Masumiyet Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Masumiyet Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2008 Pazar

MASUMİYET AŞK VE ORHAN PAMUK



Orhan Pamuk romanlarının en çok nesini seviyorsunuz?

Böyle bir soruya siz nasıl yanıt verirsiniz bilemiyorum, ama ben sadece giriş cümlelerini, diye yanıtlardım sanırım.

Aslında üzülüyorum gerçekten. Nobel almış tek yazarımız ve ben onun kitaplarını sevemedim.

Bu sefer ümitliydim. Okuyanlar, kolay okunduğunu söylüyordu. Olmadı... Oysa aşk romanı diyordu kendisi röportajında... Ben bir aşka da rastlayamadım Masumiyet'e de...

Sen henüz üniversite sınavına hazırlanan yoksul akraba kızı Füsun'u Merhamet Apt. nın tozlu, pis, karışık depo evine götür, her gün ikiyle dört arasında orada buluş, birlikte ol! Bu arada başka biriyle de (Sibel'le)nişan hazırlıklarını sürdür,onunla da büronun koltuğunda birlikte ol, adına da aşk de!.. Olsa olsa bunun adı bencillik, saplantı, tutku ya da başka birşey olur... Ama aşk olmaz!

Aşk bu mu, sevgi bu mu sevgili yazar? Ne yazık ki değil, hiç değil... Ve bu ilişkilerin hangisi masum, masumiyet bunun neresinde? Ben bulamadım!

Neyse herkesin aşkı kendine diyip geçebilirdim, ama okuyucuyu aptal yerine koyması beni çıldırtıyor. İkide bir araya girip:

"Bunları yazarken, hikayeme ilgi gösteren meraklıları üzmemem gerektiğini hissediyorum: Kahramanları kederli diye , bir roman da kederli olmak zorunda değildir" (s. 115)

"Çünkü artık öpüşmekte ikimiz de ilerlemiştik. Kederimizle sizleri üzeceğime..." (s. 115)

" Orhan Bey in , Füsun ile dans ederken hissettiği şeyleri kendi ağzından okumak isteyenler, lütfen "Mutluluk" başlıklı son bölüme baksınlar." ( s.140)

"Siz okurlara itiraf ediyorum." ( s.173)

"Arabayı çalıştırırken yan gözle baktığım nişanlımın yüzündeki içten endişeyi ve kederi ise anlatmayayım da, okur beni kalpsiz sanmasın." ( s.173)

Sevgili Orhan Pamuk, biliyorum okumayacaksın, duymayacaksın ama lütfen okuyucunun işine karışma. Bırak herkes kendince okusun. Bu kitabı eline alanlar en azından okur yazar değil mi ? Roman kahramanı hakkında istediği değerlendirmeyi yapmakta da özgür olmasın mı ? Sen araya girdikçe roman roman olmaktan çıkıyor, en azından benim gözümde...

Cümleler eskisi kadar olmasa da yine uzun ve zaman zaman da bozuk ne yazık ki... Nobel'e yakışmıyor. Örnek mi ?

" Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?"

(Koruyabilir yerine, koruyabilir miydim olmalıydı. Çünkü burada özne birinci tekil kişi "ben" .Son cümlenin öznesi "her şey", dolayısıyla yüklemin kişisinin de farklı olması gerekiyor.) (s.11 romanın ikinci cümlesi bu!)

"Çünkü bu sekiz yılın büyük bir kısmını, birkaç ay içinde, en fazla altı ayda Füsun'u ikna edip onunla evleneceğimizi hayal ederek geçirdim." (s.404)

"Babanın yanında içki sigara içmemek, yayılarak oturup bacak bacak üstüne atmamak gibi geleneksel aile kurallarına uyma endişesiyle yapılan bütün bu "saygı" hareketleri, yıllar içinde yavaş yavaş kayboldular." (s.439)

(saygı hareketleri - kayboldular... "-lar" çoğul takısı gereksiz kullanılmış. İnsandan başka çoğul özneler varsa yüklem tekil olur. Kişileştirme sanatına başvurulmamışsa...)


Sevgili okurlarım, sözü daha fazla uzatıp sizi yormak istemiyorum. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, keşke bu aşk romanını hiç yazmasaymış. Diğerlerinin hiç olmazsa bir büyüsü, rüyası, gizemi vardı. Bunda ne var anlayan varsa anlatsın lütfen...

Siz yine de okuyun. Bana bakmayın.Her kitap okunmayı hak ediyor. Ayrıca kolay zengin olmanın yollarını, zengin çocuklarının yaşantılarını da öğrenirsiniz bu sayede. Kimbilir belki siz de...

9 Eylül 2008 Salı

ORHAN PAMUK ŞANSLI MI ?


Daha önceki yazılarımda da söz etmiştim, Orhan Pamuk'un romanlarını pek sevememiştim. Hem roman tekniği açısından hem de dil ve anlatım açısından...

İlk iki romanını kendim aldım. Diğerlerini almadım, ama okudum. Bir şekilde kitaplarla buluştuk. Kimini hediye olarak aldılar, kimini de ödünç verdi dostlar...

Şimdi de Masumiyet Müzesi elimde... İstanbul'dayken baktım kızım almış, okumuş bile... "Al anne ben okudum !" demez mi ? Bu ne çabukluk ! Hoşuma da gitmedi değil...

Okuyacağım, hatta bir bölümünü okudum bile... Lise yıllarımda bol bol okuduğum Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkan romanlarını anımsattı bana.

Bu sıra evle boğuşuyorum , işleri toparladıktan sonra okuyacağım baştan başlayarak. Hiçbir kitap elime Orhan Pamuk'unkiler kadar çabuk ve kolay geçmedi. Şanslı şu Orhan Pamuk, çok şanslı...

Bu arada Elif Şafak'ın Siyah Süt'ünü de galiba İstanbul'da unuttum. Henüz bitirememiştim. Şanssızlık mı bu da...

Ahhh işler bir bitse !..

2 Eylül 2008 Salı

ORHAN PAMUK- ELİF ŞAFAK


Orhan Pamuk kitaplarının biri dışında hiçbirini sevemedim. Sevdiğim kitabı ise Orhan Pamuk, Orhan Pamuk olmadan önce yazdığı
"Cevdet Bey ve Oğulları" idi. Bu sıralar yeni kitabı çıktı ya televizyon televizyon gezmeye başladı yine. Kitapları değil ama pazarlaması olağanüstü...

Bu sıra çoğu kitap dostu "Masumiyet Müzesi" ni okuyor. Ben sonra okuyacağım. Nedense çok satanlar listesi bende isteksizlik yaratıyor. Reklamın iyisini de kötüsünü de sevmiyorum galiba... Hem neden çok satan giyecek,yiyecek,içecek denmiyor da çok satan kitap deniyor ?

Kitapla ilgili tartışmalar da okuma isteğimi körükleyeceğine köreltiyor.

Belki de kendime zaman tanıyorum. Orhan Pamuk olayı biraz daha farklı. Kara Kitap'tan sonra neredeyse okuma yeteneğimi kaybediyordum. Sanki ansiklopediden bölümler alınıp eklenmiş ve yerine oturmamış gibi. Hani Yeni Hayat'ın çok beğendiğim ilk cümlesi gibi. " Birgün bir kitap okudum, hayatım değişti." Ben de Kara Kitap'ı bir ayda kendimi zorlayarak okudum. Okumayı bırakmayı kendime yakıştıramadığım için bırakmadım, ama okuma hayatım değişti. Küstüm, tavşan dağa küsmüş hesabı... Diğer kitaplarını satın almadım, başkalarından alarak okudum belki düşüncem değişir diye, ama pek değişmedi.

Orhan Pamuk olayı farklı bir şey. Sevenler çok seviyor, sevmeyenler de hiç...

Tartışmalardan etkilenmediğimden eminim. Çünkü Kara Kitap ilk yayınlandığında sevinerek almıştım...

Bugünlerde yine tartışmalı bir yazarın yeni kitabına başladım. Elif Şafak'ın Siyah Süt kitabını okuyorum. İlgimi çekmeye başladı bile... Sanırım konusu da etkili oldu. Annelik, hamilelik, bebekler bu sıra benim için önemli. Bitirince ayrıntılı yazarım kitap hakkındaki eleştirilerimi...

Bir süre önce de Elif Şafak'ın Baba ve Piç romanını okudum. Kitabı beğendim. Hatta Orhan Pamuk mu Elif Şafak mı derseniz Elif Şafak derim.

Yalnız ikisinin ortak bir özelliği var beğenmediğim. Çok satmak, çok tanınmak , ödülleri kapmak için her yolu mübah saymışlar. Elif Şafak, Baba ve Piç'te olaylara Amerikan Ermenisi gözlüklerini takarak bakmış. Bu da Orhan Pamuk'ta olduğu gibi tartışmaları körüklemiş. Tartışmalar merakı, meraklar okunmayı ve tanınmayı getirmiş. Buna bir de ulusumuz için kötü emeller besleyenlerin savunduğu tezleri, Türk yazarlara söyleterek doğruymuş gibi gösterme çabaları eklenince gelmiş şöhret...

Yine de yazmışlar, emek harcamışlar... Bağırıp çağıranlar, tehditler savunanlar da oturup yazsınlar... Gerçekleri dünyaya anlatsınlar. Çağdaşlık bunu gerektirmez mi ?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...