Nazar, her şeye değermiş de sadece akla değmezmiş; çünkü herkes kendi aklını beğenirmiş sözünü bir yerde okudum...
Buna göre, herkesin akil adamı kendine akilmiş demek ters olmaz değil mi?
Başbakan televizyonda gazetecilerin sorularını(!) yanıtlarken dedi ki:
"PKK terör örgütü, barış süreci yasalara uygun olsun, yasal düzenleme yapın, öyle çıkalım yurtdışına diyor; öyle şey olmaz! Yasa masa yok! Geldikleri yerden çıksınlar! Silahlarını ister mağaralarına, isterse başka yere gömsünler!"
Yanlış okumadınız yasalardan söz edenler teröristler...
Ve başbakanımızın dediğine göre, silahlarını gömen teröristler sütten çıkmış gibi AK-P ak olacaklar; savcılar dahil asker-polis tüm güvenlik güçleri tarafından el sallanarak uğurlanacaklarmış...
Yine aynı konuşmada başbakan açıkladı: "Ülkemizde 40 bin Ermeni kaçak yaşıyor. Biz biliyoruz; ama göz yumuyoruz! Rumlardan da kaçak girenler oluyor!"
Kürt, Ermeni, Rum yurttaşlarımızla benim hiç sorunum yok, insan olmaları yeter; dini inançları da tüm kişilerin kendini bağlar, kimseyi ilgilendirmez.
Ancak "Yeni Anayasa" çığırtkanlıkları yapanların yasa tanımazlığını hangi Anayasa maddesine koyacakları da merak konusu...
Haa, bazı konulardaki ben bilmem yargı bilir(!), anlayışları da göz yaşartacak düzeydedir.
Örnek çok da son örneği yazayım. Yasalarla kendisine verilen "Cumhuriyeti koruma ve kollama" görevini yaptığı için tutuklu olarak yargılanan komutanlarımızdan biri, kanser hastasıymış, böbreklerinde sorun varmış; aynı durumda başkaları da var biliyorsunuz. Neyse bu komutan hastalığı nedeniyle on gün hastanede kalmış. Yeni evlendiği eşi de ona refaket etmiş vee dünyanın en büyük suçunu hastanede gerçekleştirmişler. Hiçbir suç gizli kalmaz; hele böylesi asla! Komutanın eşinin hamile olduğu da ortaya çıkıvermiş. Eeee, akil adamların medyası durur mu, bas bas bağırmaya başlamışlar, düğmeye basılmış gibi aynı anda...
Ve komutan, yasalara uymamanın cezasını hücreye atılarak çekmeye başlamış...
Yasalara uyan Türk Ordusu'nu, Türk aydınını, Türk ulusunu (şimdilik) susturmak kolay da terör örgütünü hizaya sokmak biraz zor gibi görünüyor. Silahların gölgesinde barış yalanını sizin akil adamlarınız bile bu millete yutturamayacaktır, haberiniz ola... Ve siz onlarla birlikte tarihin çöplüğüne gömüleceksiniz.
ABD vizesi almak için istenen tüm evrakları hazırladık, fotoğraflarımızı istedikleri şekilde çektirdik; ödememiz gereken parayı yatırdık. Veee bize bir ay sonrası için görüşme randevusu verdiler. Bugün İstanbul'a gideceğiz, valizler hazır eşimi beklerken yazıyorum. Yarın büyük randevu var. Gidip görüşeceğiz; uygun bulunursak ABD vizesi alacağız. Kızımız mezun oluyor, onur listesine girmiş; şartları zorlayıp mezuniyet törenine gitmeyi düşünüyoruz.
Bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Çünkü daha önce de ABD'ye gitmiştik, vizemizin süresi dolduğu için yenisini almamız gerekiyor.
Bir vize için bizim uğraşmalarımıza bakıyorum, bir de başbakanın sözlerine... Sıkıysa ABD'de ya da bir başka ülkeye kaçak girmeye çalışın.
İsrail'e gönderilen gemideki yurttaşlarımızın öldürülüşünü canlı canlı izlemedik mi? Öldürülenlerin hesabını bile soramadık. Biri biriyle konuşurken, bak sana kimi veriyorum diyen kişinin (aralarında nasıl bir ilişki var ki sesini özlemişim dediği Obama) verdiği telefonda yapılan zoraki özürü kabul ettik; her şey toz pembeye dönüştü. Akil adamların medyası hep birlikte gülümsediler. Şimdi bize de "Hadi Gülümse!" diyeceklermiş bu akil adamlar. "Hadi ordan sen de!.."
Ülkenizi yol geçen hanına çevirdikten sonra, her sıkıştıkça yasaları ayakbağı olarak gördükçe sizin akil adamlarınız bile deli olup çıkarlar haberiniz olsun.
Ben bunları yazarken Başbakanımız, bütün bunların sorumlusu Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'dir diyor ve balkonlara doldurulmuş yandaşlar, ya ya ya şa şa şa diye tempo tutuyorlardı.
Hadi akil adamlar, gösterin akilliğinizi! Bütün bu saçmalıklara hep birlikte ya ya ya şa şa şa diyelim! Çıldırmak bedava...
Bana müsade, yolculuk zamanı geldi bile...
anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2013 Salı
27 Mart 2013 Çarşamba
KANUNLARIN RUHU
Kızım gideli bir hafta oldu, ben ancak kendime dönebildim. Bir hafta boyunca evi arındırma işiyle oyalandım. Bitti mi? Bitmedi doğal olarak, yılların birikimi bu, biter mi? En çok da kitaplar, her temizlikte çok azını atabiliyorum, kalanları kutulara doldurup merdiven altına yerleştiriyorum. Her seferinde aynı şeyi yapıyorum yeniden yeniden...
İşte bu kitap: "Kanunların Ruhu Üzerine (De L'Esprit des Lois)"... Pek çok kez bantlarla tutuşturduğum sayfaları artık iyice dağılmış; yaprakları sararmış bir halde karşımda duruyor. Ne yapmalı? Atsan atılmaz (atmaya kıyamıyorum), satsan satılmaz...
Fransız(Fransalı mı dememiz gerekiyor, ırkçı olmamak için!) yazar ve düşünür Montesquıeu(1689-1755), bu eser için tam yirmi yıl emek vermiş.Kopuk sayfaları birleştirerek yeniden okumaya çalışıyorum; daha doğrusu altı çizili satırlara göz gezdiriyorum.Bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum:
"Yargı yetkisini, aynı zamanda yürütme yetkisini elinde bulunduran organa vermek kadar kötü bir şey olamaz." Daha o yıllarda yasama-yürütme-yargının farklı ellerde olması gereği vurgulanıyor kitapta...
"Üç çeşit hükümet vardır: Cumhuriyet, Saltanat, İstibdat. Cumhuriyet'le idare, milletin tümünün birden ya da milletin bir parçasının idareyi elinde bulundurmasıdır; Saltanatla idare, bir kişinin, ama sabit ve yerleşmiş kanunlarla idaresidir; İstibdat'la idare ise, bir kişinin hiçbir kanun ve kurala bağlı olmadan kendi istek ve heveslerine göre idaresidir."
Şimdi bir sorunun tam sırası: Sizce bu üç yönetim şeklinden hangisi günümüz Türkiye'sininkine benziyor?
Altı çizili bir bölüm daha:
"Aşırı itaat, itaat edenin bilgisiz olmasını gerektirir. Hatta işin başında bulunanın bile böyle olmasını gerektirir. Danışmaya, şüphe etmeye, düşünüp taşınmaya ihtiyacı yoktur. Sadece ister, işte o kadar."
"İstibdat idarelerinde her aile kendi başına bir imparatorluktur. Şu halde asıl görevi, başkalarıyla yaşamayı öğretmek olan eğitim burada son derece sınırlanmıştır. Kalbe korku, ruha da dinle ilgili çok basit birkaç ilke vermekten ibaret kalır. Bilgi tehlikeli, rekabet meş'umdur. Fazilete gelince, Aristo, kölelerde böyle bir şeyin bulunabileceğine inanamıyor; bu ise, böyle bir hükümette eğitimi iyice sınırlandırır."
Pek çok bölümün altını çizmişim yıllar önce, onları tekrar okudum; artık bu kitapla vedalaşma zamanım gelmiş de geçiyor bile...
Hem kanun diye diye kanunlar tepelenmiyor mu bu ülkede?
Yasalar çiğneniyor göz göre göre...
Anormal olaylar yaşanıyor. Aaaaaa, bunlar çok normal(!) denilerek yutturulmaya çalışılıyor. Ellerindeki silahtan kan damlayanlar barış güvercini olmuş tepemizde uçuşuyorlar. Kalem tutanlar, vatan savunması görevini yapanlar terörist diye zindanlarda çürümeye terk edilmiş.
Anayasa yapacaklarmış birlikte(!) Yasaları hiçe saydıktan sonra babayasa yapsanız ne yazar...
En iyisi atayım ben bu kitabı, atayım mı?
24 Şubat 2013 Pazar
CIZZZZ SORULAR MİMİ- KAZIK SORULAR DA DENEBİLİR
Sevgili Blog yazarı dostum Rüyayla (İçimdeki Ucu Bilenmemiş Kelimelerim Blog) beni mimlemiş.Yanıtını geciktirdiğim için özür dilerim. "Mim"in kuralları:
"Size ödülü veren arkadaşınız 11 tane soru soruyor, siz bu soruları cevaplıyorsunuz ve kendinizle ilgili 11 tane de gerçek yazıyorsunuz. Sonra da siz 11 soru hazırlıyorsunuz ve mimlediğiniz kişilerden yanıtlamasını istiyorsunuz. İşte arkadaşımın soruları ve benim yanıtlarım:
I-
1.Burcunuz Ne ? Burcunuzun en çok hangi özelliğini taşıyorsunuz ?
Burcum Koç, ancak burcumun özellikleri ne bilmiyorum; daha doğrusu burçlarla hiç ilgilenmedim.
2.Asla vazgeçemem dediğiniz şey ne ?
Asla vazgeçmem dediğim şey ailem...
3.Şu da olsaydı hayatım harika olurdu dediğiniz bir şey ?
Şu anda "Yurtta ve Dünyada Barış" olsaydı hayatımız harika olurdu.
4. Favori film / Diziniz hangisi ? Neden ?
Başkaları da var, ama en çok izlediğim ve her seferinde aynı tadı aldığım film Cengiz Aymatov'un romanından uyarlanan; Türkan Şoray-Kadir İnanır-Ahmet Mekin'in ustalıklarını sergilediği "Selvi Boylum Al Yazmalım" ı söyleyebilirim.
Şu sıralar "Kuzey Güney", "Öyle Bir Geçer Zaman ki", "İntikam" izlediğim diziler...
5. En sevdiğiniz kelime nedir ?
"Sevgi"dir.
6. Garip huylarınız neler ?
Kim bilir ne kadar çoktur, bunu çevremdekilere sormak gerekir diye düşünüyorum.
7. Şimdiye kadar en çok para ödediğiniz şey ne ?
İstanbul'da aldığımız ev için ödediğimiz para...
8. Hassasiyetiniz olduğu bir şey var mı ?
Saygısızlık...
9. Yanınızdan ayıramadığınız eşyanız hangisi ?
Kendimi kınayarak yazıyorum, hatta utanıyorum; ne yazık ki sigaralığım...
10. Neleri özlüyorsunuz ?
Şu sıralar küçük kızımı, ama bir hafta kaldı; dokuz aylık özlemim bitecek. 2 Mart'ta Türkiye'de olacak. İstanbul'a gideceğim karşılamaya...
11. Şu An .... olsa Sevinirim? Boşluğu doldurun...
Çocuklarım yanımda olsa sevinirim.
II-
Kendimle ilgili 11 gerçeği yazmam istenmiş ama ben zaten blogumda, özellikle de MEKTUPLAR adlı blogumda tüm gerçeklerimi yazıyorum. Ayrıca ne yazabilirim bilmiyorum.
"Sizce ben...?" diye bir soru sorsam, ne dersiniz?
III-(SİZİN MİM SORULARINIZ BU BÖLÜMDE EFENDİM...)
Eveeet geldik üçüncü bölüme. Bunlar da sizin yanıtlamanızı istediğim benim sorularım. Herkes tartışıyor, herkesin söyleyecek sözü var. Eeee Blog Yazanlar olarak bizim de çorbada tuzumuz olsun, bu ülke hepimizin, geleceğimize şekil verilmeye çalışılan şu günlerde benim görüşüm de şöyle diyorsanız lütfen yanıtlayınız efendim. Teklif var; ısrar yok. Bu sıralar konuşanın ya tepesine iniyorlar; ya da şucu bucu diye ak yüzüne karalar sürüyorlar.
Anladınız işte, biraz CIIIZZZZ sorular olacak bu mimde... Kimseyi zora sokmak istemem, katılıp katılmamakta özgürsünüz. Ama hakaret etmeden tartışabilsek yararlı olmaz mıydı dostlarım? Sormaya başlıyorum:
1- Yeni Anayasa kimlerle, nasıl yapılmalıdır?
2- Aşağıda yazacağım şu andaki Anayasamızın ilk dört maddesi hakkındaki düşünceniz? Değiştirilsin mi? Başkanlık sistemine geçilsin mi?
"1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir.
Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
Başkenti Ankara'dır.
4) Anayasanın 1 nci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
3- Anayasamızdan "Türk" sözcüğü çıkarılsın mı? "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" sözü ırkçılık içeriyor mu?
4-"Laiklik"ilkesi sizin için önemli mi?
5-Eğitimde kıyafet serbestisini destekliyor musunuz?
6-Kamu alanında da serbest kıyafet(örneğin türbanlı hakim,savcı,doktor,polis,öğretmen...) olsun mu?
7- 4+4+4 Eğitim Sistemini başarılı buluyor musunuz?
8- "Barış" gelecek; "Analar ağlamayacak" denilerek Abdullah Öcalan'la yapılan görüşmelerin istenen amacı sağlayacağına inanıyor musunuz?
9- Sizce yurttaşlarımız arasında "Türk-Kürt, Alevi-Sünni" gibi ayrımcılık, ya da düşmanlık var mı? Yoksa olması için özel çaba harcayanlar mı var? İç savaş çıkarmak için özellikle kaşınıyor muyuz?
10- Yargımızın bağımsızlığına inanıyor musunuz?
11-Ekonomik olarak ülkemizin durumu sizce iyi mi? Ülke kaynaklarını paylaşırken cins,ırk,din farkı gözetiliyor mu? Zenginler ve yoksullar hangi kesimde yoğunlaşıyor?
Hepsi bu kadar... Çok mu zor?
Çalışmadığım konulardan çıktı derseniz anlarım. Dokunan yanıyor, derseniz; onu da anlarım.
Bu ne biçim sorular derseniz, mimin kuralları gereği sizin de 11 soru hazırlamanız gerekiyor; bari onu yazın desem, çok şey mi istemiş olurum?
Buraya kadar okuma sabrını gösteren siz, evet evet siz, mimlendiniz efendim. Kaçabilirsiniz; ama hiç olmazsa kaçmadan parmağınızı kaldırın da yoklama defterine yazayım. Şaka şaka, öğretmenliği özlemişim anlaşılan.
Dostlukla...
15 Eylül 2010 Çarşamba
EVEEEETT NERDE KALMIŞTIK?

Yazacak çok şey birikince hiçbir şey yazamıyorum. Şimdi değil, eskiden de ben böyleydim. Okunacak, değerlendirecek sınav kağıtlarını hemen okumaya çalışırdım; yoksa birikenleri çok daha zor okuyacağımı bilirdim.
Neyse refarandumdan EVET çıktı çok şükür. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak değil mi?
20 Eylül'e kadar PKK ile anlaşmaya varılacak, verilen sözler yerine getirilecek. Referandum boykutundan sonra şimdi de okulları boykot etmişler. 20-25 Eylül tarihleri arasında çocuklarını okula göndermeyeceklermiş. Durum acil, hemen çözümlenmeli. Artık federasyon mu olur, eyalet sistemi mi olur, neyse çözülecek! Evetçileri kutluyorum.
İkinci sorunumuz da tartışılmaya başlandı bile. Başkanlık sistemine Evet dendi ya bugünden tezi yok çözümlenmelidir. Hem de ABD'dekinden daha güçlü bir başkanımız olacak. Orada kongre mongre var, başkanı sınırlıyorlar, bizde yok. Eee Hakimler Savcıları da size getirecek, pardon, dize getirecek maddelere de evet dedikten sonra kim tutar sizi? Koşar adım marş marş! Vatana millete hayırlı olsun...
Aslında başkanlık yerine padişahlık bize daha uyardı, ama neden akıllarına gelmedi bilmem ki? Padişah efendimiz mülkünü kendi çocukları arasında paylaştırıyordu ya ne güzeldi!
Bu arada beni merak eden vardır belki diye yazayım bari:
Ben, yukarda fotoğrafını koyduğum, millet hastanesinde belimi düzeltmeye çalıştım birkaç gündür; ama sonuç almamın olanaksız olduğunu görünce şansımı özel hastanede aramaya karar vermiş durumdayım. Fizik tedavisi için sırayı bu yıl veremiyor Devletimizin hastaneleri, 2011'i bekleyin diyor.
36 Yıl çalışırken her ay maaşımızdan, sağlık için kesilen paraların, kuş olup uçtuğunu da böylece anlamış oldum. Tıpkı, "Seni konut sahibi yapacağım!" diyerek zorla, her ay kesilen KEY paralarımın uçtuğu gibi. KEY paramı alamadım, benim gibi alamayan pek çok kişi var, ama yapacak bir şey de yok. Devlete millete helal olsun! Devletimizin daha çok gereksinimi var, referandumda çok harcama yaptılar zaten!
Bu arada size de bir tavsiye: Yoksa eğer, hemen özel sağlık sigortası yaptırın kendinize. Devletimizin, milletimizin hastanelerinde beklerken oturacağınız sandalye bulmanız bile mucize, ben bulamadım, belimi tuta tuta ayakta bekledim saatlerce...
Haa bir de ilaçlarınızı yazdırıp alırken ilaç fiatıyla, eczanede kesilen parayı karşılaştırın lütfen. Bazen devletimizin eczaneye kestirdiği para ilaç ederinden daha fazla. Böyle durumda ilacın tüm parasını ödemek daha karlı oluyor. Zaten ilaçlar yakında, çığ gibi çoğalan, BİM marketlerinde satılacakmış. BİM marketlerinin yeni sahibinin kim olduğunu bilenler biliyor, bilmeyenler de biraz düşünürse bulur zaten.
Yarın özel hastanede şansımı deneyeceğim.
Şimdilik bu kadar. Kendinize dikkat edin lütfen, akıl ve beden sağlığımızı korumalıyız. Daha çoook işimiz var...
7 Eylül 2010 Salı
VURUN KAHVEYE HAYIRI
Başlık, Sevgili Levent Kırca'dan.
Bir TV konuşmasında dinledim, çok beğendim. Duruma oldukça uygun bence de...
Neden mi?
Sadece son yıllardaki sınavlarımızın durumuna bakmak bile içinde bulunduğumuz durumun korkunçluğunu kanıtlamıyor mu? Yapılan tüm sınavlarda sahtekarlık, hile, hurda, kopya, hırsızlık var. Hem de organize bir şekilde...
En iyi işleyen sistemimiz ÖSS idi, şimdi geldiğimiz duruma bakar mısınız?
Polis Koleji sınavlarında, KPSS'de,TUS'da, ÖSS'de sorular birilerin cep telefonuna, bilgisayarına gönderiliyor!
Neden mi?
Yandaş çocuklarına hileyle sınav kazandırmak , onları gelecekte kendi kötü emellerinde kullanmak için...
Gariban çocuklarının ağızlarına bir parmak bal çalıp bal kovanlarını kendi villalarına taşıtmak için yapıyorlar bunu.
Yıllarca gece gündüz çalışan gençlerin emeklerini çalma pahasına yapıyorlar bunu ve sonra da "Beyaza evet basın!" diye bas bas bağırıyorlar.
Milletin geleceğini karart, sonra da beyazım de! Kim inanır size? Her yanınız karaya bulanmış, sizi "Ayşe Abla'nın çamaşır suyu" bile beyazlatamaz! Tüm aydınlık kişi ve kurumları yok etmek için telaşlardasınız, kendinizi kurtarma pahasına halk avcılığına çıkmışsınız. Devletin tüm olanaklarını seferber etmişsiniz. Niçin? Sonradan değiştirilecek Anayasa için. Bu acele, bu telaş neden o zaman. Korkuyorsunuz, korkunun ecele faydası yok. Bugün değilse yarın herkes hesabını verecek. Yargıdan kaçamayacaksınız. Saflar ve onların saflığından yararlanmak isteyen köşe dönücüler dışında, aklı başında kimsenin evet demeyeceği bir durumla karşı karşıyayız.
Yol ayrımındayız, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini oylayacağız:
Ya onlara uşaklık edip sonrasında saçınızı başınızı yolacaksınız;
Ya da önce refarandumda, sonra seçimde HAYIR oyunuzu kullanacaksınız.
Zamanlama kötü, bayram dönüşü herkes yollarda olacak, yazlıkçı emekliler çeşitli sıkıntılar nedeniyle oy kullanamayacak, hile hurda olacak...
Yani durum çok kritik. O zaman durmayın VURUN, VURUN, VURUN
KAHVEYE!
NOT 1: Anayasa mı Babayasa mı?
NOT 2: Av Av da Av Av
Bir TV konuşmasında dinledim, çok beğendim. Duruma oldukça uygun bence de...
Neden mi?
Sadece son yıllardaki sınavlarımızın durumuna bakmak bile içinde bulunduğumuz durumun korkunçluğunu kanıtlamıyor mu? Yapılan tüm sınavlarda sahtekarlık, hile, hurda, kopya, hırsızlık var. Hem de organize bir şekilde...
En iyi işleyen sistemimiz ÖSS idi, şimdi geldiğimiz duruma bakar mısınız?
Polis Koleji sınavlarında, KPSS'de,TUS'da, ÖSS'de sorular birilerin cep telefonuna, bilgisayarına gönderiliyor!
Neden mi?
Yandaş çocuklarına hileyle sınav kazandırmak , onları gelecekte kendi kötü emellerinde kullanmak için...
Gariban çocuklarının ağızlarına bir parmak bal çalıp bal kovanlarını kendi villalarına taşıtmak için yapıyorlar bunu.
Yıllarca gece gündüz çalışan gençlerin emeklerini çalma pahasına yapıyorlar bunu ve sonra da "Beyaza evet basın!" diye bas bas bağırıyorlar.
Milletin geleceğini karart, sonra da beyazım de! Kim inanır size? Her yanınız karaya bulanmış, sizi "Ayşe Abla'nın çamaşır suyu" bile beyazlatamaz! Tüm aydınlık kişi ve kurumları yok etmek için telaşlardasınız, kendinizi kurtarma pahasına halk avcılığına çıkmışsınız. Devletin tüm olanaklarını seferber etmişsiniz. Niçin? Sonradan değiştirilecek Anayasa için. Bu acele, bu telaş neden o zaman. Korkuyorsunuz, korkunun ecele faydası yok. Bugün değilse yarın herkes hesabını verecek. Yargıdan kaçamayacaksınız. Saflar ve onların saflığından yararlanmak isteyen köşe dönücüler dışında, aklı başında kimsenin evet demeyeceği bir durumla karşı karşıyayız.
Yol ayrımındayız, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini oylayacağız:
Ya onlara uşaklık edip sonrasında saçınızı başınızı yolacaksınız;
Ya da önce refarandumda, sonra seçimde HAYIR oyunuzu kullanacaksınız.
Zamanlama kötü, bayram dönüşü herkes yollarda olacak, yazlıkçı emekliler çeşitli sıkıntılar nedeniyle oy kullanamayacak, hile hurda olacak...
Yani durum çok kritik. O zaman durmayın VURUN, VURUN, VURUN
KAHVEYE!
NOT 1: Anayasa mı Babayasa mı?
NOT 2: Av Av da Av Av
29 Mart 2010 Pazartesi
AV AV DA AV AV

Fındık içi işlerim
Al yanaktan dişlerim
Eğer benim olursan
Saçların gümüşlerim
(mani)
Al yanaktan dişlerim
Eğer benim olursan
Saçların gümüşlerim
(mani)
Demagoji, "Halk Avcılığı" demektir. Yani gerçekleri halkın gözünden kaçırmak için, asıl konuyu anlatıp halkı aydınlatmak isteyenleri halkın gözünden düşürüp laf kalabalığı içinde halkı aldatmanın bir yoludur.
Çok da etkili bir yoldur. Hele yandaş medyayı oluşturup onlara bir de tüm medyayı temsil ediyormuş gibi birlik de kurdurmuşsanız tadından yenilmez...
Artık kim tutar sizi, koş koşabilirsen!
Kanal kanal, meydan meydan dolaşıp: "Av av da av av!"
Taşlar bağlanmış, meydan onlara kalmış bir kere: "Av av da av av!"
Neymiş? Halka soracaklarmış! Neyi? Anayasa Değişikliğini...
Kardeşim değil halk; yıllarını hukuka vermiş nice değerli hukukçu bile bu yapılan değişiklerdeki cinliği anlamakta zorlanıyor. Halk nasıl anlasın?
O zaman okullara ne gerek var? Her alanda uzman yetiştirmek için bu kadar emek niye harcıyoruz ki? Kapatalım okulları! Her konuyu halka soralım, olsun bitsin.
Vekillere de gerek yok, aslı dururken! Bu halk 550 milletvekilini besleyecek kadar zengin mi? Parmak kaldırıp indirip köşeyi dönüyor çoğu? Kendilerini düşündükleri kadar halkı da düşünselerdi bu durumda olur muyduk?
Halk ne bilsin? Partileri destekleyenlerin eğitim düzeylerine bakarsanız sorunun korkunçluğunu anlarsınız. Ne kadar eğitimsiz insan varsa o kadar "av" var demektir. Avlanacak kişi sayısının çokluğu avcıların iştahını kabartıyor. Onun için de avlayıp malı götürmeye çalışıyorlar. Av av da av av, bu sıralar en çok duyduğumuz sesler olacak. Malum seçim yaklaşıyor.
Daha önce nefesini kestikleri, soluksuz bırakacak kadar kemer sıktırdıkları; işsiz, aşsız bıraktıkları halkı öpüp okşama zamanı!
Bu halka güvenmiyor musunuz, diyenler; bu halkın 12 Eylül Anayasa'sını % 92 'yle referandumda kabul ettiğini görmezden geliyorlar? Hangi halka güveniyorsunuz?
Bugün övgüler dizdiğiniz halk, aklı başında kişilerin tüm uyarılarına karşın, değiştirmek istediğiniz Anayasa'yı %92'yle kabul etmemiş miydi? Demek ki halk uzmanlık isteyen konularda yanılabiliyormuş değil mi?
Tüm bunları bilmezler mi? Bilmez olurlar mı? Biliyorlar da işlerine gelmiyor. Kendilerini kurtarmanın derdinde halka methiyeler diziyorlar. Çünkü karşısındakileri insan olarak görmüyorlar. Onlar acıktıklarında anımsanacak "av"lar sadece...
Onlar daha çok av av da av av diyecekler nasılsa. Ben sözü Karacaoğlan'a bırakıp aradan çekiliyorum.
"Dinleyin ağalar, hata işledim.
Hayrı bıraktım da şerre başladım.
Öpem derken, al yanaktan dişledim.
Kurt yiyip de çürüyesi dişinen..."
KİMSE AV DA OLMASIN, AVCI DA! İNSAN OLSUN YETER...
Öpem derken, al yanaktan dişledim.
Kurt yiyip de çürüyesi dişinen..."
KİMSE AV DA OLMASIN, AVCI DA! İNSAN OLSUN YETER...
22 Mart 2010 Pazartesi
ANAYASA MI BABAYASA MI?

AKP'nin hazırladığı taslak açıklandı, 23 (ya da 26) madde değiştiriliyormuş. Görünen o ki bu yirmi üç maddeyi önümüze getirip "Evet" mi, "Hayır" mı dedirtecekler!
Haydi Abbas, vakit tamam, değişiklik diyordun, işte sana değişiklik paketi(!) al oyna, ay pardon, oyla; oylayabilirsen!
Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin lütfen, hangi anne çocuklarını bu kadar zor durumda bırakır ki? Sabırla anlatır, öper, okşar, dur düşün der. Çocuğuna seçenekler sunar, onun gönlüne de uysun ister. Hatta daha bilinçli olanları ,tutar elinden çocuğunu götürür mağazaya istediğini sen seç, der.
Dünyaya gözlerini açtığı andan insanlaşacağı ana kadar geçen sürede gösterdiği sabrı hangi babayiğit görmezlikten gelebilir. Anne sabır demektir, hem de yıllarca süren bir sabır sürecidir bu. En küçük ayrıntıları bile atlamayan, her şeyin, o küçük ayrıntılarda gizli olduğunu yaşayarak gören, bilen kişidir anne...
Onun için diyorum ki AKP'nin hazırladığı bu taslak metne lütfen kimse "Anayasa Değişikliği Paketi" demesin. Babalardan özür diliyorum, gerçek babalara saygılarımı iletiyorum buradan; benim kastettiğim "baba" sözcüğü asla sizleri kapsamıyor. Malum babalar var ya onu kastediyorum.
Buna "Babayasa" desem kızarlar mı bana? Kızarlar, kızarlar biliyorum; ama yine de yazıyorum. Çünkü bu kadar maddenin hepsine birden "Evet", "Hayır" dedirtmek ancak "Babalar Dünyası"nda olur! Yanılıyor muyum?
17 Mart 2008 Pazartesi
ŞİMDİ DE ATATÜRK 'Ü DİNLEYELİM YENİDEN
" Efendiler ve Ey Ulus, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır."
" Gericilik düşünceleri güdenler belli bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar. Bu kesinlikle kuruntudur. İlerleme yolumuzun üstüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik vadisinde duracak değiliz."
"Tekkeler vakit geçirilmeksizin kapatılmalıdır. Hiçbirimizin tekkelerin doğru yolu göstermelerine gereksinmesi yoktur. Biz uygarlık, bilim,fenden güç alıyoruz."
" Kimileri çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu sanısıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı İslamların kafirlere tutsak olmasını istemek değil midir? Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil, kafayladır."
" Devletin belirli bir dini olmaz. Çünkü bir devlet içinde çeşitli dinden insanlar barınır. Belirli bir dini resmen kabul etmek o dinden olmayan yurttaşlara üvey çocuk işlemi yapmak demektir. Ayrıca bizde olduğu gibi Seyhülislamlığın fırsattan yararlanarak ve her şeyi bahane ederek her türlü ilerlemesine engel olmasına izin verilemez. TBMM ve onun Anayasası, bireylerin dinini tanımakta, onlara özgürce ibadet hakkı vermektedir. İşte bunun için laikliği , yani din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılmasını istedik."
" Gericilik düşünceleri güdenler belli bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar. Bu kesinlikle kuruntudur. İlerleme yolumuzun üstüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik vadisinde duracak değiliz."
"Tekkeler vakit geçirilmeksizin kapatılmalıdır. Hiçbirimizin tekkelerin doğru yolu göstermelerine gereksinmesi yoktur. Biz uygarlık, bilim,fenden güç alıyoruz."
" Kimileri çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu sanısıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı İslamların kafirlere tutsak olmasını istemek değil midir? Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil, kafayladır."
" Devletin belirli bir dini olmaz. Çünkü bir devlet içinde çeşitli dinden insanlar barınır. Belirli bir dini resmen kabul etmek o dinden olmayan yurttaşlara üvey çocuk işlemi yapmak demektir. Ayrıca bizde olduğu gibi Seyhülislamlığın fırsattan yararlanarak ve her şeyi bahane ederek her türlü ilerlemesine engel olmasına izin verilemez. TBMM ve onun Anayasası, bireylerin dinini tanımakta, onlara özgürce ibadet hakkı vermektedir. İşte bunun için laikliği , yani din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılmasını istedik."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......



