tatil keyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil keyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2013 Pazar

BURADA NE GÖRÜYORSUNUZ?

Fotoğrafı ben çektim, lütfen dikkatlice bakın ve ne gördüğünüzü söyleyin. Daha sonra başka fotoğrafları da koyacağım. Bazen gördüklerimiz bile bizi yanıltabiliyor.
 

Pazar keyfiniz bol olsun...

EK:
DİĞER FOTOĞRAFLAR:

Fotoğraflar İstanbul Kozyatağı'nda üçüncü kat penceresinden çekildi. İlk bakışta ağaçlar arasında göl ya da havuz izlenimi veriyor değil mi? Ancak büyütünce iş biraz daha farklı bir boyut kazanıyor. Diğer fotolara bakalım mı?

 Ela, teyzesiyle okul servisine giderken penceredeki bana el sallıyorlar. Bu poz kaçar mı? Kaçmaz.
  Bu arada beni şaşırtan o fotoğrafı da çekmişim farkında olmadan. Gördüklerimiz bile bizi yanıltabilirken duyduklarımız, okuduklarımız çok daha fazla dikkat ve araştırma gerektirmiyor mu? Düşünmek yorucu olsa da tek çaremiz...
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Harikasınız...

23 Ekim 2009 Cuma

YAZ'I UCUNDAN YAKALADIM

Bir yüzdüm, bir yüzdüm, bir daha yüzdüm...

Kimseler duymasın, kimseler bilmesin!.. Ege denizi çok güzel! Duymasınlar diyorum, çünkü duyarlarsa burayı da birilerine vermeye kalkarlar diye çok korkuyorum...

Dün Bergama gemisiyle, Körfez turu yaptık. İçimden Ülker'e, Mübeccel'e, Güzin'e, Sufi'ye, Angel'e, Uykusuz'a, Kamikaze'ye, Şeniz'e ve diğer dostlara selam gönderdim. Arayamadım, buluşacak zamanım yoktu, onların da hafta içi olması nedeniyle işleri güçleri vardır diye düşündüm... Kimbilir bir gün bir yerde o da olur diyelim.

Ancak o kadar yakında olduğunu bilseydim, Sevgili Sufi'yle ayaküstü de olsa görüşmeyi çok isterdim. Üzüldüm doğrusu...

O düşmeye hiçbir şeyimin olmamasına seviniyorum. Kemeraltı'nda da yürüdüm, kordon boyunda da...

Dün gece geç saatte Dikili'ye geldik. Yazı ucundan yakaladım. İnanın İzmir'den yaz gitmemiş henüz. Denizde üşümediğim gibi çıkınca da güneş yeterince ısıtıyordu. İzmir'de yazlık giysilerle dolaştık, gece Körfez turunda da üşümedik.

Bütün bunları yaparken gözüm kulağım hep haberlerdeydi. Öyle bir akıl tutulması yaşanıyor ki ürkmemek elde değil! Ve adı "barış"kendi "savaş" olan bu süreçte, Kürt-Türk tüm sade vatandaşlar zarar görecek diye endişeleniyorum. Yanılmış olmayı da çok istiyorum.

Site bekçisinin internetinden yararlanarak yazdım,yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Yanıtlayamadığım için özür dilerim.Şimdilik bu kadar, sevgiyle kalın...


4 Ağustos 2009 Salı

YAĞMUR'U KAÇIRDILAR


Şikayetçiyim hem de nasıl! Yağmur Bebek'i kaçırdılar.

Neymiş baş başa tatil yapacaklarmış! Ailecek! Anne-baba-çocuk tatil köyüne kaçtılar. Tabi bir gün sonra da biz peşlerinden gittik. Yavruya bir şeyler getirdik bahanesiyle! Haa ha... Kaynanalık yaptık damat beye...

Neyse birkaç gün kalıp dinlensinler, küçük ailenin de tatil hakkı. Biz bekleriz. Ancak dedeyi tutabilir miyim bilmiyorum. Yok yok gitmeyelim değil mi?


OTUZ ÜÇ YIL BİTMİŞŞŞŞŞ


Üç Ağustos bin dokuz yüz yetmiş altıdan bu yana kaç yıl geçmiş? Otuz üç mü, otuz dört mü? Dün bunu tartıştık. Sanırım otuz üç yıl bir gün olmuş evleneni! Çoğu blog yazarının yaşı bu kadar değil! Amma da eskimişiz. Ama çok şükür gönlümüz genç! Burada gülmek serbest...

Sevgili dostlar, Sarımsaklı ve Cunda (Ali Bey Adası) macerasından sonra akşam da komşularımızla birlikteydik. Pastamızı kestik, çayımızı içtik, meyvemizi yedik. Ve okey oynadık. Bu yıl ilk kez ben de yendim! Yaşasın!

Yorumlarınızı okuyorum. Yazılarınızı ara ara okumaya çalışıyorum. İnternet deli edecek kadar sinyal düşüklüğü yaşıyor. Bu yazının akibetinden de endişeliyim. Bakalım gönderebilecek miyim? Şimdi bütün cesaretimi toplayarak 'gönder' diyeceğim.

Çalışanlara kolaylıklar diliyorum. Unutmayın: "Vatan çalışkan insanların umuzlarında yükselir."
Tatilde olanlara da iyi dinlenceler...

Dostça kalın, sevgiyle yaşayın.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

HER ŞEY ÇOK GÜZEL


"İzmir'in denizi kız
K
ızı deniz
Sokakları hem kız, hem deniz kokar"


Cahit Külebi'ye sevgiler sunarak başladım yazıya. Tam bir haftadır İzmir-Dikili civarındayım. Yazlıkçılık günleri başladı. Yazamadım bir türlü. Oysa sitede internet bağlantısı da var. Üç ayrı yere alıcı konmuş, kesintili de olsa, düşük sinyal de alsa internet var. Var ama bu kez de bende zaman yok.

Sevgili Sünter merak etmiş beni, dostlar yorumlarıyla taçlandırmışlar beni. Hiçbirine yanıt veremedim. Oysa beni ne çok mutlu ettiler ayrı ayrı. Ancak kısa bir zaman bulabildim. Hepinize çok teşekkür ederim. Yanıtlar daha sonraya kaldı artık. Özür diliyorum...

Yağmur Bebek de burda, onunla anlatılmaz güzel zamanlar geçiriyorum. İnsanın içine işleyen derin bakışları, tertemiz içten gülüşleri, mis gibi de kokusu var Yağmur'un. Hepinizin ellerinden öpüyor. Ben de dostça selamlarımı gönderiyorum. Şimdilik bu kadar. Umarım bundan sonra daha sık yazabilirim.

Sevgilerimle...

6 Eylül 2008 Cumartesi

SONBAHAR


Yazlık faslı bitti. Geldik Hayal Şehre !

İstanbul, dünyanın en güzel şehri... İnsanın şair olup şiir yazası geliyor. Falif Rıfkı Atay'ın söyledikleri geliyor aklıma. Falih Rıfkı İstanbul ile Londra'yı karşılaştırdığı bir gezi yazısında :
"İstanbul'a sadece kendiniz için değil; tüm insanlık için iyi bakmalısınız ! " dememiş miydi ? "Kara taşta yeşil ot bitiren İngiliz zevki eski Osmanlı zevki değil miydi ? " diye soruyordu yazısında... Ahhh !

Osmanlı geniş topraklara sahipti, Anadolu öyle mi ya ? Toprak az, aç gözlü çok ; iştahlar kabarık. Kapanın elinde kalıyor. Ağaçmış, ormanmış, gelecekmiş, güzellikmiş,insanlıkmış, dünyaymış kaç para ! Hemen şimdi kazanma isteği, hem de öyle az buz değil, çok , daha çok kazanma isteği gözleri kör ediyor.

Bakalım nereye kadar gidecek bu çılgınlık...

Ben bunları yazmayacaktım ki... Ben Yazlık Komşularımızın dostluklarından, güzelliklerinden ,Aydın bir komşumun yapıp bir kez daha tattırdığı "laz böreğinin" enfes tadından, arabamıza binerken elimize tutuşturdukları sıcak poğaçalardan, kendisinin rahatsızlığı nedeniyle eşine yoğurtarak yaptığı tarhanadan bir kavanoz dolusunu bize vermesinden ; aslında geç kalkmaya alışkın bir başka komşumuzun erkenden kalkıp neşeyle bizim için yaptığı sıcak böreklerden, bizi sabah kahvaltısına almasından, kalan börekleri yolluk olarak vermesinden; diğerinin sabah sabah getirdiği el emeği kışlık yiyeceklerden... Ve arkamızdan döktükleri sudan, arabamız uzaklaşırken el sallamalarından...

Ben bunlardan söz etmek için oturmuştum bilgisayar başına...

İstanbul'a dün akşam geldiğimizde çocuklarımızın hazırladığı harika yemek masasından, yaptıkları yemeklerin lezzetinden söz edecektim bir de...

İstanbul insanın aklını başından alıyor. Ne dediğini, ne diyeceğini şaşırtıyor...

Belki de suç İstanbul'da değil. Suç Sonbahar'da... Hayatımızın Sonbaharına mı geldik dersiniz ?

16 Ağustos 2008 Cumartesi

OKEY


Yazlıkta okey oynamayı seviyorum. Beni hem eğlendiriyor hem de dinlendiriyor.

Yalnız rahatsız olduğum bir durum var. Bunu sizlerle de paylaşmak istiyorum. Bakalım haklı mıyım, haksız mıyım rahatsızlık duymakta. Siz karar verin.

İki aile masaya oturuyoruz, oyun başlıyor. Kimin balkonunda oynuyorsak biraz sonra bayan içeri çay koymaya gidiyor, gelirken çerez tabaklarıyla dönüyor. Oyun devam ederken bayan çayı demlemeye gidiyor, biraz gecikince beyler "Hadi çabuk ol !" diye içeriye sesleniyor. Bayan terlemiş olarak suçlu suçlu gelip duraklayan oyunun devamı için atması gereken taşı atıyor. Aradan bir süre geçince tekrar içeri gidiyor, çay pasta servisiyle dönüyor. Eşi şeker kullananlara şeker veriyor. Kadın oyunu aksatmamaya çabalayarak boşalan çay bardaklarını dolduruyor.

Bu koşullar altında bayanlar oyunu kazanıyor; baylar bozuluyor... Oyunun kritiği yapılırken evin hanımı meyve servisine başlıyor.

Ertesi akşam bir başka balkonda okey eğlencesi benzer koşullarda devam ediyor...

Söyler misiniz bu işte bir yanlışlık yok mu ?


KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...