24 Şubat 2013 Pazar
CIZZZZ SORULAR MİMİ- KAZIK SORULAR DA DENEBİLİR
Sevgili Blog yazarı dostum Rüyayla (İçimdeki Ucu Bilenmemiş Kelimelerim Blog) beni mimlemiş.Yanıtını geciktirdiğim için özür dilerim. "Mim"in kuralları:
"Size ödülü veren arkadaşınız 11 tane soru soruyor, siz bu soruları cevaplıyorsunuz ve kendinizle ilgili 11 tane de gerçek yazıyorsunuz. Sonra da siz 11 soru hazırlıyorsunuz ve mimlediğiniz kişilerden yanıtlamasını istiyorsunuz. İşte arkadaşımın soruları ve benim yanıtlarım:
I-
1.Burcunuz Ne ? Burcunuzun en çok hangi özelliğini taşıyorsunuz ?
Burcum Koç, ancak burcumun özellikleri ne bilmiyorum; daha doğrusu burçlarla hiç ilgilenmedim.
2.Asla vazgeçemem dediğiniz şey ne ?
Asla vazgeçmem dediğim şey ailem...
3.Şu da olsaydı hayatım harika olurdu dediğiniz bir şey ?
Şu anda "Yurtta ve Dünyada Barış" olsaydı hayatımız harika olurdu.
4. Favori film / Diziniz hangisi ? Neden ?
Başkaları da var, ama en çok izlediğim ve her seferinde aynı tadı aldığım film Cengiz Aymatov'un romanından uyarlanan; Türkan Şoray-Kadir İnanır-Ahmet Mekin'in ustalıklarını sergilediği "Selvi Boylum Al Yazmalım" ı söyleyebilirim.
Şu sıralar "Kuzey Güney", "Öyle Bir Geçer Zaman ki", "İntikam" izlediğim diziler...
5. En sevdiğiniz kelime nedir ?
"Sevgi"dir.
6. Garip huylarınız neler ?
Kim bilir ne kadar çoktur, bunu çevremdekilere sormak gerekir diye düşünüyorum.
7. Şimdiye kadar en çok para ödediğiniz şey ne ?
İstanbul'da aldığımız ev için ödediğimiz para...
8. Hassasiyetiniz olduğu bir şey var mı ?
Saygısızlık...
9. Yanınızdan ayıramadığınız eşyanız hangisi ?
Kendimi kınayarak yazıyorum, hatta utanıyorum; ne yazık ki sigaralığım...
10. Neleri özlüyorsunuz ?
Şu sıralar küçük kızımı, ama bir hafta kaldı; dokuz aylık özlemim bitecek. 2 Mart'ta Türkiye'de olacak. İstanbul'a gideceğim karşılamaya...
11. Şu An .... olsa Sevinirim? Boşluğu doldurun...
Çocuklarım yanımda olsa sevinirim.
II-
Kendimle ilgili 11 gerçeği yazmam istenmiş ama ben zaten blogumda, özellikle de MEKTUPLAR adlı blogumda tüm gerçeklerimi yazıyorum. Ayrıca ne yazabilirim bilmiyorum.
"Sizce ben...?" diye bir soru sorsam, ne dersiniz?
III-(SİZİN MİM SORULARINIZ BU BÖLÜMDE EFENDİM...)
Eveeet geldik üçüncü bölüme. Bunlar da sizin yanıtlamanızı istediğim benim sorularım. Herkes tartışıyor, herkesin söyleyecek sözü var. Eeee Blog Yazanlar olarak bizim de çorbada tuzumuz olsun, bu ülke hepimizin, geleceğimize şekil verilmeye çalışılan şu günlerde benim görüşüm de şöyle diyorsanız lütfen yanıtlayınız efendim. Teklif var; ısrar yok. Bu sıralar konuşanın ya tepesine iniyorlar; ya da şucu bucu diye ak yüzüne karalar sürüyorlar.
Anladınız işte, biraz CIIIZZZZ sorular olacak bu mimde... Kimseyi zora sokmak istemem, katılıp katılmamakta özgürsünüz. Ama hakaret etmeden tartışabilsek yararlı olmaz mıydı dostlarım? Sormaya başlıyorum:
1- Yeni Anayasa kimlerle, nasıl yapılmalıdır?
2- Aşağıda yazacağım şu andaki Anayasamızın ilk dört maddesi hakkındaki düşünceniz? Değiştirilsin mi? Başkanlık sistemine geçilsin mi?
"1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir.
Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
Başkenti Ankara'dır.
4) Anayasanın 1 nci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
3- Anayasamızdan "Türk" sözcüğü çıkarılsın mı? "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" sözü ırkçılık içeriyor mu?
4-"Laiklik"ilkesi sizin için önemli mi?
5-Eğitimde kıyafet serbestisini destekliyor musunuz?
6-Kamu alanında da serbest kıyafet(örneğin türbanlı hakim,savcı,doktor,polis,öğretmen...) olsun mu?
7- 4+4+4 Eğitim Sistemini başarılı buluyor musunuz?
8- "Barış" gelecek; "Analar ağlamayacak" denilerek Abdullah Öcalan'la yapılan görüşmelerin istenen amacı sağlayacağına inanıyor musunuz?
9- Sizce yurttaşlarımız arasında "Türk-Kürt, Alevi-Sünni" gibi ayrımcılık, ya da düşmanlık var mı? Yoksa olması için özel çaba harcayanlar mı var? İç savaş çıkarmak için özellikle kaşınıyor muyuz?
10- Yargımızın bağımsızlığına inanıyor musunuz?
11-Ekonomik olarak ülkemizin durumu sizce iyi mi? Ülke kaynaklarını paylaşırken cins,ırk,din farkı gözetiliyor mu? Zenginler ve yoksullar hangi kesimde yoğunlaşıyor?
Hepsi bu kadar... Çok mu zor?
Çalışmadığım konulardan çıktı derseniz anlarım. Dokunan yanıyor, derseniz; onu da anlarım.
Bu ne biçim sorular derseniz, mimin kuralları gereği sizin de 11 soru hazırlamanız gerekiyor; bari onu yazın desem, çok şey mi istemiş olurum?
Buraya kadar okuma sabrını gösteren siz, evet evet siz, mimlendiniz efendim. Kaçabilirsiniz; ama hiç olmazsa kaçmadan parmağınızı kaldırın da yoklama defterine yazayım. Şaka şaka, öğretmenliği özlemişim anlaşılan.
Dostlukla...
20 Şubat 2013 Çarşamba
BARIŞ İSTEMEYEN ŞEHİR-İZMİR
Gecenin bu saatine kadar o kuşkuyla araştırma yapmaya başladım. Oysa ne güzel ütü yapıyordum. Yarım kaldı, olsun vatan söz konusuysa ütünün önemi mi kalır? Başladım google dolaşmaya. Aranızda benim gibi duymayan var mı bilmiyorum. Ya gidip gelmelerden kaçırmışım haberi, ya da ortamı uygun bulunca onlar günışığına çıktılar da haberdar oldum.
Efendim, meğer 2008'den beri 30 ilde örgütlenmişler. AKP VE BDP destekliyormuş. Bakan ve milletvekilleri, belediye başkanları her ay yapılan toplantılarına katılıyormuş. Başkanlığını Şanar Yurdatapan yapıyormuş. TESEV arkalarındaymış. ABD'de de aynısından yapılıyormuş. Katılımcıların adına bakınca az çok amaçlarının ne olduğu konusunda fikir edinmeniz mümkün.
Daha önceki "açılım!" tertiplerinin başlangıcı da TkMM'deki toplantılarda ilk ele alınmış. Hani şu yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları Habur'da kurulan mahkemeler, davul zurnayla karşılanan teröristler; açılmadan kapanan açılım komedileri...
Haberlerde duydum. Şanar Yurdatapan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanına sesleniyordu. İzmir'in "barış istemeyen şehir" imajının silinmesi için Diyarbakır Belediyesini ziyaret etmesi gerekiyormuş. Barıştan yana olan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanını da İzmir'e davet etmeliymiş. O zaman İzmir'in adı temize çıkacakmış. Bu son cümle benim çıkarımım. Terbiyem izin verseydi, Diyarbakır Belediye Başkanının meşhur restiyle yanıt verirdim, hani şu "Haa ....." diye başlayan küfürüyle...
"Barış" sözcüğünün anlamı mı değişti, kimle neyle barışıyoruz? Diyarbakır'la İzmir ne zaman küsmüştü ki barışsın? Bizim kimsenin kökeniyle, diliyle,diniyle derdimiz yok, insanlığına bakarız sadece. Bizi birbirimize kırdırmanın bin bir düzeni kuruluyor, küçük meclislerle koca ülke parça parça dilimlenmek isteniyor. Bu oyuna gelecek miyiz, bu tuzağa düşecek miyiz?
Kürtler değil kürtçüler; dindarlar değil dinciler ve onların dışardaki akıl hocaları her türlü numarayı yapıyorlar. Kışkırttıkça kışkırtıyorlar, tek dertleri içte birbirimize kıyalım, kolay lokma olalım. Sabır ya sabır...
Sizleri İzmir Marşıyla baş başa bırakıyorum.İzleyin, iyi gelecektir.
EK: Mustafa Sönmez'in Cumhuriyet Gazetesindeki bugünkü yazısına da bakın isterseniz.
"KÜRT DÜĞÜMÜ: KİM ÇÖZER; KİM ÇÖZEMEZ(1)
EK 2: EN ÖNEMLİ GÖREV İÇ SAVAŞI ÖNLEMEKTİR.
WarhaWk'ın blogundan.
14 Haziran 2011 Salı
AÇSAM MI KAPASAM MI?

Biraz sonra arkadaşlarım "Hayırlı olsun"a gelecek, işleri bitirdim, pastalar börekler, havuçlu kek bir de kısır hazır, birlikte bekliyoruz...
Eskiden misafir gelecekse son ana kadar koşturuyordum, şimdi öyle değil; zaman bol, ev önceden temizlenmiş mis! Çalışırken, çocuklar küçükken koştur koştur bitmiyordu işler, mutlaka bir şey eksik kalıyordu ya da son anda ucu ucuna yetişiyordu. Yorgunluktan işin tadını çıkaramıyordum doğrusu...
Arkadaşlarım için hazırlanırken aklıma bir tanıdığım düştü, yok durup dururken değil. Artık ulusumuz için açılımların bedelinin ödenme zamanının geldiği şu günlerde onu düşünmem kaçınılmazdı.
Sözünü ettiğim kişi açılmayı çok seven biriydi. Ne pahasına olursa olsun dikkat çekmeyi istiyordu. Herkese gülücükler yolluyor, karşılığını buldukça daha da savruluyordu. Giysileri varla yok arasında, sınırsızca kendisini sergilemekten çekinmiyordu. Tüm uyarılarımız yanıtsız kalıyordu. Bir gün yolda karşılaştık. O da ne? Kapanıvermiş, hem de ne kapanmak! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, demeye kalmadan anlatmaya başladı. Evlenmek üzereyken iş bozulmuş, çok öfkeliydi. Meğer ilişki kurduğu kişiler eski fotoğraflarını göndermişler koca adayına; o da vazgeçmiş davetiyeler basılmışken! "Her şey çok güzel olacak!" tı diye ekledi gitmeden önce...
Her şey çok güzel olacak, umalım olsun! Ancak ummakla keşke olsa... Her şeyin bir bedeli var, günü gelince bedelini ödememiz gerekiyor.Bazen bu bedel çok da ağır olabiliyor. Ülke olarak açılımdan açılıma koştuk, sonuç sıfır. Seçim sırası açılım diyenlerin birden bire nasıl kapandıklarına tanık olmadık mı? Şimdi açılsalar da kapansalar da birilerini kızdıracaklar değil mi? Onun için insanın ağzından çıkanı kulağının duyması gerekir demiş eskilerimiz. İki kulak, bir ağzımızın olması da boşuna değil...
Simav'da da siyanürlü suların toplandığı havuzun kapakları seçim sırası kapatılmış, ama bugünkü haberlerden öğreniyoruz ki birileri kapakları açıvermiş; bu suyla yemek pişiren, evini temizleyen yedi kişi zehirlenerek hastaneye kaldırılmış. İyi ki seçimden önce açmamışlar mı diyeceğiz?!
En iyisi bitireyim bu yazıyı, biraz sonra kapım çalınacak. Ne dersiniz kapıyı açsam mı açmasam mı?
Şaka bir yana her şeyin hayırlısı olsun, ülkemiz sorunlarını en az hasarla çözsün diyeyim, kalın sağlıcakla...
27 Ocak 2011 Perşembe
KORKUNUN ECELE FAYDASI VAR MI?

Savcı,nedir düşündün mü,
Dağları sorguçlu kılan?
Onlar susmaz,gece gündüz,onlar haykırır yüceden,
Gelmiş dağlardan yalnayak,durmuş kapıda bir ıssız,
Seni bile içli kılan.
Savcı, nedir düşündün mü,
Bıçakları uçlu kılan?
Bir eski hak alınmamış,bir dere kan sorulmamış,
Şunun bunun alın teri,
Alınları taçlı kılan.
Savcı,nedir düşündün mü,
Yazıları suçlu kılan?
Usla,yürekle büyümüş,gündüzler geceye karşı,
Ama nedir çağlar üzre,
Beni senden güçlü kılan.
(Fazıl Hüsnü Dağlarca)
Başka bir ülkede olsa yer yerinden oynardı; herkes sokağa dökülürdü. Bizde ise birkaç yiğit cılız ses dışında kimseden tıss sesinden başka bir şey dıyulmuyor. Korkudan tırsmışız... Eskiden kızıyordum, ama şimdi neden korktuğumuzu anladım. Haksız da sayılmayız hani...Karşımızdaki kişiler tüm değerlerini yitirmiş, amaca giderken her şeyi göze almış durumda. Göze almış demek de az; sanırım gözü dönmüş demek daha doğru...
Pek çok şeyin düzmece olduğunu biliyorduk, biliyorduk ama, dur bakalım belki de içlerinde suçlu olanlar da vardır, yakında kurularla yaşları ayırlayacaklardır nasıl olsa! diye düşünüyorduk.
Yok öyle değilmiş. Şimdilerde her şey gün ışığına çıkıyor bir bir... Şu olaya bakar mısınız?
Kara Pilot Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin başına gelenler her şeyin özeti değil mi? Evet biz korkağız, korkmakta da haklıyız. Neden mi?
Harp Okulunu dördüncülükle bitiren gözbebeğimiz teğmen bir gün tutuklanıyor. Neden tutuklandığını bilmeden 29 ay hapsediliyor. Sonra bir gün savcının karşısına çıkıyor, savcı telefonundaki bilgilerden hareketle onu "Ergenekon terör örgütünün talimatıyla Hizbut Tahir örgütüne sızmakla" suçluyor. Ve ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılıyor.
Ve şimdi anlaşılıyor ki Ergenekon davasında asker olarak ilk tutuklanan Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin, tutuklandıktan sonra, telefonuna, Fatih Emniyetindeki polisler Hizbul Tahir örgütü sanığı Mehmet Oğuz Kazancı'ın rehberindeki 139 numarayı 'YANLIŞLIKLA!' bir dakikada kaydedilivermişler. Ve bu olay teğmenin 29 aydır tutuklu kalmasına neden olmuş.
Teğmen Mehmet Ali Çelebi özgürlüğüyle birlikte saygınlığını yitiriyor...
Türkçe Sözlüğe göre 'saygınlık', saygı görme, güvenilir olma durumu, itibar, prestij anlamlarını taşıyor...
Bir de bu davalarda adı geçen Osman Yıldırım'ın öyküsüne bakalım mı?
*Kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan dokuz yıl hapis(Eyüp 1. Ağır Ceza 1995/78)
*Ablasını öldürmekten 20 yıl hapis(Akhisar Ağır Ceza 1989/32)
*Nüfus Kağıdında sahtecilik yapmaktan mahkumiyet(Kırklareli Asliye Ceza 1998/215)
*Öz yeğenini satarak fuhuşa aracılık yapmaktan 2 yıl 6 ay hapis(Erzurum 1. Asliye Ceza 1998/391)
*Cumhuriyet gazetesinin bombalanması
*Danıştay suikastından müebbet hapis(Ankara Asliye Ceza)
*İfadelerinde Atatürk'e, Cumhuriyetimize hakaret...
Saygınlık neydi? Saygı görme, güvenilir olma durumu, itibar, prestij değil mi?
Savcımız "Osmanım" diye hitap ettiği bu kişiye güvenmiş, itibar etmiş; onu gizli tanık yapmış; söylediklerini ciddiye almış ve onun söylediklerinden harekettle pek çok kişiyi tutuklamış.
Korkmakta haksız mıyız? Sizi bir anda terör örgütü üyesi yapabilirler. Telefonlarınızı dinleyip, eklemeler yapamayacaklarını söyleyebilir miyiz? Bilgisayarınıza, telefonunuza eklemeler yapmak çok mu zor? Evinize getirdikleri silah, uyuşturucu, belge size aitmiş gibi gösterilip tutuklama yapılabilir mi?
Suikast yapacaklardı uydurmasıyla koca Türk Ordusunun kozmik odalarına girilmedi mi? Orduyu gözden düşürmek için her yol denenmedi mi? Gazeteciler, bilim insanları hapislerde çürümeye terk edilmedi mi?
Bu arada Hizbullahçılar yanlışlıkla serbest bırakılıyor, onlar sırlara karıştıktan sonra ömür boyu hapis cezası veriliyor!
Abdullah Öcalan'a saygınlık rütbesi verileli çok oldu. Teröristler Habur'dan kahramanlar gibi içeri girdi, alkışlarla karşılandı. Pazarlıklar sürüyor, toplumuzun geleceğini şekillendirmede akıl hocası olarak saygın yerlerini aldılardı çoktan.
Korkalım korkalım da korkunun ecele faydası var mı?
28 Haziran 2010 Pazartesi
NERDESİNİZ?
Çok zor günlerden geçiyoruz. Oyun içinde oyun oynanıyor.Ikınıp sıkınıp AÇILIM" ın ne menem bir şey olduğunu millete açıklayamayanların; çok güzel şeyler olacak, diyenlerin; isteyip de söyleyemediklerini bugün öğreniyoruz.
Eline silah alanların, kanlı katillerin dediği mi olacak? Bölünecek miyiz? İş paylaşım hesaplarına mı geldi? Herkes eline silah mı alsın, istenen bu mu?
Ulusça bir bütünüz. Oynanan bu oyunların Türk-Kürt çatışması çıkararak amaçlarına hızla ulaşmak isteyenlerin düzeni olduğundan eminiz. Daha önce de denediler sağ-sol; alevi-sünni diyerek. Başaramadılar, başaramayacaklar. Ancak o zaman da çok canlar yandı, bugün de yanıyor. Bölünmedik, halk olarak birbirimize düşmedik. Bu oyunun aktörleri bunu böyle bilsinler. Soluğu okyanus ötesinde alanlar, ordan gelecek direktiflerle hareket edenler bunu akıllarına soksunlar. Günü gelince GERÇEK CUMHURİYET SAVCILARI önünde hesap verecekler. O gün uzak değil, biline...
Aşağıdaki yazı Sevgili Bekir Coşkun'un 20 Haziran'da Haber Türk'te yazdığı yazı, okuyamamıştım Samsun yolculuğum nedeniyle. Okumayanlar için paylaşmak istedim.
Bekir Coşkun
FİLİSTİN için yırtındınız da...
Şimdi niçin ortalıkta yoksunuz?..
Niçin sesiniz çıkmıyor?..
Niçin televizyonları çağırıp iki parmağınızı birden sallamıyorsunuz?.. Niçin dünyayı ayağa kaldırmıyorsunuz?..
Nerdesiniz?..
*
Dün kadın okurum, attığı e-mail’de “Yaban güvercinlerini vurdular yine” diyordu...
Her şartta Mavi Marmara gemisinde ölenlerden kat be kat fazla gelen ilk haberlere göre vurulan Mehmetçiklerin sayısı...
Tabii ki onlara da yanmıştı yüreği, vicdanı olan herkes gibi... Ama yaban güvercinleri; bir pis siyasi planın, gemiye doldurulmuş kurbanları olarak ölmediler...
Ya da Filistin toprakları için...
Onlar; yurt topraklarını beklerken, Türkiye rahat uyusun diye, o gece karanlığında vatanları için canlarını verdiler...
*
İyi ama niçin o yeşil bayraklı kalabalıklar Kızılay’a-Taksim’e çıkıp bağırmıyorlar?..
Niçin yurdun dört bir yanında aynı anda mitingler başlamıyor?..
Niçin dinci yazarlar megafonları alıp tepinmiyorlar?..
Niçin toplu gıyabi namazlar kılınmıyor?..
Niçin sesi çıkmıyor mollanın?..
*
Niçin “Dünyayı başlarına yıkarız” diye parmağını dört bir yana sallamıyor ve acele hastanelere koşmuyor Başbakan?..
Hani “van minüt” mü ne?..
Bülent Arınç niçin televizyona çıkıp ağlamıyor?..
Dün “Genelkurmay’dan açıklama bekliyorum” diyebilen TBMM Başkanı, niçin o açıklamayı “açılım”ın mimarı Başbakan’dan isteyemiyor?..
O iktidar milletvekilleri niçin gözlerini sile sile koşup birer çılgına dönmüyorlar?..
Niçin acil kriz toplantıları yapılmıyor?..
Niçin belediye otobüsleri, şehirlerin meydanlarına sembolik “cihat” için bedava insan taşımıyorlar?..
Nerdesiniz?...
Nerde?..
22 Ocak 2010 Cuma
YALANCININ MUMU
Milli Eğitim Bakanlığı'nda etkili bir görevdeymiş . Yurt İçi ve Yurt Dışı Eğitim Öğretim Genel Müdürü'ymüş... Yani yurt dışına, devlet bursuyla gönderilecek öğrencileri belirleyen en yetkili kişiymiş...
Bir de oğlu varmış bu babanın...
Oğlu, devlet bursuyla İngiltere'de eğitim görmüş. Ülkenin polis akademisinde hocalık yapmaktaymış. Tek derdi askerlermiş. Polisleri çok sever, askerleri düşman görürmüş.
Babası ise, Milli Eğitim Müdürü iken nurculuk ayininde yakalanıp yargılanmış...
Oğul'un avukatı ile Ağlayan'ın avukatları tesadüfen aynı kişiymiş...
Bu Oğul, ne zaman ülkede sorunlar çığlık olup sağır sultanları rahatsız edecek duruma gelse hemen bir sahte belge, o da olmazsa hayali darbe planları attırırmış ortaya...
Kendi gibi özel olarak yetiştirilmiş kişilerle birlikte yaparlarmış bu işi. Hele Suboran , Conzar, Tosunalkan, Yıldırımboğan varmış ki sanki bu iş için özel olarak yaratılmışlar.
Yenilen pehlivan yenilgiye doymazmış ya, bunlar da haberlerinin yalan olduğu anlaşıldıkça yenisini servise hazırlarmış. O kadar çalışıyorlarmış ki ayrıntıları gözden kaçırıyorlarmış...
Ancak bazen her şey ayrıntıda gizlidir değil mi efendim? Çok bilen çok da yanılırmış!
Bomba patlarken daha çok ses getirsin diye ya da -kendilerince başka bir nedenle- bazı kurumları, bazı gazetecileri de eklemişler son haberlere...
İşte bu bombaları da diğerleri gibi sadece ses bombasıymış. Şeytan ayrıntıda gizlidir değil mi efendim?
Bazıları ise dedikodu yapmayı çok severmiş:
"Taraf'ın bombası bu sefer çok çabuk elinde patladı. Dikkatli gözler Taraf'ın yalanını hemen yakaladı.
Mahşetten yayınlanan ve iç sayfalarda da geniş yer verilen darbe 2003 yılında planlanmış. Yazının, "Dost Durumu" ara başlıklı bölümünde, darbeye destek olacak kuvvetler sıralanıyor. Taraf'ın haberine göre, "Balyoz Eylem Planı"na yardımcı olabilecek kuvvetler şunlar:
"TSK'nın her kademesine müzahir eleman temini konusunda referans uygulamasına (ÇYDD, ADD, Türkiye Gençlik Birliği vb.) devam edilerek azami koordinasyon sağlanmasına..."
Buraya dikkat... Parantez içinde sayılan kuruluşların arasında Türkiye Gençlik Birliği'nin de adı geçiyor. Peki, 2003 yılına ait olduğu iddia edilen darbe senaryosunda "dost kuvvet" olarak adı geçen Türkiye Gençlik Birliği ne zaman kuruldu?
Türkiye Gençlik Birliği yöneticileri, derneğin 19 Mayıs 2006'da kurulduğunu ifade ediyor. Derneğin resmi internet sitesi de bunu doğruluyor. Türkiye Gençlik Birliği'nin resmi internet sitesindeki ifade aynen şöyle.
"19 Mayıs 2006 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde toplanan Türkiye Gençlik Kurultayı'nda, vatansever, Atatürkçü gençlik hareketlerini kitleselleştirecek merkezi bir örgütün; Türkiye Gençlik Birliği'nin kurulması kararı alındı. BURADAN ALDIM. Bir de BU var efendim..."Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış..." deseler de bunlar gece gündüz çalışıyorlarmış.
Darbe yaptırmak için çıldırıyorlarmış...
Halk : "Vallahi Gerçek Darbe olsa inanmayacağız artık!" deme noktasına gelmiş.
Oysa bu ülkede, 12 Eylül 1980'de, Gerçekten Darbe yapılmış...
Pek çok karanlık olay, cinayetler o dönemde yaşanmış... Ama nedense o dönemi sorgulamak kimsenin aklına düşmezmiş de herkesin, hayali darbelerin peşine düşmesi, istenirmiş.
İşte bütün düğüm burada gizliymiş...
Bu arada halk kendi derdine düşmüş. İşsizlik, yoksulluk bellerini bükmüş. Bakmışlar olacak gibi değil, hep birlikte seslerini yükseltmeye başlamışlar. Kurtarın bizi, sesleri her yerden duyulur olmuş. Pataküteşahlar "açıyorum" diyerek tüm kapıları kapatmış herkesin yüzüne...
"Açıl susam açıl!" demişler, ama içte ve dışta açılan kapı görülmemiş...
Aksine eskisinden de kötü, çıkmaz yola girilmiş.
O zaman?
"Acele etmeliz!
Bir Hayali Darbe daha ortaya atıp tüm sorunları unutturmalı, camileri bombalayacaklarmış, diyerek halkı din üzerinden kandırıp yanımıza çekmeli ve önce Anayasa değişikliğ, sonra da erken seçim yapmalıyız..." Dediklerine dair dedikodular, her tarafta yapılır olmuş.
Masal burada bitiyor. Gökten üç bomba, ay pardon, üç elma düşmüş...
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......
