ulusun türküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulusun türküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2011 Cumartesi

ÇÜRÜMÜŞ (SON)

III.BÖLÜM

destur hemşeri __ bu yol nere gider

Yazıyooor
aşk uğruna cinayet
bir kilo ıspanak tazesinden
ne demiş ne demiş
vay sen ha
doğuda açlık
ismi lazım değil alçağın biri
bilirim
bir tatlı huzur almaya geldik
çüş
şehrin manzarası
arzı hürmet ederim beyefendi
yoo ben eşek değilim
canım kardeşim memleket
offf kadına bak
bizim moruk tutturmuş
mambo İtalyano hey mambo
önüne bak ulan
iktisadi konuları bir yana bırak
akşama ne yapıyoruz
ilahi Dürdane
aa anne bu ne
dün gece kasığım
yetmiyor kardeşim
elime geçen 450
askısız sütyen benimki
tamam
bir kere yörüngesine girdi mi
bayılırım Brijit Bardo'ya
yollar çamur
boş veeeer
Ulus'a bir kişi
Ulus'a bir kişi

Ulus dediği millet
ah ulus ah millet

Hayret Bey Ankara Akşamında-Suat Taşer

O kadar bekledikten sonra dişçi koltuğunda bulunca kendimi, mutlu mutlu gülümsedim. Doktor genç bir bayandı. Benden önceki hastayla konuşuyordu. Sonra bana dönüp "Neyiniz var ablacım?" dedi. "Daha önce burada E. B. dişimi çekmişti, galiba parça kalmış, dilime değip duruyor!"" Ne zamandı", sorusunu yanıtladım." Bu kadar zaman niye bekledin", sorusunu da "Geldim, ama E.B sonra gel" dedi, şeklinde açıkladım.

"Git, film çektir gel" dedi.
"Gittim, en alt katta,film çektirip geldim.

Tekrar koltuktayım. Uzattım ayaklarımı, yatarmış gibi uzandım. Kurbanlık koyun gibi bekliyorum.
Doktor baktı, "Evet parça kalmış! Şimdi ablacım bu parçayı almak için iğne yapacağım. Biraz canın yanacak, ama..." dedi. Açtım ağzımı, yumdum gözümü.. Sesim soluğum çıkmıyor.

Bu dişin geçmişini düşündüm. Çok eskiye dayanıyor aslında. Medikal Park Hastanesine gitmiştim İstanbul'dayken, aradan bir yıl geçmiş neredeyse. Ağrı kesici bile yazmadan göndermişlerdi beni. Sonra da bu diş hastanesinde başıma gelenler.... "Sıkma, rahat bırak kendini" uyarısıyla döndüm yeniden dişçi koltuğuna. İğneler yapıldı altlı üstlü.

"On beş dakika bekle,sonra gel" dediler.
On beş dakika bekledim geldim.

Dişim oyuldu, kalan parçalar temizlendi. Bir film daha istendi. Bu kez aynı kattaki röntgen odasında çekildi dişimin yerinin filmi. Başka parça kaldı mı, diye bakmaktı amaç. Kalmamış, doktor da ben de derin bir soluk aldık. Bu arada bir yerlerde boru patladığı için hastanenin suları akmıyormuş. Ağız dolusu kanımı mendile tükürdüm. Doktor antibiyotik, sprey ve ağrıkesici yazdı. "Kötü olmuş, apse yapmış, ilaçlarını kullan, üç gün sonra yine gel, bakalım yanındaki dişi kurtarabilecek miyiz?" dedi sevimli doktorum. Daha önceki doktoru düşündüm, sallanan dişi eliyle çekti, tamam dedi. Önüne arkasına bakmamıştı. Geride enkaz bırakmıştı böyle. Daha sonra tekrar geldiğimde de git, sonra yine gel dedi. İkisi de doktordu işte. Performas bazı doktorları bozdu mu böyle? İnsanların sağlığıyla oynama pahasına...

Özgürlüğüne kavuşmuş tutsak gibi hissettim dışarı çıkınca. Ancak nefes almakta zorlanıyordum. Morfinler dilimi damağımı şişirmişti.Boğazıma hava gitmiyordu sanki. Eve gitmeye korktum. Kuaföre gittim. Hem bozulan moralim için, hem de ne olur ne olmaz, doktora yakın olmak istedim...

Üç gün sonra yine gittim. Eskiden on beş gün içinde kontrole gidince giriş işlemi yapılmıyordu hastaneye, yanlış anımsamıyorsam. Şimdi yeniden giriş yapıyorsunuz. Performans var ya? Ne kadar ferformas o kadar para...

Bu kez 76. sırayı kaptım. Bekle, bekle, bekle... Sabırlar tükenmişken girdim içeri, film çektir gel, dendi. Film çekildi, çok şükür çekilen dişin yanındakine bir şey olmamış. Biraz geç kalsam da çok geç olmadan sorun çözümlenmiş oldu.Tek dişe kaplama yapılacak sadece.
Ben doktorun odasından çıktığımda hala sırasını bekleyenler vardı. Bakın:


Derin bir nefes almıştım ki beynimde duran kuş kafatasımı gagalamaya başladı yeniden: "Şu ülkenin haline bak, susma söyle!"
Diğeri, yüreğimde olan:
"Geçmiş olsun, bunu bulamayanlar da var; hadi gülümse biraz, bak hayat ne güzel! Şubat mart, yakında bahar gelecek" diye cik cik ötüyordu.

Üçümüz birlikte yeniden insanların arasına karıştık...

"Güzelim mart ayı kediler
oğlan kızın penceresinde ıslık
iki iki daha dört eder
destur hemşeri__ bu yol nere gider"

30 Ekim 2007 Salı

"ULUSUN TÜRKÜSÜ"

" Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım. "

Saat: 21.15

Şu anda yatağımda oturuyorum. radyoda bu parça çalıyor... Bir yandan şarkıyı dinlerken bir yandan da " Ulusun Türküsü " isimli yapıtı incelemeye çalışıyorum. Bugün Zafer Sinemasında oyunu izledim.Çok da beğendim. İlgiyle izledim. Savunulan düşünceler bana göre doğru ve güzel. Fakat beğenmediğim yönleri de oldu. Tiyatro çıkışında kitap olarak şatışa çıkardıklarını görünce kitabı da aldım. Okudum...

Evet kitap bilime önem veriyor. Çok iyi. Biz de bilimi savunuyoruz. En gerçek yol gösterici bilimdir, diyoruz Atamız gibi. Bunun yanında gelenek , göreneklerimiz; manevi değerlerimize de saygılı olmalıyız. On ları da hepten yok sayamayız ki...

Bir evlat ne kadar başarılı olursa olsun evlattır. Babası da baba...

Eserde oğlu odaya girince babası ayağa kalkıyor ve:
" Baba olmak başka , genç olmak başka... Biz bilime ayağa kalkarız, senin bilimin bizden öte olduğundan ayağa kalkarız; baban olduğumuz için bundan kıvanç duyarız..." diyor. Bilimin önemini vurgulamak istemiş ama beni rahatsız etti.

Bugünler A.........'i sık sık düşünmek istiyorum. Her seferinde büyük bir yorgunluk, karamsarlık kaplıyor her yanımı...Bilmem neden zaman zaman pişmanlık duyuyorum. Kuşkulanıyorum. Kesin olarak inansaydım belki böyle olmazdı. Kim bilir? Acaba gerçekten seviyor muyum onu? Bu düşünce zaman zaman aklıma takılıyor. Mektubu gelirse belki düzelir. Daha bir hafta var mektubun gelmesine...Ya o ne düşünüyor şu anda?

KASIM 1973

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...