Bundan yıllar yıllar önce...
Bir kadın ikinci çocuğunu dünyaya getirecekti. Doğuma sayılı günler kalmıştı. Eşi amirinin yanına çıktı. Ezile büzüle eşinin doğum yapacağını söyleyip izin istedi. Amir, hiç duraksamaksızın:
-Ne o, ebelik mi yapacaksın? dedi.
Aradan atmış beş yıl geçti (Kayınvalidem seksen beş yaşında.). Kadın hala bu olayı üzülerek anlatıyor. O gün eşi yanında olamamıştı!..
Ebelik yapmayacaktı elbette. Ama yakınında olacaktı. Kapının dışında bekleyecekti. Orada olduğunu bilip rahatlayacaktı. O günkü koşullarda elini tutması düşünülemezdi zaten... Ama olmamış. Kayınvalidem hüzünle anlatıyor hala...
Bazı anlar insan yaşamında çok önemli. En hassas zamanlarda yaşananlar unutulmuyor işte... Sağlıklı toplum, anne ve bebeğe bakış açısıyla sağlanır. Akıllı babalar eşlerini severek, bunu da belli ederek mutlu çocuklar yetiştirilmesine katkı verirler...
Bugünkü durumu düşünüyorum bir de. Değişen fazla bir şey var mı? Yanılmıyorsam işçi babaya yine doğum izni yok. Memurlarda iki gün mü ne? Annelere verilen ücretli izin eskiye göre düzelmiş olmasına karşın hala yetersiz. Neden iki yıl, hadi bir yıl ücretli izinli olmasın ki anneler? Çocuklar sadece bizim değil ki. Onlar gelecek kuşaklarımızı oluşturuyorlar aynı zamanda. Ekonomik krizlerin yaşandığı ülkemizde anneyi çocuktan erken erken koparmanın kar-zarar hesabını düşünüyor muyuz hiç?
Gelişmiş ülkelerdeki sadece anneye değil, babaya da verilen hakları neden görmek istemiyorlar? Hatta evlat edinenlere bile...
Bunlar da soru mu? Kadın kısmı otursun oturduğu yerde! Tarlada çalışsın, evde çalışsın, oyalansın işte! Evinin hanımı olsun !Çocuk mu? Oooo ondan çok ne var? Doğur , sal sokaklara! Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.