ODTÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ODTÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2012 Cuma

ODTÜLÜ ÖĞRENCİDEN MEKTUP VAR (Alıntı)

(ODTÜ'LÜ ÖĞRENCİDEN BAŞBAKANA BİR MEKTUP)

"18 Aralık'tan beri yorduğun yetmiyormuş gibi NTV'de yaptığın açıklamayla onca sınavımın arasında bana bu yazıyı yazdırdın ya aşk olsun sana be başbakan!

Biliyorum ODTÜ'ye gelirken hayal ettiğin karşılama gördüklerin gibi değildi. Biliyorum isterdin ki öğrencisiyle, çalışanıyla, akademisyeniyle ODTÜ olarak etrafında el ele çember oluşturup hep birlikte ''Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda'' şarkısını söyleyelim. Sonra büyük bir heyecan içerisinde 10'dan geriye doğru sayarak GÖKTÜRK-2'nin fırlatılmasını bekleyelim ve ''Yaşasın uydumuz, Viva Tayyip Erdoğan'' diye haykıralım!

Ama hayat bu, bazen istediklerimizi, temenni ettiklerimizi değil alnımızda yazanı yaşıyoruz işte. Nasıl kaderi ölmekse madencinin, atanamamaksa öğretmenin, tutuklanmaksa öğrencinin ve gazetecinin, anası ağlamaksa çiftçinin, senin kaderinde protesto edilmekmiş be bay başkan.

Kabullenemiyorsun bu durumu alışamadın bir türlü farkındayım ama biz de sana alışamadık ve seni kabullenemedik. Bir de hocalarımıza demişsin ya ''Yetiştirdiğin öğrenciler bunlarsa bu ülke batmış''. Hay ağzını öpeyim. Biz de onu söylüyoruz '' Bu ülke batmış''. Her tarafı NATO üsleriyle dolan, uçakları tarafından halkı bombalanan, bir tarafta gecekonduları yıkılırken diğer tarafta gökdelenler yükselen, Suriye'de kafa kesen islamcı örgütleri besleyen, Van'da hala çocukları üşüyen ve yiyecek ekmek bulmakta bile zorlanan bir halka sahip olan bu ülke çoktan batmış.

Ama sen sanki Tüpraş'ı, Tekel'i, Türk Telekom'u ve daha nice kurumu biz satmışız da parasını binlerce ODTÜ'lü olarak Ankara pavyonlarında yemişiz gibi ülkenin batmışlığının faturasını bize yıkmaya çalışıyorsun. Hadi 10 senedir tek başına iktidar değilmişsin gibi her şeyi eski hükümetlere bağlamanı anladık da bu birazcık abartılı oldu sanki. Gerçi ''İçişleri Bakanı'nın İdris Naim Şahin olduğu bir ülkede abartı da ne demek'' dersen sen de haklısın tabi. Bu arada sanma ki patriotlar, Alman askerleri arada kaynadı. Biz senin kadar misafirperver değiliz başbakan. Sindiremiyoruz eli kanlı NATO askerlerinin ülkemizde takılmasını. Biz misafirperverliği ABD askerlerini denize döken bir nesilden öğrendik, 6. filoyu kendine kıble belleyenlerden değil. Bu misafirperverlikten tabii ki sen de nasibini alacaktın.

Bu okul çok misafir gördü başbakan. Tekel işçilerini, Togo işçilerini de ağırladı bu okul, Vietnam kasabı Kommer'i, Gorbaçov'u da... Yerinin Gorbaçov ve Kommer'in yanı olduğunu sen de biliyorsun hiç öyle aynı gemideyiz falan deme boşuna. Zaten biz öyle gemilere, gemiciklere falan sığacak kadar az değiliz. Korkuyorsun değil mi bizden? Yalnız olmadığımızı da görüyorsun. Sansürüne, baskılarına, tutuklamalarına rağmen sinmedik ve halk artık inanmamaya başladı sana.

Saflar yavaş da olsa belli oluyor başbakan. Kasımpaşa delikanlısından bahsetmiyorlar artık sokakta; ODTÜ'lülerin direnişinden bahsediyor herkes. Öyle her protesto edene ''Bunlar zaten terörist, bunların maksadı farklı'' demek tutmuyor artık. Hem bu memleketin öğrencisi olmuş terörist, gazetecisi olmuş terörist, akademisyeni, sanatçısı, işçisi, memuru, köylüsü olmuş terörist. E ama sorarlar adama o zaman ''Senden Başbakan olsa ne olur olmasa ne olur''.

Olur da bir gün cebindeki 200'lük banknotların arasına bir 10 TL sıkışırsa arkasını çevir de bir bak. Orada o beğenmediğin ODTÜ öğrencilerini yetiştiren hocalardan birini göreceksin, şaşırma. Altında yazan teoremi de inceleme boşuna, anlamazsın zaten..."

26 Aralık 2012 Çarşamba

ODTÜ- KEDİ CİĞER SORUNU



Adını bizim bile duymadığımız üniversitelerin rektörleri ODTÜ yönetimini kınamış. Böylece varlıklarını duyurmuş oldular. Helal olsun hepsine!..

 Aynı zamanda  başbakanınzüne de girmiş oldular. Bir taşla iki kuş vurmak böyle bilim insanlarının (!) başarabileceği bir iştir sonunda. Bizim gibi normal yurttaşlar bunu yapamaz; yüzümüz kızarır , utanırız, sıkılırız...

Hatırlarsanız birara  "türbana özgürlük" bildirisine imza atmışlardı da; hepsi birer birer hak ettikleri(!) koltuklara yerleştirilmişti. Makam kapmanın yolunu yöntemini onlardan iyi kim bilebilir ki...

ODTÜ dünya üniversiteleri arasında ilk yüze girermiş, kimin umurunda? Bilim dünyasındaki saygınlıkları kimilerinin sinirine dokunuyor anlaşılan;  fırsatı ganimete dönüştürmeye çalışmışlar. Başarı diye ben buna derim.  

Normal yollardan ODTÜ'ye girmek onlar için hayalden de öte bir durum, ne yapsınlar? Hani "Kedi uzanamadığı ciğere murdar dermiş." ya bunlarınki de o hesap... 

Fotoğrafın ne ilgisi var derseniz, bir kez daha dikkatli bakın lütfen...

 Çocuklarınız ODTÜ, BÜ gibi  saygın üniversitelere girsinler diye uğraşmayın; benim yaptığım hataya düşmeyin.

"Kul olayım kalem tutan ellere..." artık şarkılarda kaldı. O devir çoktan bitti. Şimdi tek yapacağınız iş nasıl olursa olsun böyle bir fotoğrafta yer kapmak olmalı. Ondan sonra yürü ya "kul"um, sizi tutana aşk olsun. Benden söylemesi... 

  

15 Aralık 2010 Çarşamba

FIKRA GİBİ

KISA KISA

*Cem Garipoğlu'nun dedesi bir kız yurdu yaptırıyormuş. Ne var bunda demeyin. Yurdun adı, "CEM GARİPOĞLU KIZ YURDU" olacakmış!

*Devlet, terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'la müzakereler yapıyor. İmralı'da mahkum olan Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen'le pazarlık yapıyor. Fethullah Gülen devlet içinde devletmiş gibi görüntü veriyor.

* Artık on sekiz yaşındakilere de silah ruhsatı verilecekmiş. Silah kolay alınsın diye yasa düzenleniyormuş. Silahlıların sayısı daha çok olacak. Bir belediyemiz engelliler gününde jest yapmıştı hatırlayın. Engelli yurttaşlarımıza silah atışı yaptırmıştı belediyenin poligonunda! Gün dediğin böyle kutlanır! Anneler, babalar,öğretmenler günü,doğum günü... Gün çok bizde, hatta önümüzde yılbaşı günü var. Sevdiklerinizi sevindirin. Onların da bir silahı olsun. Eğitim sonradan gelir nasılsa...


* Egemen Bağış "Siyah ceketimin sol omzunu, yumurta atarak kirletti!" diyerek kendisine yumurta atan gençten şikayetçi oluyor. Genç iki buçuk yıl hapis alması isteğiyle yargılanıyor!

*Cemaatlerin üstüne gittiği için yargılanıp aklanan Erzincan Başsavcısı Cihaner bu davadan beraat ediyor. Ancak Adalet Bakanlığı onu başka bir ile(Adana mıydı ?) sıradan savcı olarak atıyor. Cemaatçilerin öfkesi yine de geçmiyor. Bakın bu kez ne yapıyorlar?

Cihaner'lerin evi polisler tarafından basıldığında, Cihaner'in eşi polislere: "Ne yapıyorsunuz, siz bu vatanın evlatları değil misiniz, neden evimizi basıyorsunuz? " dediği için, arama emrini veren Erzurum savcısı, Cihaner'in eşine hakaret davası açıyor! "Siz bu vatanın evlatları değil misiniz?" diyerek bana hakaret etmiştir, diye...
Savcıi berat etti, aramaların haksız olduğu anlaşıldı. Şimdi de eşine dava açmışlar! İyi mi? O da suçsuz bulunursa, adamın beş yaşında çocuğu var, "Arama yaparken bize nanik yaptı!" diye dava edebilirler. Zaten arama sırasında çocuğun çizgi filmlerini bile götürmüşlermiş...

Sayın Kılıçdaroğlu bütçe görüşmelerinde açıkladı, biliyorsunuz olanı biteni.
Büyük bir yolsuzluk, rüşvet,suç örgütü var. Anlaşmazlık sonucunda maşa gibi kullandıkları Haci Ali Hamurcu, suç duyurusunda bulunuyor.
Kayseri valisi, kendisine gelen dosyayı inceliyor, iddiaların çok ciddi olduğunu görüyor, soruşturulması için bakanlığa rapor yazıyor. Ancak o rapor yok ediliyor, vali de 38 gün sonra görevden alınıyor.

Yerine Osman Bey vali oluyor. Sonra da Vali Osman Bey, Bakanlık müsteşarı olarak atanıyor. Ancak yola çıkmadan görevden alınan valinin, "soruşturun" dediği dosyanın, soruşturulmasına gerek yoktur, diye belge düzenliyor, altını da vali olarak imzalıyor.Bakanlığa gönderiyor. Sabah raporu imzalıyor; öğleden sonra da kendisi Ankara'ya gidiyor.On beş günlük tayin iznini bile kullanmadan yeni görevinin başına koşuyor. Kayseri'de Vali Osman Bey olarak imzaladığı raporu, bu kez Müsteşar Osman Bey olarak onaylıyor. Dava düşüyor, Kayseri Belediye Başkanı vd. kurtarılıyor, sadece ihbarcı Silivri'ye gönderiliyor! Yaaaa!

*Yarın Balyoz Davası görüşülmeye başlanacak, davanın savcıları dün görevden alındı, yerine yeni savcılar atandı. Binlerce sayfa tutanak var. Yeni savcı, bir gecede bütün dosyaları okuyacak, yarın da adil yargılama yapmak için göreve başlayacakmış!
Ali Dibo Adaleti böyle bir şey mi?

Son dakika haberlerinden:

*ODTÜ'de, öğrenciler Başbakan Erdoğan'ı protesto ediyorlarmış şu anda, on iki öğrenci gözaltına alınmış. Sabah başlayan olaylar şu anda devam ediyormuş.Öğrenciler arkadaşlarının serbest bırakılmasını istemek amacıyla başbakanın hala toplantı yaptığı salona doğru yürümek istiyorlarmış. Öğrenciler kartopu, polisler biber gazı atıyormuş. Yumurtadan sonra kartopu davası mı açılacak?
Bekleyip göreceğiz...

28 Şubat 2008 Perşembe

KADINDAN SORUNLU BAKAN

Başka ülkelerde var mı bilmiyorum. Kadından Sorumlu Bakanlık !
Kadından sorumlu mu yoksa sorunlu mu anlayan varsa anlatsın...
İçerde dışarda, olumlu olumsuz herkes, hepimiz bir şeyler söylüyoruz. Ülkemiz için, ulusumuz için , rejimimiz için, hukukumuz için , kadınlarımız için, kızlarımız için herkes kendi açısından önemli buluyor, tartışmaya katılıyor.

Şehitlerimizin cenaze törenleri yapılıyor. Acılar yüreklere gömülüyor. Analar ağlamayacağım diyor, için için göz yaşlarını yüreğinin derinliklerine akıtıyor. Kendini tutamayanlar haykırarak ağlıyor. Yumruklar sıkılıyor, öfkeler biriktiriliyor . Ve vatan sağolsun deniyor. Başka analar, başka bacılar, başka kadınlar, başka sevgililer , başka nişanlılar davullu zurnalı, oynata zıplata canlarını vatan savunmasına gönderiyor. "Vatan için gerekirse hepimiz ölürüz."deniyor.
"Toprak uğrunda ölen varsa vatandır..." diye düşünülüyor.

Cephede durum bu... Analar ağlıyor. Tehlike giderilsin diye bekliyor...
Arkasından ikinci cephede yine kadınlar tehlikede... Kadınların üzerinden Cumhuriyetimize, laik düzenimize, rejimimize, çocuklarımızın geleceğine yönelik bir savaş veriliyor. Karşı taraf açık değil. Takiyyenin bini bi para... Masum yüz ifadelerini takınarak, gözlerini gözlerimizden kaçırarak "Bir metre bez parçasında ne var ? " deniyor. Eğitimsiz, işsiz, yoksul, kendi derdine düşmüş insanlarımız kandırılıyor. O insanlara kızabilir miyiz. Aç insan önce karnını doyuracaktır. Çocuklarının yarınını düşünemez. O ana tencereye ne koyacağını düşünür. Öyle küçük tencerede pişirilecekle de doyuramayacaktır ki... Çok çok çok çocukları vardır. Durmadan doğurtulmaktadır kadınlarımız. Doyuramayacağı, bakamayacağı, eğitemeyeceği bir sürü çocuk...Güdülmek için , sürü gibi yönetilmek için, kolay kandırılmak için, sayı çoğunluğu sağlanmak için... Doğur doğurabildiğin kadar... Buna dur diyecek, bunu planlayacak, bakabileceğin kadar olsun, yeter artık diyecek birini gördünüz mü hiç yetkililerden...
Türban... Ülkemizin ayaklarına dolanıyor. Düşmemek için, tuzaklarından kurtulmak için aydın insanlarımızın, eğitilmiş insanlarımız, yurtsever insanlarımız canlarını dişine takmış yiğitçe çırpınıyor. Kolay iş değil bu, canı pahasına yapılıyor bu mücadele. İçerdekiler sözcü... Asıl çok uzaklardan yönetilen türban olayına karşı ulusal geleceğimizin mücadelesi bu. Aydınlanmanın öncüleri daha önce birer birer öldürülmediler mi? Bundan sonra da karanlık güçler aydınlarımıza saldırmayacak mı?
Yeni Anayasa hazırlanıyor, ülke insanlarına sunulmadan ABD' ye götürülüyor. Biz oradan yapılacak açıklamalardan, belki bazı değiştirilmelerden sonra Anayasamızın içeriğini öğrenebileceğiz. Bunun anlamı ne? Nerede kaldı tam bağımsızlık ?

Dün akşam " Genç Bakış Programı"nda gençleri izlediniz mi? Ortadoğu Üniversitesinde yapıldı bu program... Pırıl pırıl gençler... Aydınlık Geleceğimiz
Geleceğimizin bilim insanları... Oraya nasıl gittiklerini iyi biliyorum. Kızım da oradan, Elektrik Elektronik Bölümünden mezun oldu.
Boğaziçi Üniversitesinden de söz edildi programda. Orayı da çok iyi biliyorum. Oraya da nasıl çabalarla gidildiğini biliyorum. Küçük kızım bu yıl Makine Mühendisliği son sınıfında okuyor. Onu ve arkadaşlarını biliyorum. Göz bebeğimiz, geleceğimizin aydınlık yüzleri, bilim insanlarımız. Ve diğer üniversitelerde okuyan gençlerimiz. Ana baba kuzuları. Onların oralara nasıl gittiğini, nasıl özverilerde bulunduklarını yaşayanlar anlar ancak.
Siz bu çocukların hiç bir sorununu çözme çabası içinde olmayın, türban diyerek birbirine kırdırın. Boğaziçi Üniversitesi yönetimine de buradan bir sitemimi yollamak istiyorum. Yasaları uygulamama size yakışmıyor. "Ört ki ölem! " diyerek yapılanlar gün ışığına çıkıyor, çok fazla saklanamıyor, görmelisiniz. Bu bilinçli gençler size öfke duyuyor. " Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma!" sözünü siz de bilirsiniz değil mi?
Yeterince gelişememiş yörelerimizde görev yapan insanlarımızın çekincelerini anlayabiliriz ama sizi anlayamıyoruz doğrusu...
İktidarlar gelip geçiyor, kalıcı olan doğrular, gerçekler... Yönetimler değişiyor. Her yönetime uygun davranamazsınız. Davranırsanız inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Bir veliniz olarak bunu söyleme hakkını kendimde buluyorum.

Evet kadınlarımız ağlıyor. Yavrularımız birbirine düşürülmek isteniyor. Analarımız çıldırıyor. Kadınlar... Kadınlar... Kadınlar... Her yerde her ortamda konuşuluyor... Herkesler konuşuyor. Yalnız bir kişi hiç konuşmuyor..
KONUŞMAYAN KİM Mİ?
KADINDAN SORUMLU DEVLET BAKANI...
O HİÇ KONUŞMUYOR, SADECE BAŞBAKAN' A BAKIYOR...

17 Şubat 2008 Pazar

YAPRAK DÖKÜMÜ ve HASTALAR

Hastanedeyiz. Bir odada altı hasta... Kimisi ameliyat olmuş, kimisi de olmayı bekliyor... Bizler de refakatçiler. Diğer odalar da aynı... Refakatçılarda zaman zaman değişiklikler oluyor, azalıp çoğalmalar yaşanıyor ama hasta sayısı pek değişmiyor... O kadar çok hasta var ki inanılmaz... Başka bir ülkeye gelmiş gibiyiz. Hastalar Ülkesi...

Bu ülkede, "KANSER" sözcüğü bile sıradanlaşmış, olağan bir hastalıktan söz eder gibi hasta yakınlarıyla, hastalarla konuşabiliyoruz. Kemoterapi, radyoterapi en sık duyulan sözcükler... Bir hastanın serum torbasının rengi yeşil... Nedenini merak ediyorum: " O şu anda kemoterapi alıyor !" diyorlar, kolayca!.. Ben çok daha farklı bir tedavi diye düşünürken serum gibi verildiğini öğreniyorum bir anda...

Korkunç derecede başım ağrıyor, yüreğim burkuluyor, hastama belli etmemeye çalışıyorum, kontrolü kaybetmemeye, güçlü görünmeye çalışıyorum ve gerildikçe geriliyorum... Her hasta bir acı öykü... Nasıl bu hale geldik, neden bu hale düşürüldük, sorumlular kim? Sorular sorular sorular... Ardı arkası gelmeyen sorular, yanıtı verilmeyen sorular... Çözümlenmesi gereken sorunlar...

Herkes konuşuyor, herkes anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor... Dert söyletiyor... Dinlemek dertli ediyor. Çaresizlik elini kolunu bağlıyor, öfke birikiyor, birikiyor, birikiyor...

Çoğu hasta, ilkokula bile gitmemiş. Başları türbanlı... En az çocuk sayısı altı.
En fazla on üç... Odadaki kadınların çoçuk sayısı okumuşlarınki beş, okumamışlarınki otuz dokuz... Vay ki vay !.. Yandık ki ne yandık!.. Benim iki kızım biri ODTÜ'yü bitirdi, diğeri Bogaziçi Üniversitesini bu yıl bitirecek. Onların çocukları en fazla ilkokulu bitirmiş, on beş yaşında evlendirilmiş olacak ve ülke yönetimini onlar belirleyecek! Sonra da ben otuz yıllık öğretmen neden neden diye sızlanıp duracağım... Nedeni açık değil mi?
Yöneticilerimiz buraya da uğrasınlar, bir hafta hastanede yatsınlar bakalım şimdi uğraştıkları sorunlarla uğraşmaya, ülkeyi germeye devam edebilecekler mi? Katmer katmer olmuş sorunlar, kördüğüm olmuş dertler, cahil bırakılmış, cahil bırakılmaya da devam edilen insanlarla uçuruma doğru sürükledikleri ülkem insanını görüp tanısınlar. Yoksulluk ve yolsuzlukla nereye gidebilecekler. Taşıma suyla değirmen seçim kazandırır belki ama dönmez, tıkanır kalırız hep birlikte...
Hastalar ortak bir noktada birleşemiyorlar, bencillik burada da var. Biri camı açalım derken diğeri sakın ha, diyiveriyor. Televizyon konusunda da bir türlü anlaşamadılar. Ancak her konuda farklı davranışlar sergileyen hastalar "Yaprak Dökümü" nde birleşti. Televizyonun ses ayarları bozuk... Bir yerde çok yüksek sesle çıkıyor Kanal D , açarsanız tüm hastaneye dinletmeniz gerekecek kadar yüksek ses; diğerinde de pür dikkat dinlerseniz ancak duyabileceğiniz bir ses. Işıkları söndürdük, gece lambasını yaktık, kapıyı kapattık ve az sesli Kanal D' de "Yaprak Dökümü "nü izledik birlikte. Gerçi yetmiş dört yaşındaki hasta teyzemizin, Fikret'le kocasının baş başa olduğu sahnede "Ohh çok şükür, nihayet bunlar yalnız kalabildiler!" şeklindeki sevinç cümlesi sessizliğin bozulmasına neden oldu ama güzeldi bu bozuluş. Çünkü bir anda güçlü bir şekilde herkesi kahkahayla güldürmüştü Meryem Teyzemiz... Bir de kayınvalidenin davranışları yorumlara neden oldu. Sessizliği bozdu.
Tüm hastalarımıza şifa diliyorum yürekten, hasta yakınlarına da sabır ve güç...Sağlıkla, mutlulukla tez zamanda gönüllerince yaşayabilsinler evlerinde sevdikleriyle... Tek dileğim bu şu anda...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...