özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2012 Çarşamba

İYİSİ Mİ SİZ...


Köyün semer ustası ölmüştü. Tüm eşekler köyün meydanında toplandılar. Sevindiler, tepindiler, oynamaya başladılar...

Yaşlı, hasta bir eşek duvar dibinde düşünüyordu. Ona geldiler:

"Haberin yok herhalde, semercimiz öldü!"
"Ne olmuş öldüyse?"
"Artık sırtımız yara bere olmayacak, ÖZGÜR olacağız..."
"Nasıl bir özgürlükmüş bu?"
"Semerci olmayınca artık sırtımıza semer yapılmayacak, kırda bayırda özgürce dolaşacağız..."

Görmüş geçirmiş yaşlı eşek acı acı gülmüş:

"Şaşarım aklınıza!"
".......???"
"Bugün sevineceğinize yas tutmalısınız! Usta, iyi kötü sırtımızın ölçüsünü biliyordu; bizi rahatsız etmeyecek semerler yapmaya çalışıyordu. Yarın bir acemi semerci getirirler, sırtınız yaradan kurtulmaz. İyisi mi siz semerciden değil eşeklikten kurtulmanın yolunu arayın.

Siz eşek kaldıktan sonra sırtınıza semer yapan bulunur..."

30 Kasım 2011 Çarşamba

PARDON! BİN GÜNDÜR BALBAY TUTUKLU


"Bin" ne kadar kolay yazılan bir sözcük, tıpkı "bir" gibi...
Şöyle gözlerimizi kapatıp düşünelim mi? Bin değil, sadece bir gün bile hapiste kalsak ne hissederdik?

Sevgili Mustafa Balbay, tam bin gündür tutuklu Silivri'de. O, bir gazeteci; gerçeği sadece gerçeği okuyucularına duyurmakla gürevli bir gazeteci; aynı zamanda oylarımızla seçilmiş bir milletvekili... Ancak bizi temsil edemiyor, çünkü bin gündür tutuklu. Suçu henüz belli değil, diğer tutuklular gibi...
Balbay'la birlikte ona oy veren bizleri de cezalandırmıyorlar mı?

Suçlu mu değil mi bilemiyorum, ama şunu biliyorum. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, "İnsan Hakları İhlalleri nedeniyle, bugüne değin tam (436) dört yüz otuz altı kez suçlu bulunmuş. Bu kesin. Daha süren davalar var, onlarda da kararın farklı çıkacağını sanmıyorum. Uzuuuunnn tutukluluk süresi İnsan Hakları ihlalidir deniyor AİHM tarafından... Ve bu nedenle ülkemiz tazminat ödemek zorunda kalıyor, bedelini hepimiz ödüyoruz.
"Mustafa Balbay çıkacak, yine yazacak", ya tutukluyken ölenler n'olacak? Neresinden baksan insanlık dışı bir durum var ortada.

Çok merak ediyorum biliyor musunuz? Onu ve diğerlerini acımasızca, yargılanmalarını geciktirerek cezalandıranların çocuklarıyla ilişkileri nasıldır? Yetişkin insan gibi çocuklarıyla konuşuyorlar mı? Sohbet ediyorlar mı? Başlarını sevgiyle okşuyorlar mı? Kuşkuluyum doğrusu, acıyorum çocuklarına hatta...

Balbay, her hafta on bir yaşındaki kızı Yağmur'a mektup yazıyormuş, biliyor musunuz? Bin gündür tutuklu baba ve kızının mektuplarını okuyan özel yetkililer ne hissediyordur acaba? Eve gidip kızıma sarılsam diye düşünmüşler midir?

Belki de işin içinden nasıl sıyırırızın derdine düşmüşlerdir; ama öyle dolandırdılar ki çözdükçe düğümlediler ipleri, şimdi ayaklarına dolanıyor, çırpındıkça batıyorlar. Kör düğüm, kör dövüşüne dönüştü. Tarih bugünleri de yazacak; gerçek suçlular hak ettiklerini bulacak, ancak yaşanan acılar kalacak sahipsiz.

"Pardon" mu diyecekler?


UMUDUMUZ ERDOĞAN
Birgün Gazetesi-İlyas Başsoy yazmış.
Çok komik
LÜTFEN OKUYUN

10 Mayıs 2011 Salı

"İNTERNETİME DOKUNMA" DİYENLER PARMAK KALDIRSIN



*"Bizden korkanlardan gördüğümüz saygı, saygı değildir. Onların saygısı bana değil, krallığadır."

*Hükümdarların kavuştukları en büyük nimet,
Halkın, hem(onların) derdini çekmesi hem de üstelik
Onları (krallarını) övmek zorunda olmasıdır."

"Kralın iyisi kötüsü, sevileni sevilmeyeni hep aynı saygıyı görür. Bir kralsam, halkın bana çatmaması beni sevmesine alamet sayılmaz, çünkü çatmak istese çatamazdı. Ardımdan gelenler dostum oldukları için gelmiyorlar, halleşip dertleşemeyen insanlar arasında dostluk olamaz."

İyi ki bugün krallar, padişahlar yok. Hala Ata'mızın sağladığı demokrasinin nimetlerinden yararlanıyoruz. Ancak kral olmak isteyenler var. Bunun için her yolu deneyenler var. Özgürlüklerimizi, şimdilik , kısıtlamaya çalışanlar var. 22 Ağustos'ta İnternete uygulanacak sansürü planlayanlar var. Susacak mıyız? 15 Mayıs'ta korkmayanlar saat 14.oo'teTaksim'de toplanacakmış. Bence olanağı olanlar mutlaka katılmalı o yürüyüşe...
Amaçları hepimizi korkutup sindirmek, daha sonrasında tüm özgürlüklerimizi elimizden almak...

Korkacak mıyız? Korkup susacak mıyız? Ölmeden ölecek miyiz?

"Delilik değil midir, sorarım, ölüm korkusundan ölmek?"

"İnternetime dokunma!", diyenler parmak kaldırsın?


*Alıntılar Denemeler (Montaıgne)'den.


2 Mart 2011 Çarşamba

BIRAKIN BİRİLERİ DE MASUM KALSIN

Ülkeme, Ulusuma, Cumhuriyetime, Özgürlüğüme, Bloguma Dokunma!


Uzun süredir zamansızlıktan bloguma giremiyordum. Bugün kısa bir not için girdim ki ne göreyim?
"İleri Demokrasi!" almış başını gidiyor. Neymiş Digitürk kanalı bazı siteleri şikayet etmiş, yasalara göre suç işliyorlarmış. Eee bundan kim sorumlu şimdi? Suç bireysel değil mi? Suçlu olanla başedemeyen devlet mi olur? Suçluyu bulup suç unsurunu engellersin olur biter. Tabi amaç üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse o başka...

Ancak bu yasak beni hiç şaşırtmadı, hatta bekliyordum, diyebilirim. İleri Demokrasinin örneklerine daha önce pek çok alanda tanık olmadık mı? Hepimizi suçlu yapmanın bir yolu bu? Cumhurbaşkanımız korsan film indirip izliyor; başbakanımız yasaklattığı you to be'ye kaçak girdiğini dünyaya ilan ediyor; hatta herkesi suça teşvik edercesine "Siz de girebilirsiniz." diyor.Ve biz de kendi blogumuza kaçak giriyoruz onun sözüne uyarak.

Masumiyet birilerini çok mu rahatsız ediyor ? Az ya da çok, hepimiz suçlu olursak gerçek suçlular kendilerini daha mı iyi hissedecek ne?

Atatürk'ü özlüyorum, Atatürk Türkiye'sinde başım dik, özgür, bağımsız, insanca yaşamak istiyorum. Yapılanları içime sindiremiyorum. Ve ülkemin, ulusumun geleceğinden endişe ediyorum. Adım adım bilinmezlere sürükleniyoruz. Geçmiş olsun Türkiye!

21 Aralık 2010 Salı

BENCE DE



insanlar ne dilleriyle ayrılırlar birbirlerinden
ne de renkleriyle inançlarıyla
türkülerde toroslarca yükselen o kanlı sınır
insanların birbirine kulluğu köleliğidir



Hasan Hüseyin Korkmazgil böyle demiş, ne güzel demiş!
İnsanın insana köleleğini yok edebilir misiniz? Önce bunu halledin, sonrası kendiliğinden gelir. Ama işinize gelmez ki...


30 Mart 2008 Pazar

VİETNAM 'A BENZER BİR AĞRI

İhtiyar kıtanın öbür ucunda
Kocaman bir ahtapot
Sıçrayıp uyanıyorum geceyarısı
Afrikalı değilim ama
Bilirim nerelere uzar kolları
64 Ianham road London
Düş görüyorsun belki de şimdi
Özgürlüğe kavuşacak bir ülke gibi
Seni bekliyorum duvarların dibinde
Peşimde imparatorluk polisi.
...................
Şurada Vietnam 'a benzer bir ağrı
Düşenlerin yüzünü çiziyor boşluğa
Korkunç gözlerinden yanıtlanmaz sorular
Şuramada susan bozkır
...................
Bereket Zamanti 'ya o sessiz ırmağa
Başlatıyor göz göze geldiğimiz şevki
Sabah mı halkın uyanışı mı bu
...................
Seni bekliyorum bütün istasyonlarda
Özgürlüğe kavuşacak bir ülke gibi.

(Mehmet Başaran- Varlık, 1966 )

22 Şubat 2008 Cuma

İPEK BÖCEĞİ

Bugün böceklerden söz etmek istedim. Onlardan alacağımız çok ders olduğunu düşünüyorum.
İpek Böcekleri en çok dut yapraklarını sever. Geceleri kıtır kıtır yediklerini, bir müzik parçasının bas ritimleri gibi dinleyebilirsiniz.
Sonra ağızlarından çıkardıkları beyaz bir salya ile ipekten kozalarını örerler. Kendilerini de bu kozanın içine hapsederler. Bu da mutsuz bir tablonun başladığı an olur onlar için. Çünkü İpek Böceğimiz bir süre sonra sıkılacak ve gelişiminin son evresi olan kelebeğe dönüşecektir. Ve kozasını delerek dışarı çıkacaktır. Ne güzel kurtuldu, tutsaklıktan, diye mi düşündünüz ? Keşke öyle olsa!
Namık Kemal'in ünlü Hürriyet Kasidesi vardır, bilenler bilir; bilmeyenlere de hatırlatmak gerekir.
" Ne efsunkar imişsin ah, ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten. "
Bu beyitte Namık Kemal hürriyetin esiri olduğundan söz ediyor, İpek Böceğinin esaretinden farklı bir durum ama bizim böcek de özgürlük özlemiyle başını kozasından çıkarıyor, bilmediği bir dünyaya... Uçmak, kendi kanatlarıyla havalanmak istiyor. Başaramıyor , evdeki hesap çarşıya uymuyor.
Kapıda koza üreticisi bu anı bekliyor sabırsızlıkla... Yoksa neden beslesin ki İpek Böceğini! Al gülüm ver gülüm, hesabı. Önce besleyecek, iyilik eder görüneceksin; zamanı gelince de kullanacaksın.
İpek Böceği kaçıp kurtulmak istiyor. Koza üreticisi hiç böyle bir kaçışa izin verecek midir? Bu kaçış kozanın delinmesi süt beyaz ipliğin kırık kırık çıkması demektir.
İpek Böceğinin Efendisi bu aşamada birden zalimleşir. Kozalar fırınlara gönderilir. Yüksek sıcaklıklı su kazanlarında İpek Böcekleri yanarak kızıl kahve kurtçuklara dönüşür.
İnsanoğlu bir kez daha doğayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış olur. Çünkü doğa insana değil, insan doğaya egemendir.
Ya insanın insana egemenliğini ne yapacağız? İnsanlar böcek değil ki...

26 Ocak 2008 Cumartesi

LAİKLİK NE DEĞİLDİR



"Dünyanın başka uygar toplumlarında olduğu gibi Atatürk Türkiyesinde de laiklik, bireylerin birey olarak diledikleri dinsel inanca sahip olmalarına ya da hiçbir dinsel inanca sahip olmamalarına başta devlet, hiç kimsenin karışmaması olarak anlaşılır.
Ancak yine başka toplumlarda olduğu gibi Türkiye'de de laik düzene karşı olanlar kendi dinsel tutumlarının topluma zorla benimsetilmesi amacında olduklarını açıkça ortaya koyamadıkları ve makullük dışına çıkmayı göze almadıkça laiklik ilkesine doğrudan doğruya karşı çıkamadıkları için genellikle laiklik kavramına ve laik devlet, laik toplum düzeni kavramlarına eksik ya da yanlış tanımlamalar getirmeye yönelmişlerdir. BÖYLECE DİNİ SİYASETE ve BAŞKA TÜR BENCİLCE ÇIKARLARA ARAÇ YAPABİLME KAPILARINI ZORLAMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR.
Laiklik Ne Değildir?
  • Laiklik, en sık yinelenen " Dinle devletin birbirinden ayrı olması..." tanımının yüzeysel olarak anlaşılmasına dayalı "Din alanında kim ne yaparsa yapsın, devlet karışamaz." anlamını taşımaz.
  • Laiklik devlet gücünün, otoritesinin ve olanaklarının herhangi bir dinsel inancın ya da inançsızlığın eğitilmesinde, öğretilmesinde, yayılmasında kullanılması demek de değildir. Çünkü böyle bir durumda başka dinden ya da mezhepten olanların, aynı dini ayrı biçimlerde yorumlayanların ve herhangi bir dinsel inanç beslemeye gerek görmeyenlerin inanç ve vicdan özgürlükleri ortadan kaldırılmış olur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün eşsiz önderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi bir ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır. Bir toplumsal -yeniden- biçimleniştir. Ulusal bağımsızlığı ve özgür düşünceyi temel aldığı için bir Türk Aydınlanmasıdır.
Gerçekten laik bir dünya anlayışı temeli üzerinde yükselen Türk Devrimi, Türk toplumunda akıl çağını etkin biçimde açmıştır.
Türk Devriminin temeli olan ulusal bağımsızlık ilkesi, düşünce ve inanç bağımsızlığı ve özgürlüğü demek olan laiklikle özdeştir. Boş inançların, dinsel baskıların doğmatik zincirleriyle aklın bağlandığı yerde ulusal bağımsızlığın düşü bile görülemez. BUNUN GİBİ İNANÇLARIN YÖNETİMİNDE BİLİM DE YAPILAMAZ. Öyleyse laik düşünüş ve davranış olmadan DEMOKRATİK BİR HUKUK DEVLETİ DE KURULAMAZ.
Öte yandan laiklik, " Dil, kan, hatta din birliğine karşın Türk halkını yüzyıllar boyunca bin parçaya bölen ACIKLI DİDİŞMENİN de sonu, en sağlam birlik demek olan eğitim ve kültür birliğinin de başlangıcıdır.
Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'da şunları söylemiştir:
Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmak... Şimdiye değin ulusun kafasını paslandıran , uyuşturan... düşünüşte bulunanlar olmuştur. Herhalde düşünüşlerdeki boş inançlar tümden kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça kafaya gerçek ışıklarını ulaştırmak olanaksızdır.
Efendiler ve ey ulus, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat,uygarlık tarikatıdır.
Yol ayrımına mı geldik, ne dersiniz? Tehlike kapıyı çalmaya başladı. Korkarım başkaları da sırada... Yazık... "

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...