tarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2010 Salı

BENCE DE



insanlar ne dilleriyle ayrılırlar birbirlerinden
ne de renkleriyle inançlarıyla
türkülerde toroslarca yükselen o kanlı sınır
insanların birbirine kulluğu köleliğidir



Hasan Hüseyin Korkmazgil böyle demiş, ne güzel demiş!
İnsanın insana köleleğini yok edebilir misiniz? Önce bunu halledin, sonrası kendiliğinden gelir. Ama işinize gelmez ki...


7 Şubat 2008 Perşembe

KALBİMİN HÜZNÜ VAR

"Derdim var beller gibi
Söylemem eller gibi
Kabimin hüzünü var
Yıkılmış iller gibi
Gözümden yaş akar
Bulanmış seller gibi "
Mani- Anonim


YABAN'dan...

İki günden beri , köyde,fevkalade zamanlara mahsus bir hal var...........
Mehmet Ali'nin annesi bile gülümsüyor ve yirmi yaş daha genç görünüyor.
Bekir Çavuşun ağzı kulaklarına varıyor. Bir "Geldi..." sözüdür fısıldanıyor.
_ Geldi. Ahmed'inkilerin odasında...
_ Geldi. Görmediniz mi?
_ Geldi ama çok kalmayacakmış.
_ Geldi, bu gece muhtarın evinde okuyacakmış.
Mehmet Ali'yi şöyle bir kenara çektim:
_ Ne var? Ne oluyor?
O da kendini umumi heyecana kaptırmış görünüyor. Sırıtarak:
_ Hiç, beyim, diyor.
Fakat, ben şıkıştırınca söyledi:
_ Şeyh Yusuf geldi beyim, Şeyh Yusuf.
_ Bu Şeyh Yusuf da kim oluyor?
_ Mübarek, büyük bir adam. Her yıl gelir, duasını alırız. Hastaları okur, üfler. Bize güzel nasihatlar verir, yol gösterir. Başı sıkıda olanları selamete çıkarır.
_ Hangi tarikatten bu şeyh?
_ Bilmem beyim; o kadarını gayrı bilmem.
_ Peki, bu adamın şimdiye kadar size ne iyilikleri dokundu?
_ Çok beyim.
Fakat, bu iyiliklerin bir tanesini sayamadan, yalnız, esrarlı bir tavırla başını sallıyor.
_ Yalnız muhtarın karısını iyi edemedi.
_ Ya Salih Ağa'nın oğlunun kamburunu düzeltebildi mi?
_ .............
_ Ya şu meczup Memiş'in aklını başına getirebildi mi?
Mehmet Ali cevap vermiyor. Önüne bakıyor. Biliyorum ki bana, içinden, öfkeleniyor. Bana karşı , her ne zaman öfke duyarsa böyle sessiz, önüne bakar.
Daha alaycı, daha babayani bir tavır takınarak devam ediyorum:
_ Gelgelelim nasihatlerine... Neymiş bakalım onlar?
_ Aklımda kalmamış beyim; anam bilir.
Benim elimden kurtulmak için anasını çağırıyor. İhtiyar kadın:
_ O ne bilir; dedi. Şeyh Yusuf Efendi kim, o kim?
_ Öyleyse sen anlat bana, Zeynep Kadın.
_ Nasıl anlatayım ki...

O da işin içinden çıkamıyor. Nihayet Şeyh Yusuf Efendi'ye yalvarıp onu bu eve getirmeye karar veriyoruz.
Bu işi bin bela, Mehmet Ali üstüne aldı. Muhtarın evine gitti. Fakat, gitmesi ile gelmesi bir oldu. Muhtar " O sizin ayağınıza gider mi? Siz onun ayağına gelin. " demiş. Bunun üzerine hep birlikte kalktık; gitmeye mecbur olduk. Muhtarın evinde, Şeyh Yusuf'un oturduğu oda tıkabasa insanla dolu. O, köşede, bir hasır üstünde bağdaş kurmuş, oturuyor. Sırtında eskiden yeşil olması muhtemel bir cübbe var. Üstü başı, saçı sakalı o kadar kirli ki,
- yanına yaklaşmaya hacet yok - kapıdan itibaren bir teke gibi kokuyor.

Beni görünce küçük kalabalık, kendiliğinden dağıldı. Mehmet Ali ile anası arkamda. İçeri girdik.
_ Merhaba Şeyh Efendi.
Rahatı kaçmış bir adam huzursuzluğuyla başını kaldırdı. Beni uzun uzadıya süzdükten sonra dişsiz ağzının içinde homurtu halini alan şu sözleri geveledi:
_ "Merhaba, merhametten gelir. Sen kim oluyorsun ki, bana merhamet edeceksin?"
Hemen muhtar söze karıştı:
_ "Kusura bakma, yabanın biridir " dedi.

Ben, yegane yumruğumu, bir anda, hem şeyhin, hem muhtarın suratına savurmak ihtiyacını güç zaptediyordum. Yarı gülümseyerek, yarı dişlerimi sıkarak, diyorum ki:
_ SEN YALNIZ MERHAMETE DEĞİL , TERBİYEYE DE MUHTAÇSIN...
(Yaban- Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

26 Ocak 2008 Cumartesi

LAİKLİK NE DEĞİLDİR



"Dünyanın başka uygar toplumlarında olduğu gibi Atatürk Türkiyesinde de laiklik, bireylerin birey olarak diledikleri dinsel inanca sahip olmalarına ya da hiçbir dinsel inanca sahip olmamalarına başta devlet, hiç kimsenin karışmaması olarak anlaşılır.
Ancak yine başka toplumlarda olduğu gibi Türkiye'de de laik düzene karşı olanlar kendi dinsel tutumlarının topluma zorla benimsetilmesi amacında olduklarını açıkça ortaya koyamadıkları ve makullük dışına çıkmayı göze almadıkça laiklik ilkesine doğrudan doğruya karşı çıkamadıkları için genellikle laiklik kavramına ve laik devlet, laik toplum düzeni kavramlarına eksik ya da yanlış tanımlamalar getirmeye yönelmişlerdir. BÖYLECE DİNİ SİYASETE ve BAŞKA TÜR BENCİLCE ÇIKARLARA ARAÇ YAPABİLME KAPILARINI ZORLAMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR.
Laiklik Ne Değildir?
  • Laiklik, en sık yinelenen " Dinle devletin birbirinden ayrı olması..." tanımının yüzeysel olarak anlaşılmasına dayalı "Din alanında kim ne yaparsa yapsın, devlet karışamaz." anlamını taşımaz.
  • Laiklik devlet gücünün, otoritesinin ve olanaklarının herhangi bir dinsel inancın ya da inançsızlığın eğitilmesinde, öğretilmesinde, yayılmasında kullanılması demek de değildir. Çünkü böyle bir durumda başka dinden ya da mezhepten olanların, aynı dini ayrı biçimlerde yorumlayanların ve herhangi bir dinsel inanç beslemeye gerek görmeyenlerin inanç ve vicdan özgürlükleri ortadan kaldırılmış olur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün eşsiz önderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi bir ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır. Bir toplumsal -yeniden- biçimleniştir. Ulusal bağımsızlığı ve özgür düşünceyi temel aldığı için bir Türk Aydınlanmasıdır.
Gerçekten laik bir dünya anlayışı temeli üzerinde yükselen Türk Devrimi, Türk toplumunda akıl çağını etkin biçimde açmıştır.
Türk Devriminin temeli olan ulusal bağımsızlık ilkesi, düşünce ve inanç bağımsızlığı ve özgürlüğü demek olan laiklikle özdeştir. Boş inançların, dinsel baskıların doğmatik zincirleriyle aklın bağlandığı yerde ulusal bağımsızlığın düşü bile görülemez. BUNUN GİBİ İNANÇLARIN YÖNETİMİNDE BİLİM DE YAPILAMAZ. Öyleyse laik düşünüş ve davranış olmadan DEMOKRATİK BİR HUKUK DEVLETİ DE KURULAMAZ.
Öte yandan laiklik, " Dil, kan, hatta din birliğine karşın Türk halkını yüzyıllar boyunca bin parçaya bölen ACIKLI DİDİŞMENİN de sonu, en sağlam birlik demek olan eğitim ve kültür birliğinin de başlangıcıdır.
Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'da şunları söylemiştir:
Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmak... Şimdiye değin ulusun kafasını paslandıran , uyuşturan... düşünüşte bulunanlar olmuştur. Herhalde düşünüşlerdeki boş inançlar tümden kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça kafaya gerçek ışıklarını ulaştırmak olanaksızdır.
Efendiler ve ey ulus, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat,uygarlık tarikatıdır.
Yol ayrımına mı geldik, ne dersiniz? Tehlike kapıyı çalmaya başladı. Korkarım başkaları da sırada... Yazık... "

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...