aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Şubat 2013 Salı
GİDİYORUM BÜTÜN AŞKLAR YÜREĞİMDE
Yolculuk zamanı geldi çattı yine... İstanbul-Ankara-Zonguldak-İstanbul-Zonguldak...
Beklenen gün cumartesi; özlenen gelecek, sarılıp sarmalanacak, birlikte yollara düşülecek başka sevilenlerle buluşulacak...
Çık benim şair tabiatım, çık orta yere
Fakir güzelliğinden söyle
Hasret ateşinden çal
Çal, söyle benim derdimi sevdalı sesinle.
Hep bilinen şarkılar gibi olsun
Hani, dil-i biçareden
Sun da içsin yar elinden
Yani bilinen şarkılardan olsun.
Yeni sözler arama nafile
Derdim yeni olsa anlarım
Gel, hazırından söyle bu akşam
Üzme yetişir üzme firakınla harabım.
Sonunda ah çekeriz derinden
Kim anlayacak sahiden olduğunu
Sen söyle yalnız
Zülfündedir baht-ı siyahım bestesini
Dede'den
Bu ara bunaldıkça şiire sığınıyorum, sevindikçe şiire sığınıyorum. Şiirsiz hayat çekilmez olurdu değil mi? Anday gibi ben de çal diyorum, hasret ateşinden çal söyle; kavuşmanın mutluluğundan da söz et sevdalı sesinle.
Aşk,sevgi en güzel duygumuz; ama biz anne-babalar için aşktan da üstün olan evlat sevgisi değil mi dostlar? Dokuz aylık hasret bitecek cumartesi günü...
Veee ben bu duyguları yaşarken yitirdiği evlatlarının acısıyla yüreği dağlanan annelerden utanıyorum, onlardan özür diliyorum...
Musa Eroğlu söylüyor: Telli Turnam
"Ben yandım, kimse yanmasın..."
17 Şubat 2013 Pazar
BİZ SEVGİLİ DEĞİL MİYİZ?
14 Şubat, malum "Sevgililer Günü"ydü...
Biz de eşimle dışarda yemek yemeğe karar verdik. Akşam evden çıktık; aklımızda belli bir mekan da yok.
"Saklı Kent"e mi gitsek, daha önce hiç gitmedik, denesek mi, derken oradan vazgeçtik. Sık gittiğimiz "Öküşne" ye karar verdik; tanıdığımız, bildiğimiz bir yer.Park sorunu yok; ne uzak, ne yakın...
Gittik gitmesine, ama hiç ummadığımız bir sorunla karşılaştık. Daha arabadan inerken koşarak gelen garson, hiç yer kalmadığını söylemesin mi? Eşim sinirlendi, söylenmeye başladı. Devamlı müşteriye bu yapılır mı, diyor. Ben de şaşırdım, ama bir yandan da mutlu oldum. Yurdum insanı birbirini seviyor demek ki... Ohh, ne güzel...
Hava sisli, göz gözü görmüyor o derece. Konvoya katıldık Ereğli yönünde ağır ağır ilerliyoruz. Üç tuneli de geçtik.
"Gün Işığı" na gidelim bari dedik,daha önceden biliyoruz, gitmiştik birkaç kez; ama endişeliyim. Konvoydan biri sollamaya karar verse karşıdan gelen arabayla burun buruna gelecek; al sana zincirleme kaza... Çok sis görmüştüm; ama böylesini görmemiştim. Mekanı göz kararı, el yordamı sonunda bulduk.
Ya yer yoksa, demeden içeri girdik; hava soğuktu, içerisi sıcaktır beklentisiyle... Yanılmışız, kaloriferleri geç yakmışlar, mekan henüz tam ısınmamış. Neyse boş yer varmış, oturduk. Çok sevimli, genç kız garsonumuzun "Hoşgeldiniz, nasılsınız, gününüz kutlu olsun." sözleriyle rahatladık. Siparişimizi verdik, beklemeye başladık.
Beklerken diğer müşterilere bir bakayım dedim. O da ne, çocuk bunlar ayol, baş başa vermiş kumrular; gencecik sevgililer. İçlerinde bir biz... Kocaman hissettim kendimi, ne yalan söyleyim.
Müzik güzeldi, solist yumuşak sesli bir delikanlı. Aşk şarkıları söyledi içli içli... Yalnız dikkatimi çeken orgun yanındaki açık laptop, müziğin hangisinden çıktığına karar veremedim.
Yemek iyiydi; baş başa eski günlerden, çocuklardan ve Ela'dan söz ederek günü noktaladık.
Ertesi gün bitişik komşumuz, "Dün sesimizi duydunuz mu, çok bağrıştık?" diye sorunca, evde olmadığımızı söyledim. Kızı ikinci kez üniversite sınavına hazırlanıyor; yeterince çalışmadığı için ona kızmış da bağırmış.
"Nereye gittiniz?" sorusuna "Yemeği dışarda yedik, Sevgililer Günü ya..." dedim.
Demez olaydım. "Siz sevgili misiniz? Ne işiniz var, evinizde oturup yeseydiniz!"diyiverdi...
Otuz altı yıllık evlilik, iki çocuk, iki damat, bir torundan sonra sevgililik mi olurmuş? Kafam iyice karıştı şimdi.
Sahi biz sevgili değil miyiz?
(Fotoğraflar evliliğimizin ilk yıllarından, eşimin askerlik yaptığı Mardin'de çekilmişti. Nereden nereye...)
Sevgi hep var olsun, herkese mutlu pazarlar...
Biz de eşimle dışarda yemek yemeğe karar verdik. Akşam evden çıktık; aklımızda belli bir mekan da yok.
"Saklı Kent"e mi gitsek, daha önce hiç gitmedik, denesek mi, derken oradan vazgeçtik. Sık gittiğimiz "Öküşne" ye karar verdik; tanıdığımız, bildiğimiz bir yer.Park sorunu yok; ne uzak, ne yakın...
Gittik gitmesine, ama hiç ummadığımız bir sorunla karşılaştık. Daha arabadan inerken koşarak gelen garson, hiç yer kalmadığını söylemesin mi? Eşim sinirlendi, söylenmeye başladı. Devamlı müşteriye bu yapılır mı, diyor. Ben de şaşırdım, ama bir yandan da mutlu oldum. Yurdum insanı birbirini seviyor demek ki... Ohh, ne güzel...
Hava sisli, göz gözü görmüyor o derece. Konvoya katıldık Ereğli yönünde ağır ağır ilerliyoruz. Üç tuneli de geçtik.
"Gün Işığı" na gidelim bari dedik,daha önceden biliyoruz, gitmiştik birkaç kez; ama endişeliyim. Konvoydan biri sollamaya karar verse karşıdan gelen arabayla burun buruna gelecek; al sana zincirleme kaza... Çok sis görmüştüm; ama böylesini görmemiştim. Mekanı göz kararı, el yordamı sonunda bulduk.
Ya yer yoksa, demeden içeri girdik; hava soğuktu, içerisi sıcaktır beklentisiyle... Yanılmışız, kaloriferleri geç yakmışlar, mekan henüz tam ısınmamış. Neyse boş yer varmış, oturduk. Çok sevimli, genç kız garsonumuzun "Hoşgeldiniz, nasılsınız, gününüz kutlu olsun." sözleriyle rahatladık. Siparişimizi verdik, beklemeye başladık.
Beklerken diğer müşterilere bir bakayım dedim. O da ne, çocuk bunlar ayol, baş başa vermiş kumrular; gencecik sevgililer. İçlerinde bir biz... Kocaman hissettim kendimi, ne yalan söyleyim.
Müzik güzeldi, solist yumuşak sesli bir delikanlı. Aşk şarkıları söyledi içli içli... Yalnız dikkatimi çeken orgun yanındaki açık laptop, müziğin hangisinden çıktığına karar veremedim.
Yemek iyiydi; baş başa eski günlerden, çocuklardan ve Ela'dan söz ederek günü noktaladık.
Ertesi gün bitişik komşumuz, "Dün sesimizi duydunuz mu, çok bağrıştık?" diye sorunca, evde olmadığımızı söyledim. Kızı ikinci kez üniversite sınavına hazırlanıyor; yeterince çalışmadığı için ona kızmış da bağırmış.
"Nereye gittiniz?" sorusuna "Yemeği dışarda yedik, Sevgililer Günü ya..." dedim.
Demez olaydım. "Siz sevgili misiniz? Ne işiniz var, evinizde oturup yeseydiniz!"diyiverdi...
Otuz altı yıllık evlilik, iki çocuk, iki damat, bir torundan sonra sevgililik mi olurmuş? Kafam iyice karıştı şimdi.
Sahi biz sevgili değil miyiz?
(Fotoğraflar evliliğimizin ilk yıllarından, eşimin askerlik yaptığı Mardin'de çekilmişti. Nereden nereye...)
Sevgi hep var olsun, herkese mutlu pazarlar...
26 Eylül 2010 Pazar
İYİ Kİ DOĞDUN AŞKIM
10 Aralık 2008 Çarşamba
ANKET
Haydi, her yaştan torunlar! Dolmalarını, böreklerini, baklavalarını yerken güzeldi değil mi? Şimdi anlatın bakalım, nasıl olsunlar isterdiniz büyüklerinizin?
Kimin böyle ninesi-dedesi var? Siz hangisini daha çok seviyorsunuz?
Anneannenizi mi,
Babaannenizi mi daha çok seviyorsunuz?
Neden?
Ya dedelerden hangisi size daha yakın?
Bayramlarda akrabalara yönelmişken, bir düşünelim istedim...
Yazarsanız mutlu olacağım. Sevgiler...
5 Ekim 2008 Pazar
MASUMİYET AŞK VE ORHAN PAMUK

Orhan Pamuk romanlarının en çok nesini seviyorsunuz?
Böyle bir soruya siz nasıl yanıt verirsiniz bilemiyorum, ama ben sadece giriş cümlelerini, diye yanıtlardım sanırım.
Aslında üzülüyorum gerçekten. Nobel almış tek yazarımız ve ben onun kitaplarını sevemedim.
Bu sefer ümitliydim. Okuyanlar, kolay okunduğunu söylüyordu. Olmadı... Oysa aşk romanı diyordu kendisi röportajında... Ben bir aşka da rastlayamadım Masumiyet'e de...
Sen henüz üniversite sınavına hazırlanan yoksul akraba kızı Füsun'u Merhamet Apt. nın tozlu, pis, karışık depo evine götür, her gün ikiyle dört arasında orada buluş, birlikte ol! Bu arada başka biriyle de (Sibel'le)nişan hazırlıklarını sürdür,onunla da büronun koltuğunda birlikte ol, adına da aşk de!.. Olsa olsa bunun adı bencillik, saplantı, tutku ya da başka birşey olur... Ama aşk olmaz!
Aşk bu mu, sevgi bu mu sevgili yazar? Ne yazık ki değil, hiç değil... Ve bu ilişkilerin hangisi masum, masumiyet bunun neresinde? Ben bulamadım!
Neyse herkesin aşkı kendine diyip geçebilirdim, ama okuyucuyu aptal yerine koyması beni çıldırtıyor. İkide bir araya girip:
"Bunları yazarken, hikayeme ilgi gösteren meraklıları üzmemem gerektiğini hissediyorum: Kahramanları kederli diye , bir roman da kederli olmak zorunda değildir" (s. 115)
"Çünkü artık öpüşmekte ikimiz de ilerlemiştik. Kederimizle sizleri üzeceğime..." (s. 115)
" Orhan Bey in , Füsun ile dans ederken hissettiği şeyleri kendi ağzından okumak isteyenler, lütfen "Mutluluk" başlıklı son bölüme baksınlar." ( s.140)
"Siz okurlara itiraf ediyorum." ( s.173)
"Arabayı çalıştırırken yan gözle baktığım nişanlımın yüzündeki içten endişeyi ve kederi ise anlatmayayım da, okur beni kalpsiz sanmasın." ( s.173)
Sevgili Orhan Pamuk, biliyorum okumayacaksın, duymayacaksın ama lütfen okuyucunun işine karışma. Bırak herkes kendince okusun. Bu kitabı eline alanlar en azından okur yazar değil mi ? Roman kahramanı hakkında istediği değerlendirmeyi yapmakta da özgür olmasın mı ? Sen araya girdikçe roman roman olmaktan çıkıyor, en azından benim gözümde...
Cümleler eskisi kadar olmasa da yine uzun ve zaman zaman da bozuk ne yazık ki... Nobel'e yakışmıyor. Örnek mi ?
" Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?"
(Koruyabilir yerine, koruyabilir miydim olmalıydı. Çünkü burada özne birinci tekil kişi "ben" .Son cümlenin öznesi "her şey", dolayısıyla yüklemin kişisinin de farklı olması gerekiyor.) (s.11 romanın ikinci cümlesi bu!)
"Çünkü bu sekiz yılın büyük bir kısmını, birkaç ay içinde, en fazla altı ayda Füsun'u ikna edip onunla evleneceğimizi hayal ederek geçirdim." (s.404)
"Babanın yanında içki sigara içmemek, yayılarak oturup bacak bacak üstüne atmamak gibi geleneksel aile kurallarına uyma endişesiyle yapılan bütün bu "saygı" hareketleri, yıllar içinde yavaş yavaş kayboldular." (s.439)
(saygı hareketleri - kayboldular... "-lar" çoğul takısı gereksiz kullanılmış. İnsandan başka çoğul özneler varsa yüklem tekil olur. Kişileştirme sanatına başvurulmamışsa...)
Sevgili okurlarım, sözü daha fazla uzatıp sizi yormak istemiyorum. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, keşke bu aşk romanını hiç yazmasaymış. Diğerlerinin hiç olmazsa bir büyüsü, rüyası, gizemi vardı. Bunda ne var anlayan varsa anlatsın lütfen...
Siz yine de okuyun. Bana bakmayın.Her kitap okunmayı hak ediyor. Ayrıca kolay zengin olmanın yollarını, zengin çocuklarının yaşantılarını da öğrenirsiniz bu sayede. Kimbilir belki siz de...
29 Ağustos 2008 Cuma
AŞK
Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu.
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
Nicedir bu pencereden deniz güzel değil
Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.
(İlhan Berk ,1916-2008)
Anısı önünde saygıyla eğiliyorum... Eserleriyle yaşayacaktır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......
.jpg)

