım. Her tarafta kocaman kocaman başbakanın resimleri , "Büyük Düşün Türkiye" uyarıları ve eskimiş, kirlenmiş seçim afişleri dalga dalga üstüme üstüme geliyordu düşüncelerimde! Karşımda da CNN televizyonu, hiç susmadan önce Ergenekon haberleri, ardından Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin düşüş haberleri...Bin çeşit farklı haber! Öldü, yok ölmedi yaralı, ulaşıldı, az kaldı, Kayseri Valisi nefes alıyor, yola çıktı dedi. O dedi, bu dedi, ne dedi, uydur uydur söyle !

Akşam evde Uğur Dündar'ın çığlıkları, isyanı... Eşi Brezilya'ya hiç gitmediği halde Ergenekon savcısı ,dedikoduları da yazdığı için, Uğur Dündar'ın eşinin sık sık Brezilya'ya gittiği yalanı da eklemiş raporuna! Gel de büyük düşün ! Ben düşünmek istiyorum düşünemiyorum...

Başlayış o başlayış...

Bugün yine kanaldan kanala haber turları... En etkili ve yetkili büyük mü büyük görevlilerimiz açıklama yapıyor. Muhsin Yazıcıoğlu ve yanındakileri taşıyan helikopterin bulunması için devletin tüm olanakları seferber edilmiştir! Kardeşim bu uçak Sibirya'da mı düştü? Bu ülke bizim ülkemiz değil mi? Bütün olanaklar bu kadar aciz mi? Gazeteci telefonla hemen 112 acil servisi aramış, acil servis konuşmaları hiç de acil değil. Şarjım bitiyor, diyor tlf verimsiz kullanılıyor...

30 Saat sonra bile henüz helikoptere ulaşamamış bir büyük ülke, küçük insanların elinde böyle oluyormuş. Bu komedi bir parti başkanı ve milletvekili ile ilgili yaşanıyor. Sıradan bir insan olsaydı, durumun vahametini varın siz düşünün artık!

Bazı insanlar küçük makamlara da gelseler orayı büyütürler; bazıları da büyük, çok büyük makamlara da gelseler küçülür çok küçülürler...

Ben büyük düşünmek istiyorum, düşünemiyorum. Ancak pazar günü herkesin oy kullanmasını, kullanırken de çooookkkk derin düşünmesini istiyorum.

Geçen seçimde "oy kullanmayanlar partisi"olsaydı birinci parti olarak seçimi onlar kazanacaktı. Herkes yurttaşlık bilinciyle oyunu kullansın derim ben. Siz kullanmayınca hiç istemediklerinizi seçmiş olacaksınız...

9 Mart 2009 Pazartesi

EN AYI KİM


Bir zamanlar bir devletlimiz seçim zaferinin hemen ertesinde peş peşe zamlar yapmıştı.

Gazeteciler: " Bu kadar acildiyse neden seçime kadar beklediniz? " diye sordu.
Devletlimiz: " Seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?!" diye yanıtladı.

SORU: Bu durumda en-ayi kim oluyor?


Dolar 1.82'yi gördü şu an, hızla yükseliyor.
Kriz gümbür gümbür bağırıyor!
Sağır sultanlar bile duydu,
Duymaz gibi davransalar da...

İşsizlik,yoksulluk
ve
Bunların doğal nedeni yolsuzluk...

Halk neden bu kadar meydanlara toplanıyor,
Görmüyor mu, yaşamıyor mu, sıkıntı çekmiyor mu?
Derken haber patladı!

Televizyonlarda gazetecilerin önünde
Muhalefetle karşı karşıya gelmekten kaçınanların
Seçim meydanlarındaki görüntüleri de hileliymiş!
Meğer, gavur icadı teknolojinin nimetinden yararlanıp
Meydanın boşluklarını insanla doldurmuşlar bilgisayar hilesiyle...
Pes doğrusu!

Seçimin dürüstçe yapılacağından kuşkulanan yok mu aranızda?
Ben kuşkuluyum.

Yoksa En Ayı ben miyim?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...