bebek büyütmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek büyütmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2009 Perşembe

GECE MESAİSİ


Gece üç buçukta uyandık, saat beşe geliyor...

İnsan kendisi yapınca fark etmiyor, ancak çocuğunu izlerken işin ne kadar zor olduğunu daha iyi anlıyor!

Bebeğim ve bebeğimin bebeği biraz önce uyudular, ben uyanığım bu saatte... Annelik zor be blogcum! Altı buçukta uyanacak yavru, anne sekizde işe gidecek...

Şimdilik ben buradayım. Güzel mi güzel zamanlar geçiriyorum Yağmur'umla, ama nereye kadar? Hafta sonu eşim geldi gitti. Yine gelir. Ancak hiç kolay değil.

Bence aile bireyleri aynı şehirde yaşamalı. Gel, denince koşmalı, biz büyüklerin bir eli yavrulara uzanmalı! Herkes ayrı yerde olunca insan bölünüyor. Kimseyle yeterince olunamıyor. Biriyle birlikteyken aklı diğerinde kalıyor.

Neyse ben kaçıyorum, içimi döktüm rahatladım. Altı buçukta mesaim başlıyor Yağmur Bebekle. Yarın uzun bir gün olacak. Yağmur'umun annesinin toplantısı da var.

Biraz daha uyumalıyım değil mi?

22 Temmuz 2009 Çarşamba

EBELİK Mİ YAPACAKSIN?



Bundan yıllar yıllar önce...

Bir kadın ikinci çocuğunu dünyaya getirecekti. Doğuma sayılı günler kalmıştı. Eşi amirinin yanına çıktı. Ezile büzüle eşinin doğum yapacağını söyleyip izin istedi. Amir, hiç duraksamaksızın:

-Ne o, ebelik mi yapacaksın? dedi.

Aradan atmış beş yıl geçti (Kayınvalidem seksen beş yaşında.). Kadın hala bu olayı üzülerek anlatıyor. O gün eşi yanında olamamıştı!..

Ebelik yapmayacaktı elbette. Ama yakınında olacaktı. Kapının dışında bekleyecekti. Orada olduğunu bilip rahatlayacaktı. O günkü koşullarda elini tutması düşünülemezdi zaten... Ama olmamış. Kayınvalidem hüzünle anlatıyor hala...

Bazı anlar insan yaşamında çok önemli. En hassas zamanlarda yaşananlar unutulmuyor işte... Sağlıklı toplum, anne ve bebeğe bakış açısıyla sağlanır. Akıllı babalar eşlerini severek, bunu da belli ederek mutlu çocuklar yetiştirilmesine katkı verirler...

Bugünkü durumu düşünüyorum bir de. Değişen fazla bir şey var mı? Yanılmıyorsam işçi babaya yine doğum izni yok. Memurlarda iki gün mü ne? Annelere verilen ücretli izin eskiye göre düzelmiş olmasına karşın hala yetersiz. Neden iki yıl, hadi bir yıl ücretli izinli olmasın ki anneler? Çocuklar sadece bizim değil ki. Onlar gelecek kuşaklarımızı oluşturuyorlar aynı zamanda. Ekonomik krizlerin yaşandığı ülkemizde anneyi çocuktan erken erken koparmanın kar-zarar hesabını düşünüyor muyuz hiç?

Gelişmiş ülkelerdeki sadece anneye değil, babaya da verilen hakları neden görmek istemiyorlar? Hatta evlat edinenlere bile...

Bunlar da soru mu? Kadın kısmı otursun oturduğu yerde! Tarlada çalışsın, evde çalışsın, oyalansın işte! Evinin hanımı olsun !Çocuk mu? Oooo ondan çok ne var? Doğur , sal sokaklara! Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.

9 Haziran 2009 Salı

ÖZLEMİŞİM


Aklımın, yüreğimin büyük bölümünü İstanbul'da bırakarak döndüm...

Yağmur Bebek büyüyor, büyüdükçe tatlılaşıyor. Bir o kadar da iş yükü artıyor. Bir haftalığına gittim, bir aya yakın kaldım. Çocukları isyan ettirecek kadar evlerini didik didik ettim. Her şeyi, ama her şeyi tek tek elemeden geçirdim. Sadece ben yapsam iyi! Temizlikçi dahil, evdeki herkesi de çalıştırdım. Çok şey attırdım, kendi evimde yapamadığımı çocukların evinde yaptırdım. Ancak iyi de oldu. Ev arındı, düzenlendi. Artık Yağmur Bebek daha rahat edecek. Her şey onun içindi...

Gerçi onların düzensizlik içinde bir düzenleri vardı. Mutlu mutlu yaşıyorlardı. Düzensizliğin getirdiği rahatlıkları da cabası... Şimdi düzenleri var, birazcık rahatları kaçtı. Ne çok uğraşılarak düzen oluşturulduğuna tanık oldukları için de daha fazla özen göstermek zorunda kalacaklar. Haa ha haaa!..

Neyse efendim, işi çılgın annaaneliğe de vererek İstanbul'a şimdilik veda ettim. Evime döndüm. Özlemişim.

Eşimi özlemişim, evimi özlemişim, tembellik yapmayı özlemişim,bilgisayarımı özlemişim, blog yazmayı, blog okumaları özlemişim, kendimle kalmayı özlemişim...

Eşimle evleninceye değin çok ayrılık yaşadığımız için evlendikten sonra hiç bu kadar uzun ayrılıklar yaşamamıştık. Gerçi ara ara gelip gidiyor İstanbul'a , ama Yağmur Bebek bizi ayırıyor. Ancak gönüllü ayrılıklar bunlar, sevginin, torun sevgisinin getirdiği, gönüllü ayrılıklar bunlar. Zevkle yapıyoruz, keyifle yapıyoruz. Yapacağız da...

Yorgundum, dün akşam geldim. İlk kez otobüste yol boyu uyumuşum. Hem de gündüz yolculuğunda! Gece de erken yattım. Sabah dokuzda dinlenmiş olarak uyandım.

Çamaşırlar birikmiş! Neden erkekler ev makinalarından bu kadar uzak duruyor ki? Bir edebiyatçı olan ben, evdeki makinaları bu kadar ustalıkla kullanabiliyorsam; makine mühendisi eşim neden bu kadar beceriksizmiş gibi davranıyor? Burada bir cinlik yok mu ey erkekler? Sözüm size!.. Neyse ilk partiyi makineye doldurdum, düğmesine bastım. Onlar yıkana dursun. Ben telefonun başına oturdum...

Bazı arkadaşlarıma döndüğümü müjdeledim. Sonra da Bursa gezimizi düzenleyen arkadaşım Safiye'yi aradım. Gezinin ayrıntılarını öğrendim. Yolculuk sırasında çocukluk arkadaşım Nilgül aradı, nerede kalacağımızı sordu, söyleyemedim. Dönünce bildiririm demiştim telefonda. Ve öğrendim yaşasın...

19-20-21 Haziran'da Muradiye Turizm-Otelcilik Lisesinde yerimiz ayırtılmış bile. İki gece üç gün, hiç fena değil. Nilgül'ü aradım, telefonu cevap vermedi, biraz sonra yeniden ararım. Zamanı iyi planlamak gerekiyor değil mi? Hem üniversite sınıf arkadaşlarım hem de orta okul arkadaşımla buluşacağım kolay mı? Ayrıca Ankara'daki arkadaşım Nural'la konuştum. Buluşmamıza Yeni Türk Edebiyatı Hocamız Mustafa Bey'in de katılma olasılığından söz etti. Harika bir şey olur katılırsa. "Ölçüyü Kaçıran Nine" masalının ninesi gibi iyice çocuklaşacağımızdan korkuyorum iyi mi?

Artık burada keseyim. Sevgili Eşim, dün akşam hazırladığı yemekle beni bir güzel şımartmıştı. Sıra bende, akşam yemeğini hazırlamam gerekiyor.

Şimdilik hoşçakalın, tekrar görüşeceğiz efendim...

15 Mayıs 2009 Cuma

NEYE NİYET NEYE KISMET


İstanbul yazla kuçaklaştı. Hatta yazın en sıcak zamanlarındaki gibi. Yağmur Bebek ve annesi hasta! Kışın soğukları dokunmadı da sıcak havalar çarptı çocukları. Durulur mu? Durulmaz...

Bu nedenle ben de duramadım, soluğu İstanbul'da aldım. Yağmur'a bebek olduğu için, annesine de Yağmur'u emzirdiği için ilaç veremiyoruz. Artık doğal yöntemlerle iyileştirmeye çalışıyoruz...

Bu arada benim Ankara'ya gitme işim suya düştü düşecek. Bakayım şartları zorlamaya çalışacağım, ama zor görünüyor. Gidemezsem gözüm, kulağım, yüreğim orada olacak. Dur bakalım...

Neyse bu sıra çok yoğunum. Fırsat buldukça yazmaya çalışacağım. Şimdilik kaçıyorum...

17 Ekim 2008 Cuma

BEN BUGÜN ÇILDIRDIM








Bugün tasarruf önlemleriyle ilgili yazımı bitirdim. Çarşıya gitmek için hazırlanmaya başladım...

Kaç gündür erteliyordum. Alışveriş yapmayı hiç sevmiyorum. Eskiden de sevmezdim, şimdi de... Çocuklar bilirdi huyumu, kendileri gezip dolaşıp beğenirlerdi alınacaklarını, sonra da birlikte gidip alırdık. Düşündüm de en son giyecek alışverişimi bir yıl önce kızımın düğünü için yapmışım.

Neyse indim çarşıya. Eh inmişken kuaföre gidip saçıma fön çektireyim dedim. Emekli olduktan sonra kendimi iyice bıraktım.Sonra şöyle bir bebek mağazalarını dolaşıp fikir edineyim, ne var ne yok bakayım diyerek ilk gördüğüm mağazaya daldım.

Tezgahtara aslında ben bir üst kattaki Tombik Bebeğe gidecektim, ama burayı görünce giriverdim, dedim. Tezgahtar da hocam ben sizi tanıdım. Çok oldu biz buraya taşınalı, burası Tombik Bebe demez mi? Yıllarca çocukların giysilerini aldığım mağazaya gelmişim haberim yok. Dikkatli bakınca tezgahtarı da tanıdım...

Ve ondan sonra da ben, ben olmaktan çıktım. O çıkardı; ben kenara ayırdım. Bir saat mi, iki saat mi sürdü bilemiyorum. Artık ne tasarruf, ne çocuklar, ne eşim hiçbir şey yoktu aklımda... Her şey yok olmuştu. Sadece ben ve torunum ikimiz baş başaydık artık.

Aman Allahım, ne güzel şeylerdi bunlar! Hangisinden vazgeçilebilirdi ki...Çıldırmıştım sanki! Bebek giysileri mağazasını gezdiniz mi bilmiyorum. Eğer çocuk istemeyenler varsa aranızda bence önce birine gidip görsünler... Evlenmek istemeyenler de...

Neler neler aldım, bir görseniz... Çeşit çeşit bebek tulumları, iç zıbınları, pijamalar, battaniyeler, banyo havluları,önlükler, çoraplar ve bir tane de pembe ayakkabı... Ha bebeğimiz emerken rahat etsin diye hazırlanmış özel bir yastık, altı açılırken serilecek bir güzel örtü de var aldıklarımın arasında... Oradan da doğru yüncüye uğradım... Ben artık alışveriş sever bir insan oldum. Hem de bir günde. Değiştim, dönüştüm anlayacağınız!

Herkese öneriyorum. Bir kez, hiç olmazsa bir kez uğrasınlar bebek mağazalarına! Dünyayı unutuyor insan.

Alışverişten sonra eşimle buluştuk. Hadi balık yemeğe gidelim, teklifini seve seve kabul ettim. Mezgit yedik çıtır çıtır... Bir de salata.

Eve gelince tasarruf konusunda yazdıklarım geldi aklıma. Boş veeer, o başka; bu başka dedim kendi kendime...

Ne var? O başka; bu başka değil mi yani ?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...