Filistin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Filistin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2010 Pazartesi

NERDESİNİZ?

Çok zor günlerden geçiyoruz. Oyun içinde oyun oynanıyor.

Ikınıp sıkınıp AÇILIM" ın ne menem bir şey olduğunu millete açıklayamayanların; çok güzel şeyler olacak, diyenlerin; isteyip de söyleyemediklerini bugün öğreniyoruz.

Eline silah alanların, kanlı katillerin dediği mi olacak? Bölünecek miyiz? İş paylaşım hesaplarına mı geldi? Herkes eline silah mı alsın, istenen bu mu?

Ulusça bir bütünüz. Oynanan bu oyunların Türk-Kürt çatışması çıkararak amaçlarına hızla ulaşmak isteyenlerin düzeni olduğundan eminiz. Daha önce de denediler sağ-sol; alevi-sünni diyerek. Başaramadılar, başaramayacaklar. Ancak o zaman da çok canlar yandı, bugün de yanıyor. Bölünmedik, halk olarak birbirimize düşmedik. Bu oyunun aktörleri bunu böyle bilsinler. Soluğu okyanus ötesinde alanlar, ordan gelecek direktiflerle hareket edenler bunu akıllarına soksunlar. Günü gelince GERÇEK CUMHURİYET SAVCILARI önünde hesap verecekler. O gün uzak değil, biline...

Aşağıdaki yazı Sevgili Bekir Coşkun'un 20 Haziran'da Haber Türk'te yazdığı yazı, okuyamamıştım Samsun yolculuğum nedeniyle. Okumayanlar için paylaşmak istedim.


Bekir Coşkun

FİLİSTİN için yırtındınız da...
Şimdi niçin ortalıkta yoksunuz?..
Niçin sesiniz çıkmıyor?..
Niçin televizyonları çağırıp iki parmağınızı birden sallamıyorsunuz?.. Niçin dünyayı ayağa kaldırmıyorsunuz?..
Nerdesiniz?..
*
Dün kadın okurum, attığı e-mail’de “Yaban güvercinlerini vurdular yine” diyordu...
Her şartta Mavi Marmara gemisinde ölenlerden kat be kat fazla gelen ilk haberlere göre vurulan Mehmetçiklerin sayısı...
Tabii ki onlara da yanmıştı yüreği, vicdanı olan herkes gibi... Ama yaban güvercinleri; bir pis siyasi planın, gemiye doldurulmuş kurbanları olarak ölmediler...
Ya da Filistin toprakları için...
Onlar; yurt topraklarını beklerken, Türkiye rahat uyusun diye, o gece karanlığında vatanları için canlarını verdiler...
*
İyi ama niçin o yeşil bayraklı kalabalıklar Kızılay’a-Taksim’e çıkıp bağırmıyorlar?..
Niçin yurdun dört bir yanında aynı anda mitingler başlamıyor?..
Niçin dinci yazarlar megafonları alıp tepinmiyorlar?..
Niçin toplu gıyabi namazlar kılınmıyor?..
Niçin sesi çıkmıyor mollanın?..
*
Niçin “Dünyayı başlarına yıkarız” diye parmağını dört bir yana sallamıyor ve acele hastanelere koşmuyor Başbakan?..
Hani “van minüt” mü ne?..
Bülent Arınç niçin televizyona çıkıp ağlamıyor?..
Dün “Genelkurmay’dan açıklama bekliyorum” diyebilen TBMM Başkanı, niçin o açıklamayı “açılım”ın mimarı Başbakan’dan isteyemiyor?..
O iktidar milletvekilleri niçin gözlerini sile sile koşup birer çılgına dönmüyorlar?..
Niçin acil kriz toplantıları yapılmıyor?..
Niçin belediye otobüsleri, şehirlerin meydanlarına sembolik “cihat” için bedava insan taşımıyorlar?..
Nerdesiniz?...
Nerde?..

2 Haziran 2010 Çarşamba

ESKİDEN İSRAİLLE BÖYLEYDİNİZ

Temizleyin Sizin Olsun!

Tam bir yıl önce 28 Mayıs 2009'da yazdığım yazı bu...

O zamanlar İsrail'le pek iyilermiş!
Akıl unutuyor, kalem unutmuyor.
Sevgilerimle...

EK: Neopolitik'e bakar mısınız?
Çok ilginç değil mi?

31 Mayıs 2010 Pazartesi

VAN MiNüT




Tüm günümüz hastanede sinir harbiyle geçti. İş bilmez, insan sevmez, duyarsız çalışanlar yüzünden çıldırma noktasına geldim.
Babama ultrason çekilecekti, 1,5 litre su iç gel, dedi kayıt memuru. Suyu zorla içti babam, aç karnına... Tokken alması gereken ilaçları da içememişti henüz.

1,5 Litre suyu içince, tuvalete de sıkışmış bir durumda gittik memurun yanına, beş dakika geç kaldınız,saat 13'te gelin!

Ne dedimse, dinletemedim. Babam seksen yaşında dedim, ilaçlarını alması gerekiyor dedim, saat söyleseydiniz dedim (Söyledim, diyerek bir de beni yalancı durumuna düşürdü!) ve yapabileceğim bir şey yok dedi ilgisiz, duyarsız bir şekilde. Pes etmedim, iki kat aşağıdaki ultrason odasına gittim, rica ettim, ama duvar gibi insanları ikna etmek olanaksızdı.

Babamı da peşimden sürükleyerek "Hasta Hakları"nı buldum güç bela. Telefonla kayıt memurunu aradı, söylediğim saatte gelmediler yanıtını aldı, o da yapabileceğim bir şey yok, yeniden deneyin, dedi!

Ve babam tuvalete zor yetişti...

Sonra bir poğaça yedi, ilaçlarını içti, yeniden 1,5 litre su içmeye başladı, 13,15'te gelin dediler ya biz 13'te geldik kayıt bölümünün önünde beklemeye başladık. Yemekteler, kimse yok kayıtta. Saat 13.15'te babam: "DAYANAMIYORUM!" dedi.

Sabret, biraz daha sabret, dedim. 13.20'de babam tuvalete yönelmişken baktım memur geldi. Babama seslendim, duymuyor. Koştum yetiştim, geldi, sabır dedim. Memura, dayanacak gücü kalmadı, dedim; bekleyin dedi.

Bekleyemiyor, dedim.

Aşağı ultrason odasına(34 nolu oda) gidin diyince babamla iki kat aşağıdaki ultrason odasına gittik.

Acil durumdayız, ikinci kez su içti...

13.30'da gelinnn!

Ama dayanamıyor, emekler boşa gidecek!

13.30!

Saat 13.25'ti ve babam en yakın tuvalete dar yetişti...

Ultrasyon çektirememiştik. İki denememiz de boşa çıkmıştı. Oysa hastane duvarlarında 65 yaş üstü hastalara öncelik tanınır, diye yazıyordu... Vazgeçtik ultrasondan, hastanenin diğer şubesine geldik, önceki tetkiklerin sonuçlarını doktora göstermek için. Buradaki memurlar oradakilerden de beterdi. Sinir harbi içinde doktorla görüşebildik. Üstünkörü baktı sonuçlara, buna da şükür diyip eve geldik.

Baktım haberlere, Hatay'da 7 şehit vermişiz, İsrail'le savaş noktasına gelmişiz. Neymiş, Filistin'e insani yardım adı altında çoluk çocuk doldurup gönderdiğimiz gemiye İsrail komandoların saldırıları ve sokak gösterileri...

İsrail'in yaptığı yanlış, ancak savunmasız çoluk çocuğu gemiye doldurup oraya savunmasız göndermek daha da yanlış...

Yardım konusuna kuşkuyla bakıyorum. Kendi hastane bahçelerine bank bile koyamayan, hastalarını yerlerde süründüren, açlık sınırında yaşayan binlerce insanını görmezden gelen kişiler garip görüntüler halinde yardıma gönderiliyor. Ve orada ölüyor. Vatandaşın parasını fenerlerle sömürenler, şimdi de canlarını ortaya sürüyor. Ve bir anda oldukça organize bildik kişiler, bildik görüntülerle polisin koruması altında sokaklara dökülüyor!

Tepkiye gelince, iki ülke arasında yapılan anlaşmaları iptal edebiliyor musunuz? Ticari ilişkileri kesebiliyor musuz? Sanmıyorum. Ortadoğu kaynayan kazan. Ülkeyi bu kazanın içine atmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu durumu yaratanlardan hesap sorulabilecek mi? Bizim bilmediğimiz hangi oyunlar hazırlanıyor bekleyip göreceğiz.

Şehitlerimize yine rahmet, yakınlarına yine sabır dileyeceğiz. Analar ağlamasın açılımları sonucunda artık analarla babalarla birlikte bebeler de ağlıyor, ağlayacak! Birileri de bu durumlardan böbürlene böbürlene gezecek...

Yazıklar olsun...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...