
Salonun ortasında, yerde, kocaman, çift kişilik bir yer yatağında Yağmur'un sesiyle bayrama merhaba diyerek uyandık.
Kendisine çok yakışan, üzerinde renk renk çiçekler olan pembe taytı ve yine pembe penyesiyle sabahın aydınlık ışıklarında aramıza düşüverdi. Dedesinin anneannesinin bayramını kutlamaya gelmiş!
Sarıldık, koklaştık, şarkılar söyledik, oynadık oynadık oynadık...
Bayram işte bu...
Bayram, Yağmur Bebek olup kucağımıza düştü. Biz bayramla doyasıya kucaklaştık. Mutluluk yağmur yağmur ıslattı her zerremizi... Bundan büyük mutluluk yoktu bizim için. Bayram Yağmur Bebek'ti, çocuklarımızdı, onlarla birlikte olmaktı...
Siz de çevrenize alıcı gözlerle bir bakın! Belki başka biçimde, başka görünümde gelmiştir size de bayram... Kucaklayın, sarılın, bırakmayın onu, bayramı kucaklayın... Sevgi sözcükleri mırıldanın kulaklara!
Uzaktaysa telefonun tuşlarına dokunun! Varsın gizli dinleyicileriniz olsun, üzülmeyin, dinlesin onlar da! Siz sevgi cümlelerinizi kurun, ulaştırın sevdiklerinize... Belki duyarlarsa söylediklerinizi onlar da sevgiyi, saygıyı, dostluğu, insanlığı öğrenirler, yaptıkları çirkinliğin ayırdına varırlar. Utanırlar! Siz boşverin onları, kucaklayın sevdiklerinizi. Bayram sevdiklerimiz, ya da bizi sevenler değil mi zaten. Hep birlikte sıkı , daha sıkı sarılalım sevgililerimize...
"Keşke" lerimizi bugünlük bir kenara bırakalım. "İyi ki" lerimizi görmeye çalışalım. Ben de öyle yapacağım...
İyi ki bu blogu açmışım. İyi ki sizleri tanımışım. İyi ki okuyor-yazıyor-paylaşıyorsunuz. İyi ki buradan tüm dostlarıma, sevdiklerime sesimi duyurabiliyorum. Hepsinin ayrı ayrı bayramını kutluyorum.
İyi ki, iyi ki...














