bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2012 Salı

DAN DANA DAN DAN

Ankara da sıcaktı ama burası çok daha fena... Sıcakla birlikte nem insanın tüm gücünü tüketiyor. Kardeşim dizinden ameliyat oldu, menüsküs olmuş. Ankara'ya gidip döndüm. Şimdi iyi çok şükür...
Babamı getirecektim, istemedi. Ablamla Alanya'ya dönmeyi tercih etti. 83. yaşını kutladık hep birlikte canım babamın...

Yazmak istiyorum, ancak bilgisayarın başına oturuyorum, hemen vazgeçiyorum uzun zamandır. Yazacağım her şey anlamsız geliyor. Ülke gündemi çok can yakıyor. Şehitler şehitler şehitler... 20 yaşındaki gencecik çocuklar pis bir savaş yüzünden canından oluyor.
 Ülkeyi yönetenler cenaze namazında saf tutuyor, sonrasında unutup gidiyor. Tek dertleri kardeş kardeş makamları nasıl paylaşacaklarıyla ilgili... "Bak ben seni o koltuğa oturttum; şimdi sıra bende, öyle üzüldüm müzüldüm deme haaa!" Sanki babasının koltuğu ikram masasına konan...

 Polisler ölüyor. Birçoğu öğretmen olarak ya da başka bir mesleği yapmak için yetiştirilmiş çocuklar kendi alanlarında iş bulamadıkları için polis yapılmış! İş yok, ekmek parası işte... Ne dense yapmak zorunda, yoksa bir partilinin çocuğu onları tek sıraya dizdirebiliyor suçlu gibi. Aynı kişi polis kantinini de işletiyor babası sayesinde... Astığı astık kestiği kestik iktidar nimetlerini her alanda kullanıyor, memurlar kölesi sanki...

Adalet neydi, milletçe unuttuk... Katiller serbest, yurtseverler tutuklu...

Olimpiyatlara "Güle güle" gittik, herkesi kendimize güldürüyoruz, ağlaya ağlaya döneceğiz anlaşılan.  Şaşırdınız mı bu duruma? Ben hiç şaşırmadım. Neden mi?

Eyüp Belediyesi bir yarışma düzenlemiş haberiniz vardır belki... Ben TV'de izledim. Başkan konuşuyor, etrafında 6-7-8 yaşında çocuklar pırıl pırıl, iddialı, yarışa hazırlar... Çocuklara marka vermiş başkan, her gün namaza gelince markanın birini teslim ediyorlarmış. Bir ay sonra  eylül ayında statta tören düzenlenip ödül alanlar açıklanacakmış.Çocuk şenliği yapacakmış başkan! En çok namaz kılan çocuklar aileleriyle birlikte "umre"ye gönderilecekmiş. Diğer çocuklara da çeşitli armağanlar verilecekmiş. Başkan iş adamlarına çağrı yapıyor hediyeler için katkı verin, diyor. İş adamlarının kimisi gönüllü, kimisi korkudan yardım yapacaktır biliyorum.

Siz hiç spor yapan, sanatla ilgilenen, bilimsel çalışmalar yapan gençler için böyle bir çağrı duydunuz mu?  Olimpiyatlarda başarı  uzun soluklu çalışmalar sonucu gelir, ama biz rastgele topladığımız çocuklarla yola çıkıyor, Allah'ın izniyle, madalya toplayacağız, diyoruz. Çocuklardan kendi başarısızlıklarımızı görünmez kılmak, gözden kaçırmak için olağanüstü başarı bekliyoruz. Olacak iş mi bu? Allah'ın sopası yok, olan oluyor ders alan olmuyor.
 Ülkenin her yanı yangın yeriyken Suriye'ye savaş çığlıkları atılıyor,kim için, ne için savaşacağız? Bu savaşın gerçek yöneticileri kim? Suriye'den sonra sıra kime gelecek? Daha şimdiden kaç şehit verdik? Sınırlarımız yol geçen hanına döndü, gelen kim, giden kim belli değil. Sınır karakollarının durumu ortada...

Davulcu saatin zilini kuruyor, telefonunun alarımını  çalıştırıyor uyanmak için, biz aptalız ya, onun kadar olamıyoruz ya, her gece "dan dana dan dan" sesleriyle uyanmak zorunda bırakılıyoruz. Akşam yemeğini bedavaya getirmek isteyenler belediyelerin iftar sofralarına kuruluyor. Yiyin için saltanatım var benim... Emekçinin hakkını vermezsin olur biter, çalışanın canına okursun, nolacak? 

Güzel şeyler olsun diye dilekte bulunmak istiyordum, vazgeçtim. Bir büyük makam sahibimiz, "Güzel şeyler olacak!" demişti de olanları gördük hep birlikte. Sıfır sorundan sıfırı tüketme noktasına geldik ulusça. Sonumuz hayrola...        

6 Ekim 2010 Çarşamba

NEDİR BU KAVGA?


Döğmeli bu herifi sevgilim
Çevirip sokak ortasında akşam üstü
Sonra bir temiz rakı içmeli
Çağırıp eve eşi dostu.


Yettiniz artık! Hangi kanalı açsak onlar... Papağan gibi hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorlar. Nedense belgeler hep onlara gönderiliyor! Hem de bavullar dolusu...

Yalanın bini bir para.

Bu ülkede bunca yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, sapıklık var. Var da onlarla ilgili tek bir belge olmaz mı o bavulların içinde? Yok, tek bir örnek bile yok!

Görünüşte çok da demokratlar! Demokratikleşecekmişiz sayelerinde! Sanki kimlerin kuklası olduklarını bilmiyoruz.

Bakın İsmail Hakkı Tonguç demokrasi konusunda ne diyor:

"Demokrasinin iki çeşidi vardır:

Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz. Köklü değişiklik ister. Bu zor ama gerçek demokrasidir.

İkincisi kağıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kağıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu oyundur, kolaydır. Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik. Çok şeyler göreceğiz daha..."

Sevgili Tonguç, haklısınız çok şeyler görmeye başladık sizlerden sonra:

Öğretmenler artık gerçek öğretmen olarak yetiştirilmiyor. Öğretmenler imamlaştırılıyor, imamlar yönetici oluyor okullarda...

Ve bugün kendini bilmez kişiler TV'lerde tüm değerlerimize pervasızca saldırmaktan çekinmiyor.

Halk sürü olarak görülüyor, sürüden ayrılanı kurt kapar, deniyor. Bunu diyenlerin yanında yetişenler, "Ya bizden taraf olursunuz ya da sizi bertaraf" ederiz anlayışını acımasızca uyguluyor. Birkaç cılız ses dışında kimsenin gıkı çıkmıyor.

Kurtuluş savaşı verenler yok edilmeye çalışılıyor. Teröristler baş tacı ediliyor.
Yetenekliler, çalışanlar, yurt sevdalıları tu kaka gösteriliyor.
Ezilenler, sömürülenler, garip bir şekilde, ezenlerin sömürenlerin yanında saf tutuyor, bir torba kömüre fit oluyor.

Ama sömürenler sömürüye doymuyor...

Herif küpünü doldurmuş
Malum usulle bilirsin.
Bir dostu var ki vallahi
Yanında sen çirkin kalırsın.

Ahh görmelisin onları, anlatmakla olmuyor...

Öylesine kurum öylesine çalım
Sanki küçük dağları o yaratmış
Ama bir parmak üstünün yanında
Kerata süklüm püklüm.

İçerde kaplan, dışarda kuzu kuzu...


Uygar uluslar, bilim ve teknolojide ilerlerken biz geriye gidiyoruz. "En gerçek yol göstericimiz bilim" değil artık. Atatürk devrimlerinden hızla uzaklaşıyoruz.
Yol gösterici olarak "ulemaya soralım!"diyenler tarafından yönetiliyoruz.

En önemli sorunumuz kadınların kara çarşafa ve türbana sokulup sokulmaması noktasına getirilip dayatılmış durumda. Sanki herkes çarşafa bürünürse ülke kurtulacak!

Oysa ülkemizde bilim siyaset denen canavara teslim edilmiş durumda. Eğitim ise paraya endekslenmiştir. Paran varsa okursun. Eğitimde fırsat eşitliğinin yerini para almıştır. Paran yoksa istediğin kadar zeki ol, harcanıp gidersin. Ya da cemaatlerin elinde kuklaya dönüştürülürsün, onların maşası olur çıkarsın.

Hani "Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller" yetiştirecekti?

Korkunun, şiddetin, yılgının tüm kitle iletişim araçlarında gözle görülür bir hal almasını ne yapacağız? Toplumun yanlış yönlendirmesini...
Halk habersizdir, gerçekler örtbas edilmektedir. Doğru habere, dürüst yorumlara muhtaçtır.

Taraf, taraftar ve de bertaraf medya...
BOP eksenli, uzaktan kumandalı demokrasi..

Kurumuna bakarsan büyük vatanperver
Bir o bilir dünyada olanı biteni
İnanma güzelim inanma
Çiftlikleriyle karıştırıyor vatanı.

Durum korkunç görünüyor.
Ama umutsuz değilim ben. Çünkü pay kapma yarışında birbirlerine düştüklerinin işaretleri gelmeye başladı bile...


Yukarıdaki fotoğrafa bakın isterseniz. Karşısında sarp kayalar da olsa, yılan çıyan da olsa yaprak nasıl da yeşeriyor.





Not: Dörtlükler Oktay Rıfat'ın Mehmet Bey şiirinden alıntıdır.

26 Ocak 2008 Cumartesi

LAİKLİK NE DEĞİLDİR



"Dünyanın başka uygar toplumlarında olduğu gibi Atatürk Türkiyesinde de laiklik, bireylerin birey olarak diledikleri dinsel inanca sahip olmalarına ya da hiçbir dinsel inanca sahip olmamalarına başta devlet, hiç kimsenin karışmaması olarak anlaşılır.
Ancak yine başka toplumlarda olduğu gibi Türkiye'de de laik düzene karşı olanlar kendi dinsel tutumlarının topluma zorla benimsetilmesi amacında olduklarını açıkça ortaya koyamadıkları ve makullük dışına çıkmayı göze almadıkça laiklik ilkesine doğrudan doğruya karşı çıkamadıkları için genellikle laiklik kavramına ve laik devlet, laik toplum düzeni kavramlarına eksik ya da yanlış tanımlamalar getirmeye yönelmişlerdir. BÖYLECE DİNİ SİYASETE ve BAŞKA TÜR BENCİLCE ÇIKARLARA ARAÇ YAPABİLME KAPILARINI ZORLAMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR.
Laiklik Ne Değildir?
  • Laiklik, en sık yinelenen " Dinle devletin birbirinden ayrı olması..." tanımının yüzeysel olarak anlaşılmasına dayalı "Din alanında kim ne yaparsa yapsın, devlet karışamaz." anlamını taşımaz.
  • Laiklik devlet gücünün, otoritesinin ve olanaklarının herhangi bir dinsel inancın ya da inançsızlığın eğitilmesinde, öğretilmesinde, yayılmasında kullanılması demek de değildir. Çünkü böyle bir durumda başka dinden ya da mezhepten olanların, aynı dini ayrı biçimlerde yorumlayanların ve herhangi bir dinsel inanç beslemeye gerek görmeyenlerin inanç ve vicdan özgürlükleri ortadan kaldırılmış olur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün eşsiz önderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi bir ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır. Bir toplumsal -yeniden- biçimleniştir. Ulusal bağımsızlığı ve özgür düşünceyi temel aldığı için bir Türk Aydınlanmasıdır.
Gerçekten laik bir dünya anlayışı temeli üzerinde yükselen Türk Devrimi, Türk toplumunda akıl çağını etkin biçimde açmıştır.
Türk Devriminin temeli olan ulusal bağımsızlık ilkesi, düşünce ve inanç bağımsızlığı ve özgürlüğü demek olan laiklikle özdeştir. Boş inançların, dinsel baskıların doğmatik zincirleriyle aklın bağlandığı yerde ulusal bağımsızlığın düşü bile görülemez. BUNUN GİBİ İNANÇLARIN YÖNETİMİNDE BİLİM DE YAPILAMAZ. Öyleyse laik düşünüş ve davranış olmadan DEMOKRATİK BİR HUKUK DEVLETİ DE KURULAMAZ.
Öte yandan laiklik, " Dil, kan, hatta din birliğine karşın Türk halkını yüzyıllar boyunca bin parçaya bölen ACIKLI DİDİŞMENİN de sonu, en sağlam birlik demek olan eğitim ve kültür birliğinin de başlangıcıdır.
Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'da şunları söylemiştir:
Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmak... Şimdiye değin ulusun kafasını paslandıran , uyuşturan... düşünüşte bulunanlar olmuştur. Herhalde düşünüşlerdeki boş inançlar tümden kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça kafaya gerçek ışıklarını ulaştırmak olanaksızdır.
Efendiler ve ey ulus, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat,uygarlık tarikatıdır.
Yol ayrımına mı geldik, ne dersiniz? Tehlike kapıyı çalmaya başladı. Korkarım başkaları da sırada... Yazık... "

5 Kasım 2007 Pazartesi

TAKDİR

3 NİSAN 1974
Samsun

Bu sıra okumaya verdim kendimi...Beğendiklerimi paylaşmalıyım.Güzel bir söz önce:

"Hayat onu sevdiğin ve ona yaklaştığın müddetçe tatlıdır. "
Ben de seviyorum hayatı ve insanları... Mutluyum.

Şimdi de Cemil Sena' nın Büyük Adam Olmak kitabından bir bölümü yazalım:
"Bana bilim ve sanatın takdir edilmediğinden bahsediyor ve bu takdirsizlik yüzünden çalışamadığını ve yeis içinde olduğunu söylüyorsun.
Genç okuyucu ! Etrafımızdaki insanlar bizi takdir etmek , beğenmek için yaratılmış değillerdir. Sen , beğenilecek bir iş yaptığın gün bile alkıştan mahrum kalabilirsin. Nice büyük bilim ve sanat dehaları nankör ve kurak devirlerde yetiştiler ve ne büyük açlık ve hakaret içinde mahvoldular. Onları kendi zamanları değil, biz takdir ediyoruz. Fakat onlar gene çalıştılar. Kısır ve kurak olanlara hayat vermek için, bugünü ve kendilerini değil yarını ve bizimkileri düşüneceksin. "

Nedense bu yazı beni çok etkiledi... Sık sık okunması gereken bir yazı.Yazara katılıyorum. Keşke öyle olmasa yetenekler zamanında anlaşılsa, beğenilse, alkışlansa....Bunlardan geçtim, şöyle yazarlarımıza, şairlerimize baktım da hapisaneden geçmeyen yok gibi... Yazık!

Biraz önce pencereden postacının güçlükle yurdun yokuşunu çıktığını fark ettim. Yorulmuş belli. Sabah sabah , neyin nesi diye kapıya koştuk. İki tane telgraf getirmiş. Biri yıldırım!...Umalım iyi haberdir. Sahiplerine haber vermeye gitti, yakın arkadaşları.
Düşünüyorum da geçen hafta bugün.........."Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım ( günlerim ) ."
Biraz içim sıkılıyor. Hep düşünüyorum.
" Dağbaşında " diye başlıyor Orhan Veli ve devam ediyor:
Dağbaşındasın
Derdin günün hasretlik
Akşam olmuş
Güneş batmış
İçmeyip de ne halt edeceksin "

İşte böyle. Tek başınasın, başında bir yığın dert, bir yığın ders ve de özlem içindesin...Düşünmeyip de ne halt edeceksin...
Şimdi bırakıyorum yazmayı .Kitap okuyacağım.

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...