ULAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ULAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2009 Cuma

ISSIZ ADAM ve ULAK


"Issız Adam"ı sonunda izleyebildim. Çok merak ediyordum, ancak umduğumu bulamadım açıkça söyleyeyim...

Bir kere bu filmde baş kahraman olan Alper, yanlış olarak Issız Adam olarak nitelendirilmiş. Bence asıl ıssız olan kadın kahramanımız olan Ada... 
Neden mi ?   Nedeni çok basit. 


Alper'i izliyorum. Annesi var ve oğluyla oldukça ilgili...  Lokantada çalışan insanlar var.  Sürpriz doğum gününe kadar patronlarıyla ilgileniyorlar. Gözleri üstünde.  Diğer günübirlik de olsa ilişkileri var. Bolca parası var, evini temizleyen bir kadın var.  Tek sorunu, kendisinin umursamadığı aşırı bencilliği...


Şimdi elinizi vicdanınıza koyup söyleyin lütfen, yurdum erkeklerinin kaçı onun yerinde olmak istemez ki?  Zaten olanak bulabilenlerin bir çoğu böyle yaşıyor. Bazıları bir farkla, çevre baskısını önlemek, görünüşü kurtarmak için evleniyor. Eşinin çalışmasını istemiyor, başını kapattırıyor, uslu uslu evinde çocuklarını büyütmesini istiyor. Kendisi de yurt içinde mi yurt dışında mı olur artık, gönlünü eğlendiriyor. Elinin kiri, yıkayınca aklanıp paklanıyor.


Olanağı olmayanlar da gizli gizli iç geçiriyor...  Yanlış anlaşılmasın, hepsi böyle demiyorum. İyi ki de hepsi böyle değil, ama azımsanmayacak kadar çok sayıda Alper gibi yaşamak isteyen yok mu?  Alper'e acıyan erkek oldu mu acaba merak ediyorum doğrusu... Kadınlardan acıyan olmuştur mutlaka, ama ben hiç acımadım.




Gelelim Ada'ya...  Evet  ıssız olan  Ada. Siz Ada'nın yanında sessizce oturan arkadaşı Sinem'den  başkasını gördünüz mü?  Haa bir de Alper'in annesi var.  Ada ve Alper nasıl oldu da biraraya geldi anlayamadım. Jet hızıyla gelişti her şey ve aynı hızla da bitti.  Adını sevgi mi koyacağız bu ilişkinin?  Hadi canım sen de!  Buna sevgi diyip de ağlayanlara acırım şimdi ben!  "Desene ki güzelim, sen hiç yaşamamışsın!" Desene ki kardeşim sen hiç sevememişsin. Bunun adına her şey diyebilirsin de "sevgi" deme lütfen!  Çünkü sevgi bu değil. Hiç olmazsa "Selvi Boylum Al Yazmalım" ı bir kez daha izle derim ben, ondan sonra ne diyeceksen de...

Ada'dan söz ediyorduk.  Ada geceyi bir anda Alper'in evinde geçiriyor. Hadi oldu bir hata diyelim.  Peki Ada'cım sabah sabah kalkıp evi toparlamana ne diyelim. Ne de çabuk  sahiplendin her şeyi be kızım.Adamın temizlikçisi var. Bi dur, düşün. Simit fırınının önündeki masada çayla bir simit yedikten sonra sadece kendi oturduğu masayı değil, diğer masaları da toparlamaya çalışan yaşlı teyzeyi getirdin aklıma.. Onun gibi evi toparlama moduna girmenin anlamı yok. Hadi bunu da geçelim, alışkanlık, hepimizde var biraz, lokantada bile tabakları boşaltıp iç içe koymaya çalışıyoruz... Bu da biz kadınların işgüzarlığı mı nedir? 



Alper'in annesi geliyor, Alper işini gücünü bırakmıyor da sen neden bırakıyorsun be kızım. Sen önem vermezsen kimse önemsemez seni de işini de. Üstelik sen işinde de yalnızsın. Onun elemanları var. Neyse bu da yetmiyor; yeni tanıdığın adamın, ilk kez gördüğün annesini alışverişe götürmek, yetmezmiş gibi annesiyle düğüne gitmek de gerekli miydi ? Kendi annen için yapar mıydın bunu? 


Ve ayrılık sahnesi...  En etkileyici sahne!  Çünkü Alper gibi bir adamdan bile beklemeyeceğimiz benclliğin doruğa çıktığı bir an. İnsan karşısındakinin fedakarlıklarına karşın bir gün sabreder hiç olmazsa. Alper bunu bile yapamıyor, bencillik dibe vuruyor. Ehh  biraz da Ada'nın çok çabuk sahiplenmesi yaşam alanını daraltmış olabilir Alper'in.  Yine de bir izleyici olarak dolmaların Alperin başına savrulmayışına üzülmüyor değiliz, ya da hiç olmazsa giderken eve götürseydi Adacık, evde yerdi; hevesi boğazında kalmazdı diye düşünüyoruz...


Ada  bütün bunlardan sonra Alper'in annesiyle gizli gizli ilişkisini sürdürüyor, neden?  Seviyor da ondan mı?  Yok canım!  Seven insan, başkasıyla neden evlensin ki?  İşi var, özgürce yaşıyor. Mahalle baskısı yok, aile ilişkileri zayıf. Alper'in annesiyle sık sık haberleşiyor. Sonra da gidip bir başkasıyla evleniyor, çocuğu oluyor, Alper'i seviyor.  Nereden anladık?  Yıllar sonra karşılaşınca üzülüyorlar! Alper de çok seviyormuş meğer!  Nasıl sevmekse bu! Anlayan varsa anlatsın. Ben anlayamadım da...


Herkes gibi müzikleri ben de çok beğendim. İzleyicileri efsunlayan müziğin gücüy  müydü yoksa, ne dersiniz?







Çağan Irmak'ın filmlerini genelde beğenerek izliyorum, ama bunu pek sevemedim. Belki de çok abartıldığı içindir kim bilir?  


"ULAK"  da bir Çağan Irmak filmi ve Ulak'ı  çok beğenerek izledim. Hatta bir kez daha izlemek istiyorum. İzlemeyenlere öneriyorum.  Masal tadında; ama masal değil. Çok şey anlatan güzel bir film Ulak...




Bu arada sevmeyi bilenlerin, sevgiye değer verenlerin, her şeye rağmen gerçek sevgiyi arayanların, seni seviyorum, diyebilenlerin "Sevgililer Günü" sürekli  günlere dönüşsün. Her günleri Sevgililer Günü gibi özel ve güzel geçsin efendim... Herkes sevdiğine tez zamanda kavuşsun,  ayrılıklar yaşanmasın.

Sevgiyi de dostluğu da bölüşen insanlarımızın sayısı her geçen gün artsın, azalmasın... 


 


16 Ekim 2008 Perşembe

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA



Koca Çınar da bizi terk etti ! Ama o kadar çok yaşıyor ki...

Unutulmayacak... Kendi şiiriyle selamlıyorum büyük ustayı...


ULAK

Alır götürür tez ulak
Dirileri ölülere

Adı, üstünde eğreti
Düşer kütüğünden yere.

Sevgisi artık akmaz ki
Yeryüzücek kuru dere.

Işır uykusu uyanık
Karanlığı vere vere.

Gözleri yarı kapalı
Ağlamak yakışmaz ere.

Dudakları yarı açık
Sanki sorar yolum nere?

Tez ulak alır götürür
Ölüleri dirilere.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...