kitap oyunu mimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap oyunu mimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2012 Cuma

DOSTUM KİTABINI AL GEL

"Kitabın ilk cümlesi o kitabın satılmasını; son cümlesi ise yazarın daha fazla okuyucu kazanmasını sağlar derler" diyen stylist co. uk isimli site, kendilerine göre edebiyat tarihinin en iyi kapanış cümlelerini içeren yüz eserin listesini çıkarmış. (TIK)

Ben de şu anda okuduğum kitabın ilk ve son  paragrafını yazmaya karar verdim.  Siz de şu anda okuduğunuz kitabın ilk ve son cümlesini  ya da paragrafını yazarsanız sevinirim. Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak?

Okuduğum kitabın adı: Öğretmen(The Professor)
Yazarı:Jack Lynn
Çeviren: Zehra Ağralı 

İlk paragraf: " Öğretmen, New York'un Rochelle semtindeki eviyle iftihar ediyordu. Mineola'daki Harrison kardeşlerin seri inşaat örneklerinden biri olan evin ufak bir girişi, güzel bir tarihi, önünde de bir sokak feneri vardı. Mektup kutusunun üzerinde de şu ibare yazılıydı: Pastore Ailesi."

Son paragraf: " Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar, sonra Monzanti başını çevirdi, gözlerini yere dikti. Profesör bir süre arkadaşını inceledikten sonra sigarasından bir nefes çekti, başını arkaya yasladı. Gözlerini yumdu.
Rahip Monzanti dua ediyordu."

Herkese iyi okumalar... 

13 Ocak 2011 Perşembe

MEĞER BEN SOLCUYMUŞUM DA HABERİM YOKMUŞ


Bundan çok uzun yıllar önceydi. Seksenli yılların başıydı sanırım...
Bugün ben, nasıl Ela Yağmur için İstanbul yollarını gide gele eskittiysem rahmetli Anneciğim de Zonguldak yollarını öyle eskitirdi. Kızım küçüktü, annem hepimize bakmaya gelirdi.

Bir gün annemin içerden bana seslendiğini duydum. Gittim yanına, şaşkın ve telaşlıydı: "Gel hele gel! Meğer ben solcuymuşum da haberim yokmuş!" dedi.

Elinde o zamanların Cumhuriyet gazetesi vardı her gün aldığımız:

"Bak" dedi. "Okudum, aynı benim düşündüklerimi yazmışlar, meğer ben solcuymuşum da haberim yokmuş..."

Canım anne'm, nur içinde yat. Ahh bir okusak, anlasak, yorumlasak! Ne çok şey değişecek...

17 Aralık 2010 Cuma

KENDİNİ DİNLE (MİM)


Sevgili Zuzular'ın Annesi beni mimlemiş. Teşekkür ederek hemen yanıtlamaya başlıyorum. Bugüne değin yanıtlamamış olanlardan arzu edenleri mimliyorum ben de...

En sevdiğiniz kelime: Günaydın
Nefret ettiğiniz kelime: Bakarız!
Ne sizi heyecanlandırır: Geç saatte çalan telefonun sesi.
Heyecanınızı ne öldürür: Başlamak için acele etme, dur hele!
En sevdiğiniz ses: Eya'nın sesi (Son zamanlarda özellikle söylediği şu şarkı: "Eya'nın başında bir kuş var la la la laaa..."
Nefret ettiğiniz ses:Rte'nin, bağırarak, kendi yaptıklarını başkası yapmış gibi anlattığı demagoji sesi...
Hangi mesleği yapmak istemezsiniz: Yetkisiz bir Bakan...
Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz: Güzel bir sesim olsun isterdim.
Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz: Bunu hiç düşünmedim, en iyisi kendim kalayım...
Nerede yaşamak isterdiniz: Sevdiklerimin olduğu her yerde...
En önemli kusurunuz: Sigara alışkanlığım...
Size en fazla keyif veren kötü huyunuz:"Gibi" yapamıyorum! Bazen gerekiyor...
Kahramanınız kim: Atatürk
En çok kullandığınız kötü kelime:Aptal mı bunlar?
Şu anki ruh haliniz: Ilımlı... Özlem var bir de...
Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:Kırıl düş; eğilme sakın. Tek başına da kalsan doğru bildiğini söyle... Dünyayı sevgi kurtaracak...
Mutluluk rüyanız: Herkesin insanca yaşayabileceği bir dünya; en azından çocukların, tüm çocukların mutlu olacağı bir düzen...
Sizce mutsuzluğun tanımı: Kendinden, içinde bulunduğu durumdan memnun olmama hali, sevgisiz bir yaşam...
Nasıl ölmek isterdiniz: Mümkünse acı çekmeden, acı çektirmeden,kimseye yük olmadan...
Öldüğün zaman cennete giderseniz Allah’ın size ne söylemesini istersiniz:"Hoşgeldin"...

Zuzuların Annesine tekrar teşekkür ediyorum. Yavrularıyla hep mutlu olsun...
İnsanın kendini yazması zormuş gerçekten...
Sevgili Okuyucu, farkında mısın bilmiyorum, ama şu anda seni mimledim. Hadi kolay gelsin...

Herkese gönüllerince yaşayacağı güzel yıllar diliyorum.

30 Kasım 2010 Salı

YASIMI TUTACAKSIN - KİTAP MİMİ

"Ağlama Angelita, bu akşam ya sana bir ev satın alacağım ya da yasımı tutacaksın."
Manuel Benitez El Cordobes İspanya'nın vahşi boğalarıyla dövüşeceği ilk gün ablasına böyle demişti.

Sevgili Fatoş beni mimlemiş, bu güzel mim ya da sobe için kendisine çok teşekkür ederim. Beni alıp nerelere götürdü bir bilse...
"Yasımı Tutacaksın" geldi elime gözlerimi kapayıp kitaplığımın raflarında dolaşırken. Eşimin 9 Kasım1975 tarihinde armağan olarak bana aldığı ilk kitaptı bu, henüz nişanlıyken. İlk sayfasına:

"Kitap okumak bir sanattır. Herkes kitap okur ama insanın ne okuduğunu bilmesi ayrı bir sanattır. Onun için insan okurken olayı yaşamalı, duymalı, düşünmeli ve okuduğunu iyi tahlil etmeli."
diye de not düşmüştü.

Kitabı aldım, kokladım, sayfaları arasında yeniden uzun bir yürüyüş yaptım ve fotoğrafladım sizler için. Gördüğünüz gibi biraz yıpranmış, yıpranan yerlerini yapıştırmışım, güz yaprakları gibi sayfaları da sararmış, ama kitap her anlamda önemini yitirmemiş.

Yasımı Tutacaksın, herkesin okuması gereken belgesel bir roman. Dominique Lapierre ile Larry Collins birlikte yazmışlar. Aynı ikili daha önce de "Paris Yanıyor mu? ( Paris brule-t-il? ) adlı eseri birlikte yazmışlar. Türkçe'ye Ayda Düz çevirmiş. Elimdeki kitap üçüncü baskısı, Eylül 1973...

El Cordobes ünlü bir boğa güreşçisi, ancak filmlerde, tv'lerde gördüğümüz boğa güreşçileri imgesinden oldukça farklı olarak anlatılıyor kitapta. Turistik boğa güreşçisi imgesinin yerine gerçek boğa güreşçisi anlatılıyor Yasımı Tutacaksın'da.İspanya yoksulluğu içinde bir insanı boğa güreşçisi olmaya iten ekomonik, toplumsal nedenleri anlatıyor. Yoksul çocukların tek şansı, onları refaha, insanca yaşamaya ulaştıracak tek yol budur.Başka seçenekleri yoktur. Binlerce isteklinin arasından canı pahasına başarıyı yakalamak oldukça zordur. Ancak başka seçenekleri de yoktur o dönemdeki İspanyol çocuklarının. Romanda özelde ünlü matadorun yaşam öyküsü anlatılıyor, ama geri dönüşlerle İç Savaş yıllarındaki dram gözler önüne seriliyor. Bence herkesin okuması gereken bir eser Yasımı Tutacaksın...

"Mim" in kurallar:

Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir,o anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin.

Gelelim
55. sayfadan seçtiğim paragrafa:

"Sabahları birer tas migas içerdik. Bu, içinde nadiren yağa batırılmış ekmek parçaları bulunan yavan suya bir çorbaydı. Bazen de biraz ısınalım diye, kahvaltıda anasonlu bir alkol olan aguardiente içerdik. Zenginler sabahları salam yerler. Bizim için, ekmek bile büyük şanstı."

Şimdi sırada üç arkadaşımı belirlemek var mimlemek için.
Kural gereği üç kişi seçilecek, ama isteyen herkes yazabilir, ben zevkle yanıtladım bu mimi.
Balsultan
Beenmaya
Gönül Çelen
mimlendiniz efendim.

20 Mart 2010 Cumartesi

YARATICI BLOGGER ÖDÜLÜ






RÜYAYLA
İçimdeki Ucu Bilenmemiş Kelimelerim
ve
HARUN BARIŞ
Barış Zamanı

Blogumu Yaratıcı Blogger olarak seçmişler ve ödüllendirmişler. İkisine de çok teşekkür ederim.

Rüyayla, kendine özgü anlatımıyla beni etkiliyor; bulunduğum ortamdan alıp başka dünyalara götürüyor.

Barış Zamanı ise durup soluklandığım, müzikle ruhumu dinlendirdiğim, yıkayıp arındırdığım
, kendimle barıştığım bir blog...


Benim de başkalarını ödüllendirmem gerekiyor. İşin en zor yanı da sanırım bu. Çünkü birbirinden değerli, birbirinden yaratıcı o kadar çok blog var ki hangisini seçmeli? Önce yazan-okuyan herkesi tüm içtenliğimle kutluyorum. Hepiniz her türlü övgüyü inanın hak ediyorsunuz. Özellikle de anne blogları ve yoğun çalışma ortamı içinde bloguna da zaman ayıranlar, ödüllendirdim sizleri.

Ancak aranızdan yedi(7) blogu seçmem gerekiyor kural gereği. İşte seçtiklerim:


1
KIRMIZI GÜNLÜK
"Bir elinde cımbız, bir elinde ayna, dünyanın umrunda değil, ama dünya O'nun umrunda" dese de kendisi,
Sevgili BEENMAYA blog dünyasında önemli bir kalem. Benim severek izlediğim yaratıcı bir blogger...

2
JİVAGO
"Bu Vatan'dan başka bir vatan yok, arama!
Bizden başka düşünen yok, arama!
Vazgeç ötelerden, yorma kendini!,
Bu Vatan'dan güzeli yok, arama!"

diyen ve güzel şiirleriyle yaratıcı bloger ödülünü hak eden Dr Jivago kalemin hiç susmasın...

3

OİP
Olmadık İşler Peşinde

Çok yeni tanıdığım bir blog OİP...
Bir gittim saatlerce çıkamadım içinden. Çizgilerle anlattığı "Bir Bloggerin Anatomisi" serisi hem eğlendirdi, hem de düşündürdü beni. Hepimizi zekice eleştiren bu blog da ödülü fazlasıyla hak ediyor bence.

4
ÖZGÜR ANNE

Benim en çok zaman geçirdiğim, gözümü açar açmaz ilk olarak ona koştuğum; yeni yazı göremeyince endişelendiğim, yazılarını tekrar tekrar okumaktan bıkmadığım, fotoğrafların karşısında kendimden geçtiğim bu blog, benim için çok özel. Özgür Anneyi, dünyaya merhaba demeden öncesinden beri izliyorum, izledikçe de hayranlık duyuyorum. Onu seçme nedenim sadece bu değil, onun kişiliğinde tüm Anne Bloglarını ödüllendiriyorum. Hangisini seçsem diye düşünürken ayrım yapamayacağımı anladım ve böyle bir çözüm buldum. Ödül, her anlamda "YARATICI" olan annelere gitsin, kendi aralarında üleştirsinler.

5
FACEBLOG
Ali İkizkaya

Nam-ı diğer Petit Prince(Güccük Prens). En çok sevgi yoksulu olmaktan korktuğunu söylese de ne kadar zengin olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem birbirinden zengin içerikle yazdığı yazıları, çektiği fotoğraflardaki yeteneği ve teknik konulardaki başarılı çalışmalarıyla bu ödülü Sevgili Dost Ali İkizkaya'ya gönderiyorum...


6
SUFİ SAJA

Onu anlatmaya sözcüklerim yetersiz kalıyor. Her yazısı birbirinden güzel, birbirinden öğretici. Başlıbaşına bir okul O. Kocaman yüreğiyle herkesi kucaklayacak kadar sevgi yüklü bir bilge kişi... Hızına yetişmek zor olsa da bu ödülü fazlasıyla hak ettiğine inanıyorum.


7
LA PARAGAS
Fuayeden Yazılar

Konu çeşitliliği, bilgi birikimiyle beni kendine çeken bir blog. Kitaba, sanata,sinemaya,spora dair her konuda zevkle okuyabileceğimiz yazıların kahramanı başarılı bir bloger ödüllendirilmez mi?

Bu kadar değil, çok hem de pek çok ödülü hak eden blog var, siz de biliyorsunuz. En azından izlemeye aldıklarımız bu ödülün sahibi aynı zamanda.

Ödülün uyulması gereken kuralları da şöyleymiş efendim:


1)Sizi ödüllendiren blogun linkini veriyorsunuz.
2)Teşekkür ediyorsunuz.
3)Ödülün logosunu yayınlıyorsunuz.
4)Yedi Yaratıcı Bloger seçiyorsunuz.
5)Seçtiğiniz blogların linkini veriyorsunuz.
6)Ödüllendirdiklerinizi haberdar ediyorsunuz.

Hadi bakalım sıra sizde, kolay gelsin. Susmayın lütfen. Şekerbank reklamındaki sloganla veda edeyim size. "Üreten susarsa Türkiye susar. Üretenin yanındayız." Sevgilerimle...

13 Mayıs 2009 Çarşamba

MİM- OKUMA SERÜVENİNİZİN BAŞLANGICI



İzmir'de Sanat :

" Okuma serüveninizde unutamadığınız, hayatınızın bir dönemine, özellikle de çocukluğunuz ve ilkgençliğinizin hayal dünyasının oluşumuna etki eden yazar kim? Hangi kitabı elinize aldığınızda döner gidersiniz o günlere?"

Diyerek mimlemiş beni. Bugün beş saatlik otobüs yolculuğumda bunu düşündüm. Sahi böyle bir kitap var mıydı çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarımda? Evet, vardı, ama bir kitap değil, pek çok kitap! Hangisi en çok derken dalıp gitmişim uzaklara...

Sıcak sımsıcak bir hava, öyle ki asfaltları eriten cinsten olanını düşünün. Dört ay süren yaz tatili... Oldukça uzun. Ve bu sürenin tamamına yakınını evde, mahallede geçiren bir çocuk. Televizyon yok, bilgisayar yok, ateri materi, müzikçalar yok.Radyo var. Haa taş plaklar var, hala saklarım. Bir de kitaplar... Biz kitapları okumazdık, yutardık. Kimbilir onlar aracılığıyla nerelere nerelere gitmişizdir! Kimlere gülüp kimlere ağlamışızdır? Kitabı çabuk okumak zorundaydık. Çünkü sırada bekleyenler olurdu hep... Bir kitap elden ele dolaşırdı. Kitap hakkında konuşur tartışırdık. Hatta kirayla kitap verilirdi.

Yalnız kitap seçme lüksümüz yoktu çocukluğumuzda. Elimize ne geçerse okurduk. Tommiks, Teksas da dahildi okuduklarımıza...

İlk hatırladığım ciddi eseri , ilkokul beşinci sınıfta okumuştum. " Genç Kızlar"... Yazar da kahramanlar da yabancıydı. Fazla bir şey anlamamış olsam da yatılı bir okuldaki kız öğrencilerin maceraları hoşuma gitmişti. Sanırım ablalarımızın okuduğu kitap bizim elimize geçmişti.


Bu kitapla ilgili yıllar sonra yaşadığım şaşkınlığı anlatmadan geçemeyeceğim.

Bir gün televizyonda , çevirmen olarak tanıdığım , Nihal Yeğinobalı ile yapılan söyleşiye denk geldim. Meğer benim ilkokul son sınıfta okuduğum "Genç Kızlar" romanının yazarı kendisiymiş. Eser o döneme göre biraz erotik olduğu için uydurduğu Vincent Ewing takma adıyla yayınlamış. Uzun yıllar yabancı bir yazar tarafından yazıldığı sanılmış bu kitabın. Ben de öyle sanmıştım. Sanırım birkaç yıl önce kendi adıyla yeni baskısını yaptırmış. Bulursam alıp yeniden okumalıyım Genç Kızlar'ı...

İlk gençlik yıllarımızın çoğu Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkant romanlarıyla geçti . Ayrıca o yıllarda gazetelerde romanlar bölüm bölüm yayınlanırdı. Eve alınan gazete merakla beklenirdi. Okuma sırası yüzünden evde çocuklar arası kavgalar yaşanırdı. Ben bu tartışmalara girmez, herkesin okumasını beklerdim. Sonunda gazete bana kalırdı, tartışmalardan uzak keyfini çıkara çıkara okurdum...

Arkadaşlar arasında okumalarımızla hava atardık. Yarışırdık desem daha mı doğru olurdu, bilmiyorum. Okuduğumuz kitapların listesini tutardık. Birbirimize gösterirdik. Bizi geçen olursa üzülürdük, daha çok kitap bulmaya, okumaya çalışırdık. (Okumadığımız kitabı listeye eklemek gibi sahtekarlık etmezdik, dürüsttük, kendimize saygımız vardı. Hakkıyla kazanmak isterdik.)

Ve yaşamımı etkileyen, o yıllardan beni bugünlere taşıyan kitaplar arasında sayabileceklerim: Reşat Nuri'den "Çalıkuşu" (ortaokulda ödev olarak incelemiştim) daha sonraları "Yeşil Gece"; Yakup Kadri'nin " Yaban" romanı ve Halide Edip'in "Vurun Kahpeye" ...

Vurun Kahbeye romanının kahramanı Aliye Öğretmenin ettiği yemin:

"Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!"

Bu yemin beni çok etkilemişti. Defterlerimin ilk sayfalarına yazmıştım bunu. Aliye öğretmeni taşlayarak öldüren yobazlara çok kızmış, Aliye öğretmen için de gözyaşı dökmüştüm küçük yüreğimle...

Sonra diğer kitaplar birbirini izledi. Şimdilik bu kadarla bırakıyorum.

Ve Rüyayla, Parpali, Özgür Anne, Öykü, Sufi, Gülen Tezer ,Beenmaya, Bendeniz, Pandora mimlendiniz efendim. Ayrıca yazmak isteyen herkes...


Sevgilerimle...

4 Aralık 2008 Perşembe

EN YAKININIZDAKİ KİTAP OYUNU- SOBEE HERKESE



Sevgili Rüyayla'dan geldi bu güzel sobe... Birkaç blogda görmüştüm, çok da beğenmiştim...

Bilgisayarım masada, masa da kitaplığın hemen önünde. Sandelyenin tepesine tüneyip yazıyorum, okuyorum. Şöyle gençler gibi yatağa oturup ya da koltuğa kurulup yazmıyorum. Ve yerimden kalkmadan kitaplığımın bir bölümüne uzanıveriyorum. Yaşlılık demeyeceğim, yaşlılık olsa hala sandalyenin tepesinde ne işim var! Gevezeliğim, yazarken sadece, yaşlılıktan olabilir. Neyse onlara uzandığım kitaplardan bölümler yazmıştım, şimdi sıra benim blogumda ve okuma zahmetine katlanan herkeste ve kitap dostlarında...

Bu oyuna katılmak isteyen blog yazarlarına bir uyarı! Her oyunun kuralı olduğu gibi bunun da var.

En Yakın Kitap Oyununun Kuralları:

Kendinize en yakın kitabı açın
Beşinci cümleyi bulun
Cümleyi bu kurallarla birlikte yayınlayın
En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin
En yakınınızdakini alın.


Bana en yakın kitap bu sefer çantamdan çıktı. Bu sıralar gecelerimin tamamını, günümün büyük bir bölümü kayınvalidemde geçiriyorum. "Yalnızlık paylaşılmaz..." dese de Özdemir Asaf, en azından paylaşılmaya çalışılır diyerek... Oraya giderken attım çantama bu kitabı, ama okuma fırsatı bulamadım daha. 82 Yaşındaki kayınvalidemin geçmişe dair bıkmadan anlattığı öykülerini dinliyorum. Yaşlılar da roman gibi... Oku oku hiç bitmiyor. Bazan gereksiz tekrarlar bıktırsa da dinlemek gerekir onları.



Çantamdaki kitap " Carlos Fuentes" in
Artemio Cruz'un Ölümü
(Can Yayınları)

56. sayfasını açıyorum.
Ve cümleleri sayıyorum.
İşte beşinci cümlesi:

" Sizleri düşünüyordu, diyecekti ve Campesino'ların başkaldırısı ya da askıya alınmış ödemeler gibi gerçek sorunlara hiç değinmeksizin kapanını kuracaktı; evet işte bu yüzden, korkulan ve beklenen konuk geldiğinde, Don Gamaliel konuğu kitaplığa buyur ettikten sonra izin istedi ve ağırkanlılığı incelikle özdeşleştirmiş olan bu ihtiyar, koşar adım Catalina'nın yatak odasına gitti."


Şimdi sıra sizde... Lütfen uzanın kitaplara! 56. SAYFA, 5.CÜMLE... Hadi yazın...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...