ÇYDD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇYDD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2008 Salı

TATİL SONRASI DEPRESYON EMEKLİLİK SONRASI DEPRESYON


Biliyor musunuz özel yaşantımda benim hiç canım sıkılmadı.

Canım sıkılmadı, çünkü hiç boş kalmadım. Sürekli aklımda yapmam gereken bir şeyler vardı... Birini yaparken diğerini ne zaman yapabileceğimi düşünüyordum. Boş kalmadığım için de depresyona yakalanmadım.

Şimdi tatil sonrası , üstelik de emekli olmuşum yeni... Dur bakalım belki depresyona girebilirim. Bir haftayı geçti geleli. Henüz boş kalmadık. Dışarı çıkmak istemiyor canım. Acaba bu depresyon belirtisi mi ?

En kısa zamanda kuaföre gitmem gerekiyor. Denizin saçlarıma yaptığı olumsuz etkilerden kurtulmam zorunlu... Bu ruhuma da iyi gelecek.

Sonra sosyal etkinliklerime başlamalıyım. Üyesi olduğum Atatürkçü Düşünce Derneğine uğramalıyım öncelikle. Bu sıra öğrencilerin bursa ihtiyaçları vardır. Geçen yıllarda dört beş arkadaş birleşerek bir öğrenciye burs veriyorduk. Çocuğun kim olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz. Yoksul ve okumak istiyor, bu yeterli değil mi yardım için...

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de aynı çabalar içindedir. Ne yazık ki bu tür derneklere üye olanların aklı bol ,parası kıt ... Ben diyorum ki Deniz Feneri gibi derneklere para kaptırıp birilerini zenginleştirenler bir kez olsun yardımlarını , gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştıran derneklere verseler n'olur ?

İnanın daha çok sevap kazanacaklardır. Yardımlar yoksulluk nedeniyle okuyamayan çocuklara gidecektir. Kendileri de gönül huzuru duyacak, depresyonla tanışmayacaklardır.

Ülkemiz yoksul... Yardım kaynakları zengin. Çoğu açıkgözün iştahını kabartıyor. Şimdi ramazan fitreleri; Kurban Bayramında kurban derileri peşine düşenlere bakın ! Almanya'da "Gurbetçi" dediğimiz yurttaşlarımızdan toplananlar... Ve seksen bin camiden her gün toplanan kayıtsız kuyutsuz paralar... Ev ev ,kapı kapı dolaşan cami yaptırma dernekleri adına para toplayanlar...

İnsanlar yoğun çalışma ortamında zamansız... Ayağına gelen bu çıkar düşkünlerine yardımlarını vermenin kolaylığına da aldanabiliyorlar...

Bunun bir düzene bağlanması gerekmiyor mu ? Neden devletin kurumları buna el atmaz ki? Teknoloji olanaklarından yararlanmak işleri en azından kayıt altına almaz mı ?

Bankada bir hesap açılsa, tüm yardımlar orada toplansa, gerekli kurumlara dağıtılsa...

Bu yaptığım öneriye ben bile gülüyorum şimdi.

Bankalara güveniyor muyuz ? Hayır.

"Key" kayıtlarının yakılması sonucu yaşadığımız kargaşa, alamadığımız ' key paraları ' son örnek. Öncekiler,batan bankalar, hortumlanan hesaplar, yakınlara dağıtılan krediler...

Resmi Kayıtlara güveniyor muyuz ? Hayır.

Batan Bankalarda da duymuştuk, şimdi Deniz Feneri Davasında da gündeme geldi. İki , hatta üç ayrı hesap tutuluyor !

Birincisi: Resmi incelemelere yönelik tutulan kayıtlar...
İkincisi : Gayrı-resmi incelemeye yönelik tutulan kayıtlar(Resmi incelemelerden kaçırmak amaçlı. Şirketler,TV'ler, partiler kurulması için kullanılmaya ayrılan paralar.)
Üçüncüsü : Resmi ve Gayrı-resmi incelemelerden kaçırılan paralar. Bunların kayıtları yok. Yalnız görevli kişiler, bankadan paraları çekmişler; çok azını resmi kayıtlara yatırmışlar, çoğunu gayrı-resmi kayıtlara geçirmişler, birazını da kendilerine ayırmışlar...

Görüyorsunuz, rant büyük ! İnsanları din duygularını sömürerek kandıranlar, birbirlerini de kandırmış. "Bal tutan parmağını yalamış!"

Kişisel olarak sorunsuz olmanız yetmiyor galiba depresyonla tanışmamıza... Yaşadıklarımıza bakmak yeter de artar bile... Şöyle alt alta sadece adlarını yazıp bırakacağım son zamanlardaki olayları. Siz de depresyona girin istiyorum. Biraz da doktorlar kazansın, bilim kazansın !..

Terör
Şehitlerimiz
PKK
Sınır Ötesi Operasyonlar
GAP
BOP
AB
ABD
Şemdinli Davası(sonuçlandı)
Ergenekon Davası
Deniz Feneri Davası
AKP Kapatma Davası (sonuçlandı)
Laik Demokratik Hukuk Devletini yöneten Hükümetin " Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmasının Anayasa Mahkemesince kabul edilmesi.(sonuçlandı)
DTP Kapatılma Davası
Şaban Dişli yolsuzluğu
Kaçak Kuran Kurslarında Ölen Çocuklarımız
Medyaya sızdırılan bilgiler
Aydın Doğan RTE kavgası
Karapazartesi (Ekonomik Kriz)

Vatandaşa:
Ramazan çadırında oruç açma
Ölmemesi için yiyecek paketi (iş değil, istediği yerden yiyeceğini alması için para değil,kendi adamlarından aldığı ,kendi seçtiği yiyecekler ! Seçme hakkı bile tanınmıyor!)
Donmaması için kömür yardımı...
Elektriğe, doğalgaza, her şeye her şeye zam...

Ben yoruldum. Aynı zamanda depresyona girdim... Doktorumu arayacağım...



8 Şubat 2008 Cuma

KİME DAHA ÇOK KIZMALIYIZ BİLEN VAR MI

Güzel bir haber duymaya hasret kaldık. Gün geçmiyor ki acı bir haber duymayalım. Sadece acı olsa, için için ağlayıp acımızı yüreğimize gömeceğiz. Ama, acıyla birlikte utanç da yaşıyoruz çoğu kez. Bu da giderek ruh sağlığı bozuk insanlar topluluğu haline getiriyor bizi. Çıldırmamıza az mı kaldı ne? Neyse ki hiç bir şeyi kendine dert etmeyen, kendi dünyasının dar kalıpları içinde yaşayan , aptalca mutlu insanlarımız var da durumu idare ediyoruz.
Almanya'da yaşamak zorunda bıraktığımız insanlarımızın evi yanıyor; dokuz vatandaşımız yaşamını yanarak kaybediyor. Acı büyük, üstelik bu insanlarımız yurt dışında, özlem içindeyken ölüyor. Ya da kasıtlı olarak çıkarılan yangında yaşamlarını yitiriyor.Yargı kararını verecek. Bekliyoruz.
Başta aileleri tüm ulusumuz acıyı yüreğimizde hissediyoruz. Gelelim utancımıza... Alman Bakan , bizim Berlin Büyükelçimiz Sayın İrtemçelik'i azarlıyor . Büyükelçinin görgü öğrenmesi gerektiğinden söz ediyor. Oldu mu ya! Olmadı, hiç yakışmadı. Hem insanlarımız yanarak ölsün, hem de büyükelçimize hakaret edilsin. Bir ulus için acı ve utanca neden olmaz mı bu durum. Oluyor tabii ki. Başbakanımız da kalkıp oraya gidiyor. Ne güzel değil mi?
Yalnız burada şeytan beni rahat bırakmıyor, sürekli dürtüklüyor yaz yaz diye... Yine Almanya'da daha önce yapılan bir tolantıdaki sahne gözümün önünden gitmiyor. Yazmadan da gitmeyecek anlaşılan... Toplantı yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızın, bazı dinci , tarikatçı, çıkarcı guruplarca dolandırılmasıyla ilgili. O dönemdeki iktidar partisinin içinde de bu kişilerden olduğu, ya da bunlarla yakın ilişkiler kurduğu gibi söylentiler iyice yaygınlaşmışken yapılıyor bu toplantı. Suçlanan kişiler holdingler, televizyonlar kurmuş bu toplanan paralarla; senetsiz sepetsiz topladıkları paraların üstüne oturmuş; siyaset-ticaret ilişkisi kurulmuş; dindar vatandaşlarımız da dindar olduğunu söyleyen bu kişilerin tuzağına düşmüş... Öyle diyorlar, ben bilmem... Söylenen bu... İşte o sırada türbanlı bir kişi ayağa kalkıyor, türban diyor; gündem hop diye değişiyor. Kabak da yasalara uygun davranan Büyükelçimiz Sayın İrtemçelik'in başına patlıyor. Dünyanın gözü önünde Başbakanımız, Büyükelçimizi , bizim yasalarımıza uygun davrandığı için azarlıyor. Şimdi söyleyin bakalım, en çok hangisine kızdınız; ben karar veremedim...
Yine haberlerde gördüm, Alman itfaiyeci ağlıyordu... Şeytanım durur mu? Hemen gözümün önüne Sivas, Madımak otelini getirdi. Yıl 1993, 2 Temmuz... Pir Sultan Etkinlikleri için 33 aydınımız, sanatçımız Sivas'a gitmiş, Madımak otelinde kalıyorlar. Aziz Nesin de orada... Gözü dönmüş, beyni yıkanmış, Türk ve müslüman olduğu söylenen kalabalık yobazlar ordusu, ellerindeki bidonlarla getirdikleri benzini dökerek yaktıkları 37 insanın ölümünü zevkle, keyifle izliyorlar... Ve orada da bizden bir itfaiyeci sahnede görünüyor! Yangın merdiveninden canını kurtarmaya çalışan Aziz Nesin'i ve diğerlerini farkediyor. Hemen yanlarına koşuyor... Yooo yoo yanlış anlamayın, Alman itfaiyeciler gibi kurtarmaya gitmiyor. Onları merdivenden ateşe atmak için, itmek için koşuyor yanlarına...
Tüylerim diken diken oldu, ben kendimi çok kötü hissediyorum şu an ; ya siz? Hangisine kızmalı bilmem ki.... Daha sonra iktidar partisinin bakanları, milletvekilleri kimin avukatlığını yaptı dersiniz? Yananların değil; onları bilerek,isteyerek yakıp zafer ulumaları içinde izleyenlerin avukatlığını...
ABD kaynaklı olduğu söylenen bölünmüş Türkiye Haritaları televizyonlardan, internetten gözümüzün içine içine sokuluyor uzun zamandır. Bölücüler, ayrılıkçılar , tarikatçılar, dinciler,kürtçüler, türkçüler, satılmışlar, ikinci cumhuriyetçiler kol kola girmiş; hızlı adımlarla yürüyorlar... Onlara mı kızalım şimdi? Ne hakla! Onlar amaçları doğrultusunda birleşmiş yürüyorlar. Vatanın kaleleri bir bir el değiştiriyor. Gerçek aydınlar, yurtseverler ne yapıyor? Boş bırakırsak, boşluk bırakırsak kötü niyetli örgütlü güçler hemen o boşlukları doldururlar... Öyle de yapıyorlar.
Bugün bir arkadaşım tanık olmuş. Belediye otobüsüne yaşları 12, 13 olan çocuklar binmiş ellerinde valizleri. Ayakta kaldıkları için kızgın söyleniyorlarmış:
"Evden bizi taksiyle alıp getirdiler, otubüsle gönderiyorlar!"
Arkadaşım sormuş, kendi aralarında dertleşen çocuklara:
"Nereden geliyorsunuz? " diye.
"Fatih Öğrenci Yurdu'ndan! " diye yanıtlamışlar.
Çocuklar Yarı Yıl Tatilinde evlerinden taksiyle alınıp yurtta misafir edilmişler!
Okullar açılacağı için aynı şehirdeki evlerine geri dönüyorlarmış. Adamlar çalışıyor, yurtta ne yaptıklarını bilemem, ama bir şekilde 15 günlük tatili bile boş geçirmiyorlar. Geleceğe yatırım yapıyorlar. Ekiyorlar ki zamanı gelince biçsinler... Biz ne yapıyoruz? Tatilde bol bol dinlenin, kitap okuyun, diyerek evlerine gönderiyoruz çocuklarımızı... Söyleyin ne olur , kime kızmalı...
Laik, Demokratik Cumhuriyetimize sahip çıktığımızı göstermek amacıyla ADD ve ÇYDD'i Yürüyüş düzenlemişti. Birkaç arkadaşla birlikte ben de katıldım. Öğlen tatilinde olduğu için bir saatte bitti, tekrar dershaneye döndüm. Ülkemize sahip kişilerle birlikte olmak beni mutlu etmişti. Gerçi yürüyüş sırasında trafik kesilmemişti, kocaman kocaman kamyonlar yanımızdan geçiyordu, kaldırımda yürümek zorunda kalmıştık ama, ulusumuzun aydınlık geleceği için susmamıştık. Yanımda, arkamda ve önümdeki çağdaş görünümlü, sevimli, saygılı bayan polislerimizle yürürken acaba şu anda ne düşünüyorlar diye merak ede ede yürüdük Atatürk Anıtına kadar. Çok gençtiler. Çok da sevimliydiler. Erkek polislerimiz de saygılı davrandılar...
Coşkuyla dershaneye geldim. Genç arkadaşlarım öğretmenler odasında müzik dinliyorlardı, cep telefonundan...Merak ettim dinledim. Fatih Ürek " Hadi hadi hadiii, boşver, elalem ne der aldırmaaa...." benzeri hareketli bir şeyler söylüyordu. Gençlerden birkaçı coştu, oturdukları yerden kız erkek birlikte sadece elleriyle ve bedenlerinin üst bölümleriyle dans etmeye başladı. Bu çocuklar 1980 sonrası doğan, yeterlik sınavını kazanamamış öğretmen adaylarıydı... Onlara kızmaya hakkımız var mı? 12 Eylül, gençlerin böyle olması için özel çaba harcamamış mıydı? O zaman ekilenler şimdi ürünlerini veriyordu. Biz ak saçlılar da tansiyon, kalp, şeker, romatizma... ne varsa yanımıza alıp yürüyoruz. Bazen açık alanlarda bazen de kapalı alanlarda "Biz Kaç Kişiyiz?" diye sayıp duruyoruz. Az sayıda doğurduğumuz çocuklarımıza aydınlık bir gelecek bırakmak için uğraşırken birileri durmadan doğuruyor, doğuruyor, doğuruyor... Yurtlara, tarikatlara teslim ediyor. Parmaklar kalkıyor, parmaklar iniyor ve giden gençliğimiz, giden güzelliklerimiz geri gelmiyor... gelmiyor... gelmiyor...
Evet kime daha çok kızmalıyız? Lütfen bilenler susmasın, söylesin...Sustukça sıra kime gelecek?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...