Bebeğimin Bebeği Olacak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bebeğimin Bebeği Olacak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Mayıs 2009 Cuma
NEYE NİYET NEYE KISMET
İstanbul yazla kuçaklaştı. Hatta yazın en sıcak zamanlarındaki gibi. Yağmur Bebek ve annesi hasta! Kışın soğukları dokunmadı da sıcak havalar çarptı çocukları. Durulur mu? Durulmaz...
Bu nedenle ben de duramadım, soluğu İstanbul'da aldım. Yağmur'a bebek olduğu için, annesine de Yağmur'u emzirdiği için ilaç veremiyoruz. Artık doğal yöntemlerle iyileştirmeye çalışıyoruz...
Bu arada benim Ankara'ya gitme işim suya düştü düşecek. Bakayım şartları zorlamaya çalışacağım, ama zor görünüyor. Gidemezsem gözüm, kulağım, yüreğim orada olacak. Dur bakalım...
Neyse bu sıra çok yoğunum. Fırsat buldukça yazmaya çalışacağım. Şimdilik kaçıyorum...
24 Aralık 2008 Çarşamba
UYANIŞ
Uyanıyorum uyanıyorum
Dört duvar
Evet , dört duvar
Peki duvarın arkasında ne var
Dört duvar
Evet , dört duvar
Peki duvarın arkasında ne var
- Duvarın arkasında ne var
- Bir çocuk, bir çocuk daha, çocuklar...
- Bir çocuk, bir çocuk daha, çocuklar...
- Duvarın arkasında ne var
- Bir gemi, yolcu gemisi, ışıklar içinde
- Bir gemi, yolcu gemisi, ışıklar içinde
- Duvarın arkasında...
- Bir çim makası, bir havuz
- Bir çim makası, bir havuz
-Duvarın arkasında, duvarın...
- Avdan dönüyor balıkçılar, balığın 'denizin içi' renginde
- Avdan dönüyor balıkçılar, balığın 'denizin içi' renginde
- Duvarın arkasında ne var
-Ne olsun, bir lunapark, kartopu kadar o da
- Duvarın arkasında...
- Çünkü, işte, şimdi, sonra...
- Duvarın arkasında, duvarın...
-Beyaz beyazlık
- Duvarın arkasında ne var
- Bir şarkı, anlamlı çok
-Duvarın arkasında ne var
-Bir melek, üç kanatlı
-Duvarın arkasında...
-Ne olsun duvarın arkasında
YIKANMIŞ, ARINMIŞ BİR GÖK
KÖPÜK KÖPÜK BİR DÜNYA
- Çünkü, işte, şimdi, sonra...
- Duvarın arkasında, duvarın...
-Beyaz beyazlık
- Duvarın arkasında ne var
- Bir şarkı, anlamlı çok
-Duvarın arkasında ne var
-Bir melek, üç kanatlı
-Duvarın arkasında...
-Ne olsun duvarın arkasında
YIKANMIŞ, ARINMIŞ BİR GÖK
KÖPÜK KÖPÜK BİR DÜNYA
Dört duvar?
Evet, dört duvar.
Evet, dört duvar.
Edip Cansever
Sonrası Kalır-II
Sonrası Kalır-II
not:
(Bekleyiş sürüyor...)
23 Aralık 2008 Salı
ÜRPERTİ
Sisini kendi yaratan gemi
Kayıp gidiyor ayaklarımın altından
Çırpıyor kanatlarını zıpkın kuşu
Sisin içinde
Denizde zaman yok.
Yanmış bal kokuları getiriyor rüzgar
Kıyıdaki çamlardan
Döl tozlarıyla.
Ben de bir tohumum burada
Uyarılmış bir tohum
Beni kıyıya
Bırakan bana
Denizde zaman yok.
SAFLIĞIN VE GÜZELLİĞİN
BÜYÜK ZAMANI
Kayıp gidiyor ayaklarımın altından
Çırpıyor kanatlarını zıpkın kuşu
Sisin içinde
Denizde zaman yok.
Yanmış bal kokuları getiriyor rüzgar
Kıyıdaki çamlardan
Döl tozlarıyla.
Ben de bir tohumum burada
Uyarılmış bir tohum
Beni kıyıya
Bırakan bana
Denizde zaman yok.
SAFLIĞIN VE GÜZELLİĞİN
BÜYÜK ZAMANI
Edip Cansever
Saflığın ve güzelliğin zamanının gelmesini bekliyoruz sevgiyle...
21 Aralık 2008 Pazar
YENİ OYUNCAĞIMIZ KAMERA

Türk Hava Yolları bavul kaybetme konusunda dünya altıncısıymış. Ben birinciliği kimseye kaptırmaz diye düşünmüştüm. Yanılmışım!
Bu sefer kaybolan bavul üç gün sonra da olsa bugün geldi. Sanırım 15- 20 kişininki kaybolduğu için biraz zahmet edip bulmuşlar! Bu konuda yalnızsanız yandınız demektir! Deneyimlerimizden biliyorum da böyle konuşuyorum. Büyük kızımın kaybolan valizi bir daha geri dönmemişti.
Allahtan bu kez, geç de olsa, bulundu küçük kızımın Amerika'da okuyan arkadaşının valizi. Yağmur Bebek'in her anını görüntülemek için ısmarlanan kamera da bavulun içinde olduğu için çocuklar çok üzülmüşlerdi. Bulunması hepimizin yüzünü güldürdü. (Bu arada Amerika'da pek çok şey Türkiye'den daha ucuz, biz daha zenginiz ya!)
Ve bu akşam kamera sayesinde bol bol güldük. Sony marka kameranın bir özelliği de gülen yüzlere programlanmış olması. Gülen birini görünce peş peşe resimleri kaydediyor. Anlayacağınız biz güldük, kamera da bebekten önce bizi çekti...
Keşke yaşam da böyle olsa! Hep gülen yüzler görsek. Acılar, sıkıntılar,üzüntüler yok olup gitse...
20 Aralık 2008 Cumartesi
BAĞDAT CADDESİ

Sizi bilmem ama Bağdat Caddesi diyince benim aklıma hep zengin, sorumsuz gençlerin çılgınca yaptığı araba yarışları geliyordu bugüne değin... Bir de bu yarışlar nedeniyle kaza kurbanı(!) olan başka insanlar...
Şimdi , Bağdat Caddesinde, kızımla ağır ağır yürüyoruz her gün. Caddenin bir başka yüzüyle tanıştım bu sayede. Gecesini pek bilmiyorum, ama gündüzü çoğunlukla bayanların denetiminde... Hangi kafeye baksak bayanlar var; süslü, bakımlı bayanlar...
Sanırım baylar çalışıyor; bayanlar keyfini çıkarıyor. Evde yardımcılar da varsa kadınlar için gerçekten tatlı hayat...
Hem bebek bakarım, hem kariyer yaparım, hem de evimin her işini ben yaparım diyen kadınlardan ne kadar uzaklar... Hangisi daha akıllı ben bilemedim doğrusu... Ama yüzlerindeki çizgilerde hiç bir gerginlik göremedim. Hayatlarından memnun, kahvelerini yudumluyorlar arkadaş sohbetleri arasında. Bir kısmı da sevimli köpeklerini gezdiriyor cadde boyunca...
Biz de kızımla Kahve Dünyası denen yerde aralarına karıştık, tıklım tıklım doluydu. Ünlü sakızlı Türk kahvesinden içtim. Fiyatı dışında, fazla bir fark göremedim normal Türk kahvesinden. Hiç içmedinizse bir kez denemekte yarar var. İkincisi size kalmış. Ben sade Türk kahvesini yeğlerim bundan sonra...
Bugün yürümedik, doktora gittik. Yağmur Bebek bu hafta gelebilir, bekleyeceğiz dedi doktorumuz.
Havada kar sesi var, bebek doğacağı gün yağmasın diye dua ediyorum içimden. Kaç gündür ne kadar da güzeldi...
16 Aralık 2008 Salı
ELİ KULAĞINDA

Godotu beklemiyorum. Godot neydi onu da tam olarak bilemiyorum. Belki de umuttu beklenen...Belki bir iç ses, belki yaşama tat veren bir anlamdı. Belki yaşamın kendisiydi. Herkesin Godotu kendine!
Biz Yağmur'u bekliyoruz. Yağmur'un eli kulağında... Doğdu, doğacak...
Doğan her bebek geleceğe uzanan bir güzel el, bir umut... Bir başlangıç, var oluş, yeniden doğuş...
Anne-baba için yeni bir yaşam; büyümenin, olgunlaşmanın başlangıcı bebeğin gelişi! Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Eskisinden çok daha güzel olacak, belki biraz daha zor, ama güzel! "Ben" ve "Sen"in "Biz" oluşu ardından gelen bir güzel cana yöneliş! Artık hep o var tüm cümlelerde, her şey onun gelişine odaklı... Ne güzel bir duygu, yaşamı anlamlı kılan, umutları yeşerten!
İstanbul'dayım. Saat yeni günü gösterdiğine göre üç gün olmuş buraya geleli. Zaman bir su gibi akıyor. Geçen zamanla birlikte yaşam trafiği de hızla ilerliyor. Düzen bu, birileri giderken birileri geliyor. Her yeni gelen sizi bugünden alıp düne götürüyor. Daha bir yıl önce bugün güzel bir düğünde "mutluluğun resmini" çizmiştik hep birlikte. Yağmur, bu mutluluğun meyvesi. Henüz annesinin karnından selamlıyor herkesi... Yakında çok yakında ağlayarak verecek müjdesini mutluluğun. Bunu bekliyoruz hepimiz. Sağlıkla gelsin, kolaycacık gelsin tek dileğim bu...
Gel bebeğim, gel Yağmur'um, anneannen de hazır, seni bağrına basacağı günü sabırla, sevgiyle, heyecanla bekliyor...
Ve seni çok seviyor...
9 Temmuz 2008 Çarşamba
KIZ MI ERKEK Mİ ?
İstanbul'da doktora gitmiştik... İlk kez torunumu orada gördüm. Ultrasonda, annesinin karnında... Kıpır kıpır, yerinde duramıyor sanki... Minicik kalbi küt küt atıyor, heyecanlı belli ki... Kolay mı anneaneyle tanışmak... Anne babayla tanışıklığı çok, ama benimle ilk kez tanıştı üç aylıkken...
Doktor , bir yandan cinsiyetini belirlemeye çalışıyor ; bir yandan da kız mı , erkek mi olsun , diye soruyor. Ben, farketmez diyince de : "O zaman erkek olsun istiyorsunuz . " diyiveriyor...
Hayır, benim için fark etmiyor gerçekten. İnsan olsun yeter. Kaldı ki iki kızım var biliyorsunuz. Bundan hiç şikayetçi olmadım ki... Aksine ikisi de beni çok mutlu ettiler.
Durum böyle, ama yine de çok merak içindeyim. Bugün yarın haber bekliyorum. Sanırım cinsiyeti belli olacak. Hayırlısı olsun. Sağlıklı olsun. Analı babalı olsun...
Karşı komşumuzu izliyorum. Torunları yanlarında... Bütün gün onunla uğraşıyorlar. Hem çok keyifli, hem de zor bir durum... Çocuk anne babasını özlüyor, buradan da vazgeçemiyor, onları da alıp gelelim, diyor. Bir de kardeşini, kıskandığı kardeşini, özlüyor. Yıllardır denize gitmeyen komşum, şimdi torununu denize götürüyor... Sevginin gücü bu işte...
Kız mı erkek mi ? Ne farkeder ki ? Eskiden belki önemliydi. Erkek çocuk evlense de aileyle oturuyordu ; kız ise el'e veriliyordu ! Şimdi öyle mi ya ? İki genç, birlikte kendi yuvalarını kuruyorlar, kendi yaşamlarını paylaşıyorlar. Biz de öyleyiz, bizim çocuklarımız da... Mutlu olmalarını dilemekten başka bir isteyimiz de yok...
Mutlu olsunlar, mutlu yaşasınlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
KİMSE YOK MU
"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...
-
ANKETİN SORUSU ŞU: Sizce Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu nedir? Seçeneklerden sadece birini tıklayacaksınız. Şimdiden teşekkürler...
-
Eşime sordum: "57" dedi, inanamadım! Şaka yapıyorsun, dedim. Hesapla bak, dedi. Hesapladım, hesapladım işin içinden çıkamadım......