Bir Kar Masalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir Kar Masalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2011 Cuma

"PİST, BURNUM GÜNAYDIN"

Bu sıra en çok okuduğumuz masal, Yekta Kopan'ın yazdığı bu masal. Yani "Burun"...
Masal kahramanı Ali bir sabah uyanınca, burnunun yerinde olmadığını fark ediyor. Evin içinde her yerde burnunu arıyor veee sonunda lavaboda yıkanmış, temizlenmiş bir durumda uyurken buluyor burnunu.

"Pist, burnum! Günaydın" dedi Ali, bölümü bizi çok güldürüyor. Tekrar tekrar okuyoruz ve her seferinde de gülüyoruz.
Masalda sadece Ali'nin değil, tüm aile bireylerinin burnu gezintiye çıkıyor.

Burun önemli, iyiyi de kötüyü de kokusundan tanıyor. Suya sabuna dokunanları olduğu gibi, etliye sütlüye karışmayanları da var. Ama tarihin altın sayfalarında yer bulanlar hep bu suya sabuna dokunanlar oluyor. Diğerleri burunlarını, kulaklarını tıkadıkları gibi gözlerini de kapatıp yaşayıp gidiyorlar.
Bir de deyimlerimiz var burunla ilgili aklıma gelen: Burnu kaf dağında olmak, burun kıvırmak, burnuna kötü kokular gelmek, burnunun direği sızlamak...


Kocaman oyuncakçıda en çok burada zaman geçirir mi bir çocuk? Ela, tüm oyuncakların yanından hızla geçerken kitapların yanında kalakaldı. Aldı, dokundu, sayfaları çevirdi, müzikli olanların müziği eşliğinde dans etti. Annesi kılıklı n'olacak! O da küçükken aynı böyleydi...

Kitaplardan sonra biraz da eylenelim dedik...



Eve gelince uyuduk, uyandık, portakal suyumuzu yeni aldığımız bardağımızda içtik. Bizi özleyenlere duyurulur...



Bir yandan bunları yazarken bir yandan da haberleri dinliyorum. Kulağıma, "Av Mevsimi"nde Cem Yılmaz'ın seslendirdiği "Haydi" türküsü gelince kulak kesildim. Beyaz Gömleklilerimiz 13 Mart'ta "Çok Ses, Tek Yürek" adını verdikleri eylem için klip çekmişler, hastane kafeteryasında bu türküyü söylüyorlardı. Çok sevimliydiler doğrusu. Türkülerle Ankara'dayız diyorlardı.
Ah, bu türküler, bizim türkülerimiz; ana sütü gibi temiz...
Ne çok şey anlatırız onlarla. Acımızı, sevincimizi, öfkemizi, sevgimizi,dünümüzü, bugünümüzü, yarınımızı...
Türkülerimiz hiç susmasın...

Şimdi "Siyaset Meydanı"nı izleyeceğim biraz, "Endişe mi Vesvese mi? sorusunun yanıtını arayacaklarmış.İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal da orada, onu dinlemeyi seviyorum.
Herkese iyi geceler.

1 Şubat 2011 Salı

DOLU DOLU



Dün akşama doğru öyle güzel, öyle şiddetli yağdı ki...
Balkondan çektim fotoğrafını.
Dolu yağdı, dolu dolu...

Güzel geldi, çünkü evdeydim...
Balkon kapısının açılmasıyla içeri temiz hava doldu, soğuk değil...
Evde yiyecek içecek vardı, sorun değil...

Hepsi bu kadar diyip geçmek vardı. Kolay değil...

Kışta kıyamette, sokakta kalan,
Evde olup da yiyeceği, yakacağı bulunmayan,
İnsanlar da vardı, haber değil.

Uzat elini, paylaş.
Paylaşmakla güzel, güzel olur daha da.
Hepsine ulaşma zorunluluğu var, kolay değil.

Sadece insanlar mı aç?

Sokak Hayvanları?
Sular donmuş, bir çanak su koy...
Yemek artıkların için bir tabak bul...

Ohh, tamam işte!
Hepsini yaptım, rahatım artık.
Vicdanım rahat demek de var. Kolay değil.

Tek tek çabalar güzel, ama yeterli değil.

Bunların,
Neden aç açık bırakıldığını sormak da var.
Kolay değil.


Dağlarda Ateşler Yandıkça

Oda karanlık
Odadan dışarı çık
Şehir karanlık
Şehirden dışarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Gördün mü
Dağlar başladı artık

Korkun dağılır rüzgarda
Bekle biraz
Dağlarda ateşler yandıkça
Korkulmaz

Dağlar karanlık
Dağlardan yukarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Az daha yukarı çık
Birbirinden uzakta
Gördün mü
Ateşler parladı artık

Şimdi dağlar kaldı yine ardında
Ondan yendi karanlığı, ölümü
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmazmış, gördün mü
(Behçet Necatiğil)

29 Aralık 2010 Çarşamba

BİR KAR MASALI VE BLOG YAZARLARI



Susmak mı Söylemek mi?

Kaç kişiden benim gibi duymuşsunuzdur : " Bugün bir sahne gördüm komedi vallahi, olduğu gibi yaz. Moliere halt etmiş."
Ama yazmayız işte ; yutkunur geçeriz. İçimizde de nice Moliere'ler acılaşır kalır. Oysa ki bir başlasak ardı gelecek, söz sözü, göz gözü açacak, açıyor. Diyelim ki, sen iyi niyetli okuyucum, neden yazmıyorsun geçen gün kahvede söylediklerini ? Rahatın için susuyorsun desem değil, çünkü rahatını düşünsen başka türlü düşünür, yahut düşünmediklerini söylerdin.

Gel , yutkunma , yaz düşündüklerini !


Bu eski yazıyı bana anımsatan Blog Yazarı Üç Annenin övgüyü hak eden çalışması oldu. Birbirleriyle bloglar sayesinde tanışan üç anneden:

Biri çocuklar için MASAL yazmış.
Biri o masalı ÇİZGİLERİYLE süslemiş.
Biri de o masalı CANLANDIRMIŞ...

Tüm çocuklara "Yeni Yıl Armağanı" olarak sunmuşlar. "E Masal" hem de ücretsiz, hiç bir karşılık beklemeden...

"Bir Kar Masalı" umudun da masalı olmuş.

Yeni yıl "Mutluluk Yılı" olsun mu?

Çocukluğumuzda bir şarkı söylenirdi :

" Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. "

diye. Kimbilir nice uyanan , kabuğunu kıran düşünceler bu hal içinde kalmıştır.

Artık yeter, kabuğunu kıran düşünceler içimizde kalmasın...
Söyle be blog, söyleyin blogcular!

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...