silivri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
silivri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2010 Pazar

ÜZERİNDE DÜŞÜNMEYE DEĞMEZ Mİ?

Silivri'ye açık mektubumdur!

Bu yazı, Silivri Cezaevinde yatmakta olan kader değil iktidar kurbanlarına ithafen yazılmıştır.

Bu yazı, benim için iktidar kurbanlarına moral vermek haricinde başka bir öneme de sahiptir. Sahiptir çünkü, bu yazı şu zamana kadar yazmış olduğum tüm yazıların genel bir sentezidir.


Selam olsun sizlere “Bu memleketin gerçek sahipleri!”

Bu mektubu yazmadan önce kaç defa doğru sözcükleri seçmek amaçlı yazıp sildiğimi hatırlamıyorum bile... Çünkü Birkaç kelime ile durumumuzu anlatmak gerekirse “kelimelerin bittiği yerdeyiz.”

Ancak buna rağmen umutlu olunuz. Umudunuzu Hiçbir zaman yitirmeyiniz. Mutlu yarınlar kapıdadır.

Bunu bazılarının dediği gibi hislerime dayanarak söylemiyorum. Bunu elle tutulur kanıtlarla söylüyorum.

Yukarıda bir kısmını aldığım satırları Bir Milyon Kalem'de Volkan Kahyalar yazmış. Çok doğru saptamalar var, bence okunmalı...

Devamı ŞURADA. Lütfen okuyunuz.

24 Eylül 2010 Cuma

ÇÖZ DE AL MUSTAFA ALİ ÇÖZ DE AL

"Zenginin sözüne beli diyorlar
Fukara söylese deli diyorlar
Zamane şeyhine veli diyorlar
Gittikçe çoğalır delimiz bizim"


Ellerinde kalem, hükümete karşı darbe yapmayı planlamışlar! Ne ayıp!
SİLİVRİ'de Yargılanıyorlar...
Yargılansınlar, suçları kanıtlanırsa çeksinler cezalarını...

Çeksinler de suçları kanıtlanıncaya kadar masum oldukları unutulmasın. Şimdiden ceza çektirilmesin değil mi ama? Henüz kesinleşmiş bir suç da yok...

Yok ama, tuu kaka çocuklar diye bakılıyor nicedir.

Çok konuşuyorlardı, şimdilik susturulmaları iyi oldu, ellerinde silah yoktu belki, ama kalem vardı...

Unutmayın "Kalem kılıçtan keskindir." Hem silah yarası, pardon, bıçak yarası geçermiş de dil yarası geçmezmiş." Dilleri baya uzamıştı onların!

Şehitler mi? Aileleri ziyaret ediyordur, rahat rahat uyusunlar. Dağda taşta koşturmaktan, kör topal yaşamaktan kurtuldular ya ona şükretsinler...

Şimdi başrollerde "İMRALI" var!

Sus konuşma, otuz bin kişiyi öldürdüler, bir o kadar daha mı öldürsünler?
" Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yıkarlar.", İmralı dört yanı suyla çevrili bir ada değil mi? Kim bilir kaç kez girdi yıkandı, AKlandı, paklandı, akıllandı.! Mahkeme suçlu demişti, ama?

Siz silahları susturun hele, sonra belki o da silahları bırakın der dağdakilere! Şimdi eline kalem aldı da planlar yapar, yol haritaları çizer oldu.

Görmüş geçirmiş, deneyimli insan. Tabi ki akıl danışacaklar, tabi ki yol gösterecek. Analar ağlamasın, bebekler ölmesin değil mi canlar? Sorunu çözmesin mi?
Doğru valla, koyun çok ama, böyle çoban az bulunur. Keşke Özay Gönlüm yaşasaydı da üç telli sazıyla türkü çığırsaydı, "Çöz de al Mustafa Ali, çöz de al" ne güzel olurdu değil mi?

Barış gelecek, barış!

Hoş gelişler ola da "Benim bu gidişe aklım ermiyor"...

"Serdari halimiz böyle n'olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim"


Not: Dörtlükler Aşık Serdari'den alıntıdır.

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...