Ali Dibo Adaleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Dibo Adaleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2011 Perşembe

ADSIZ DEDİ Kİ...


AdsızVIDI VIDI VIDI ÖP YA DA ÖLDÜR Adlı yazıma gelen "adsız" yorumu paylaşmak istiyorum sizlerle.
Bu arada Galatasaray'ı kutluyorum, eşimi çok sevindirdikleri için de teşekkür ediyorum.
Eş durumundan futbola ilgim sürüyor efendim.Bağlantı



Adsız dedi ki...

"Fenerbahçe'den başlayan şike operasyonundan Fenerbahçe Orduevi'ndeki Ergenekon yapılanmasına uzanılması bekleniyordu. Ancak tam tersi gelişmeler yaşandı. Şimdi Fenerbahçe'den açılan bu kanaldan Ergenekoncular kurtarılacak mı kaygısı oluştu."

Yeni Şafak gazetesindeki yandaş bir yazar şike operasyonunun hangi amaçla yapıldığını açıklamış, bugünkü yazısında.Ergonakana bağlanmak istenirken olay istemedikleri yola girince üzülmüş, uyarıyor AKP li vekilleri.
Abdulkadir Selvi adlı bu yazar yazısının sonunda:

"İşin özü, AK Parti milletvekilleri tünelin ucundaki ışığın ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyorlar.

Gerçekten tünelin ucundaki ışık mı, yoksa üzerimize gelen kamyonun farları mı?

AK Parti grubundaki havayı, "Penaltı anındaki kalecinin endişesi" olarak tarif edebiliriz."

Ya işte böyle.
Amaç temiz toplum, temiz futbol gibi yüce duygulara dayanmıyor. Ergenekon diyerek kendilerine karşı olanları bitirme çabası.
Ama bu kez sert kayaya çarptılar. Bu ülkede en güçlü örgüt taraftar olanlardan oluşuyor.Hem onlar aydınlar gibi kibar kibar kendini savunma yöntemlerine başvurmazlar. "Kodu mu oturturlar."
Bu kez işleri zor anlayacağınız. Onun için FG dahil hepsi tutuştu.

8 Aralık 2011 11:57

5 Aralık 2011 Pazartesi

VIDI VIDI VIDI... " ÖP YA DA ÖLDÜR"


Futbolda Şike
Veto
Gül
Tayyar
Mektup

Günlerdir konuşuluyor; konuşmayan kalmadı. Eee ben neden konuşmayacak mışım? Konuşurum, kime ne? Bu ülkede konuşan herkes bilerek mi konuşuyor sanki.
Bu kadar önemli konuda susulur mu? Siz de konuşun. Tutkal bu, en aykırı kişileri bile bir anda birbirine yapıştırıyor. Hem de öyle böyle değil; "Öp ya da Öldür" modunda...

"Öp ya da Öldür" bir film adı aslında 1998 yapımı. Avustralya sinemasından.
Bill Binnett'in bu filminde:
Tuzağa düşürdükleri insanlara uyuşturucu verip soyan iki arkadaşın öyküsü anlatılır.
Otel odasında tuzağa düşürdükleri adamlardan biri ölür. Odadan alıp kaçtıklarının içinde bir de video kaset vardır. Kasette ünlü futbol yıldızı Zipper Doyle'un genç bir eşcinselle görüntüleri vardır. Polis ve skandaldan çekinen Zipper suçluların peşindedir. Zipper'in amacı polisten önce onlara ulaşıp ne pahasına olursa olsun kaseti geri almaktır. Ama skandal üstüne skandal patlar doğal olarak.

Amaaan neyseki bizde böyle kaset çalma olayları olmuyor! Bizimkiler kaseti biraz zahmetli çekseler de dağıtımı kolayca yapıyorlar. Kimse de onların kim olduğunu aramıyor. Ak pak olarak aramızda dolaşıyorlar. Onlar istediklerini vezir, istemediklerini rezil etmeye devam ededursunlar; gelin bir başka filme bakalım:

Sözünü edeceğim film, küçük bir sanayi kentinin futbol takımı çevresinde geçiyor. Bizde gösterilmemiş iyi ki bu film. Yoksa onlara benzerdik maazallah! Fransız yönetmen Jean Jacques Annaud'un "Coup de Tete"'adlı filminden söz ediyorum. Bizimle hiç ilgisi yok bilesiniz.

Neyse, orada yaşayan erkeklerin sosyal yaşamı:

Fabrikada çalışmak,
Futbol takımında oynamak,
Ya da taraftar olmakla sınırlıdır.

AS Trincamp adlı takımın yıldız oyuncusunun suç işleyip takımdan uzaklaşma tehlikesi başgösterince, yöneticiler suçu başkasının üzerine atarlar. Amaç küçük kentte yaşamın sürmesidir.
Haksız yere suçlanıp hapse giren kişi de sonradan intikam almaya çalışır. Haksız mı diyeceğiz bu kişiye şimdi?

Sevgili Okuyucularım, Meşin Yuvarlak çoktandır yeşil sahaların dışına taşmıştı; şimdilerde mahkeme salonlarına taşınıyor. Kirleniyoruz hep birlikte, hızla... Sadece futbolda olsa sevineceğim; ama yaşamın her alanına bulaşmış çamur yığınları karşımızda tepeler oluşturuyor...

Kısa sürede imparator, patron, baron olanlar; makam, mevki sahibi olanlar; yat,kat, arabalar, villalar alanlar... Yoksullardan topladıkları paralarla medya satın alıp halkı uyutanlar; çalanlar, çırpanlar, dalavereciler... Haksız edindikleri parayla yardım eder görünenler, alidibo diye ünlenip adalet dağıtmaya soyunanlar varken olup bitenler konusunda sağlıklı karar verecek akıllı bir yiğit bulunur mu ki?

Suçlular ikiye ayrılıyor çoktandır.
Bizden olanlar öpülüyor; olmayanlar öldürülünceye kadar dövülüyor...

Ha bir de etkili yetkili olduğu halde bununla yetinmeyip "Himen! Gölgelerin gücü adına, tüm güç bende olmalı!" diyen biri şöyle bir açıklama yapabiliyor:
"Elimde falancanın aleyhinde belgeler var; günü gelince açıklayacağımmmm!"

Kardeşim suç varsa hemen hesap sormak zorundasın. Yargı bunun için var. Ama öyle yapmıyor tehdit olarak elinde tutuyor. Diz çökenler kurtuluyor, diğerleri süründürülüyor. Adına da ileri demokrasi deniliyor, adalet deniliyor...

Aslında, beni bile, futbolla oyalarlarken asıl maç perde gerisinde oynanıyor. "Himen kim olacak?!" sorusunda düğümleniyor galiba. Anketler, demeçler, biatlar neyin nesi durup dururken?

Cumhurbaşkanı seçimi ne zaman yapılacak? Bilen varsa lütfen söylesin...

Maç henüz bitmedi, bekleyip göreceğiz. Top kimin elinde bilmiyorum, ama golü atan kupayı alacak. Çalımlara dikkat lütfen...



4 Mayıs 2011 Çarşamba

ÇOCUKLAR YAPINCA HATA BÜYÜKLER YAPINCA KAZA MI DİYECEĞİZ YGS'DE DE?


Bilirsiniz, sınavlarda öğrencilerin yaptığı dört yanlış soru bir doğruyu götürüyor.
Peki sınavı yapan koca koca Profesörlerin yanlışlarını ne yapacağız? Bakar mısınız?

*Yanlışlıkla(!) şifreli kitap hazırlandı.

*Tüm AKP'liler, Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı da dahil yanlışlıkla(!) hemen tatmin olduklarını açıkladılar, şifre yok, dediler.

*Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcısavcı vekiline "Sınavın iptali gerekir mi?" sorusu yöneltildi. Verdiği yanıt: "Ben karışmam, soruşturmama bakarım!" dedi.

*Sekiz ilde cezaevlerinde yapılan sınavda, Fen Bilimleri testinin hatalı basıldığı belirlendi ve bu illerde sınav iptal edildi ve cezaevlerindeki YGS yeniden yapıldı.Soruları kim, nasıl, ne zaman, neye göre hazırladı bilmiyorum. Bu eşitlik ve adalet ilkesine aykırı değil mi? Sorular kolaysa diğer öğrencilere; zorsa hapishanedeki öğrencilere haksızlık sayılmaz mı?

*24 Nisan'da yapılan Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavında (ALES) hatalı soru kitapçığı basıldı. Diğerleri sınavdayken beş yüzden fazla öğrencinin sınavı yapılamadı. 15 Mayıs'ta bu öğrencilere yeniden sınav yapılacakmış. Aynı sorun burada da var. Kolay da olsa; zor da olsa adalet ve eşitlik sağlanamayacak.

*Veeee son olarak, öğrencilerin puanlarının yanlış hesaplandığı ortaya çıktı iyi mi?

"Kopya yokmuş!" dedi etkili ve yetkililer. Gerekçe olarak geçen yıllara göre başarıda bir farklılık olmadığı, hatta düşüş olduğu açıklandı. Şimdi şeytan beni dürtüyor, öğrencilerin puanları kasıtlı olarak mı düşük gösterildi? Örneğin 133 puan aldığı açıklanan öğrenci şikayet edince,bir gün sonra anlaşıldı ki aynı öğrenci aslında 427 puan almış, yanlışlıkla (SEHVEN) 133 olarak açıklanmış! 126 puanla hiç bir yere giremeyeceksin denen öğrencinin 485puan aldığı anlaşılmış, ilk 200'e girmiş...

Google'ye başını vurup benim bloguma düşen öğrenciler o kadar çok ki... Çocuklar "YGS şikayet dilekçesini nasıl yazarım, bir örneği var mı diye soruyorlar google amcaya!
Yanlışı düzelttirmek için dilekçeyle birlikte ÖSYM'ye beş lira ödemeleri de gerekiyor. ÖSYM yanlışlıklarını bile paraya çevirirken bu çocuklara kim sahip çıkacak?

Yine çocuklar yapınca hata; büyükler yapınca kaza diyip geçecek miyiz?

not:Eskiden "salak" sözcüğünü küfür olarak değerlendiren ben, içimden sessizce küfür ediyorum. Yakında küfürbaz olursam hiç şaşırmayacağım...

9 Ocak 2011 Pazar

UYKUM KAÇTI UYUYAMADIM


Saat dört oldu.
Okudum, okumaz olaydım, demiyorum.
Kanatsa da içimdeki her yeri okumalıyım, okumalısın, okumalı...
Soner Yalçın yazmış.
OdaTV'de gördüm.

Keşke herkes okusa!
Okusa da aklını başına alsa.

Lütfen üşenmeyin, sonuna kadar okuyun...


7 Ocak 2011 Cuma

"ADALET"İ KİM KAÇIRDI?


KAYIP İLANI:

Sekiz yıldır kendisinden haber alınamayan ADALET aranıyor. Görenlerin, bilenlerin, duyanların haber vermelerini insanlık adına rica ediyorum...



16 Aralık 2010 Perşembe

YAZMASAM DELİ OLACAĞIM


Sevgili Blog Okuyucularım,

Biliyorum okuyorsunuz. Kiminiz yorumlarınızla beni sevindiriyorsunuz. Bazılarınızsa sessizce okuyup gidiyorsunuz. Varlığınız beni mutlu ediyor.Hepinize çok teşekkür ederim.

Ancak şunu da biliyorum. Çoğu yazımla sizleri üzüyorum. Aslında bunu hiç istemiyorum. Hatta kendi kendime kararlar bile alıyorum başka konularda yazacağım artık! Ama kendime verdiğim sözü kendim bozuyorum. Çünkü Sait Faik'in dediği gibi yazmazsam deli olacağımı hissediyorum.

Başbakanımız, 7 Kasım 2010'da, övünerek, Elazığ'daki depremzedelere TOKİ konutlarını teslim etmemiş miydi?
O konutların çatısı uçmuş! Şimdi siz söyleyin lütfen yazmayıp da ne halt edeyim? Buyurun okuyun, siz karar verin:


"Kovancılar İlçesi Okçular Köyü`nde geçen Mart ayında meydana gelen depremden etkilenenler için TOKİ tarafından yaptırılan konutların bir bölümünün çatıları fırtınada uçtu.

Depremzedelerden Esma Demirbağ, fırtına sırasında çatıların uçmasıyla ölümden döndüğünü söyledi. Demirbağ, “Evlerimizde su da yok. Köy dışında bir çeşme var oradan evlerimize çok zor koşullarda su taşıyoruz. Hava soğuk, su yok, elektirik bazen var, bazen yok. Su getirmeye giderken, normal esen rüzgar vardı. Çatının uçabileceği aklımın ucundan bile geçmedi. Ama bir anda gürültüler başladı ve sağıma soluma çatı parçaları düşmeye başladı. Neredeyse üstümüze düşecekti, zor kaçtık. 1 aylık konutlar, neden böyle oldu anlamadım” dedi."

Devamını buradan okuyabilirsiniz.

15 Aralık 2010 Çarşamba

FIKRA GİBİ

KISA KISA

*Cem Garipoğlu'nun dedesi bir kız yurdu yaptırıyormuş. Ne var bunda demeyin. Yurdun adı, "CEM GARİPOĞLU KIZ YURDU" olacakmış!

*Devlet, terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'la müzakereler yapıyor. İmralı'da mahkum olan Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen'le pazarlık yapıyor. Fethullah Gülen devlet içinde devletmiş gibi görüntü veriyor.

* Artık on sekiz yaşındakilere de silah ruhsatı verilecekmiş. Silah kolay alınsın diye yasa düzenleniyormuş. Silahlıların sayısı daha çok olacak. Bir belediyemiz engelliler gününde jest yapmıştı hatırlayın. Engelli yurttaşlarımıza silah atışı yaptırmıştı belediyenin poligonunda! Gün dediğin böyle kutlanır! Anneler, babalar,öğretmenler günü,doğum günü... Gün çok bizde, hatta önümüzde yılbaşı günü var. Sevdiklerinizi sevindirin. Onların da bir silahı olsun. Eğitim sonradan gelir nasılsa...


* Egemen Bağış "Siyah ceketimin sol omzunu, yumurta atarak kirletti!" diyerek kendisine yumurta atan gençten şikayetçi oluyor. Genç iki buçuk yıl hapis alması isteğiyle yargılanıyor!

*Cemaatlerin üstüne gittiği için yargılanıp aklanan Erzincan Başsavcısı Cihaner bu davadan beraat ediyor. Ancak Adalet Bakanlığı onu başka bir ile(Adana mıydı ?) sıradan savcı olarak atıyor. Cemaatçilerin öfkesi yine de geçmiyor. Bakın bu kez ne yapıyorlar?

Cihaner'lerin evi polisler tarafından basıldığında, Cihaner'in eşi polislere: "Ne yapıyorsunuz, siz bu vatanın evlatları değil misiniz, neden evimizi basıyorsunuz? " dediği için, arama emrini veren Erzurum savcısı, Cihaner'in eşine hakaret davası açıyor! "Siz bu vatanın evlatları değil misiniz?" diyerek bana hakaret etmiştir, diye...
Savcıi berat etti, aramaların haksız olduğu anlaşıldı. Şimdi de eşine dava açmışlar! İyi mi? O da suçsuz bulunursa, adamın beş yaşında çocuğu var, "Arama yaparken bize nanik yaptı!" diye dava edebilirler. Zaten arama sırasında çocuğun çizgi filmlerini bile götürmüşlermiş...

Sayın Kılıçdaroğlu bütçe görüşmelerinde açıkladı, biliyorsunuz olanı biteni.
Büyük bir yolsuzluk, rüşvet,suç örgütü var. Anlaşmazlık sonucunda maşa gibi kullandıkları Haci Ali Hamurcu, suç duyurusunda bulunuyor.
Kayseri valisi, kendisine gelen dosyayı inceliyor, iddiaların çok ciddi olduğunu görüyor, soruşturulması için bakanlığa rapor yazıyor. Ancak o rapor yok ediliyor, vali de 38 gün sonra görevden alınıyor.

Yerine Osman Bey vali oluyor. Sonra da Vali Osman Bey, Bakanlık müsteşarı olarak atanıyor. Ancak yola çıkmadan görevden alınan valinin, "soruşturun" dediği dosyanın, soruşturulmasına gerek yoktur, diye belge düzenliyor, altını da vali olarak imzalıyor.Bakanlığa gönderiyor. Sabah raporu imzalıyor; öğleden sonra da kendisi Ankara'ya gidiyor.On beş günlük tayin iznini bile kullanmadan yeni görevinin başına koşuyor. Kayseri'de Vali Osman Bey olarak imzaladığı raporu, bu kez Müsteşar Osman Bey olarak onaylıyor. Dava düşüyor, Kayseri Belediye Başkanı vd. kurtarılıyor, sadece ihbarcı Silivri'ye gönderiliyor! Yaaaa!

*Yarın Balyoz Davası görüşülmeye başlanacak, davanın savcıları dün görevden alındı, yerine yeni savcılar atandı. Binlerce sayfa tutanak var. Yeni savcı, bir gecede bütün dosyaları okuyacak, yarın da adil yargılama yapmak için göreve başlayacakmış!
Ali Dibo Adaleti böyle bir şey mi?

Son dakika haberlerinden:

*ODTÜ'de, öğrenciler Başbakan Erdoğan'ı protesto ediyorlarmış şu anda, on iki öğrenci gözaltına alınmış. Sabah başlayan olaylar şu anda devam ediyormuş.Öğrenciler arkadaşlarının serbest bırakılmasını istemek amacıyla başbakanın hala toplantı yaptığı salona doğru yürümek istiyorlarmış. Öğrenciler kartopu, polisler biber gazı atıyormuş. Yumurtadan sonra kartopu davası mı açılacak?
Bekleyip göreceğiz...

20 Ekim 2010 Çarşamba

KAÇAĞA BAĞLAMAK


"Bir soğan soyuluyor
Ağlıyor gözler
Bir devlet soyuluyor
Aldırmıyor öküzler"
(Şair Eşref)

"Doğu Anadolu'ya atanarak bir ilçede ev bakan bir arkadaşa ev sahibi musluklara ilişkin açıklama yapar:
- Mutfak musluğu ile banyo musluğu kaçağa bağlı; lavabo musluğu su saatine...
Arkadaş şaşkınlıkla sorar:
- Neden ikisi kaçağa bağlı da, lavabo saate?
İşte yanıt:
- Lavaboda abdest alıyoruz; haram karışmasın diye kaçağa bağlamadık!..
Bugün, yönetici sınıf dahil, büyük bir kesimde böyle bir din telakkisi var... İbadette titiz ol, gerisini boşver... Çal, çırp,yürüt,götür!..

Bu telakkiye izin veren bir din olabilir mi?

Velev ki karanlığa gidiyoruz, "Hamdolsun" Deniz Fenerimiz var!.."

Lavabo örneğini Adnan Binyazar Cumhuriyet gazetesinde yazmıştı, bir kez daha hatırlatmakta yarar var...
Kaçak güreşenlerden bıkmadınız mı daha? Ben bıktım.
Her şeyi kaçağa bağlamış geri geri gidiyoruz.

Dinde,türbanda, devlet düzeninde, hakta, adalette, terörün önlenmesinde, içte, dışta, her yerde, her durumda...

"Mustafa Kemal'i gördüm düşümde
Daha diyordu...

Al bir kalpak giymişti al
Al bir ata binmişti al

Zafer ırak mı dedim
Aha diyordu"

(F.H.Dağlarca)



ALİ DİBO NEDİR?
Ali Dibo, AKP'den ihraç edilen eski AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen'in açıklamalarına göre , devletin olanaklarının eşe, dosta ve de akrabalara dağıtılma yöntemine Hatay'da verilen admış...

Efendim, yöntem şöyle işliyormuş: Diyelim ki bir ihale açılacak, bu ihaleye herkes katılabilirmiş. Ancak önceden hazırlanıp yetkili ve etkililere verilen, eş-dost-akraba adlarının bulunduğu listeye göre ihaleyi kazandırılacaklar belirlenirmiş. Diğer katılımcılar figüran olduklarıyla kalırmış...

Bunu topluma kim duyurdu belgeleriyle? Fuat Geçen. Ben onun yalancısıyım. O şimdi nerede, ne yapıyor? Bilmiyorum. Yalnız AKP'den atıldığını biliyorum. Ali Dibo yapıyor diye suçladığı kişi şimdi nerede biliyor musunuz? O şimdi Adalet Bakanımız... Hayırlı olsun! Hepimiz adaleti aramıyor muyuz?

Peki Ali Dibo ADALETLİ bir şey mi?

(4 Mayıs 2009'da yazmışım)

13 Nisan 2010 Salı

MAHMUT ESAT BOZKURT

"Bozkurt, ülkenin kurtuluşunun cephe savaşçısı, kuruluşunun devrimcisidir. Devrimci Cumhuriyet’in devrimci Adalet Bakanıdır. Türk Medeni Kanunu başta olmak üzere öncülüğünü yaptığı hukuk devrimi süreciyle Türk halkının tebaalıktan yurttaşlığa, ümmeten çağdaş topluma sıçrayışının öncülerindendir. Kurtuluşun ekonomik, toplumsal ve hukuksal devrimlerle tamamlanmaması durumunda ortaçağ karanlığına dönüleceğinin bilincindedir.

Bozkurt Türk ve Türk halkı tanımını Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tümünü kapsayıcı anlamda kullanır. Halkı yüzyıllarca sömüren, kendi ülkesinde uşak durumuna düşüren sömürgecilerin dayattığı ekonomi politikanın son bulmasını, işbirlikçi sermayenin yerini ulusal sermayenin almasını, ekonominin millileşmesinin kavgasını verir.

Meriç kıyılarından Bingöl dağlarının kuytularına kadar tüm ülke coğrafyasındaki yoksul, öksüz, kimsesiz yurttaşların hukuk güvencesine alınmasında ve devrimci Cumhuriyet’ in hukuk platformunda savunulmasında Cumhuriyet savcılarının sorumluluğuna işaret eden sözlerinden bu gün için de alınacak dersler vardır."

Devamı için BURAYI tıklayınız lütfen. Bugünlerde ona neden kızdıklarını anlayacaksınız. Avukat Hüseyin Özbek yazmış.

7 Nisan 2010 Çarşamba

NEDEN HEM KÖR, HEM KADIN?



Melanthius'a, Dionysios'un bir tragedyası hakkında ne düşündüğünü sormuşlar:

"Laf kalabalığından tragedyayı göremedim ki" demiş.

Biz de şu sıralar ulusça "ADALET"i arıyoruz ya? Aklıma takıldı.

Neden adaletin simgesi olarak elinde terazi kadın seçilmiş? Hem de gözleri bağlı olarak?

Ben düşündüm bulamadım. O kadar çok laf kalabalığı içinde olan insan var ki, ekranlarda konuşan, bilgiçlik taslayan, yüksek yüksek mevkilerde bulunan, ünlü, ünsüz olan, kafam iyice karıştı.

Sahi, "Adalet"in ne olduğunu gören, bilen var mı?

Ve neden gözleri bağlı bir kadın olarak simgelenmiş "Adalet" ?


EK: TIK

4 Mayıs 2009 Pazartesi

ALİ DİBO NEDİR?


Ali Dibo, AKP'den ihraç edilen eski AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen'in açıklamalarına göre , devletin olanaklarının eşe, dosta ve de akrabalara dağıtılma yöntemine Hatay'da verilen admış...

Efendim, yöntem şöyle işliyormuş: Diyelim ki bir ihale açılacak, bu ihaleye herkes katılabilirmiş. Ancak önceden hazırlanıp yetkili ve etkililere verilen, eş-dost-akraba adlarının bulunduğu listeye göre ihaleyi kazandırılacaklar belirlenirmiş. Diğer katılımcılar figüran olduklarıyla kalırmış...

Bunu topluma kim duyurdu belgeleriyle? Fuat Geçen. Ben onun yalancısıyım. O şimdi nerede, ne yapıyor? Bilmiyorum. Yalnız AKP'den atıldığını biliyorum. Ali Dibo yapıyor diye suçladığı kişi şimdi nerede biliyor musunuz? O şimdi Adalet Bakanımız... Hayırlı olsun! Hepimiz adaleti aramıyor muyuz?

Peki Ali Dibo ADALETLİ bir şey mi?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...