Necip Hablemitoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Necip Hablemitoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2010 Pazar

VİCDANLAR KONUŞABİLSE

Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...

Ahmet Arif'in, "Adiloş Bebenin Ninnisi" şiiri beni hep etkilemiştir.

Eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek, yirmi iki ay (22) Ergenekon sanığı olarak tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Hürriyet Gazetesindeki demeçlerini okuyunca şiir yeniden aklıma düştü. Mustafa Özbek tutukluluğunun ilk üç gününde
, çok soğuk bir yerde tutulmuş ve hiç su verilmemiş! Yirmi iki ay sonra serbest bırakılınca:

"- Cezaevine bağırarak girdim. Çünkü suçsuzluğuma inanıyordum. 22 ay tutuklu kaldım ama suçumun ne olduğunu da öğrenemedim. Çünkü, basında benim ergenekon isimli örgütün finansörü olduğum yazıldı. Sendikamızda incelemeler yapıldı, yetinilmedi şubeler tek tek denetlendi. Ancak, hesaplarımızda bir hata olmadığı anlaşıldı."

demiş Mustafa Özbek...

Sokrates'in karısı:
Ah, bu insafsız yargıçlar! Seni haksız yere öldürüyorlar diye ağlayıp sızlanırken,
Sokrates:
Ya haklı olarak öldürseler daha mı iyi olurdu?
demiş.

Göreceksiniz çok yakında haksız yere Silivri'de tutulanlar özgürlüklerine kavuşacaklar...


Bana mesken olan toprak,
Sende savaş belirtileri var.

Savaşa hazırlanıyor bu sürüler, bu atlar.
Ama biz bunların sabana koşulduğunu da gördük
Aynı boyundurukta yürüdüklerini de;

Barış umudumuz yok olmuş değil yine de.
(Virgillius)

Peki tüm bu haksızlıkları planlayanlar, düzmece kaset, düzmece belge, düzmece tanık, imzasız mektup kurgulayanlar ne olacak?

Merak etmeyin, onlar cezalarını çekmeye başladılar...
Korkudan donlarına ediyorlar. Pis kokuları, görmez gözlerin bile gözlerini açtı, burunlarını tıkamaya başladı.

Sert kayaya çarptılar çünkü. Eline kalem dışında başka bir şey almayanları karalamak kolaydı. Şimdi içlerinden çıkmış, silahının yanında kalem de tutan Hanifi Avcı var.

"Baba, bir hırsız tuttum!"
"Al getir!"
"Gelmiyor!"
"Bırak gitsin!"
"Gitmiyor!"

İki ucu b.... değnek... Soruşturma açamıyorlar. Çok şey biliyor. Ucunun nereye dayanacağı malum!

Bundan sonra işleri çok daha zor. Aslında Hanifi Avcı'nın söylediği şeyler herkesçe biliniyor. Hatta ondan çok daha önce Şubat 2003'te çıkan Necip Hablemitoğlu'nun yazdığı KÖSTEBEK isimli eserde bütün bunlar belgeleriyle birlikte anlatılmıştı. Nedense bunlar pek ses getirmedi. Nedeni belki de Dr. Necip Hablemitoğlu'nun üniversite hocası oluşuydu, yani silahsızlardandı.

18 Aralık 2002 tarihinde Necip Hablemitoğlu bir suikast sonucu aramızdan ayrıldı.

Kendisi de düzmece kaset mağduru Sayın Nuh Mete Yüksel, onun ardından:

"Ülkemiz son yıllarda milli devlet ve Atatürk düşmanı cereyanların hücumuna maruz kalmıştır. Bir tarafta bölücüler, bir tarafta cumhuriyetin düşmanı Siyasal İslam, diğer taraftan Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyeti beğenmeyen ikinci Cumhuriyetçiler ve nihayet Lozan'ı bir türlü içine sindiremeyen Avrupa, bu karanlık tablo içinde boğulurken, karanlıkları delen bir takım yıldızlar belirdi. Bunların en kuvvetlisi kutup yıldızı gibi yol gösteren Necip Hablemitoğlu oldu.
Necip Hablemitoğlu ne yaptı? Bize yabancıların oyunlarını anlattı. Yabancılarla işbirliği yapan yerli hayinleri tanıttı. Tek ışıklı yolun Atatürk'ün yolu olduğunu gösterdi. O, bir kahramandı.

Kahramanlar devleti için, ulusu için kendini eriten, daima fedakarlıklar yapan, gerektiğinde ölmesini bilen insandır. Bizlere düşen görev Hablemitoğlu'nun yolundan yürümek bayrağını daha ilerilere götürmek ve hainlere fırsat vermemektir.

Kendisine Tanrı'dan rahmet dilerken bütün Türk Milletinin başı sağ olsun diyorum." demiş.

Hablemitoğlu suikastından sonra, uzun yıllar içişleri bakanlığı yapan, pek çok kez de vali, emniyet müdürü olan o dönemin içişleri bakanı Abdülkadir Aksu bakın ne demiş:

"Kim ya da kimler tarafından hangi maksatla işlendiği konusunda bir şey söylemek için henüz çok erken."
Olayı şiddetle kınadığını, olayla ilgili soruşturmanın çok yönlü olarak tüm yönleriyle devam ettiğini söylemiş.
Hablemitoğlu cinayeti , Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Hiram Abbas, Bahriye Üçok gibi aydın cinayetleri;
Ata Burcu, Hulisi Sayın, Memduh Ünlütürk, İsmail Selen, Temel Cingöz, Adnan Ersöz gibi generallerin öldürülmeleri de aydınlatılmadı.

Ve en düşündürücü cinayetlerden biri olan SHP Milletvekili Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör'ün TBMM lojmanlarında öldürülmesiyle ilgi bir ipucu bile bulunamadı.

Şimdi tüm bu cinayetler işlenirken İçişleri Bakanı olan Abdülkadir Aksu'ya 1990-1991 ve 2002 yıllarında işlenen tüm bu cinayetlerle ilgili bir açıklama yapmak için hala çok mu erken, diye bir soru sorsak yanıt alabilir miyiz? Hani hep yapılan şu çok yönlü soruşturmalardan ne haber desek?

Köstebek'te bugün artık gizlenemez duruma gelen emniyetteki örgütlenmeler, çatışmalar, kişiler bir bir sayılıp belgeleniyor.

Bizler ancak okuduklarımızı yazıyoruz. Gerçeği arıyoruz. Gerçek suçlular ortaya çıksın istiyoruz. Kitaplarda adı geçenlerin çoğu yaşıyor. O zamanlarda görev yapanlar hayatta.

Doğru bilgiler, gerçekler, sadece gerçekler bu dönemlerde görev yapmış kişilerde saklı ve ne yazık ki onlar konuşmuyorlar... Ama belgeler dosyalarda ve artık internette de sırasını bekliyor.

Vicdanlar konuşsa, ahhh! bir konuşsa, konuşabilse...

Vicdanlar sussa da, kanunlar işlemese de tarih hükmünü verecek.

Dünün gerçek suçluları bugün nasıl tarih karşısında suçlu bulunduysa, bugünün suçluları da yarın aynı kaderi paylaşacaktır...

28 Eylül 2010 Salı

HENÜZ KIZMAK SERBEST KIZIN BANA




Becayiş, anlaşarak yer değiştirme anlamına geliyor. Gerçi burada gönüllülük var mı bilmiyorum, ama güvenilir kaynaklardan öğrendiğime göre şok bir kararla büyük bir değişim yapılacakmış!

Varan 1)
Orduyla dağdakiler görev değişimi yapacaklarmış. Teröristler asker, askerler de dağa çıkıp terörist olacakmış, ordunun elindeki silahlar alınacakmış...

Varan 2)
İçerdeki ve de dışardaki tüm gerçek suçlular af kapsamına alınıp emniyet kadrolarına polis olarak atanacakmış. Polislerin bir kısmı da içeri tıkılacakmış...

Asıl görevi silah kullanmak olan, ancak silah yerine kalem kullanmaya kalkan Hanefi Avcı, 30 Eylül'de tüm gerçekleri açıklayacağım demişti, ancak buna fırsat bulamadan 28 Eylül'de gözaltına alınmış...
Bu arada "Köstebek" in yazarı Necip Hablemitoğlu'nun hayaleti mezarından kalkıp gelmiş, "Bunda ne var, beni aynı suçtan öldürmüşlerdi !" , diye kendi kendine söyleniyormuş.

Varan 3) Sırada diğer kalem tutanlar varmış. İşe gazetecilerden, bilim insanlarından başlanmış, ama bu pek işe yaramamış. Son dakika haberlerine göre evinde kalem bulundurulanlar da (Silivri dolu olduğu için) İmralı'ya gönderilecekmiş...

Varan 4) Son bir emirle kalem satışları yasaklanmış; silah satışları ise artık serbestmiş...

Şaşırdınız değil mi? Böyle bir şey gerçek hayatta tabi ki olmaz. Rüya, korkunç bir rüya gördüm bu gece. Kabus gibi bir şey. Sabaha kadar evdeki tüm kalemleri saklamaya çalıştım. Bilgisayarımı toprağa gömdüm. Kapıdan sesler geliyordu. Biri beni silkeliyor, durmadan dürtüklüyor, bir şeyler söylüyordu. Kan ter içinde gözlerimi açtım ki evimde, yatağımdayım. Ohh! bir rahatladım, bir rahatladım ki sormayın!

Kızdınız mı bana? Kızın, söylenin, siz de rahatlayın. Hepimizin rahatlamaya ihtiyacı var değil mi? İyi ki rüyaymış bu, ya gerçek olsaydı?

8 Ekim 2009 Perşembe

ALMAN VAKIFLARI ve BERGAMA DOSYASI

İlgiç bir kitap bu. Yazarı Dr. Necip Hablemitoğlu. Elimdeki 4. Basım. Çoktandır kilaplığımda duruyordu. Ancak şimdi okumaya sıra geldi.

Kitabın ikinci sayfasında, Necip Hablemitoğlu'nun yaşam öyküsü anlatılmış. Son paragrafında şunlar yazıyor:

"Çalışma alanına ilişkin "Türkiye'de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü ve şeriatçı yapılanmalar", "İstihbari Tarihçilik", Türk Dünyası Topluluklarının Tarihleri" konularını kapsayan çok sayıda kitap ve Makalesi bulunan Hablemitoğlu, halen Ankara Üniversitesinde Doktor Öğretim Görevlisi olarak Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi dersi vermektedir. Evli ve iki kız çocuk babasıdır."

Bu yaşam öyküsü ve kitap ölümünden önce yayınlanmış gördüğünüz gibi. Ölümünden sonra gazetelerde çıkan yazılardan aldığım alıntıya da bir gözatın lütfen:

"Çok şey bilen hocaya iki kurşun
Karanlık eller yine işbaşında
Milliyet 19 Aralık 2002

Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonucu ölen Doçent Necip Hablemitoğlu Alman Vakıfları’nı Türkiye’de altın çıkarılmasını engellemekle suçluyordu...

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, dün evinin önünde uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirdi. Fethullah Gülen davası ve Alman Vakıfları’yla ilgili davaya dayanak oluşturan çalışmalarıyla ünlenen Hablemitoğlu "sol gözüne isabet eden" 9 mm. çapındaki merminin beyninde yarattığı tahribat sonucu olay yerinde öldü. Eski DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, "Türkiye yiğit bir evladını kaybetti, bu da öldürüldü" dedi.
"

.........


"Namludaki üç araştırma
1- Gülen ve CIA ilişkisi
2- Alman Vakıfları
3- Telekulak ve köstebek

Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’na düzenlenen suikastın ipuçları ünlü öğretim üyesinin önemli "kaynaklık" ettiği dosyalarla üzerinde çalıştığı öğrenilen son araştırmada aranıyor. Hablemitoğlu’nun istihbarat birimlerindeki irticacı yapılanmaya ilişkin önemli bulguların yer aldığı "Köstebek" adlı bir kitabın yazımını tamamladığı, ancak kitabı bastıracak yayınevi bulamadığı belirtildi.

1 - Hablemitoğlu’nun adı ilk olarak, eski DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in Nur Cemaati lideri Gülen hakkında açtığı davayla gündeme geldi. Yüksel, davayı açtıktan sonra Hablemitoğlu’nun bu konuda kaleme aldığı "Etki Ajanları, Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar" adlı makaleyi fark etti. Yeni Hayat adlı derginin Ağustos 2000 tarihli sayısında yer alan makaleden sonra Hablemitoğlu ile temasa geçen Yüksel, bu teması bilim adamının öldürüldüğü güne kadar sürdürdü. Yüksel, Hablemitoğlu’nun araştırmasını ve verdiği bilgileri dayanak alarak Gülen hakkında ek iddianame de düzenledi. Hablemitoğlu, bu çalışmasında şunları belirtti:
• Hocaefendi, Philedelphia yakınlarında özel bir çiftlikte yaşıyor. FBI korumasındaki çiftlik alanı, refakat memurlarının gözetimi altında.
• Fethullahçı yapılanma, CIA’nın öngördüğü tarikat modeline (Mormon, Moon, Scientology) gibi tıpatıp uymaktadır.
• Fethullahçılar, bir yandan TSK’ya sızmaya çalışırken, bir yandan hasım ülke istihbaratçılarınca geliştirilen "Aktiv Opposition" stratejisi çerçevesinde alternatif aktif direniş oluşumunu hızlandırdı.

ALMAN ELÇİNİN UYARISI
2 - Hablemitoğlu’nun ismi son dönemde yine Yüksel tarafından "Alman Vakıfları ve Bergama Köylüleri" hakkında açtığı davayla gündeme geldi. Yüksel, bu davada da Hablemitoğlu’nun aynı isimli kitabını dayanak aldı. Yüksel, davayı açmadan önce Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Rudolph Schmidt, DGM’ye gelerek dosyanın kendileri açısından çok hassas olduğu uyarısında bulundu. Hablemitoğlu, bu kitabında da şu tespitlerde bulundu:
• Vakıfların faaliyetleri incelendiğinde, konunun legal bir casusluk faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi belirtiler görülecektir.
• Bu vakıflar illegal yapılanmalarla rejim karşıtı güçlerle temasa geçebilmekte, Türkiye’nin etkin, dinsel ve mezhepsel farklılıklarını ele almakta ve bu farklılıkları derinleştirerek ulus devleti zaafa uğratmaya çalışmaktadır.
• Alman siyasi parti vakıfları, Türkiye’nin bütünlüğünün ve laik Cumhuriyetin teminatı olan Türk ordusundan ve Milli Güvenlik Kurulu’ndan fevkalade rahatsızlık duymaktadır."

SON ÇALIŞMA, SON SÖZLER...
3 - Geçtiğimiz günlerde de bazı basın organlarında, Rus istihbaratının, Türk istihbarat birimlerine Rusya ve Türki cumhuriyetlerde faaliyet gösteren Nur Cemaati’nin CIA’den destek aldığını bildirdiğine ilişkin haberler yer aldı. Hablemitoğlu da son çalışmasını bu konu üzerinde yapıyordu. Yüksel’in de yakın çevresine, "Hablemitoğlu bu konuyu araştırıyor" dediği öğrenildi. Yüksel’in Hablemitoğlu’nun ölümünden sonra da "ölümü rejim karşıtlarının işine yaradı. Soruşturma çok yeni ama rejim karşıtlarının bu işi yaptığı çok açık" dediği ifade edildi.

4 - Hablemitoğlu’nun Emniyet ve istihbarat içindeki irticacı yapılanmaya ilişkin önemli bulguların yer aldığı "Köstebek" adlı bir kitabın yazımını yeni tamamladığı belirtildi. Bastıracak yayınevi bulamayan Hablemitoğlu’nun araştırmayı "disket" halinde koruduğu kaydedildi.

YÜKSEL’İ DESTEKLEDİ
Hablemitoğlu, son olarak "seks kasedi" skandalında Yüksel’e verdiği destekle adını duyurdu. Yüksel’in komploya kurban gittiğini savunan Hablemitoğlu, komployu Gülen’in adamlarının düzenlediğini iddia etti."


"Köstebek" isimli eseri öldürüldükten sonra basıldı. Ben okudum, size de her iki kitabı öneriyorum.

Şimdi Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası, isimli eserin önsözünden bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir. Pek çok aydınımız neden öldürüldü, neden hala suçluları bulunamadı dersiniz?


ÖNSÖZ

" Avrupa Parlamentosu'nda 1998 yılında kabul edilen "Türkiye Hakkında Avrupa Stratejisi" başlıklı kararda (A4-0432/98), Türkiye'ye yönelik şu istemler yer alıyordu:


"Özellikle Kürtlerin maruz kaldığı zulüm, hapis ve işkenceye son verilmesi;
Leyla Zana'nın serbest bırakılması;
Kürt halkının temsilcilerini de içeren toplum güçleri arasında diyalog kurulması;
Türkiye'deki her kesime ana dilleriyle eğitim hakkı ile Kürt dilinde yayın ve kendini anlatma özgürlüğü verilmesi;
TBMM'de Kürtlerin temsil edilmesi;
Siyasal Partiler Yasası'nın değiştirilmesi, seçimlerde %10 barajının kaldırılması ve anti-terör yasasının iptali;
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinden olağanüstü halin kaldırılması ve köy korucuları sisteminin tasfiyesi;
PKK'nın tek taraflı ateşkesinin kabul edilmesi ve Kürt hedeflerine saldırının hemen durdurulması;
Mahkeme kararlarının , özellikle üç termik santral ve Bergama'daki Eurogold Şirketine İlişkin Danıştay Kararlarının Uygulanması;
Kuzey Kıbrıs'ta devam eden işgal durumunun ve AB'ye aday bir diğer ülkenin (Kıbrıs Rum Kesimi) erişim sürecini engelleyici tutumu nedeniyle Kıbrıs'ta siyasi çözüme gidilmesi;
Komşuları, özellikle Yunanistan ile ilişkilerini düzeltmesi vs. vs.

AB ülkelerinin Türkiye'ye yönelik niyetlerini ortaya koyan bu karar belgesinin yaşama geçirilmesi ile Türkiye'de ULUS-DEVLETİN ortadan kalkması; Yogoslavya örneği bir sürece girişilmesi kaçınılmaz bir sonuç. İŞTE BU SONUÇ ÖNGÖRÜLDÜĞÜ İÇİNDİR Kİ, YUKARIDAKİ İSTEMLER ÜLKEMİZE "DAYATILIYOR".

Siyasal istemler arasına sokuşturulmuş ekonomik istemler ( üç termik santral ve Bergama'daki Eurogold Şirketine ilişkin Danıştay kararlarının uygulanması ) ise en az diğerleri kadar Türkiye açısından kabul edilemez nitelik taşıyor.

Türkiye'nin ULUSAL ENERJİ POLİTİKALARINI BALTALAYARAK enerjide Türkiye'yi BATIYA BAĞIMLI KILMAK ve ekonomiye nefes aldıracak ALTIN ÜRETİMİNİ ENGELLEMEK, AB ülkelerinin başlıca hedefi. Yoksa, başta Abdullah Öcalan hakkında verilmiş yargı kararı dahil, Türkiye'de hangi yargı kararına saygı duymuş ki bu ülkeler?!.

.....


Almanya'nın kendi sınırları ve hatta AB sınırları içinde yaşayan Türk vatandaşlarına yönelik olarak etnik ve dinsel bölücülük strajileri geliştirdiği bilinmektedir.AB ülkelerinde yaşayan yaklaşık 3.5 milyon vatandaşımızın önemli bir bölümünü etkileyen Almanya, şimdi de, kendi ülkemiz içinde aynı senaryoları yaşama geçirmeye çalışmaktadır. Konrad Adenaur Vakfı, Heinrich Böll Vakfı, Friedrich Ebert Vakfı gibi sözde NGO'lar, 1980'li yılların başlarından itibaren, Türk yasalarının izin vermemesine karşın, sırf gelmiş geçmiş ülke yöneticilerinin basiretsizlikleri yüzünden , resmen ve alenen yıkıcı faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedirler.

Bu araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuç: Almanya'nın, bizi bizden iyi tanıdığı gerçeğidir. Bergama'da etken güç olarak alevi inançlı üç köy halkını gösteren ; üretim yapacak şirket dolayısıyla "anti-emperyalist", "sosyalist" ve "ulusalcı" söylemleri ve sloganları öneren Almanya, tüm gücü ile 10 yıllık bir süreçte ALTIN ÜRETİMİ YAPTIRMAMAYI BAŞARMIŞTIR.

Bergama'da altın üretiminin yapılmaması, Türkiye'deki yüzlerce altın yatağında üretimin yapılmaması demektir ki, bu ülke, bu konuda önemli mesafeler almıştır.

Türkiye ise üstünde oturduğu zengin ALTIN, BOR gibi stratejik madenlerin FAKİR BEKÇİSİ konumun da, birkaç milyar dolar kredi için BAĞIMSIZLIĞINDAN ÖDÜN VERİR duruma gelmiştir.

ÜRETİM YAPAMAYAN - YAPTIRILMAYAN BİR TÜRKİYE , SÖMÜRGELEŞMEYE DOĞRU SÜRÜKLENMEKTEDİR."

Uzun oldu biliyorum. Ama çok önemli bilgiler bunlar. Kitabı okudukça şoktan şoka giriyorum. Bazen bizleri çok güzel aldatıyorlar.

Bergama'da diş ağrısı için gittiğim hastanede yanıldığımı düşünmeye başlamıştım. Altın konusunda eylem yapan köylüleri desteklemiştim, onları yönlendiren kişiyi de takdir etmiştim. Ancak hastanede sıra beklerken tesadüfen tanıştığım bir öğretmen arkadaş bu kişilerin parayla tutulduğunu, yönlendiren kişinin de çok zengin olduğunu söylemişti. Onun üzerine bu kitabı almış, ama uzun süre geçmesine karşın okuyamamıştım. Şimdi okuyorum ve size de öneriyorum...

Yorum yazmanıza gerek yok. Sadece okuduysanız "okudum" diye not bırakırsanız çok sevineceğim.

24 Ocak 2008 Perşembe

GELENLER ve GİDENLER

24 OCAK 2008


UNUTMADIK... ÇARESİZİZ...

Gelenlerden söz etmeyeceğim. Onları görüyorsunuz...

Ya gidenler...

Uğur Mumcu.... Bundan on beş yıl önce bugün evinin önünde arabasına konulan bombanın patlatılması sonucu öldürüldü.... Suçu , araştırmacı gazetesi olmak... Hukukçu olmak... Aydın olmak... Aydınlatmak...

Bahriye Üçok.... İlahiyat Fakültesinde Prof. .... Evine gönderilen bombalı kitap paketinin patlaması sonucu öldürüldü... Suçu aydın bilim insanı olmak... Dini doğru anlamak, doğru anlatmak....Aydın olmak... Aydınlatmak...

Muammer Aksoy... Evinin önünde öldürüldü.... Suçu Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı olmak... Hukukçu olmak... Aydın olmak ... Aydınlatmak...

Ahmet Taner Kışlalı... Evinin önünde arabasına konan bombanın patlatılması sonucu öldürüldü... Atatürkçü bilim insanı... Aydın olmak... Aydınlatmak...

Çetin Emeç.... Gazeteci.... Aydın olmak... Aydınlatmak...

Abdi İpekçi.... Gazeteci... Aydın olmak....Aydınlatmak...

Turan Dursun... Din konusunda eserler yayınlamak... Öldürüldü...
Gonca Kuriş... Öldürüldü...
Hizbullah evlerinde bulunan mezarlarda öldürülen sayısız insanlar, dindarlar...

Sivas Madımak Otelinde yakılan aydınlarımız...
Aziz Nesin'in yakılmak istenmesi...

Necip Hablemitoğlu... Bilim insanı... Araştırmacı.... Aydın olmak... Aydınlatmak...

Danıştay katliamı...
Ve niceleri...
Sizleri unutmadık, unutmayacağız... Sadece bu.... Elimizden başka da bir şey gelmiyor ki...Çaresiziz... Hayır hayır.... Çaresiz değiliz. Çare sizsiniz.... "Ses ol , ışık ol." Aydınlan, aydınlat..... Uyan, uyandır....

UNUTMA!..
"Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, sayıları daha çok olduğu halde , seyirci kalıp hiç bir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdedir." (Eınsteın)

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...