anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2011 Pazartesi

ÇINAR AĞACI




Ağlamak güzeldir, düşünmek de öyle... Hem ağladım hem de uzun uzun düşündüm.

Bu bile filmin üzerine düşeni yaptığı anlamına gelmez mi? "Çınar Ağacı"ndan söz ediyorum.

İzlerken gözlerimden süzülen yaşları engelleyemedim. Evet duygusal bir anımdaydım, kabül ediyorum.
Küçük Barış, "Anneannemin gelişine şu kadar gün kaldı." cümlesini her tekrarladığında dökülen yaşlarımı coşturdu, tamam itiraf ediyorum.


Dört çocuğunu büyütüp yetiştirmiş; emekli öğretmen yaşlı annenin, her iki ayını sırayla çocuklarının evlerini dolaşarak geçirmesinin getirebileceği sıkıntılardan etkilendim. Daha sonra dört çocuğunun onu "Huzurevine" yatırışları...

Filmin eksik bulduğum, ya da yüzeysel saydığım yanları var. Ancak düşüneceğimiz, tartışacağımız, hepimizim bir şekilde yaşadığımız ya da yaşayacağımız gerceklerin yüzümüze çarptığı da bir gerçek.



Küçük Barış; okuldan geliyor,kapıyı kendisi açıyor; komşu kadın gelip yemeğini ısıtıyor. Sonra annesi gelinceye dek tek başına evde kalıyor.
Barış'ın annesinin durumu da kolay değil. Eşinden ayrılmış, yeni hayat kurmaya çalışıyor. Katı, kuralcı, biraz sinirli... Yatılı okulda okutulduğu için kendi annesine uzak, kırgın, öfkeli...

Diğer kardeşlerin de kendilerine göre sorunları var, eleştirebileceğimiz yanları çok...

Yaşlı anne masum değil. En kötüsü de çocukları ve torunları arasında ayrım yapması... Barış dışındaki torunlarıyla hiç ilgilenmiyor, hatta onlara zarar verecek davranışları bile var, masum gösterilmeye çalışılan.

Ama hangimiz masumuz ki? Başka başka da olsa pek çok kusurumuz var. Kusurluyuz diye çocuklarımızı, büyüklerimizi bir kenarda unutacak mıyız? Bir yolunu bulmak zorundayız değil mi?

Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim. Keşke çocuklarımızla, keşke büyüklerimizle aynı şehirde yaşayabilsek.
Herkes evinde olsun. Çünkü herkes evinde rahat ediyor.
Eli ayağı tutan, kendine bakabilecek durumda olan yaşlılarımız da kendi evlerinde yaşasın, kimse kimsenin özgürlük alanına dokunmasın.
Ve bizim elimiz kolumuz onlara uzanacak kadar yakın olsun...

Ahh bu yaşam koşulları her birimizi bir başka köşeye savuruveriyor, hepimiz yalnızlaşıyoruz, çoğu kez çaresizce ağır koşullarla tek başımıza mücadele veriyoruz... Buna bir çare bulmak zorundayız. Yoksa çok ağlar, kara kara düşünür dururuz.



KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...