şehitlerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehitlerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2012 Salı

HOŞGELDİM

Uzun yolculuklarda sık sık mola vermeyi severim ben. Hele yol kenarlarında o yörenin ürünlerini satanları gördükçe durup tek tek inceleme isteği duyarım. Alışverişi sevmeyen ben böyle zamanlarda alışveriş delisi olurum. 

Eşim tam tersi davranış sergiler direksiyon başında. Her mola hızımı kesiyor, ilgimi dağıtıyor diyor; olabildiğince az moladan yana. Aradan sonra yeniden başlamak zor geliyormuş sürücüye. Haklı galiba... 

Yazmak da uzun soluklu bir yolculuk değil mi? Yazdıkça yazası geliyor insanın; ara verince yeniden başlamak kolay olmuyor işte...

 Pazar akşamı döndük tatilden, blogumu özlemişim, blog doslarımı özlemişim. Yazacağım, paylaşmak istediğim ne çok şey birikmiş ama nereden, nasıl başlayacağımı bilemedim. Önce merak ettiklerimi okumaya karar verdim. İyi ki öyle yapmışım.Yoksa çok şey kaçıracakmışım...

Gülsen öğretmenimizin "Yapraklar"ını, ağaçlarını sevdim, meyvelerinden tattım; Ali Zafer Sapçı'nın "Briç Oyunu" blogunda Hasan Hüseyin'in "Demedim ki" şiirini okudum.
 Gökçedeniz'de Atol Behramoğlu'nun "Ne Çok Hain" adlı yeni şiirini  Cumhuriyet gazetesinden sonra  ikinci kez orada okudum aynı zevkle... 
 "Okuyamazsın" blogunda Gülen'in  hastalıklarına üzülürken hüzünle neşeyi birlikte harmanladığını gördüm; İçimdeki Yolculuk'ta Funda'nın kaybettiği bebeğine yandım. 
Evrenin Dünyası'nda  "Kendini Sevmiyorsun sen, çünkü kendine zaman ayırmıyorsun" cümlesinde kendimi buldum. 
 "Bu şehirdeki en büyük suç, neden bir çocuğun çıplak ayakları değildir ki?" sorusu yüzüme bir kamçı gibi çarptı Parpali'nin "Başka Türlü Bir Şey" blogunda. Kendimi Lalenin Bahçesine zor attım. 
Sahibine Mektuplar'da Fuat'la annesini kucaklamak istedim... 
"Jivago" adlı blog sahibi Mehmet beyin kedilerini okşadım, hayvan haklarını gündeme taşıyan oğlu Tolgaya ve aynı duyarlılıkta "Özgür Anne" adlı blogundaki duyurusu için kızıma ayrı ayrı teşekkürlerimi gönderdim sessizce... 
Mehmet Bilgehan Merki'nin blogundan Üsküp'e uzandım; Asortik Krep'in dediği gibi "Göller de kuşlar da hep var olmalı, olması için ne gerekiyorsa yapılmalı dedim ben de. Şarkılar, türküler çınlamalı yurdumun her köşesinde...
 Hastalar şifa bulmalı dileklerimle üstünü örttüğüm "Öykü" nün blogundan parmaklarımın ucunda  yürüyerek sessizce çıktım. 
"Elif'in Terazisi"ne de çok geçmiş olsun diyorum eşiyle birlikte sağlık diliyorum zor günler geçirmişler anlaşılan...

Zor günler geçiriyoruz aslında hep birlikte değil mi? 

"Sevgili Dünlük" yazmış, dizi dizi Mehmetler bayrağa sarılı  uyuyorlar blogunda biz uyanalım diye, ama bilmem ki uyanabilir miyiz? Annesi duygularımıza tercüman olmuş doğrusu, bakın ne demiş. "Bugün çok sevinçliyim; şehit haberi gelmedi çünkü!... 
"Kırmızı Günlük" Beenmaya'nın zamanla, kendisiyle, insanlıkla hesaplaşması; "Esinti Penceresi" nde ise şarkılar devam ediyor yine...
 "Hoşgeldiniz" diyen Çınar'da yitirdiğimiz yeri doldurulmazlardan Sevgili Neşat Ertaş'ımızla ilgili abuk sabuk laf edenlere verdiği cevabı okudum. Kişiler gelip geçer, sanatçılar ve onların eserleri dünya var oldukça yaşar. Türküler, türkülerimiz ana sütü gibi ak tertemiz türkülerimizi susturamayacaklar merak etmeyin siz...

 Şimdilik bu kadar...

  Siz Neşet Ertaş'ın dizelerini okuyun, fotoğraftaki Ela Yağmur'un  lokmalarından atıştırın; ben de diğer blogları dolaşmaya gideyim izninizle... 

" Ne söyleyeyim şu dünyanın halına
Dağlar ayrı ayrı çöl ayrı ayrı
Şu insanlar bölüşmüşler dünyayı
Hudut ayrı ayrı yol ayrı ayrı

İnsanlık gastine silah yapılmış
Belli insan kötülüğe kapılmış
Tetikler çekilmiş atom atılmış
Tetik ayrı ayrı el ayrı ayrı"

Aranıza hoşgeldim... 


NOT:LÜTFEN OKUYUNUZ:
MEHMET
Sevgili Dünlük yazmış...


28 Haziran 2010 Pazartesi

NERDESİNİZ?

Çok zor günlerden geçiyoruz. Oyun içinde oyun oynanıyor.

Ikınıp sıkınıp AÇILIM" ın ne menem bir şey olduğunu millete açıklayamayanların; çok güzel şeyler olacak, diyenlerin; isteyip de söyleyemediklerini bugün öğreniyoruz.

Eline silah alanların, kanlı katillerin dediği mi olacak? Bölünecek miyiz? İş paylaşım hesaplarına mı geldi? Herkes eline silah mı alsın, istenen bu mu?

Ulusça bir bütünüz. Oynanan bu oyunların Türk-Kürt çatışması çıkararak amaçlarına hızla ulaşmak isteyenlerin düzeni olduğundan eminiz. Daha önce de denediler sağ-sol; alevi-sünni diyerek. Başaramadılar, başaramayacaklar. Ancak o zaman da çok canlar yandı, bugün de yanıyor. Bölünmedik, halk olarak birbirimize düşmedik. Bu oyunun aktörleri bunu böyle bilsinler. Soluğu okyanus ötesinde alanlar, ordan gelecek direktiflerle hareket edenler bunu akıllarına soksunlar. Günü gelince GERÇEK CUMHURİYET SAVCILARI önünde hesap verecekler. O gün uzak değil, biline...

Aşağıdaki yazı Sevgili Bekir Coşkun'un 20 Haziran'da Haber Türk'te yazdığı yazı, okuyamamıştım Samsun yolculuğum nedeniyle. Okumayanlar için paylaşmak istedim.


Bekir Coşkun

FİLİSTİN için yırtındınız da...
Şimdi niçin ortalıkta yoksunuz?..
Niçin sesiniz çıkmıyor?..
Niçin televizyonları çağırıp iki parmağınızı birden sallamıyorsunuz?.. Niçin dünyayı ayağa kaldırmıyorsunuz?..
Nerdesiniz?..
*
Dün kadın okurum, attığı e-mail’de “Yaban güvercinlerini vurdular yine” diyordu...
Her şartta Mavi Marmara gemisinde ölenlerden kat be kat fazla gelen ilk haberlere göre vurulan Mehmetçiklerin sayısı...
Tabii ki onlara da yanmıştı yüreği, vicdanı olan herkes gibi... Ama yaban güvercinleri; bir pis siyasi planın, gemiye doldurulmuş kurbanları olarak ölmediler...
Ya da Filistin toprakları için...
Onlar; yurt topraklarını beklerken, Türkiye rahat uyusun diye, o gece karanlığında vatanları için canlarını verdiler...
*
İyi ama niçin o yeşil bayraklı kalabalıklar Kızılay’a-Taksim’e çıkıp bağırmıyorlar?..
Niçin yurdun dört bir yanında aynı anda mitingler başlamıyor?..
Niçin dinci yazarlar megafonları alıp tepinmiyorlar?..
Niçin toplu gıyabi namazlar kılınmıyor?..
Niçin sesi çıkmıyor mollanın?..
*
Niçin “Dünyayı başlarına yıkarız” diye parmağını dört bir yana sallamıyor ve acele hastanelere koşmuyor Başbakan?..
Hani “van minüt” mü ne?..
Bülent Arınç niçin televizyona çıkıp ağlamıyor?..
Dün “Genelkurmay’dan açıklama bekliyorum” diyebilen TBMM Başkanı, niçin o açıklamayı “açılım”ın mimarı Başbakan’dan isteyemiyor?..
O iktidar milletvekilleri niçin gözlerini sile sile koşup birer çılgına dönmüyorlar?..
Niçin acil kriz toplantıları yapılmıyor?..
Niçin belediye otobüsleri, şehirlerin meydanlarına sembolik “cihat” için bedava insan taşımıyorlar?..
Nerdesiniz?...
Nerde?..

23 Haziran 2010 Çarşamba

HENÜZ ON YEDİ YAŞINDAKİ BUSE'YE NEDEN KIYDILAR?

ATAMA SÖYLEMEK İSTEDİKLERİM



Hani bazı şeyler vardır ya anlatmak istersin anlatamazsın, görmek istersin göremezsin, duymak istersin duyamazsın, ulaşmak istersin ulaşamazsın işte öyle bir şey bu da.
Ama bunları yapabilmek o kadar önemli ve değerlidir ki senin için vazgeçemezsin bu sevdadan. Peşinden koşarsın hiç yorulmadan, yolun sonunun uçurum olabileceği ihtimali olsa bile. Çünkü bir umut vardır içinde, o umut senin gerçeğindir. Yolun sonunu umutla aydınlatırsın. İşte sen de o umuda sahiptin ve umutla aydınlattın yolunu. Sadece umut olamazdı bu; güven, kararlık ve bazense bir çift keskin mavi göz.
Şu an bunu yazabilmemin, hissettiklerimi rahatlıkla paylaşabilmemi sana borçluyum ve bunun da farkındayım.
Şu an en büyük hedefim ne biliyor musun ? "SANA ULAŞABİLMEK" kimi gülüp geçse de buna ben inanıyorum, mühim olan da bu değil mi zaten?
Tıpkı senin bir zamanlar kim ne derse desin inandığın şeyin peşinden gittiğin gibi. Ben de gideceğim.
Çünkü ben senden öğrendim; inanmayı, umutla bağlanmayı, kendine güveni ve kararlı olmayı.
Ve bunları yaparken senin aydınlattığın yolda kim ne derse desin sapmadan başım dik bir şekilde yürüyeceğim.
Çünkü ben senin önderliğinde yetişen Türk evladıyım ve zorda kalırsam muhtaç olduğum kudretin damarlarımdaki asil kanda mevcut olduğunun farkındayım.


Yukarıdaki satırlar İstanbul Halkalı'da askeri servise yapılan hain saldırıda yitirdiğimiz Buse'nin yazdıkları... Neden kıydıkları belli değil mi?


Buseler öldürülecek!

Taş atan çocuklar affedilecek ki birileri onları terörist olarak yetiştirsin, çocuktan katil yapsın, yeni Buseler öldürülsün...


Ben olsam çocuklarına taş attıran büyüklerin elinden o çocukları kurtarırdım.


Taş atan çocuklardan katil değil, Buseler yapabiliyor musunuz, işte gerçek af budur. Yoksa affedin, iki gün sonra yine o çocuklar karşınıza gelecek, siz kara kara düşüneceksiniz. Çocuğun suçu yok, eee ailenin de mi hiç suçu yok? Ana-babalık yapamıyorlarsa devletin o çocuklara sahip çıkması gerekiyor. "Bakamayanların elinden alınacak çocuklar!" , diye yasa çıkarın, göreceksiniz kimse bakacağından fazla çocuk yapamayacak.


Yaparlar mı? Yapmazlar, çünkü birileri çocukların çokluğundan nemalanıyor, kendi geleceklerini çocukların harcanmasında buluyor. Diğerleri kadınların eteklerinin altına saklanarak, kadınların özgürlüklerini elinden alma pahasına siyasi ikballerini sağlamlaştırmaya çabalıyor. Her şeyi açalım, kadınları kapatalım derken başka yerleri açıkta kalıyor da haberleri olmuyor.


Olan Buseler'e, Pınarlar'a, Başaklar'a, bütün vatan evlatlarına oluyor...

Dayanma gücü diliyorum herkese. Çünkü giderek olanaksızlaşıyor, gücümüz azalıyor, sabır duvarları çatlıyor!



Not: Üç gün Samsun, iki gün Ankara gezisinden dün gece döndüm. Samsun gezi notlarını, fotoğraflarını yayınlamaya elim gitmedi. Bu kadar acı fazla değil mi?

İlhan Selçuk'un ölümüne de çok üzüldüm. Ankara'da yolculuk hazırlıkları içindeyken alelacele yazdım onunla ilgili dünkü kısa yazımı.


Ayrıca tüm yorumlarınızı okudum, ancak zamansızlıktan yanıtlayamadım. Hepinize çok çok teşekkür ederim.

1 Nisan 2010 Perşembe

HÜZÜN GELDİ BAŞ KÖŞEYE YERLEŞTİ


Türküler bitti;
Halaylar durdu;
Al damar, mor damar, şah damar sustu.

Hüzün geldi baş köşeye yerleşti, demiş Bedri Rahmi Eyüboğlu...

Tam da dediği gibi, hüzün geldi yüreğime oturdu.

Ölümler acıtıyor, hele yakınınızdaki kişilerse acı yürekleri dağlıyor.

Bugün öğretmen arkadaşımı kan kanserinden kaybettik. Bir diş kanamasıyla hastaneye gidip yirmi dört gün sonra yaşamı yitiriş! İnanası gelmiyor insanın...

Dizi dizi şehitlere mi yanarsınız?

Karaelmas Üniversitesindeki genç doktorun bunalımlar sonucu arabasını uçurumdan denize sürerek intiharına mı?
Aynı sokakta oturduğumuz ailenin, Altınoluk'ta tüpsüz dalış yapan üniversite öğrencisi oğluna mı?

İnsan yaşamı bu kadar mı ucuzladı? Farkında olan, duyarlı, eğitimli insanlarımız hiçbir dönemde bu kadar aşağılanmamıştı. Kaç iyi yetişmiş insanımız intihar etti, bilen var mı?

Offf! Üzgünüm, çok üzgünüm bugün!

Ölüm geldi mi ne desek boş...

5 Ekim 2008 Pazar

DELİ GÖZBEBEKLERİ

The image “http://www.kalem.biz/images/ULU%20%C5%9EEH%C4%B0TL_5_353.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.
"Yol geçen hanı" olmuşuz!..Haberiniz var mı ? Ne giren belli, ne çıkan ...

Her gün, kaçak göçmenler sıkıştıkları arabalardan çıkarılırken haberlerimizi süslüyor. Bir kısmı ölmüş olarak ! Ölmeseler haberimiz olmadan geçip gidecekler.

İftar sofralarında boy gösterenlerin baştacı edildiği ülkemizde artık çalışmak, görevini doğru düzgün yapmak hayal mi oldu ? Bu kaçaklar İstanbul'a kadar gelirken hiç mi bir çalışana rastlamadılar. Hepimiz bu dünyadan vazgeçtik de cennete mi yatırım yapıyoruz ?!

Yurt dışına çıkanlar bilirler. Tüm evraklarınız tam da olsa didik didik aranırsınız. Ya bizde ?

Sadece bizi değil Dışişleri Bakanımızı bile saatlerce dışarda bekletmişlerdi de ulus olarak üzülmüştük hatırlar mısınız?.

Ege kıyılarımızda Yunanistan'dan insanlar ellerini kollarını sallaya sallaya gelir giderler... Onlardan vize mize istenmez, ya bizden ? Deneyin isterseniz !

Uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkar gözetilmez mi? Bizi ikinci sınıf insan durumuna düşürmeye kimin , ne hakkı var ? Bize vize soranlara biz neden sormuyoruz ?

Doğuda, Güneydoğu'da durum nasıldır? Bu kaçaklar nasıl giriyor içeri, sormaz mısınız ? Bu teröristler nereden sızıyor içimize? Asker ocağımıza, Ana yüreğimize kor düşürüyor? On beş şehit ! Gördünüz mü ? Yanmadınız mı ?

Herkesin, başını iki elinin arasına alıp düşünme zamanı gelmedi mi ? Dizi dizi Mehmetlerimiz uğurlanırken yüreğinizin yanması yeterli mi ? Artık herkesin görevinin gereğini yerine getirmesi zamanı gelmedi mi ?

SKY Türk TV'de Eskişehir'deki Mehmet'imizin cenaze törenini izlediniz mi?
Artık öfkeler kabına sığmıyor , görmüyor musunuz, duymuyor musunuz?

Teröre destek verenlerle sarmaş dolaş görüntü veren büyüklerimiz de buna yakından tanık oldu.

"Yan gelip yatmadı, vatanını satmadı!" diye haykırıyor acılı kalabalık duymadınız mı ? Daha başka şeyler de yankılandı ekranlardan ben söylemeyeyim, siz de duydunuz değil mi?

Öfkenin hem sözleri, hem gözleri deli deli gelmiyor mu size de ?


"Ey
beni
ağzı açık
dinleyen adam!

Belki arkamdan bana
bu kalbini
haykırana
"kaçık"
diyen adam!

Sen de eğer
ötekiler
gibi kazsan,
bir mana
koyamazsan
sözlerime

bak bari gözlerime;
bunlar:
Deli gözbebekleri !
gözbebekleri !
(Nazım Hikmet)


Artık güzel günler görsün çocuklarımız , diyoruz. Ya siz ?

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...