sansüre hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sansüre hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2012 Pazar

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ



İnsanoğlunun içgüdüden düşünmeye atlaması ve düşünce yaratması için, çok ilkel de olsa, toplumu kurması gerekir. Buna "birarada çalışmak" da diyebiliriz. İnsanoğlu birarada çalışarak ve birarada çalıştığı için düşünmeye başlamıştır. Ona "düşünen hayvan" denmesi bundandır. Zamanla "dil"i doğuracak olan da kuşkusuz bu yetidir.
Burada önemli olan, düşünme ve düşünce için en az iki kişinin var olması koşuludur. Başka bir deyişle, düşünce bir kişiden başka bir kişiye aktarılabilen bir im demektir.

İnsanoğlu bu aktarma işini en yetkin olarak "dil" ile başarmıştır. "Dili yaratmasının nedeni budur." demiyorum, çünkü dil, ne denli ilkel olursa olsun, insanda düşünme yetisini biçimlendiren başlıca güçtür. "Peki insanlar konuşmaya başlamadan önce?" sorusunu bir bilgin, "Ne denli geriye gidersek gidelim, dili bulacağız." biçiminde yanıtlamaktadır. Öyle ise dil ile düşünce arasında benzerlik değil, özdeşlik vardır ve dil, düşüncemizin başkalarına aktarılması demektir. Bu kadar açık.

Düşünce özgürlüğü kavramını bu açıdan ele alırsak, dememiz gerekir ki, bu özgürlük bize dışarıdan verilmez, çünkü verilemez; o düşüncenin (ve elbette dilin) doğasında vardır.
İmdi "Düşün düşünebildiğin kadar, bunların söylenebilecek olanları ile söylenemeyecek olanlarını ayır." demek, gerçekte düşünmenin özniteliğini yoksamak anlamınadır.

Çünkü düşünme bir anlatım biçimidir, buna yasak konamaz. Yasak konması, insanoğlunu, "arpacı kumrusu"na, ya da "ispinoz"a benzetmek anlamına gelir. Oysa arpacı kumrusu ile ispinoz düşünmez, düşünemez. Biz düşünüyorsak, başkalarına aktarabildiğimiz ölçüde düşünüyoruzdur, konuşarak, yazarak. "Fikir suçları" diye bir şey yaratanlar, demek düşünmeyenler, düşünemeyenlerdir.

Melih Cevdet Anday böyle diyor "Düşünce Özgürlüğü" konusunda. Metni Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nun "A'DAN Z'YE Melih Cevdet Anday" isimli kitabından aldım. Kitabı bir kez daha okudum. KİTAP-LIK dergisi armağan olarak vermiş 2003 yılında.

Temizlik yapmanın bir yararı da unuttuklarımızın yeniden gün ışığına çıkması sanırım. Sevindim bulunca, paylaşmak istedim.

İyi pazarlar, iyi okumalar herkese...

9 Haziran 2011 Perşembe

SİBER SAVAŞ BAŞLADI (MI?)


Olur mu olmaz mı bilmiyorum, ama konu çok çok önemli!
Buradan OKUYUN, bilenler bizi aydınlatsın lütfen...

10 Mayıs 2011 Salı

"İNTERNETİME DOKUNMA" DİYENLER PARMAK KALDIRSIN



*"Bizden korkanlardan gördüğümüz saygı, saygı değildir. Onların saygısı bana değil, krallığadır."

*Hükümdarların kavuştukları en büyük nimet,
Halkın, hem(onların) derdini çekmesi hem de üstelik
Onları (krallarını) övmek zorunda olmasıdır."

"Kralın iyisi kötüsü, sevileni sevilmeyeni hep aynı saygıyı görür. Bir kralsam, halkın bana çatmaması beni sevmesine alamet sayılmaz, çünkü çatmak istese çatamazdı. Ardımdan gelenler dostum oldukları için gelmiyorlar, halleşip dertleşemeyen insanlar arasında dostluk olamaz."

İyi ki bugün krallar, padişahlar yok. Hala Ata'mızın sağladığı demokrasinin nimetlerinden yararlanıyoruz. Ancak kral olmak isteyenler var. Bunun için her yolu deneyenler var. Özgürlüklerimizi, şimdilik , kısıtlamaya çalışanlar var. 22 Ağustos'ta İnternete uygulanacak sansürü planlayanlar var. Susacak mıyız? 15 Mayıs'ta korkmayanlar saat 14.oo'teTaksim'de toplanacakmış. Bence olanağı olanlar mutlaka katılmalı o yürüyüşe...
Amaçları hepimizi korkutup sindirmek, daha sonrasında tüm özgürlüklerimizi elimizden almak...

Korkacak mıyız? Korkup susacak mıyız? Ölmeden ölecek miyiz?

"Delilik değil midir, sorarım, ölüm korkusundan ölmek?"

"İnternetime dokunma!", diyenler parmak kaldırsın?


*Alıntılar Denemeler (Montaıgne)'den.


5 Mayıs 2011 Perşembe

ÇOCUKLARI KORUYACAKLARMIŞ!

Şu haberlere bakar mısınız?

*Yetiştirme yurdunda tecavüz ve kürtaj skandalı
*Ablasının kızına yedi yıl tecavüz etti.
*Tecavüzcü baba tutuklandı.
*Kürtajla bu bebeği alın, yoksa canıma kıyarım.
*Çocuk tacizcisi huyundan vazgeçmedi.
*Karbonmonoksit zehirlenmesi dört can aldı.
*Gaziantep'te anne ve üç çocuğu öldürüldü.
*15 yaşındaki liseli kız anne oldu.
*Ölüm dört aylık bebeği otobüste yakaladı.
*Foseptik çukurunda korkunç ölüm
*Töre mağduru kız ailesine teslim edildi.
*60 kadını kürtaja zorlayan skandal (Sağlık Bakanlığı süresinin geçtiği iddia edilen kızamıkçık aşılarını hamile kadınlara yapmış, doğacak çocuklar sakat olabilirmiş.)
*Dokuz aylık hamile kadın soba kurbanı.
Çalışan çocuklar,taş atan çocuklar, çöp toplayan çocuklar, açlıktan ölen çocuklar, töre kurbanı çocuklar, öğretmen bulamayan çocuklar, emekleri şifrelerle çalınan çocuklar, tarikatlarda-cemaatlarda beyni yıkanan çocuklar, Çocuk Esirgeme Kurumları'nda şiddet gören, tecavüze uğrayan çocuklar, Siirt'te öğretmenler de dahil kamu görevlileri tarafından topluca tecavüze uğrayan çocuklar... Say say bitmez...

Ne yapacaklarmış? Çcukları zararlı yayınlardan korumak için İnternete filtre getireceklermiş! Be hey gafiller! Çocuğuna bilgisayar alabilen aileleri bırakın, onlar kendi sorunlarını kendileri çözsün. Siz asıl diğer kimsesiz çocuklara sahip çıkın. Onları insanca yaşatmanın yollarını arayın.

Yukarıda başlıklarını yazdığım haberlerdeki anne ve çocukların sorunlarına kısaca gözatabilir misiniz? Bunların yaşadıklarının internetle bir ilgisi var mı?

Var, ama bu sizin iddia edeceğiniz türden değil. Bütün bu sorunların duyulmasını sağlıyor internet. Sahipsiz bıraktığınız, sorunlarını çözmek için bir şey yapmadığınız bu çocuklara sahip çıkılması yönünde tepkiler alıyorsunuz, asıl bu mu sizi kısıtlamaya iten? Çirkinlikler duyulmasın, üstü örtülsün, yüzlerce yandaş medya ve TV'lerle halkı uyutalım mı istediğiniz?

Ankara'da ailesiyle birlikte bir lokantada yemek yiyen çocukları, babasının içtiği bir kadeh içkiden, korumaya kalkan, tutanak tutan devlet; çöplükte yiyecek arayan çocukları da aynı titizlikle koruyor mu acaba?

Yoksa bütün bunlar bahane, tüm özgürlükleri kısıtlamak şahane mi görünüyor sizin mahalleden?

Sorunları çözmenin başka yolları olduğu konusunda da biraz çalışma yapmaya ne dersiniz? Siz en kolayını seçiyorsunuz, ya yasaklıyorsunuz; ya da kesiyorsunuz! Onu da yüzünüze gözünüze bulaştırıyorsunuz?

Acaba Üzmez çocukluğunda internet kullandığı için mi bu duruma düştü? Ya da B.Ç.?

Buyrun okuyun:

"BURSA’da, 14 yaşındaki B.Ç. adlı kıza cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla 13 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından bozulan 78 yaşındaki Hüseyin Üzmez’in, ikinci kez yargılandığı davada yine aynı cezaya çarptırıldı. Mahkeme heyeti, Yargıtay sürecini dikkate alarak Üzmez’in tahliyesini kararlaştırdı."

Ödül mü ceza mı siz karar verin...

"Kaş yapayım derken göz çıkartıyorlar!Kamuoyunda ‘hadım’ olarak nitelenen düzenlemeyi yaparken çocukları cinsel yönden istismar edenlerin alacağı ceza miktarını düşürdü.
Hüseyin Üzmez' e ve çocukları taciz edenlere örtülü af geliyor! Kayseri’de kaybolan çocukların katil zanlısının, bu çocuklardan birine tecavüz etmesi üzerine harekete geçen TBMM Adalet Komisyonu, kamuoyunda ‘hadım’ olarak nitelenen düzenlemeyi yaparken çocukları cinsel yönden istismar edenlerin alacağı ceza miktarını düşürdü."
BURADA

Gölge etmesinler yeter! Sansüre Hayırrrr!

25 Mart 2011 Cuma

KÜRTAJ


Yazacak ne çok şey birikti. Yazamıyorum.Taslak yapsam diye düşündüm, ama vazgeçtim. Baksanıza taslak maslak dinlemiyorlar. İmamın Orduları doğmadan öldürülmüş bir çocuk gibi...
Bugün dünya tarihine geçecek önemli olaylar yaşanıyor. Başka bir yerde yapıldı mı bilmiyorum. Bizim ülkemizde bu da oldu. Kitaba KÜRTAJ yaptırdılar.
Basılmamış bir kitap imha edildi.
Hadi hayırlısı...

14 Mart 2011 Pazartesi

"BAHAR OLSUN, BAHAR OLSUN DA GÖNLÜM/ BİRAZ DEF'İ MELAL ETSİN DİYORDUM/ CİHAN TAGVİR-İ HAL ETSİN DİYORDUM"


SAYE-İ ŞAHANEDE AH=0
(Eskilerden)

Edebiyat Anıları'nda Hüseyin Cahit Yalçın, " Abdülhamit döneminde gazetecilik iyice güç, tehlikeli bir işti... İp üzerinde cambazlık belki bu kadar ustalık gerektirmezdi." diyor.

'Birader' diyemezdiniz, 'tepe' diyemezdiniz, 'sakal' hele 'boya' hiç diyemezdiniz...

Böyle yüzlerce sözcük vardı yasaklanan!

'Birader' diyemezdiniz, çünkü Abdülhamit, kendisinin tahttan indirilip kardeşlerinden birinin (Reşat ve Murat) tahta çıkarılmasından korkardı. Kardeşlerinin adamlarıyla bile konuşanın, başlarının belaya girmesi kaçınılmazdı. Bu nedenle 'birader' sözcüğü onları çağrıştırdığı için yasaklanmıştı. Hatta o dönemde kimse yeni doğan çocuklarına korkudan Hamit,Murat,Reşat adlarını verememişlerdir.

'Tepe' diyemezdiniz, çünkü Yıldız Sarayı bir tepenin üstündeydi, onu çağrıştırmış olurdu bu sözcük de! 'Yıldız' hepten yasaktı zaten... Kaynaklarda 'Bir Yıldızböceği' adlı yazı yüzünden Mecmua-i Fünun dergisinin kapatıldığını yazıyor.

'Sakal', 'kızıl', 'boya' neyi çağrıştırıyor söylemeye gerek var mı?

'Deli' sözcüğü de, Sultan Murat'a çağrışım yaptığı için yasaktı. Halit Ziya Uşaklıgil , gençliğinde yazmayı düşündüğü 'Deli' adlı romanı bu yüzden yazmadığını söylemiştir. Keşke yazsaymış, belki de Aşk-ı Memnu'dan da ünlü bir eser olurdu... Görüyor musunuz şu sansürün yaptığını?

Şimdi de yasaklı 'burun' sözcüğüne bakalım. Bu konuda ilk kaynak, Hüseyin Cahit Yalçın'ın Piere Loti'den çevirdiği İzlanda Balıkçısı'dır. Hüseyin Cahit şöyle anlatıyor:

" Bazı sözcükler vardı ki onların kullanılmasının doğru olmayacağını bütün yazarlar bilirdi. Sözgelimi, 'burun' dan söz edilemezdi. Çünkü Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesinin çok büyük, kuraldışı ve gösterişli bir burnu vardı. 'Burun' sözünün onunla alay edilmesi sonucunu yaratacağı kanısına varılmıştı....... Ben İzlanda Balıkçısı'nı çevirirken coğrafyayla ilgili 'burun' sözü geldikçe ' karaların denizlere doğru ilerlemiş bölümleri ' diye yazardım.

'İhtilal', 'hürriyet', 'vatan' gibi sözcükler anlaşılır nedenlerle yasaktı.

Ama anlaşılmayacak olanlar da vardı. Gelin Hüseyin Cahit' e bir kez daha kulak verelim:

"Suda erimek anlamına gelen 'halletmek' sözü de yasak olan deyişlerdendi, çünkü tahttan indirmek anlamını veren 'hal' sözüyle bir ses benzerliği gösteriyordu. 'Tahtakurusu' da sarayın lütfuna uğramış hayvanlardandı; gazetelerde adı geçmezdi. Çünkü 'tahtı kurusun' dileğini ses bakımından uzaktan uzağa akla getirir gibiydi.

Tedrisat-ı Ahlakiye (Ahlak Öğretimi) makalesinde: "Medeniyet ve İslamiyetin ezici gücü iyi ahlak sayesinde olmuştur." demiştim. Sansürcü 'SAYE' sözcüğünü çizmiş, yerine 'İLE' koymuş. Cümle: "Medeniyet ve İslamiyetin ezici gücü iyi ahlak ile olmuştur." biçimini almış.

Padişahlık devrinde her şey 'Abdülhamit sayesinde' olurdu. Hatta yağmur bile 'saye-i şahanede' yağardı. Sansürcü, dalkavukluğu o kadar ileri vardırıyordu ki başka hiçbir insanın hiçbir şeyin 'saye' sinde bi şey olamaz demek istiyor, 'saye' sözcüğünü sırf 'iki deniz ve iki kara Hakanı, yeryüzü Halifesi, hiç kimseye minnet etmeyen velinimetimiz Efendimiz hazretleri' ne saklıyordu."

'Bahar' sözcüğü de tehlikeli sözcüklerdendi o zamanlar. Şifre olarak kullanılıyordı.

Rubab-ı Şikeste'de Tevfik Fikret:

"Bahar olsun, bahar olsun da gönlüm
Biraz def'-i melal etsin (sıkıntıdan kurtulsun) diyordum.
Cihan Tagvir-i hal etsin (dünyanın hali değişsin) diyordum."

'Bahar' sözcüğü konusunda Ahmet Rasim de bir anısını anlatmış:

O dönemde İsmail Safa, Saadet gazetesinde "Bahar Gelmeyecek mi, bahar gelmeyecek mi?" nakaratlı bir şiir yazmış, ancak sansürcülere bilgi yanlış gitmiş ; Ahmet Rasim yazdı sanılarak apar topar saraya götürülmüş.

Başmabeyinci:

"Sizin kafanızı havanda ezmeli, hainler!"

Yazarın cevap vermesine meydan bırakmadan küfüre de başlar:

"Sizi edepsizler, veled-i zinalar, nankörler, hainler... Sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar... Sizi köpekler, yezitler, mel'unlar, asılacaklar..."

Durmadan bağırıp, söylenen mabeyince "Bu ne demek?" diyip kısa bir soluk alma molası verince; Ahmet Rasim , can havliyle cebinden mührünü çıkarıp onun önüne atıyor.

Böylece İsmail Safa olmadığı, Ahmet Rasim olduğu ortaya çıkıyor. Özür dileniyor, kimseye bir şey söyleme denilerek bırakılıyor!

Ahmet Rasim sussaydı, yazmasaydı haberimiz olmayacaktı bu durumdan değil mi? Mabeyinci unutuldu, yazar yaşıyor...

Uzattım biliyorum, ama konu ilginç...

Sansür sadece siyasete, sanata el uzatmamış ki... Bilimde de uygulanmış:

Kimyada yanıcı maddeleri meydana getiren bazı bileşimler yasak. Abdülhamit'in adının ilk harflarini meydana getiren harflerden birleşik bazı kimya ve matematik formülleri yasak. Örnek mi?

Hiç kimse ' AH= O ' yazamazdı. Çünkü bunun ' Abdülhamit=SIFIR ' biçiminde yorumlanması olasılığı vardı.

SAYE-İ ŞAHANEDE AH= 0

Abdülhamit, bazı teknik gelişmeleri, kuşku yüzünden yasaklamıştı. 'Dinamo' sözcüğü 'dinamit' sözcüğüne çağrışım yaptığı için "Memleketi elektrik nimetlerinden yoksun bırakmıştı." der Halit Ziya...

Tabi o dönemde resmi sansürcülerin yanında binlerce de 'curnalcı' denen kraldan fazla kralcılar da vardı . Onlar kışkırtma görevlerini başarıyla sürdürmüşler anladığımız kadarıyla...

Aman tahtaya vurun. İyi ki o dönemde yaşamıyoruz!

Daha yasaklanan kitaplardan, tutuklanan- sürgüne gönderilen yazarlardan söz etmedim efendim. Sıkıldınız biliyorum. Belki başka yazıya...

4 Mart 2011 Cuma

KUTLU OLSUN!



3 Mart 1924:

*Halifelik Kaldırıldı.
*Öğretimin Birleştirilmesi Yasası Kabul Edildi.
*Şeriye ve Evkaf Vekaleti Kaldırıldı.

Bu üç yasayla laiklik ilkesine dayalı Cumhuriyetimizin temelleri atılmıştır. 3 Mart Türk Aydınlanma Devriminin başlangıç tarihidir. 87. Yıldönümü Atatürkçülere, Çağdaşlaşma ve Aydınlanma devriminden yana olanlara kutlu olsun.

Sonsuza kadar yaşatacağız...

Sansürün her çeşidine hayır, bin kez hayır! Düşünceler zorla, baskıyla, korkutmayla, sindirmeyle engellenebilir mi?

3 Mart 2011 Perşembe

ÖNEMLİ DUYURU- YASAKLARA İTİRAZ DİLEKÇESİ-BLOGUMA- EN ÇOK DA- ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE DOKUNMAYIN

ALINTI

Evet arkadaşlar, Sevgili arkadaşımız, Sn. Avukat Tülay Pordoğan Oral hanım, bizlere destek olarak, gerekli hukuki itiraz dilekçesini hazırlamış. Başta şahsım adına bunu yapıcak ve yorumlarınızı ek belge halinde sunup işleme koyacaktım ama, Tülay Hanımın da dediği gibi, benim haricimde herkes bunu doldurur ve bu yorumları sizde ekler yollarsanız, daha etkili ve sorumlu olur. Bunda korkacak, çekinilecek hiç bir şey yok. Bu sadece hakkımızı aramak adına "itiraz dilekçesidir" Bu dilekçenin ilgili yerleri (adınız, tc no vs) doldurulup "İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE" götürülecek. Bu dilekçenin aslı bende ve Tülay hanımda. Word tabanlı bu belgenin çıktısını almak için, bana herkes yorumdan yada mail adresimden ulaşıp, mail adreslerini ulaştırsınlar, ulaşan kişi de, bir başkasına, oda bir başkasına olacak şekilde zincirleme bu dilekçe isteyen herekese dağıtılsın ve işleme konulsun. Benim gibi bu dilekçenin altına, imzalarınızı içeren yorumları da eklemek isteyenler ki bu mutlaka olmalı, onlarıda, bloga girebilenler kopyalayıp alabilirler, giremeyenlere de bizler yollarız.

YANLIZ BENİM TAVSİYEM BUNU TEK TEK DAĞINIK ŞEKİLDE DEĞİL, BÖLGESEL OLARAK, HERKES BULUNDUĞU ŞEHİRDE BİRLEŞİP, BİRLİKTE DİLEKÇELERİ TESLİM ETMEK DAHA ORGANİZE OLUR, DAHA DERLİ TOPLU OLUR. O ZAMAN SADECE "İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ" YERİNE BULUNDUĞUNUZ ŞEHRİN "NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNİ" YAZMALISINIZ, EĞER BAŞKA KİMSE YOKSA, YADA BEN TEK YAPMAK İSTİYORUM DİYORSANIZ BU ÖRNEĞİ DOLDURUP, HEMEN İŞLEME KOYABİLİRİSİNİZ.

İZMİR'DE OLANLAR, BİRLEŞİP, GÜN KARARLAŞTIRIP BİRLİKTE TESLİM EDELİM DİYORUM. ÇOK YORUM VE İMZAYI GÖRÜNCE, HERKESİN TEPKİSİNDEN SIKINTISINI VE ÜZÜNTÜSÜNÜ GÖRDÜM, O HALDE BU TEPKİLERİ VE DÜŞÜNCELERİ FİİLENDE UYGULAMANIN ZAMANI GELDİ. BİRAZ CESARET VE BİRLİKTELİKLE SADECE YASAL HAKKIMIZI KULLANACAĞIZ.


**********************************************************

İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ Aracılığı ile

DİYARBAKIR AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Sunulmak üzere

DİYARBAKIR 5. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO:2011/156 D.iş
İTİRAZ EDEN :ADI SOYADI VE TC KİMLİK NO
(Adres yazılacak)
İTİRAZ OLUNAN
KARAR : Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 14.01.2011 tarih ve 2011/156 D iş sayılı karar

AÇIKLAMALAR :1.Digiturk A.Ş. yayın hakları şirketlerine ait olan Spor Toto Türkiye Süper Lig müsabakalarını yayınlayan web siteleri ve IP adreslerinin 5846 sayılı yasa gereğince erişime engellenmesi talebi ile Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
2.Bu başvuru sonucunda ise Mahkemece sadece maç yayını yapan blogspot.com ve IP adreslerine erişimin yasaklanmasına karar verilmesi gerekirken , blogspot.com uzantılı tüm bloglara erişimin engellenmesine karar verilmiş ve Mahkeme kararı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doğrudan erişim sağlayıcılara gönderilerek uygulanmaya başlanmıştır.
3.Digiturk A.Ş. nin talebi sadece Spor Toto Türkiye Süper Lig müsabakalarını yayınlayan web siteleri ve IP adreslerinin erişime engellenmesine ilişkin olmasına rağmen, 5.Asliye Ceza Mahkemesinin blogspot.com uzantılı bütün bloglara erişimin engellenmesine dair kararı, Digiturk A.Ş.nin talebini de aşan haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir karardır. Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesinin kararı "blog bağlantı adresiniz olacak" isimli blog sahibi olarak beni ve tüm blogspot üyelerini mağdur etmiştir.
4.Diyarbakır 5.Asliye Ceza Mahkemesinin kararı gerek mevzuata gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğundan mağduriyetimizin giderilmesi için karara itiraz etmek zorunda kalmış bulunmaktayım.
5.CMK hükümleri gereğince itirazımın kabulüne ve Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2011 tarih ve 2011/156 D iş sayılı kararının Kaldırılmasına karar verilmesini talep etmek zorunda kalmış bulunmaktayım
SONUÇ :Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle itirazımın kabulüne ve Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2011 tarih ve 2011/156 D iş sayılı kararının KALDIRILMASINA karar verilmesini saygılarımla vekalaten arz ve talep ederim.03.03.2011
İTİRAZ EDEN
ADI SOYADI

**********************************************************

LÜTFEN BU İŞE GÖNÜL VERİP KATILAN ARKADAŞLAR, YORUMDAN HABER BIRAKIRLARSA "BEN DİLEKÇEMİ YOLLUYORUM" DİYE, KATILIMIN VE AMACIMIZIN NE KADAR YERİNE ULAŞTIĞINI GÖRMÜŞ OLURUZ.

(buradan kopayalıp, word şeklinde yazabilenler alabilirler, ama aslını isteyen mutlaka mail adresini yazmalı, mailden bana ulaşmalı, bloga giremeyenlere, diğer arkadaşlar mutlaka yardımcı olsun, iletsin.)
afetergu68@hotmail.com

2 Mart 2011 Çarşamba

BIRAKIN BİRİLERİ DE MASUM KALSIN

Ülkeme, Ulusuma, Cumhuriyetime, Özgürlüğüme, Bloguma Dokunma!


Uzun süredir zamansızlıktan bloguma giremiyordum. Bugün kısa bir not için girdim ki ne göreyim?
"İleri Demokrasi!" almış başını gidiyor. Neymiş Digitürk kanalı bazı siteleri şikayet etmiş, yasalara göre suç işliyorlarmış. Eee bundan kim sorumlu şimdi? Suç bireysel değil mi? Suçlu olanla başedemeyen devlet mi olur? Suçluyu bulup suç unsurunu engellersin olur biter. Tabi amaç üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse o başka...

Ancak bu yasak beni hiç şaşırtmadı, hatta bekliyordum, diyebilirim. İleri Demokrasinin örneklerine daha önce pek çok alanda tanık olmadık mı? Hepimizi suçlu yapmanın bir yolu bu? Cumhurbaşkanımız korsan film indirip izliyor; başbakanımız yasaklattığı you to be'ye kaçak girdiğini dünyaya ilan ediyor; hatta herkesi suça teşvik edercesine "Siz de girebilirsiniz." diyor.Ve biz de kendi blogumuza kaçak giriyoruz onun sözüne uyarak.

Masumiyet birilerini çok mu rahatsız ediyor ? Az ya da çok, hepimiz suçlu olursak gerçek suçlular kendilerini daha mı iyi hissedecek ne?

Atatürk'ü özlüyorum, Atatürk Türkiye'sinde başım dik, özgür, bağımsız, insanca yaşamak istiyorum. Yapılanları içime sindiremiyorum. Ve ülkemin, ulusumun geleceğinden endişe ediyorum. Adım adım bilinmezlere sürükleniyoruz. Geçmiş olsun Türkiye!

9 Şubat 2011 Çarşamba

BLOGUMU ÖPTÜM BEN



Güneş Delisi

Akan suyu severim ben

Işıldayan karı severim
Bir yeşil yaprak
Bir telli böcek
Yeşeren tohum
Güneşte görsem
Sevinç doldurur içime
Bir günü
Güzel bir günü
Güneşli bir günü
Hiçbir şeye değişmem
Onun için savaşı sevmem
Onun için zulmü sevmem
Onun için yalanı sevmem
Bilirim yaşamaz güneşte
Bilirim yaşamaz aşkla
Ne haksızlık
Ne korku
Ne açlık


"Şiir değiştirir insanı. Bir okuyucu sevdiği şairi tanımadan başka, tanıdıktan sonra başka bir insandır." derken duygu dünyamızdaki izlerini;

"Şairler her şeyden önce sözcüleridir bir toplumun." derken de toplumcu yönünü dile getirir Necati Cumalı.

Bireysel kaygılarla birlikte toplumsal sorunları da yapıtlarında yalın ve aydınlık anlatımıyla gözler önüne serdi O. Yaşamı sevdi. Yaşamın içindeki her şeyi insanı, doğayı sevdi. "Güneş Delisi" adlı yukarıdaki şiiri onun bakış açısını bize sunan en güzel şiirlerinden biridir.

"Ölümü facia yapan, hayatın güzel oluşudur."

sözünü kendi hayatıyla özdeşleştirdi. Sevgi insanıydı. Dünyaya sevgiyle bakan gözleriyle, başkalarının fark etmediği güzellikleri bize sundu. O, yapıtlarıyla karanlık günleri aydınlatmaya devam edecektir.

Bizler de onun gibi :

Demin bir çayır kuşu havalandı
Kimse dikkat etmedi, ama ben gördüm.

diyeceğiz bloglarımızdan. Blog Dünyası, Sosyal Medya toplumumuz için yeni bir kavram, ama varlar, yazıyorlar, paylaşıyorlar, buradalar. Artık bu gerçeği kimse görmezlikten gelemez. Onu susturmaya çalışmak kolay değil, biri susar bini konuşur. Sait Faik'in torunlarıdır onlar. Ne demişti Sait Faik:

"Söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanların arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Ben de blogumu öptüm, yazmazsam deli olacağım.

Saik Faik: "Dünyada hiçbir şeyden zalimlikten iğrendiğim kadar iğrenmedim. İnsanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı. İnsanoğlu, her şeyden evvel, içindeki bu kıskançlıklardan, bu kinlerden, bu ahlaksızlıklardan daha pis şeyi, -doğuşunda bile varsa- söküp atmalıdır." diyor, ben de öyle düşünüyorum.

"Sanatçının düşüncesi sınırlanamaz. Şu karşıki sandalı görüyor musunuz? Bakın sahile yaklaşıyor. Onu yürüten şey nedir? Kürekleri değil mi? Ya şu uçan martılar! Kanatları yolunsa artık uçabilirler mi? Düşünce de böyledir. Dört duvar arasına kapatılmak istenirse, kanatsız kuş, küreksiz sandal oluverir ve bütün manasını kaybeder."

Zaman eski zaman değil artık. İnternet dünyası bir yolunu bulur, söyleyeceğini duyurur. En iyisi susturmaya çalışacaklarına kulak versinler blog yazarlarının sözlerine.Onların patronu yok, onlar karşılık beklemeden yazıyor. Bağımsız, özgürce yazmak istiyor.Bakın bloglara. Öğrenilecek çok şey var bu alemde...

Sevgi ve dostlukla...

7 Şubat 2011 Pazartesi

DİLERİM "BARIŞ" ve "BEYN" KAZANIR


Barış Ünver, 22 yaşında üniversite öğrencisi bir genç.
Başarılı bir Blog yazarı.
Beyn adını verdiği blogunda kişisel ve toplumsal görüş ve düşüncelerini yazıyor. Katılırsınız, katılmazsınız;beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı; ancak bu genç insanın düşüncelerini internet ortamında özgürce söylediği için hakkında dava açıldığını öğrenince çok üzüldüm. Bu, bir anlamda diğer bloglara da gözdağı anlamını taşıyor.
Dilerim Barış kazanır...

DOĞAN NADİ'DEN BİR FIKRA:
(1946-1948 yıllarından...)

MUHARRİR ARANIYOR

Genç veya ihtiyar, kadın veya erkek, bunların pek önemi yok. Hatta öyle uzun boylu okuyup yazma bilmese de olur;
Bilirse, okumasa da olur.
Yazarsa, okunmasa da olur.
Okunursa, anlaşılmasa da olur.
Anlaşılırsa, kulak asmasa da olur.
Evet, bütün bunlar kabul.

Yalnız bir şartımız var: Kimseyi kızdırmayacak.
Muharrir yapacağız da...

Bu fıkra çoook eskilerden... Bugün "İleri Demokrasi"ye geçtiğimiz söylenmiyor mu?

EK:EYVAH! SIRA BLOGLARDA
Milliyet-Gülgün Karaoğlu yazdı.

26 Ocak 2010 Salı

SAYE-İ ŞAHANEDE AH=O


Edebiyat Anıları'nda Hüseyin Cahit Yalçın: " Abdülhamit döneminde gazetecilik iyice güç, tehlikeli bir işti... İp üzerinde cambazlık belki bu kadar ustalık gerektirmezdi." diyor.

'Birader' diyemezdiniz, 'tepe' diyemezdiniz, 'sakal' hele 'boya' hiç diyemezdiniz...

Böyle yüzlerce sözcük vardı yasaklanan!

'Birader' diyemezdiniz, çünkü Abdülhamit, kendisinin tahttan indirilip kardeşlerinden birinin (Reşat ve Murat) tahta çıkarılmasından korkardı. Kardeşlerinin adamlarıyla bile konuşanın, başlarının belaya girmesi kaçınılmazdı. Bu nedenle 'birader' sözcüğü onları çağrıştırdığı için yasaklanmıştı. Hatta o dönemde kimse yeni doğan çocuklarına korkudan Hamit,Murat,Reşat adlarını verememişlerdir.

'Tepe' diyemezdiniz, çünkü Yıldız Sarayı bir tepenin üstündeydi, onu çağrıştırmış olurdu bu sözcük de! 'Yıldız' hepten yasaktı zaten... Kaynaklarda 'Bir Yıldızböceği' adlı yazı yüzünden Mecmua-i Fünun dergisinin kapatıldığını yazıyor.

'Sakal', 'kızıl', 'boya' neyi çağrıştırıyor söylemeye gerek var mı?

'Deli' sözcüğü de, Sultan Murat'a çağrışım yaptığı için yasaktı. Halit Ziya Uşaklıgil , gençliğinde yazmayı düşündüğü 'Deli' adlı romanı bu yüzden yazmadığını söylemiştir. Keşke yazsaymış, belki de Aşk-ı Memnu'dan da ünlü bir eser olurdu... Görüyor musunuz şu sansürün yaptığını?

Şimdi de yasaklı 'burun' sözcüğüne bakalım. Bu konuda ilk kaynak, Hüseyin Cahit Yalçın'ın Piere Loti'den çevirdiği İzlanda Balıkçısı'dır. Hüseyin Cahit şöyle anlatıyor:

" Bazı sözcükler vardı ki onların kullanılmasının doğru olmayacağını bütün yazarlar bilirdi. Sözgelimi, 'burun' dan söz edilemezdi. Çünkü Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesinin çok büyük, kuraldışı ve gösterişli bir burnu vardı. 'Burun' sözünün onunla alay edilmesi sonucunu yaratacağı kanısına varılmıştı....... Ben İzlanda Balıkçısı'nı çevirirken coğrafyayla ilgili 'burun' sözü geldikçe ' karaların denizlere doğru ilerlemiş bölümleri ' diye yazardım.

'İhtilal', 'hürriyet', 'vatan' gibi sözcükler anlaşılır nedenlerle yasaktı.

Ama anlaşılmayacak olanlar da vardı. Gelin Hüseyin Cahit' e bir kez daha kulak verelim:

"Suda erimek anlamına gelen 'halletmek' sözü de yasak olan deyişlerdendi, çünkü tahttan indirmek anlamını veren 'hal' sözüyle bir ses benzerliği gösteriyordu. 'Tahtakurusu' da sarayın lütfuna uğramış hayvanlardandı; gazetelerde adı geçmezdi. Çünkü 'tahtı kurusun' dileğini ses bakımından uzaktan uzağa akla getirir gibiydi.

Tedrisat-ı Ahlakiye (Ahlak Öğretimi) makalesinde: "Medeniyet ve İslamiyetin ezici gücü iyi ahlak sayesinde olmuştur." demiştim. Sansürcü 'SAYE' sözcüğünü çizmiş, yerine 'İLE' koymuş. Cümle: "Medeniyet ve İslamiyetin ezici gücü iyi ahlak ile olmuştur." biçimini almış.

Padişahlık devrinde her şey 'Abdülhamit sayesinde' olurdu. Hatta yağmur bile 'saye-i şahanede' yağardı. Sansürcü, dalkavukluğu o kadar ileri vardırıyordu ki başka hiçbir insanın hiçbir şeyin 'saye' sinde bi şey olamaz demek istiyor, 'saye' sözcüğünü sırf 'iki deniz ve iki kara Hakanı, yeryüzü Halifesi, hiç kimseye minnet etmeyen velinimetimiz Efendimiz hazretleri' ne saklıyordu."

'Bahar' sözcüğü de tehlikeli sözcüklerdendi o zamanlar. Şifre olarak kullanılıyordı.

Rubab-ı Şikeste'de Tevfik Fikret:

"Bahar olsun, bahar olsun da gönlüm
Biraz def'-i melal etsin (sıkıntıdan kurtulsun) diyordum.
Cihan Tagvir-i hal etsin (dünyanın hali değişsin) diyordum."

'Bahar' sözcüğü konusunda Ahmet Rasim de bir anısını anlatmış:

O dönemde İsmail Safa, Saadet gazetesinde "Bahar Gelmeyecek mi, bahar gelmeyecek mi?" nakaratlı bir şiir yazmış, ancak sansürcülere bilgi yanlış gitmiş ; Ahmet Rasim yazdı sanılarak apar topar saraya götürülmüş.

Başmabeyinci:

"Sizin kafanızı havanda ezmeli, hainler!"

Yazarın cevap vermesine meydan bırakmadan küfüre de başlar:

"Sizi edepsizler, veled-i zinalar, nankörler, hainler... Sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar... Sizi köpekler, yezitler, mel'unlar, asılacaklar..."

Durmadan bağırıp, söylenen mabeyince "Bu ne demek?" diyip kısa bir soluk alma molası verince; Ahmet Rasim , can havliyle cebinden mührünü çıkarıp onun önüne atıyor.

Böylece İsmail Safa olmadığı, Ahmet Rasim olduğu ortaya çıkıyor. Özür dileniyor, kimseye bir şey söyleme denilerek bırakılıyor!

Ahmet Rasim sussaydı, yazmasaydı haberimiz olmayacaktı bu durumdan değil mi? Mabeyinci unutuldu, yazar yaşıyor...

Uzattım biliyorum, ama konu ilginç...

Sansür sadece siyasete, sanata el uzatmamış ki... Bilimde de uygulanmış:

Kimyada yanıcı maddeleri meydana getiren bazı bileşimler yasak. Abdülhamit'in adının ilk harflarini meydana getiren harflerden birleşik bazı kimya ve matematik formülleri yasak. Örnek mi?

Hiç kimse ' AH= O ' yazamazdı. Çünkü bunun ' Abdülhamit=SIFIR ' biçiminde yorumlanması olasılığı vardı.

Abdülhamit, bazı teknik gelişmeleri, kuşku yüzünden yasaklamıştı. 'Dinamo' sözcüğü 'dinamit' sözcüğüne çağrışım yaptığı için "Memleketi elektrik nimetlerinden yoksun bırakmıştı." der Halit Ziya...

Tabi o dönemde resmi sansürcülerin yanında binlerce de 'curnalcı' denen kraldan fazla kralcılar da vardı . Onlar kışkırtma görevlerini başarıyla sürdürmüşler anladığımız kadarıyla...

Aman tahtaya vurun. İyi ki o dönemde yaşamıyoruz!

Daha yasaklanan kitaplardan, tutuklanan- sürgüne gönderilen yazarlardan söz etmedim efendim. Sıkıldınız biliyorum. Belki başka yazıya...

17 Eylül 2009 Perşembe

YASAKLAMA MI VAR BLOGLARDA? GİZLİ SANSÜR MÜ!

Denizli 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin, 24/06/2009 tarih ve 2009/392 nolu KORUMA TEDBİRİ kapsamında bu internet sitesi (sites.google.com) hakkında verdiği karar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nca uygulanmaktadır.

(The decision no 2009/392 dated 24/06/2009, which is given about this web site (sites.google.com) within the context of protection measure, of Denizli 2. Sulh Ceza Mahkemesi has been implemented by "Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı")



Bloguma giremiyordum. Google Readar'a bakarken sayfanın üstünde "sites" diye bir bölüm var. Orayı tıklayınca yukarıdaki mahkeme kararı çıktı karşıma.

Lütfen bakar mısınız, sizde de var mı? Yoksa sadece bende mi var?

SANSÜRE HAYIR DİYORUM YÜKSEK SESLE!!!






26 Ekim 2008 Pazar

UYAN BAK BİZİM HALLARA

Sana hasret, sana vurgun gönlümüz.
Neredesin mavi gözlüm nerde, nerde, neredesin dost?

Bir daha gel gel Samsun'dan,
Sarı saçlım, mavi gözlüm neredesin, nerde, nerde dost?

Kurban olam yürüdüğün yollara
Kara peçe yakışmıyor kullara

UYAN BAK BİZİM HALLARA
NERDESİN, NERDE, NERDE?

Aşık Mahsuni Şerif


ATATÜRK'Ü ÇOK ÖZLÜYORUM...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...