
Güne onunla başlıyorum.
Anneanemmm!
Elaaammmmm!
Sonra sarmaş dolaş bir yaşam başlıyor.
"Erken yatarım, erken kalkarım, bir yumurtayı sütle çırparım, kızarmış ekmek biraz da peynir, amannnn efendiiiimm ne güzel yenir."
Anneanne yine... Baştan başlıyoruz...
İki elimizi üst üste getirip yanağımızın altına yerleştiriyoruz. Karşılıklı başlıyoruz şarkıya: 'Erken yatarım'ı derken gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz; 'erken kalkarım' da açıyoruz. Biter bitmez sağ elinin işaret parmağını kase gibi yaptığı sol avucuna getirip yumurtayı sütle çırpmaya başlıyor, büyük bir ciddiyetle. Bir gözüyle de beni denetliyor. Yapıyor muyum diye! Kızarmış ekmek peynir... Başlıyoruz yemeye. Hangi gerçek yemek bu kadar lezzetli olur, hangisi bu kadar mutluluk yükler yüreklere...
Etkinliklere yetişmek zor. Biri bitmeden diğeri başlıyor. Evdekiler ayrı güzel. Ayrıca oyun-müzik grubuna (Take Gymboree- Music Home) gidiyor küçük hanım. Cumartesi ve salı günleri ben de katıldım bu etkinliğe...
Sabah on bir otuzda başladı. Minik çocuklar ve anneler, bir iki de baba vardı...
Sembolık oyunlar oynanıyor birlikte... Cumartesi günü postacı ve mektup konusu oyunlaştırıldı. Hem de " Bak postacı geliyor." şarkısı eşliğinde... Mektup hala güncelliğini koruyormuş, diye sevindim doğrusu.
Mektuplar salonun her köşesine saklandı, çocuklar koşa koşa mektup aradı. Bulan, öğretmenin yanına koştu, hayali posta kutusuna mektuplar atıldı. Çocuklar kaydıraktan kaydılar, tunellerden geçtiler, basket topunu potaya attılar. Şarkı söylemeye çalışarak hep birlikte dans ettiler...
Salı günü, daha önce gidemediği bir dersin yerine gittik.O saatte başka çocuk gelmediği için gönlümüzce oynadık.Tüm salon bize aitti. Bu kez fotoğraf çektik, ama onları sonra yükleyebileceğim.
Ela Yağmur'lu günler devam ediyor. Çocukluk güzel, çok güzel...