
Ayda bir kez öğretmen arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Her seferinde farklı bir mekanda toplanıyoruz. Böylece yaşadığımız yerdeki güzellikleri tanıma olanağını buluyoruz. Bu kez Öküşne Köftecisinde buluşmaya karar vermiştik.
Dün bilgisayarda yazımı bitirdim, on beş dakika içinde hazırlandım ve koşarak evden çıktım. Arabayla beni almaya gelmişlerdi. Yeni geldikleri için bekletmemiştim. Zamanlamam iyiydi yani.
Hoş beş ederek yola koyulduk. Öküşne biraz şehrin dışında. İstanbul yolu üzerinde. Tıp Fakültesine yakın. Penceresinden bakınca yukarıda fotoğrafını yayınladığım manzarayı görüyorsunuz. İki yeşil dağın arasında, mavi deniz. Burası Ökişne. Köfteci adını buradan almış.
Neyse köftelerimizi , piyazımızı yedik. Üstüne de ekmek kadayıfını... Yarım porsiyon yedim ben. Görüyorsunuz artık dikkat etmeye başladım. Akşama bir şey yemem artık, diye de düşündüm!
Bol bol sohbet ettik arkadaşlarımla, bol bol da memleketi kurtardık. Bir de bol bol çay içtik. Güzel bir gün olmuştu. Eve kadar da bıraktı arkadaşım. Onunla vedalaştıktan sonra gözüme bizim araba ilişti. Bana alaysı bir ifadeyle bakıyordu. Herkes arabasını nerelere götürüyor, ben burda tembel tembel bekliyorum, der gibiydi. Ayrıca otomatik dedim, diye de bir kırgınlık hissettim, ama fazla üzerinde durmadım. Çünkü milli piyango bileti almayı da unutmuştum, loto-toto ,neyse adı, onlardan da oynamamıştım.Şimdilik böyle bir olasılık yoktu yani!
Kapının anahtarını çevirirken eşim aradı, "Akşam annemlere gidelim mi? Yemeğe çağırıyor." dedi. Zaten ben de gidelim, diyecektim, olur, dedim. Hem tok karnına yemek hazırlamaktan da kurtulacaktım.
Gittik, akşam da oraya. Tarhana çorbası, kara lahana dolması ( Kayınvalidem mancar dolması diyor.) , bir de zılbıt (bir çeşit ot yemeği ) pişirmiş. Hepsi birbirinden lezzetli, durulur mu? Artık rejime pazartesi başlarım.
Cumartesi mola verdim. Pazar ve pazartesinin programları da yapıldı, yine dışarlardayım anlayacağınız. Bir başladım, pir başladım...