Mustafa Kemal'in Bahçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal'in Bahçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2011 Cumartesi

MUSTAFA KEMAL TÜRKÜSÜ


GERÇEK
Şafak serinliğinde
Bütün fikirler genç,
Bütün fikirler taze,
Bütün fikirler hür!
Yeniden doğmak, yaşamak arzusundadır.
Namuslu ve güzel her şey!
Sesimiz, ilkin, senden ötürü,
Böyle rahat,
Böyle mağrur,
Böyle gür!

HER ŞEY O'NA BENZER

Bütün eller "Kemal" yazar,
Bütün diller "Kemal" söyler,
Hey dağların anası,
"Kemal"siz vatan neyler?

Söyle bana yavrucuğum,
Otur dizlerime de...
Hürlüğü yaşıyorsun, alabildiğine
O mavi gözlerinde...

Sen Mustafa Kemal misin?

Gel bana yavrucuğum,
Koy başını göğsüme...
Usulcacık, söyle;
Senin yüreğin midir bu çarpan,
Böyle aşkla, milyonlar adına,
Yüceliği, esenliği için vatanın?

Sen Mustafa Kemal misin?

Sırmalar, rütbeler değil istediğin,
Ayağındaki toz,
Alnındaki ter,
Nurlu gelecekler için...
Söyle bana yavrucuğum,

Sen Mustafa Kemal misin?

(M.S.Arısoy)

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun. Aydınlık yarınlarda çocuklarımız kimsenin kölesi olmadan özgür yurttaşlar olarak mutlu yaşasın...




25 Şubat 2008 Pazartesi

ZEYTİNDAĞI 'ndan

"..............
Karargahın içinde "Kudüs düştü" sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut'a, Şam'a, Halep'e gözyaşlarımızı hazırlamak lazımdı.
Artık yalnız Anadolu'yu ve İstanbul'u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık !

Zeytindağı'nın çamları arasında, güneşi hiç sönmeyecek, hiç akşam gölgesi görmeyecek gibi bakan Lut çukuru, şimdi bütün imparatorluğu içine çeken bir mezar gibi genişleyip derinleşiyor.

......... Tren giderken iki tarafımızda Suriye ve Lübnan'ı sanki safra gibi boşaltıyoruz. Yarın kendimizi Anadolu köylerinin arasında Kudüs'süz, Şam'sız, Lübnan'sız, Beyrut'suz ve Halep'siz, öz can ve ocak kaygısına boğulmuş, öyle perişan bulacağız.

Kumandanım harap Anadolu topraklarını gördükçe :
- Keşke vazifem oralarda olsaydı. Keşke o altın sağnağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terk edilmiş vatan parçası üstünden geçseydi.

............... Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene :
--- Benim Ahmet'i gördünüz mü ?
diyor.
--- Hangi Ahmet? Yüz bin Ahmet'in hangisini?
Yırtık basmasının altında kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun , İstanbul yolunun aksini gösteriyor :
--- Bu tarafa gitmişti !
diyor.

O tarafa ? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı ? Ahmet'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi ? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet'ini görsen , ona da soracaksın :
--- Ahmet'imi gördün mü?

Hayır... Hiçbirimiz Ahmet'ini görmedik. Fakat Ahmet'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammet'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.

Şimdi Anadolu'ya; Batıdan, Doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgarlar bozgun haykırışarak esiyor . Anadolu; demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.

Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi; ondan, Anadolu'dan utanır gibi, hepsi İstanbul'a doğru, perdelerini kapamış, ışıklarını söndürmüş, gizli ve çabuk geçiyor.

Anadolu Ahmet'ini soruyor. Ahmet, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmet , şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.

Ahmet'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bu anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmet'i kumarda kaybettik !

............................

İki hikaye işittim. Masal olmadığı için nakledeyim :
Cemal Paşa artık ordu kumandanı değildir. Mütareke yakındır. Artık, harbe niçin girdiğimiz münakaşa edilebilir. Büyük adamların, küçük adamları adam yerine saymak ve onlarla görüşmek sırası gelmiştir. Arkadaşım Y.K bahriye çantası içinde, Büyükada'ya giderken sordu :
-- Paşam, söyler misiniz, bu harbe niçin girdik ?
Ve üç dört sene içinde bunalttığı bir nefesi boşaltmış gibi ohlıyarak bekledi. İşte cevap:
--- Aylık vermek için !
Ve ilave etti :
--- Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.
Kırtasiye ve maaş imparatorlığunun tarihi işte böyle biter.

.........................

Bu fıkranın belki bir kıymeti olmayacaktı ; eğer sonraları şu hikayeyi işitmeseydim :
Sakarya'ya yaklaşıyoruz. Bir millet olarak kalmak için harbetmek ve muzaffer olmak lazımdır. Tam o zaman da maliye durmuştur. İlim, ihtisas ve tecrübe, Mustafa Kemal'e hükmünü söylüyor :

Hazinede para kalmamıştır ; bulmak ihtimali de yoktur.

İlim, ihtisas, tecrübe... Büyük kelimeler, büyük ve korkunç ! Verdiği karar da şu :
Türk milleti istiklalini ödeyemez !
Aylık vermek için harbi bırakmak lazımdır.
Mustafa Kemal'in kararı bu değildi ; vatan ve istiklal idi. Ve en iyi kanunu arayıp buldu ; " Milletin nesi var, nesi yoksa yüzde kırkını vatan müdafaası için verecektir."
Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan... hepsini böyle ödedik.

Mustafa Kemal Büyük Harbe girmek aleyhinde idi : İlim adamı olduğu için !
Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için !

İşte size bütün kitabın özü : İLİM ve VATAN ADAMI OLUNUZ.
HİÇBİRİ , YALNIZ BAŞINA, NE SİZİ, NE DE MİLLETİNİ KURTARABİLİR. "
(Falih Rıfkı Atay)

26 Ocak 2008 Cumartesi

BAĞIMSIZLIK GÜLÜ

"
Yerden alıp o gülü
Hangi gülü?
Bir topçu neferinin
Sakaryalı yaz toprağında
Sıcak kan gülü.

Alıp koklamak o gülü
Hangi baharda?
Türkçenin özgür kırlarında
Türkülerde burcu burcu,
Bilgeliğin ana gülü!

Bir basmadan alıp o gülü
Hangi basmadan?
Nazilli fabrikasından
Pamuğumuzdan emeğimizden
Dokuduğumuz halk gülü.

Hoyrat ellerinden alıp o gülü?
Hangi ellerden?
Uzak Teksaslı çobanların
Bilmediği, uğruna can vermediği
Türkiyeli o çileler gülü.

Yerine koymak, kutsamak o gülü
Hangi yerine?
MUSTAFA KEMAL'İN BAHÇESİNE
BİR ULUSUN SULADIĞI BESLEDİĞİ
YEDİVEREN BAĞIMSIZLIK GÜLÜ!
"
( Ceyhun Atuf Kansu )

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...