milli eğitim bakanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli eğitim bakanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2011 Çarşamba

MANTIK NEYDİ?



"KENDİNİ ADAM ETMEYE ÇALIŞMAYANLAR,
BAŞKALARININ ADAMI OLMAYA MAHKUMDURLAR."

Köy Enstitülerinin kurucusu, unutulmaz Milli Eğitim BakanıHasan Ali Yücel'i ölümünün 50. yılında saygıyla anıyorum.

29 Mayıs 2010 Cumartesi

MERAK BU YA?


Kuğulu Park, Ankara'nın en güzel yerlerinden biri mi?

"Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?
Herkes sevdiğine böyle mi yanar?
Meraksız olmuyor, merak işte...
Ankara Ulucanlar Göz Hastanes'inde, babamın göz kontrolünün kayıt işlemleri için beklerken, elektrikler kesiliverdi. Jeneratör biraz sonra devreye girdi. Ancak tam bir saat bilgisayar sisteminin geri dönmesini beklemek zorunda kaldık. Hastanede tüm işlemler durdu.
Merak bu ya? Tüm internet sistemi çökse halimiz nice olur?
Hastane eski Ulucanlar Cezaevinin yanında. Yukarıdaki fotoğrafı bu nedenle çektim. Merak ediyorum, eski hapisanenin yerine ne yapılıyor? Keşke tüm hapisaneler kapansa yerine Kültür Sanat Merkezleri yapılsa...
Kendinizi hiç hapishanede düşündünüz mü? Ben düşünmek bile istemiyorum, ama 7 Nisan tarihli Hürriyet'te Ertuğrul Özkök'ün yazdıklarının da yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bakın ' Yazık, Çocuk Kadar Olamadık' başlıklı yazısından bir bölüm:
(Geçen pazar bir arkadaşım anlattı. Okuduğu yabancı dilde eğitim yapan okulda torununa çok ilginç bir ödev vermişler.
Fransa tarihini okuyorlarmış. Verdikleri ödevin konusu şu:
'Kendinizi Bastille zindanında yatan birinin yerine koyun.'
Pazar gününden beri bu kompozisyon konusunu düşünüyorum. Milli Eğitim Bakanlığı, bir gün için Türkiye'de bütün okullara şu kompozisyon konusunu ders olarak verse ve çocuklar velileriyle birlikte bunu düşünse...
'Kendinizi bir an için Silivri'de yatanların yerine koyun' )

Bir merakım da Milli Eğitim eski bakanı Hüseyin Çelik çoraplarına hem adını, hem de makamını yazdırmıştı ya? Acaba o çorapları ne yaptı? Devir teslim töreni sırasında Milli Eğitim yeni bakanı Sayın Nimet Çubukçu'ya verdi mi? Verdiyse yeni bakan bu çorapları nerede, ne zaman giyiyor? Hüseyin Çelik yeni makamını da yazdırdı mı yeni çoraplarına? Çoraba bile makam yazdırmak nasıl bir insan psikolojisi sonucudur?
Burnumu sokmasam olmaz? Meraklıyım, meraklı...

İstanbul'a dolarlar harcanarak dikilen laleler mi, kendiliğinden biten benim çektiklerim mi güzel? Merak ediyorum. Yoksa bunlara gelincik mi deniyor?
Herkese iyi tatiller...

16 Temmuz 2009 Perşembe

SINIFTA KALDIK


Eğitimde sınıfta kaldık. Sınıfı geçmek için ne yapmalıyız?

Bir:

TÜM DERSHANELERİ KAPATMALIYIZ.

Burada şöyle bir tepki gelebilir: O zaman özel öğretmenlere yönelme olmaz mı? Çok haklısınız, olur. Ama zenginlerin çocukları bunu yapabilir ancak. Varsın yapsınlar, biz yoksul aileleri kurtarmış oluruz bu şekilde.

Çoğu kişi bilmez, bilenler de söylemez. Dershaneler yoksul ailelerin sınavı kazanamayacağı baştan belli olan çocukları için ödedikleri parayla ayakta duruyor. Zenginlerin çocukları iyi okullarda okudukları, özel dersler aldıkları için dershanelerde yapılan seviye sınavlarını kazanıp beş kuruş para ödemeden dershaneye giderler. Dershane de bütün gücünü bu çocuklar için kullanır, çünkü sınavları kazanan bunlar olur çoğunlukla...

İki:

Normal ve Meslek Lisesi diye iki çeşit lisemiz olmalıdır. İlk öğretimde, sağlıklı yönlendirmelerle, değerlendirmelerle çocuklarımızı bu okullardan birine yönlendirmeliyiz.

Çoğunluk meslek liselerine yönlendirilmelidir. Ülkenin gereksinimlerine, çocukların yeteneklerine göre çeşitli bölümler açmalıyız. Buraları bitiren gençler , üniversitede kendi meslekleriyle ilgili bölüme , o bölümü bitirenler arasında yapılan yarışla girebilseler, fena mı olur?

Örneğin:

Bilgisayar bölümünü bitiren, bilgisayarla ilgili bölüme;
İmam Hatip olmakla ilgili bölümü bitiren, İlahiyat Fakültesine;
Güzel Sanatlarla ilgili bölümlerde okuyanlar, sporla ilgili olanlar,ilgili bölümlere girmek için bölümdaşlarıyla yarışsa, kazananlar üniversitede okusa, diğerleri kısa yoldan meslek sahibi olsa; ülke de, veliler de, çocuklar da kazansa olmaz mı?

Normal Liselere seçilen öğrenciler de ülkenin bilim insanları olacak şekilde yetiştirilse... Üniversite kapılarındaki yığılma çilesi bitse... Üniversite adı altında dağa taşa kurulan lise ayarındaki okullar da lise olarak hizmet verse kötü mü olur?

Kötü olur, hem de çok kötü olur! Düşünün bir kez. Meslek lisesini bitirmiş binlerce genç erken yaşta iş hayatına atılmak isteyecek! İş nerde? Bugün her dört gençten biri işsiz. O zaman ne yapmak gerekiyor? Bu gençleri ve ailelerini bir süreliğine de olsa oyalamak için herkesi üniversite kapılarına yığmak... Dersanelerden mezun etmek. Tekrar tekrar girdiği sınavlarda başarısız olmuş, ezik insanlar haline dönüştürmek! Yapılan ne yazık ki bu! Böyle yapıldığı için de hepimiz sınıfta kaldık...

Ha bir de İmam Hatip Liseleri üzerinden yapılan sömürüler var! Kendi çocukları en iyi okullarda, olmadı yurt dışında; fakir fukara çocukları İmam Hatip'te okuyacak! Kat sayı indirip kat sayı çıkarıp oya dönüştürülecek!..

Dediklerimi yaparlar mı? Yapmazlar, oyalama taktikleriyle işi götürürler. Yakında kokusu iyice çıkacak göreceksiniz. Okulları, belediyelerin insafına bırakıp aradan sıyrılacakları söylentileri ortalıkta dolaşıyor. O zaman bakanlığın adını ne yapacağız?


Ben Milli Eğitim Bakanı olsam, ipler de benim elimde olsa, tüm özel okulları, dershaneleri, fen liseleri, anadolu liseleri, çok programlı lise, endüstri meslek, imam hatip, sağlık meslek... hepsini hepsini kapatırım.

İki çeşit lise yaparım.

Biri pek çok bölümü olan Meslek Lisesi, diğeri Normal Lise...

Tabi benim Milli Eğitim Bakanı olma gibi bir şansım yok. Kim bana oy verir ki?

Kısa ama çarpıcı bir öyküyle size veda edeyim en iyisi...


"Bir gün ormanların kralı aslan, bir okul açmış. Okul, herkes için zorunluymuş. Okulda koşma, zıplama, uçma, yüzme ve dalma dersleri veriliyormuş. Başarılı olmak için de en az dört dersten yüksek not almak gerekiyormuş. Ama yıl sonunda hiçbir hayvan başarılı olamamış.
"


22 Mayıs 2009 Cuma

MİLLİ EĞİTİM BAKANIMIZ ÇALIŞMAYA BAŞLADI



Daha yeni Milli Eğitim Bakanı olan Aileden ve Kadından Sorumlu Devlet Eski Bakanı Nimet Çubukçu göreve hızlı başladı.

Gelir gelmez en önemli eğitim sorunumuza parmak basmış! "Kaldırılmalı!" demiş.

Neyi mi? Her sabah okullarımızda yapılan ANDIMIZ'ı sakıncalı bulmuş, kaldırılması gerektiğini buyurmuş... Andımızda ne var?


8 Aralık 2008 Pazartesi

BAYRAM SABAHI

Bugün bayram, herkese gönlünce geçireceği bayramlar diliyorum...
Bu bayram sabahında 8.45'te uyandım, eşim hala uyuyor. Ben de biraz daha uyumak istiyordum. Su içip yatacaktım. Dünden yorgundum biraz, eee malum bayram hazırlıkları...Telfonuma gelen iletilere bakmak istedim bir de...

İlk ileti beni sevindirmedi yine! Önceki yazılarımı okuyanlar anımsayacaktır, ama ilk kez okuyanlar ve Milli Eğitim Bakanımızın kulağına bu kez gider de bu rutin iletileri göndermekten vazgeçer diye bir kez daha yazıyorum.(Ramazan, Kurban Bayramları ve Öğretmenler Günü... Senede üç mesaj sadece bana gönderiliyor!)

Sayın Milli Eğitim Bakanı (ve diğerleri) bu rutin telefon mesajları beni sevindirmiyor, aksine öfkelendiriyor. Sanırım pek çok kişi de benim gibi hissediyordur. Bugün bayram! İnsanlarımız geleceğinden endişeli, insanlarımız işten çıkarılıyor, iş yerleri kapanıyor, çalışanlarımız her an "Hadi git işsizler ordusuna sen de katıl!" dememesi için patronlarının her saçmalığına evet demek zorunda kalıyor. Kişilikler erezyona uğruyor, insanlarımız depresyon üstüne depresyon geçiriyor... Kriz var, kriz duydunuz mu?! 82 yaşındaki kayınvalidem bile namazında dualar ediyor, krizden kurtulması için bu güzel ülkenin. "Bunlar bizim maaşımızı da keserler bu gidişle!" diyor. O biliyor, siz bilmiyorsunuz. Milletin parasını telefon için harcayacağınıza eğitime harcayın ya da ne bileyim bayramda hiç olmazsa çocukları sevindirin. Bazıları şeker de yiyemiyorlar, etten vazgeçtik çoktan!..


Bayramın birinci günü bize kimse gelmez, biz büyüklere ziyarete gideriz, kahvaltıdan sonra kayinvalideme gideceğiz bu yıl da. İki gündür evimizdeyiz. Küçük kardeş geldi bayram için şimdilik o kalıyor yanında. Kızım bu akşam gelecek. Biz mi gelsek kararsızlığımız nedeniyle bilet alma işi geçikti, ancak bugüne bilet bulabildi...


Dün kızımın sevdiği yiyecekleri hazırladım. Bir kısmını sizinle de paylaşayım. Artık bu saatten sonra yatılmaz.




İlk resim kızımın en sevdiği börek çeşidi. Ispanaklı börek...



İkincisi hayatımda yaptığım en güzel zeytinyağlı yaprak dolması... Hem biçim hem de içerik olarak! Hatta tüm zamanlarda, tüm evlerde yapılmış en lezzetli dolma diyecek kadar kendimden geçtim bakın. Çünkü ben yaprak dolması özürlü bir anneydim. Yaptığım dolmaları hiçbir zaman beğenmemiştim. Çocuklar ,lezzetli hık mık edip yiyorlardı, ama güzel olmadığını ben biliyordum. Bu kez başardım, yaşasın! Gerçekten çok güzel oldu bunlar...




Üçüncüsü, beyaz olan kabaktan yapıldı efendim. Yeşil kabakları robottan geçirdikten sonra tencerede bir iki karıştırdım, suyunu süzdüm. İçine kornişon salatalık, ceviz-fındık kırığı, torba yoğurdu koydum karıştırdım. Bir iki kaşık isterseniz mayonez de koyabilirsiniz, ben fazla kalorili olmasın diye koymadım. Bir de üzerine dereotu koyun. Kızım sevmediği için ben koymadım, ama çok yakışıyor.Maydanoz koydum ben...



Son resim de kabak, ama bu balkabağı... Kabak tatlısı efendim!


Tekrar tekrar bayramınız kutlu olsun. Ağzınızın tadı hiç bozulmasın efendim...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...