Zulümhane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zulümhane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2011 Cumartesi

"HÜKÜMETLERİN EN KÖTÜSÜ SUÇSUZU KORKUTANDIR"

Keşke gençlerimiz aşklarını konuşsa, sevdayla coşsa...
Keşke çocuklarımız neşe içinde okullarına koşsa...
Keşke herkes işinde gücünde kendi hayatını yaşasa...
Keşke kalem tutan eller bombacı sayılmasa, bomba atan eller serbest bırakılmasa...
Keşke bizi yönetmeye aday olanlar bizim kadar ülkeyi düşünse...
Keşke... Keşke... Keşke...


Şu sıra Mustafa Balbay'ın "Zulümhane" isimli kitabını okuyorum.
Kitabın bir yerinde Beydaba'nın bir sözü dikkatimi çekti, sizinle paylaşayım:
"Hükümetlerin en kötüsü suçsuzu korkutandır."

Seçime iki ay gibi kısa bir süre kaldı. Her partiden adaylar şöyle ya da böyle belirlendi.


Keşke seçim barajı bu kadar yüksek olmasa...
Keşke kürsü dışında dokunulmazlıklar kaldırılsa...
Keşke adaylar aşiretlere,tarikatlara,cemaatlara, ağalara, göre ayarlanmasa...

Keşke oylarımızın boşa gideceğini, hatta istemediğimiz kişilere yazılacağını, bildiğimizden, yakın bulduğumuz başka partiye oy vermek zorunda olmasak...

Keşke... keşke... keşke...
Keşkelerimiz çok dostlar.

Ama bir yangın varsa önce canımızı kurtarmayı düşünürüz ve en güvenli yoldan kendimizi dışarıya atarız. Tehlike geçtikten sonra bizim için değerli olanların derdine düşeriz değil mi?
Ne yazık ki bugün tam da böyle bir durumdayız.

Bazı dostların duygularını, düşüncelerini anlıyorum ve onlara hak veriyorum. Eleştirilerinde haklı oldukları pek çok nokta var. Ancak ülke gerçeklerini düşününce büyük yangından kurtulamayacakları gerçeğini de görmelerini istiyorum. Yüzde üçün- beşin onlara yararı olmayacağı gibi, aksine yangına benzin dökmek anlamını taşıdığını bilmelerini isterim. İstediklerinin bu yolla gerçekleşmesi olanaksız görünüyor. Bunun için güç birliği yapmaktan başka şansımız yok. Önce hep birlikte yangını söndürmeliyiz.

Diğer yandan yaylım ateşine başlayan art niyetli kişiler var, onlara hak vermek olanaksız.Her koldan saldırıyorlar. Komik olma pahasına aydınlıktan yana olanları hedef almışlar.En büyük dertleri de CHP...Neden dersiniz? Nerde aykırı bir kişi varsa kanallarında. Normal zamanda adam yerine koymadıklarını baştacı etmişler. Kışkırtıp duruyorlar. Onlar da kişisel zaaflarının esiri bir halde tuzağa düşüyorlar.

"Vay efendim! Mehmet Haberal işçi kenti, Sevgili Ecevit'in kalesi Zonguldak'tan nasıl aday gösterilirmiş, Rize'den gösterilseymiş..."

Size ne? Siz kendi adaylarınızın haline baksanıza! Madem bu kadar kötü, CHP'ye zarar verecek, sevinmeniz gerekmez mi?

Emek düşmanlarının, işçi düşmanlarının aklına birden Ecevit sevgisi düşüyor!
Daha geçenlerde Sayın Rahşan Ecevit'le mahkemelik olan Ecevit'in koruması, bilir kişi pozlarında konuşturuluyor.Sayın Rahşan Ecevit CHP'ye oy vereceğim diyor. Bay koruma, kendinden geçmiş, ilgiden sarhoş olmuş konuştukça konuşuyor.
Sayın Haberal bugün sanık durumundadır. Suçlu değildir. Dava devam etmektedir. Cumhuriyetin Savcıları er geç gerçekleri ortaya çıkaracaktır. Yeter ki davaya Cumhuriyet Savcıları baksın, özel yetkili olmayanlardan!

Sadece Balbay, Haberal değil; malum davada sanık durumunda olan diğer değerlerimiz için de aynı şeyleri düşünüyorum. Gerçekten toplumumuzun yetiştirdiği aydın insanlarımız bunlar. Suçlu olup olmadıklarını henüz bilmiyoruz. Dava bittiğinde suçlu olanlar ,varsa, cezalarını çekmeliler. Ama şimdiden onlara suçlu damgası vurmak art niyet değilse, aymazlıktır, vicdansızlıktır.
Ya suçlu değillerse? Şimdiden suçlu ilan edenler, insan içine nasıl çıkacaktır? Kaldı ki çocuklarımızın bile emeklerini çalmak için yapılan şifreli sınavları gördükçe ve bundan tatmin olduklarını açıklayanlara baktıkça kuşkularımız başka bir yöne kayıyor, özel yetkili hukuka olan güvenimiz azalıyor.

Sayın Balbay'ın kitabının başına aldığı Joseph Goebbels'in sözüyle bitireyim bu uzun ve sıkıcı yazımı:

"Öylesine büyük bir yalan üret ki kimse karşı çıkamasın."

Gerçekten de "örgütlü" öyle yalanlar ortaya atılıyor ki insanın nutku tutuluyor. Her yol mübah diyenleri gördükçe insan olan insanlığından utanıyor.
Çoğumuz korkuyoruz, çünkü bir anda yaylım ateşi başlıyor. Masum olduğumuzu kanıtlamak için tek başımıza mücadele etmek zorunda kalacağız bilmediğimiz bir güçle. Suçlu olanlar gibi hazırlayacağımız kılıf da yok elimizde.

Kayahan bir şarkısında şöyle diyordu ya: "Yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar."

"Yalancının mumu yatsıya kadar" sözünün gerçekleşmesi bizlerin tutumuna bağlı. Haksız mıyım?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...