Hasan Hüseyin Korkmazgil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Hüseyin Korkmazgil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2011 Pazar

"BABALAR GÜNÜ"NÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Bugün Babalar Günü...

Yeterince içselleştirilmese de, babalarımızı hatırlatan böyle bir günün olması bence çok önemli. "Baba" pek çok anlamı birden yüklenen bir sözcük.

Bugün gerçek babaların günü, en çok ihmal ettiğimiz babalarımızın günü... Evet babalarımıza gerekli ilgiyi, sevgiyi, yakınlığı gösteremedik çoğumuz. Çünkü o, hep güçlüydü bizim gözümüzde. Güvenilecek, sığınılacak bir liman; bizi korumayla, kollamayla görevli bir yüce insan... Onun da sevgiyi duymaya, öpülüp okşanmaya gereksinimi olduğunu çok sonraları öğrendik. Kimimiz için iş işten geçmişti artık; ama henüz bu şansı yitirmeyenlerin yapacağı çok şey var, onlar için. "Yaş ne olursa olsun baş çocuktur; okşanmak ister." değil mi?

Bakıyorum da en güzel şiirlerimizi annelerimiz için yazmışız.Babalar için yazılanlar yok denecek kadar az. En ünlüsü Can Yücel'in; babası unutulmaz Milli Eğitim Bakanlarımızdan Hasan Ali Yücel için yazdığı "Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" şiiridir ki onda da acı bir yakınma vardır bildiğiniz gibi.

"Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş çağırırlar İstanbul'a,
Bi helalleşmek ister elbet, değil mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu!"

Hastalandığı zaman sevindiğini söylüyor çocuk Can, çünkü babası ancak o zaman eve gelebiliyor.

"Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de hep gidici -hep, hepp acele işi!-
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım, nereye gitti."

Bunda toplumun anne olacaklara yükledikleri anlamla babalara yüklediği anlamın farklı oluşunun etkisi var büyük ölçüde... Hasan Ali Yücel, çocuğunu ihmal etme pahasına görevini başarıyla yürüten bakan iken eminim fazla suçluluk duygusu yaşamamıştır. Ama tersi olsaydı, Can Yücel'in annesi bakan olsaydı, aynı gönül rahatlığıyla çalışamayacaktı. Hem toplum onu kınayacaktı, hem de kendisi suçluluk duyacaktı.Bu durum ister istemez anneyi yakın, babayı uzak tutuyor çocuklardan.

Erkekler ağlamaz, babalar fazla gülmez, çocuklarla yüz göz olunmaz, birinden korkması gerekir, akşam baban gelsin görürsün anlayışı bugün değişse de hala geçerli olduğu yerler vardır. Genç anne- babalarda da kalıntıları devam ediyor.

Evet, anneler doğuruyor; emziriyor bu en güzel annelik görevi; ancak ondan sonrasını paylaşmak zorunluluktur. Kendimizi kandırmayalım, burada çoğu baba kaytarıyor. "Ben yediremiyorum, seni istiyor, benimle uyumak istemiyor..." gibi gerekçelerde yapabileceklerini başarmaya çalışmıyor, çabucak pes ediyor. Çünkü anneye yardımla görevli sayıyor kendisini. Kendinin de anne kadar sorumlu olduğu öğretilmemiş ki ona...

Babalarımızı çoğu kez anlamadan seviyoruz. Tanımadan büyüyoruz. Bizimle oynaması, başımızı okşaması yetiyor bize... Fazlasını beklemiyoruz, uzak olmasını özgürlüğümüz için gerekli sayıyoruz bazı zamanlar.

Ama bu kadarıyla yetinmemeliyiz. Daha sıcak ilişkiler kurmak için çabalamalıyız. Bunda babalara büyük görev düşüyor. Çocuklarımızın babalarına en az anneleri kadar ihtiyaçları var, unutmayın. Onları sevdiklerinden asla kuşkumuz yok, ancak babalık görevlerini tam olarak yerine getirip getirmedikleri sorgulanılmalıdır; eksikler giderilmelidir. Emin olun çok güç değil, üstelik oldukça da zevkli bir görev. Karşılığında mutlu, daha çok sevilen; sevgiye dayalı saygı duyulan gerçek baba olacaksınız. Ve daha mutlu, ayakları yere basan, kendine güvenen çocuklarınız olacak, değmez mi bütün emeklere?

Benim babama gelince, onu çok seviyorum; hep sevdim. İyi ki benim babam... Sağlıklı uzun ömür diliyorum ve sevgiyle kucaklıyorum. Birlikte çok güzel şeyler paylaştık, zevkli yolculuklar yaptık, anladık birbirimizi...Bizler için yaptıklarına sonsuz teşekkür ediyorum. "Babalar Günü"n kutlu olsun Sevgili Babacığım.

Bugün telefonla konuştuk, yakında kavuşacağız. Ellerinden öpüyorum...

"Kar mı yağmış şu Harput'un başına
Kurban olam toprağına taşına"
diyorum memleket özlemiyle senin için. Seni çok seviyorum.

Bu arada tüm babaların "Babalar Günü" kutlu olsun, çocuklarıyla mutluluktan mutluluğa koşsunlar hiç yorulmadan...

Babasını yitirenleri sevgiyle kucaklıyorum, bunun onlara hiçbir faydası olmadığını da bilerek yapıyorum bunu. Kimse o acıyı dindiremez. Bakın Cemal Süreyya soruyor bize:

Sizin Hiç Babanız Öldü mü?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum,
Yıkadılar,aldılar,götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu, kör oldum.

Şair acısını, özlemini haykırmıyor mu? Nasıl eksik kaldığını, yolunu yöntemini şaşırdığını bundan etkili kim anlatabilir ki... "Kör oldum!" diyor, daha ne desin? Zamanla kalbinin en güzel yerine yerleştiğini yaşayarak görmüş müdür bilmiyorum. Nur içinde yatsınlar, onlar evlatlarında yaşıyorlar...

"Gariplik" şiirinde Cahit Sıtkı Tarancı ise babasına sitem ediyor. Yaşadığı olumsuzlukları -kendi babasıyla yaşadığı- sağlıklı ilişkinin yokluğuna bağlıyor...

"Babam kırdı beni ilk önce babam
Dosttan gördüm kahrın daniskasını
Nankör çıktı iyilik ettiğim adam
Sevdiğim kız da savdı sırasını"

Ali Püsküllüoğlu " Baba" şiirinde yalnızlığın, babasız geçen akşamların, bir çocuğu nasıl etkilediğini gözlerimizin içine içine sokuyor. Acıyla ürpertiyor okuyanı değil mi?

"Yalnızlığımdır hep bıçakların kestiği
Akşam çayında galetalarla yenen
Koyu atlar görürünür terkisinde
Ne kadar kaçkın varsa evden

Uykumdur sokaklarda sürünür
Ya da düşer bir kadının elinden
Yorgunluğumdur daha çok aşk
Gelip gider o şehrin gemilerinden

Esmerdir akşamlarda babam
Çok esmer güler resimlerinden
O kadar yakın bilmediğim
Ölüme çok uzak günlerinden

Ellerimdir dalgınlığımda hep
Hep bardaklara, sular dururken
Sürahilerde -akşam vakitleri
Akşam çayına gelmeyen

Bir baba, aydınlıksız odalarda
Çok esmer resimlerinden"

Akşam çayına babanın gelmeyişi, odaları aydınlıksız bırakıyor çocuğun gözünde...

Aşık Veysel babaya vefa duygusunun gereğini bakın sazıyla söyleşisinde, bir baba edasıyla, nasıl dile getiriyor: :

Sazıma

Sen petek misali, Veysel de arı
İnleşir birlikte yapardık balı
Ben bir insanoğlu, sen bir dut dalı
Ben babamı, sen ustanı unutma"

"Ağlamalar" şiirinde Hasan Hüseyin Korkmazgil bir başka boyutunda bakıyor babalarımıza:

"Gördüm babaların ağlamasını
Dalları düğüm düğüm
Gövdesi kahve falı
Bir zeytin ağacını köklemek var ya
Sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
Kazma vurmak beş yüz yıllık meşeye
Acısını duymak var ya kopmanın
Babaların ağlaması işte o
Babaların ağlaması öyle zor."

Babalar-analar ağacın kökü, bizse dallarıyız...
Hiç kimse ağlamasın, babalar da... Birlikte güzel günlerle kucaklaşmak varken, ağlamak, ağlatmak niye? Kimseler ağlamasın, gidenlerin gözü arkada kalmasın. Çocuklarımız mutlu oldukça biz ana-babalar da mutlu olacağız, onlarda yeniden yeniden doğacağız...


Son olarak Tevfik Fikret'in, oğlu Haluk'un kişiliğinde, hepimize yaptığı seslenişe bakalım mı?

"Baban diyor ki: Meserret çocukların, yalnız
Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin? Babasız,
Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
Siyah-ı mateme benzer teraney-i idi..."

Paylaşmak dileğiyle...
Sevgimizi, ilgimizi, dostluğumuzu, sevincimizi, üzüntümüzü, acımızı, dünyamızı...

19 Mayıs 2010 Çarşamba

AY OĞUL AY KEMAL'İM

Gör ki ne haldedir "Ey Türk Gençlik " in
Gör ki ne haldedir "Bu yurdun efendisi"
Gör ki ne haldedir " Bursa'da dediklerin "
Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im


Kimi kurşun sıkar, kimi cop sallar

Kimi akar okulların kapılarından

Defteri kan, kitabı kan, günaydını kan

Böyle mi doğmuştu güneş Samsundan?

Ekmeksizler okul diye meleşir

Bir kalemi yedi kardeş üleşir

Ölen ölür, ölmeyenler ağlaşır

Bu muydu beklediğin Kurtuluş'undan?


Sen hep Samsun'a mı çıkarsın

Ay oğul, ay kemal'im

Hele bir de okullara

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im.


Pamukta, tütünde neler dönüyor

Demirden, petrolden kimler vuruyor?

Millet ucun ucun akmış gidiyor

'Benim bu gidişe aklım ermiyor'

Vahdettin döküntüsü fetva veriyor.


Derdim çoktur, hangisine yanayım?

Hangi bir kurbana ağıt düzeyim?

Ne yöne gittik ki geldik bu yana?

Kemal'im Kemal'im tatlı Kemal'im,

Kılıcı belinde atlı Kemal'im.


Sen hep böyle heykelde mi durursun?

Sen hep böyle NUTUK'ta mı durursun?

Sen hep böyle Samsun'a mı çıkarsın?

Ay oğul, ay Kemal'im.


Hele bir de kahvelere Irgat Pazarlarına

Hele bir de zindanlara

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im

Yazın gel, güzün gel, zemheride gel

Zemheri soğuk dersen Kemal'im

Azıcık beride gel,

Gel de anlasınlar sen kimin Kemal'isin

Ağanın mı, beyin mi, beyoğlunun mu?


Gel hele bir

Gel hele bir

Gel de anlasınlar sen kimin Kemal'isin.


Gel de bir gör hallerimizi

Kimler çalıp çırpar ellerimizi

Yunuslu, Pirsultanlı dillerimizi.


Sen hep Samsun'a mı çıkarsın?

Ay oğul, ay Kemal'im

Hele bir de her yere

Çık hele bir

Çık hele bir Kemal'im.


Çık ki her yer Samsun olsun Kemal'im

Çık ki her yer Samsun olsun Kemal'im...


Şiir Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Yaşlanmayan Ananın Yaşlanmayan Mektubu" adlı şiirinden. Bir önceki "Zonguldak'ta Umutlar Tükeniyor" yazımda şiirin bir bölümünü yayınlamıştım. Bu da başka bir bölümü...


Bugün 19 Mayıs, ulusumuzun kurtuluş meşalesinin yakıldığı gün... Atatürk'ün doğum günü...

Hepimizin Bayramı Kutlu Olsun.


Zonguldak'ta acılı bekleyiş sürüyor, umut yok gibi...


NOT:


Ve "19 Mayıs" ın benim için çok özel ve güzel bir anlamı da var. Büyük kızım, canlarımdan biri, Sevgili Özgür Anne'yi doğurduğum gün bu gün.


Sevgili kızım, Doğum Günün Kutlu Olsun. Yavrunla, eşinle hep mutlu olmanı diliyorum. Sizlerin mutluluğu bizim de mutluluğumuz biliyorsunuz.

İkiniz, sen ve Sevgili minik kızım, benim en değerli eserimsiniz. İyi ki sizi doğurmuşum, iyi ki bizim yavrumuzsunuz. Ela Yağmur'u daha çok öpüyoruz. Hepinizi çok seviyoruz.


18 Mayıs 2010 Salı

ZONGULDAK'TA UMUTLAR TÜKENİYOR

"Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin
Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul yetim"

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhcqv40kNfMEPHKf-P_rP6fBzJMm9KH0fd7fHZPvpTzZ7pWD_Ju1-MhMLgukN_UiSWYOe_PntSEb3xEEE5x9ooBiDF_kFK3Klglr9rotUWpG33x276HO4NosQGwhBtxCGEgq3SLMIMP0FOQ/s1600/in-%C3%A7%C4%B1k+madenciler.jpeg


Dünden beri yüreğimiz ağzımızda, nefesler tutulmuş bekliyoruz. Acılı aileler dışarda, otuz iki can içerde yaşam mücadelesi veriyor.

Zonguldak'ın Kilimli beldesi Karadon Maden Ocağında yaşanan felaket, ne ilk ne de son olacak.

Umutlar tükeniyor, acılarımıza yeni acılar ekleniyor.

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGn_zYVctdGFUBJuEv1gLubcT0OrupqVxwBLNzb_r2EpSS0TKEeCZythV_ud0mrZndd8j4nxiTRQLm5Ck4M0W6tqLlkBc5dm8FzSXb9Wo5tw6IklG3M_1DbZZCM8KMLz2HHAtVrI3iJ99G/s1600/madenci-k%C3%B6m%C3%BCr.jpeg

Sanırım dikkatinizi çekmiştir. Kazanın duyurulduğu ilk anda sadece kafesteki işçilerden söz edilmişti, ve kurtuldukları için sevinçli haberler verilmişti. Ancak madenin derinliklerindeki otuz iki işçiden söz edilmemişti, onlar ilk anda unutulmuştu, fark edilmemişti! Neden dersiniz?

Nedeni basit. Onlar Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun elemanı değil. Onlar TAŞERON olarak çalıştırılan işçiler!

Artık işler böyle yürütülüyor son yıllarda... Bir zamanlar seksen binlerde olan işçi sayısı bugün on binlere düşürüldü. Genç yaşında pek çok işçi resen emekli edildi.

Yani madende çalışan işçi sayısı iyice azaltıldı. Gidenlerin yapacağı işi taşeron firmalara yaptırıyor TTK... Bir çeşit özelleştirme!

Taşeron işçiler sendikasız, taşeron işçiler sahipsiz, taşeron işçiler ucuz çok ucuz, taşeron işçilerin hakkı yok, hukuku yok, güvencesi yok! Ölesiye çalışmak zorunda! Onların alacağı üç kuruş bile tam zamanında verilmiyor, verildiğinde parça parça bölünerek veriliyor.

Sendikalı işçi dört alırken, sendikasız taşeronlar bire razı! İşsizlik çığ gibi büyürken daha azıyla daha kötü koşullarda çalışmaya aday binlerce kişi var çünkü... Çocuklar aş ister, okul ister, büyümek ister, insanca yaşamaktan çoktan vazgeçilmiş, sadece hayatta kalmak ister!

Sözü uzatmak istemiyorum, dert çok derman var mı bilmiyorum. Dilerim kurtulurlar, dilerim umutsuzluk umuda dönüşür...

Sizleri çok çok sevdiğim bir şiirle baş başa bırakıyorum. Lütfen okumadan geçmeyin. Okuyun ve üzerinde düşünün...

YAŞLANMAYAN ANANIN YAŞLANMAYAN MEKTUBU

Sen hep Samsun' a mı çıkarsın ay oğul, ay KEMAL' im
Hele bir de buralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im.
Yol uzak
Hane viran
Dersen eğer Kemal'im
Dilediğin yere çık.
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Gör ki ne haldedir "Ey Türk Gençlik " in
Gör ki ne haldedir "Bu yurdun efendisi"
Gör ki ne haldedir " Bursa'da dediklerin "
Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul, ay Kemal'im
Hele bir de oralara
Çık hele bir
Çık hele bir
Kemal'im

Karadeniz derler bir kara derya
Abanmış üstüne Kozlu'da çocukların
Kömür müdür yürek midir ocaklardaki
Ağıt mıdır fiğan mıdır bacalardaki

Zonguldak Zonguldak vurur yüreğim
Zonguldak dertlerim günde beş öğün
Katarlarım al bayraklı cenazelerim
Kimi ağlar ekmek ekmek ne bilem
Kimi ağlar okul okul ne bilsin

Ne bilsin grizuyu, grevi, sendikayı Kemal'im
Ne bilsin yoksul, yetim.

Sen hep Samsun 'a mı çıkarsın ay oğul , ay Kemal'im
Hele bir de kömürlere
Çık hele bir
Çık hele bir
KEMAL'İM.

(H. H. Korkmazgil)

7 Nisan 2009 Salı

YALANMIŞ HEPSİ YALAN

ZONGULDAK'ın Ereğli İlçesi'nde, emekli doktor 60 yaşındaki Cihangir Cihan, sahil kenarındaki bankta sevgilisiyle öpüşmesine tepki gösterdiği 18 yaşındaki A.K.'ye kurşun yağdırdı.


...........


Haberi Hürriyet gazetesinden aldım.


"kavuşmak özgürlükse

özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yan yana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik

buluşmuştuk bir kavşakta

unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek

bulup bulup yitirmekmiş


yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde


acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimiz de...



(Şiir Hasan Hüseyin'den)

4 Mart 2009 Çarşamba

BİLE BİLE LADES


Manisa'da protokol'de ŞEYH


(Resim gazete Vatan'dan alınmıştır.)

http://w9.gazetevatan.com/newpics/news/030320091845371381955_2.jpg***
YUKARIDAKİ RESİM GÜNÜMÜZDEN

Tarih: 3 MART 2009


BİR DE DÜNE BAKALIM MI?


1 Kasım 1922:
Saltanat Kaldırıldı.
17 Kasım 1922:
Son Osmanlı Padişahı Kaçmıştı.
24 Temmuz 1923:
Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

29 EKİM 1923:
CUMHURİYETİN İLANI


3 MART 1924:
Halifeliğin Kaldırılması Hakkındaki Kanunun Kabül Edilmesi.
3 MART 1924:
Tevhid-i Tedrisat Kanununun Kabulü
(Eğitim Birliği Yasası)


******


"Solundan medet kesik
Sağın kum çölü


Davul çalın davul çalın çocuklar
Uyandırın fırtınayı çocuklar
Dağıtın karanlığı

Bu sessizlik bu susku
Bile bile lades bu

Davul çalın davul çalın çocuklar
Halay çekin halay çekin çocuklar

Şarkı türkü gürültü

Çalkalayın bataklığı çocuklar
Dağıtın karanlığı çocuklar..."


Hasan Hüseyin
Dur Biraz da Ben Sorayım


2 Mart 2009 Pazartesi

PİŞMANLIK


ey gecikmiş koca kerem
ey çağdışı koca aptal
sen bir sevda ustasıydın
bir özlem kuyumcusu
nasıl kandın o renklere
nasıl aldandın
o yapay derinlikler nasıl yanılttı seni
nasıl gittin ardından o gölge oyunlarının


sevdin onu-ne saklarsın-sever gibi akşam bulutlarını
gömdün onu-ne gizlersin-gömer gibi akşam bulutlarına


hasan hüseyin
acılara tutunmak

30 Ekim 2008 Perşembe

TANIKLIKLAR'DAN-3


.......................
.......................
girdiler kapılardan
girdiler pencerelerden
mektuplardan kitaplardan telefonlardan
girdiler kirlettiler ve gecemizi
girdiler ağrıttılar ve gündüzümüzü
işimize saygımızı
ölümüze acımızı
sayrı yatağımızı
özlemlere sevgilere sular gibi akışımızı
kıyımlara kıranlara türkü türkü bakışımızı
gözgözelik
dizdizelik
şu hancı dünyamızı
girdiler
kirlettiler
insan onurumuzu



insan yüzü güzeldir
çirkindi bunlarınki
insan yüzü sıcaktır
soğuktu bunlarınki


çirkindiler
korkaktılar
yarınsızdılar
geldiler itilerek
girdiler irkilerek
karattılar gecemizi
ısırdılar karanlıkta
kanattılar türkümüzü
kırdılar çiçekli dallarımızı
tükürdüler içine ekmeğimizin
ağrıttılar ağrımızı
ağrıttılar vatan vatan
ağrıttılar dünya dünya
ve çekilip gittiler
kanlı izler bırakarak
göğsümüzün merdivenlerinde


yoktu yarınları onların
çünkü onlar
suç taşıyan sandık gibi
karanlıktılar


Hasan Hüseyin

TANIKLIKLARDAN-1


TANIKLIKLARDAN- 1

silah güzel ve soyludur delikanlım
vurmuşsa kurtuluşun yolunu kesenleri
silah çirkin ve soysuzdur delikanlım
doğrulmuşsa yüreğine
güzel günler düşleyenin
vurmuşsa koşanları barışa kardeşliğe
silah çirkin
silah zorba
ve soysuz


ve hiç kuşkun olmasın ki delikanlım
karanlığın en koyusu
öncesidir şafağın
böyle demiş büyük ustaların
en büyüğü


Hasan Hüseyin

16 Ekim 2008 Perşembe

BU İŞTE




ah bir bilebilsek sınırlarını
ah bir görebilsek derinliğini
renkler nerden gelir bu bıçak hüznün
dokusunda kaç bin yılın tortusu kanı
ah bir varabilsek o boyutlara
görebilsek önümüzü azıcık
seçebilsek ardımızı tozdan dumandan
gürültüye gitmese kısa günümüz
kaygusundan geleceğin
ve geçmişin pişmanlığından
ah bir varabilsek o boyutlara!


hiç gelmemiş gibiysek bu topraklara
hiç geçmemiş gibiysek bu topraklardan
ve sanki hiç kalmamış
gibi eksik
gibi yarım
gibi üzgünsek
alıp kaçıyorsak yaramızı kurt kuytularına
ağlamak istiyorsak sevişir gibi
haykırmak istiyorsak dövüşür gibi
vura vura kollarımızı uzaklıklara
bir şeyler arıyorsak bu kargaşada
arıyorsak kendimizi durmadan
yerden yere çalarak yüreğimizi
ve yıkarak koskoca dünyaları küçücük
başımıza
kendimizi kendimize zindan ederek
bu rezil kargaşada


hep yarım
hep eksik
hep kusurlu olmamızdan, sevgilim!
biraz bitki
biraz böcek
biraz insan olmamızdan, sevgilim!
yani elma
yani diş
yani toprak olmamızdan, sevgilim!

tut elimden
bir tek kişilik de olsa azalsın şu karanlık
verin ellerinizi ellerinize
milyon milyon kişilik
azalsın şu karanlık!
kavga bu, sevgilim, kavga bu işte!

Hasan Hüseyin

SEVİŞİR GİBİ



yaşamak diyorum
ey güzel ellerini bulanık sularda dolaştıranlar
mutluluk arayanlar onursuz karanlıklarda
yaşamak diyorum
yaşamak
sevişir gibi

(ağlasun ayşafağı)

Hasan Hüseyin



KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...