YÖK Başkanı olarak atanan kişi kendisini oraya getirenlerin emirlerine uygun hareket etmeye başladı. Başlamayıp da ne halt etsin. Tehdit altında kendisi...
Maliye Bakanının açık unutulan mikrofanlardan duyulan söylediklerini bütün Türkiye duydu. Hatırlatalım... Bakan, yapmasın da görelim! anlamına gelecek tehditvari konuşmuştu. Tabii bu bizim tesadüfen duyduklarımız. Ya duymadıklarımız?
O da kendisini oraya getirenler gibi, bir gün sonra toplanacak kurulda türban uygulamasının kararını alacaklarını söyledi sabah saatlerinde ;ama aynı günün akşamı "Türban Serbest" yasaya masaya, kurula murula gerek yok diyip fitili ateşledi... Bugün ise YÖK Toplantısı sonucunda 9 bilim insanımız başkanın yaptığının YASA TANIMAMAK olduğunu dosta düşmana duyurdular. Onlar bu ulusun yüzakı bilim insanlarımız. Hepsini saygıyla selamlıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir. Kimse hukuka aykırı işlem başlatamaz. Ben yaptım oldu, diyemez. Er ya da geç bunun hesabını verir, vermelidir.
Bugün, bunları yazmaya beni yönelten, yeni YÖK Başkanının yüz ifadesi oldu. Bilmem dikkat ettiniz mi buna... Ne kadar huzursuz, ne kadar güvensiz, ne kadar çaresiz. İçi hiç rahat değil. Biliyor, bile bile suç işliyor. Sanki kendiyle kavgalı. Gözlerini herkesten, her şeyden kaçırıyor. Tarihin onu yargılayacağının bilincinde mi acaba. Ülkeye verdiği zararın farkında mı acaba... Dışta çatışmalar sürerken , sehit sayımız on beşi, ne yazık ki, bulmuşken içteki çatışmayı fitillediğinin kendisi ayırdında mı ?
Sanırım birilerinin "aferini" gözlerini kör; kulaklarını da sağır etmiş... Yazık! İnanın ülkem adına, ulusumuz adına, çatıştırılmak istenen insanlarımız adına ne kadar üzülüyorsam bu kişi adına da üzülüyorum.
Kuşku çok kötü bir duygumuz. Durmadan kemiriyor beynimizi. Kötü olaylardan da kötü bir durum. Birinde bilerek acı çekme var, bu zamanla azalır, belki önlem alırsın, sorarsın, danışırsın, anlatırsın, rahatlarsın. Oysa diğeri, kuşku öyle değil! Doluya korsun almaz; boşa korsun dolmaz... İçten içe yer bitirirsin kendini. Onun için acı da olsa gerçekleri söylemek gerekir. Saklanan gerçekler komplo teorileriyle büyürler büyürler kocaman olurlar. Gerçeği söyleseniz de inandırıcı olamazsınız artık. Ben bilmekten değil; bilmemekten korkarım...
Harekatımız devam ediyor, yeterince bilgilendirilmiyormuşuz diye düşünüyorum. Bunu biz tek başımıza mı yapıyoruz, ABD ile mi birlikte yapıyoruz? Net değil benim kafamda. Ordumuza güvenimiz sonsuz, verilen görevi en iyi şekilde yapacaklardır.
Benim kuşkum görevi verenlerle ilgili. En çok endişelerim de hareket sonrası yapılabileceklerle ilgili... Nevruzdan önce yeni bir af dalgası olabilir mi? İşte askeri harekat dediniz yaptık , şimdi siyasi harekatta sıra... Parçalanmış, bölünmüş haritalar her yerde cirit atarken, Kürt Devleti kurmak için Türkiye, Suriye ve İran' dan alınmış topraklar bu haritaları süslerken kuşkulanmamak mı daha sağlıklı yoksa kuşkulanarak önlem almak mı varın siz karar verin.
Bugün Kara Harekatının gölgesinde Türban Çatışmalarını başlatmak isteyenler korkarım yarın Türban Çatışmalarının gölgesinde Haritaları çizilen bölünmemize bilerek ya da bilmeyerek yeşil ışık yakmazlar...
kuşku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuşku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Şubat 2008 Pazartesi
8 Şubat 2008 Cuma
KUŞKU
" Kuşlar arasında yarasa ne ise düşüncelar arasında kuşku da odur:
İkisi de hep alaca karanlıkta uçarlar. Kuşkularımızı baskı altına almak, hiç değilse gözaltında bulundurmak zorundayız; çünkü kafamızı bulandırır, arkadaşlarımızı yitirmemize yol açar, işimizi alt üst eder, çığrından çıkarırlar. Kralları zorbalığa, kocaları kıskançlığa, bilge kişileri bocalamalara , kara düşüncelere sürükler kuşku. Gönlümüzün değil, kafamızın bir yetersizliğidir kuşkular. Kuşku, en yiğit yaradılışta bile kendini gösterir. Yalnız bu yaratılıştaki kişilere kuşkunun pek zararı dokunmaz. Çünkü böyleleri çoğunlukla enine boyuna düşünür, haklı bir neden bulmadıkça bir konuda kuşkuya kapılmazlar. Korkak yaradılışlarda ise kuşku çok kolay kök salar.
İnsanı, az bilmek kadar kuşkulandıran hiçbir şey yoktur. Onun için kuşkuyu bilgimizi artırmakla yenmeye çalışmalıyız, sürekli içimizde taşımakla değil. Ne istiyor insan? Çalıştırdığı ya da birlikte iş gördüğü kimseleri birer ermiş mi sanıyor ? Onların da kendi çıkarlarına bakacaklarını , her şeyden önce kendilerine çalışacaklarını bilmiyor mu ? Bu bakımdan, kuşkularımızı gidermenin en iyi yolu, bu kuşkular gerçekmiş gibi işlerimizi görmek, yanılmışım gibi de dizginlemektir.
Kuşkularımızdan, kuşku duyduğumuz şey gerçekmişçesine tetikte olmaktan yararlanmalı, ancak bundan zarar da görmemeliyiz. İnsanın içinde kendiliğinden doğan kuşkular, sinek vızıltısını andırır; ama başkalarınca içimize sokulan , yapay yoldan beslenen , dedikodularla, fısıltılarla uyandırılan kuşkular çok can yakar. Gerçekte, böyle bir kuşku ormanına düşen kimsenin yolunu bulabilmek için başvurabileceği en doğru şey, kuşkulandığı kişiyle açıkça konuşmaktır. Böylece, hem insan gerçeğin iç yüzünü eskisinden daha iyi öğrenmiş olur, hem de karşısındakinin kuşku uyandırabilecek davranışlardan bundan böyle sakınmasını sağlar. Ama, bayağı yaratılışta kimselere bu yol uygulanamaz, çünkü onlar kendilerinden bir kez kuşku duyuldu mu bir daha hiçbir zaman içtenlik göstermezler. İtalyanlar :
" Kuşku inancı başından savar. " derler. Oysa gerçekte kendini haklı çıkarabilmek için , inancı körüklemesi gerekir."
(Bacon-Denemeler)
.
İkisi de hep alaca karanlıkta uçarlar. Kuşkularımızı baskı altına almak, hiç değilse gözaltında bulundurmak zorundayız; çünkü kafamızı bulandırır, arkadaşlarımızı yitirmemize yol açar, işimizi alt üst eder, çığrından çıkarırlar. Kralları zorbalığa, kocaları kıskançlığa, bilge kişileri bocalamalara , kara düşüncelere sürükler kuşku. Gönlümüzün değil, kafamızın bir yetersizliğidir kuşkular. Kuşku, en yiğit yaradılışta bile kendini gösterir. Yalnız bu yaratılıştaki kişilere kuşkunun pek zararı dokunmaz. Çünkü böyleleri çoğunlukla enine boyuna düşünür, haklı bir neden bulmadıkça bir konuda kuşkuya kapılmazlar. Korkak yaradılışlarda ise kuşku çok kolay kök salar.
İnsanı, az bilmek kadar kuşkulandıran hiçbir şey yoktur. Onun için kuşkuyu bilgimizi artırmakla yenmeye çalışmalıyız, sürekli içimizde taşımakla değil. Ne istiyor insan? Çalıştırdığı ya da birlikte iş gördüğü kimseleri birer ermiş mi sanıyor ? Onların da kendi çıkarlarına bakacaklarını , her şeyden önce kendilerine çalışacaklarını bilmiyor mu ? Bu bakımdan, kuşkularımızı gidermenin en iyi yolu, bu kuşkular gerçekmiş gibi işlerimizi görmek, yanılmışım gibi de dizginlemektir.
Kuşkularımızdan, kuşku duyduğumuz şey gerçekmişçesine tetikte olmaktan yararlanmalı, ancak bundan zarar da görmemeliyiz. İnsanın içinde kendiliğinden doğan kuşkular, sinek vızıltısını andırır; ama başkalarınca içimize sokulan , yapay yoldan beslenen , dedikodularla, fısıltılarla uyandırılan kuşkular çok can yakar. Gerçekte, böyle bir kuşku ormanına düşen kimsenin yolunu bulabilmek için başvurabileceği en doğru şey, kuşkulandığı kişiyle açıkça konuşmaktır. Böylece, hem insan gerçeğin iç yüzünü eskisinden daha iyi öğrenmiş olur, hem de karşısındakinin kuşku uyandırabilecek davranışlardan bundan böyle sakınmasını sağlar. Ama, bayağı yaratılışta kimselere bu yol uygulanamaz, çünkü onlar kendilerinden bir kez kuşku duyuldu mu bir daha hiçbir zaman içtenlik göstermezler. İtalyanlar :
" Kuşku inancı başından savar. " derler. Oysa gerçekte kendini haklı çıkarabilmek için , inancı körüklemesi gerekir."
(Bacon-Denemeler)
.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......