kaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2012 Pazar

KASET

“Din, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din ne de mezhep kabulüne zorlayamaz. Din ve mezhep hiçbir zaman politikaya âlet olarak kullanılamaz.
ATATÜRK

"Dindar nesil" yetiştirmeyi amaçladıklalarını söyleyenlerin hazırladığı taslak MHP'nin katkısıyla yasalaştı. Cumhurbaşkanı da onaylayacak kuşku yok...

Merak ettiğim MHP bu katkıyı kendi rızasıyla mı sağladı, yoksa aba altından yeni kasetler gösterildi de mecbur mu kaldı?

Çok merak ediyorum doğrusu?

Bir de Kamu Personeli Sınavında soruları çalanların davaları ne oldu?

Ve bugün yapılan YGS'nin sorularının çalınmadığından nasıl emin olacağız?

22 Nisan 2011 Cuma

VATAN SAĞOLSUN

"Tacizciyi Yakalamak İçin 'Yem' Yaptığı Eşi, Tecavüze Uğradı"
BURADA...

Haberi okuyunca aklıma Aziz Nesin'in "Vatan Sağolsun" adlı kitabındaki "Şeykesen Bektaş Ağa" öyküsü geldi. Okuyan vardır mutlaka, ama okumayanlar okusun derim ben.
Öykü kahramanı Şeykesen Bektaş Ağa, yaşamını kaçakçılıkla sürdürüyor. Öyküden:

"Bir topal karıncasını aç bırakmayan Allah, bizi de demek sınıra yakın yerdeki kasabada dünyaya getirmiş ki, aklımızı kullanıp karnımızı doyuralım...
Bu kaçakçılık işleri nasıldır, bilir misiniz? Nereden bileceksiniz... Bu kaçakçılık işinde, sırtını bir hükümet adamına dayayacaksın ki işi yürütesin. Arkanda hükümet adamı olmamış, kaçakçılık olmaz...

O Cimcirik oğlan gelesiye bizim işlerimiz iyiydi. Ne zaman ki o Cimcirik geldi, bizim oranın işleri tüm bozuldu. Yandık ki, iyicene...
Adamlarımdan biri:

-Aman Bektaş Ağa, bu Cimcirik'i yola getirmenin hiçbir umarı yok... dedi.
-Daha yenidir de ondan, dedim, hele adamın ilk hızı geçsin... Üstüne varıp tebelleş olarak herifi bunaltmayın..."

Bektaş Ağa, Ramazan ayında iftara davet ediyor bu görevliyi. Şöyle anlatıyor:

"Başladık konuşmaya. Ben sağdan soldan yokluyorum; hayır hiç yola geleceği yok.
Diyor ki:
-Bizdeki kanunlar kanun mu?
-Ya ne?
-Ben bunlara kanun demem. Öyle bir ağır kanunlar olacak ki korkudan hiçbir kötülük yapılmaya ve de hiçbir suç işlenmeye! Evet, bize şeriat kanunları gerek. Şeriattan döndük, bu millette de ahlak kalmadı!..
Ben bu Cimcirik'e:
-Sorması ayıp olmasın Bey, dedim, bu senin şeriat kanunu dediğin nedir?
-Ne midir? Şeriat kanunu şudur: Biri hırsızlık mı etti? Elini keseceksin...
-Aman!..
-Amanı zamanı yok... Rüşvet alanın da elini keseceksin!

Yahu, bak sen şu belaya; bizim ora memurlarını hep elden koldan edecek de adamları açlıktan mı öldürecek?

-İyi ama, hırsızlığın azı var, çoğu var... Rüşvetin azı var çoğu var... Haydi şeriat kanunudur, elini keseceğiz, ama ne kadarını?"
.......

Öyküyü okuyun lütfen, çok seveceksiniz inanın. Öyle diyaloğlar var ki yazmamak için kendimle mücadele ediyorum. Ama sadece şu kadarını söyleyeyim, yola gelmiyor dedikleri bu görevliye, bir tuzak hazırlıyorlar. Yem olarak da bir hayat kadınını kullanıyorlar. Üç kişi kadının evinde adamı suçüstü yakalıyorlar. Ve...

Bugün ülkemizde yaşananları şöyle bir gözden geçirince düşünmemek elde değil. Birileri, birilerini yem olarak kullanıyor. Birileri bunları gözetliyor. Birileri de tüm yaşam damarlarımıza tecavüz ediyor ve hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gidiyor.

Ne diyelim, Vatan Sağolsun...

13 Ekim 2010 Çarşamba

KARADON-KAFES-KODES-KAZA-KADER-KASET-KAOS-KATAKULLİ



KISA KISA

*Karadon...
Yok yok sizin aklınıza gelenle hiç ilgisi yok bunun.
Karadon, Zonguldak'ın Kilimli beldesindeki bir semtin adı. Hatırlarsanız 17 Mayıs'ta düşmüştü Türkiye'nin gündemine. Karadon maden ocağında grizu faciası yaşanmıştı. Göçükte kalan otuz işçiden yirmi sekizinin cansız cesedi çıkarılmış, ikisinin cesedine ulaşılamamıştı. Engin Düzcük ve Dursun Kartal hala yerin beş yüz kırk kodundan çıkarılmayı bekliyor... Kader işte henüz bir mezar taşları bile yok, oturup ağlanacak...

*Kafes...
Genelde hayvanların, bir de eskiden kadınların arkasından dünyaya bakmak zorunda kaldıkları özgürlük engelleyici olarak bilinir. Zonguldak'ta ise işçileri madene taşıyan ilkel asansöre verilen addır kafes. Dört yanı demir parmaklıklarla örülü olduğu için bu adla anılır. Son yıllarda büyüklerimizin veciz söyleyişinden ilhamla adı KADER olarak değiştirilmiştir.

Şili'de madencileri kurtarmak için kullanılan çeşidinin de varlığını yeni öğrendik. Onlarınkinin adı ZÜMRÜTÜANKA imiş. Mitolojiye göre Kaf dağında yaşayan bir kuşun adı verilmiş madenci kafesine. Şimdi bizlerin inanmakta güçlük çektiğimiz bir masal yazılıyor Şili'de...
Yaklaşık iki ay önceki maden kazasında yerin yedi yüz metre altında mahsur kalan otuz üç madenciyi Zümrütüanka kuşunun kanatlarında sağ olarak kaf dağına uçuruyorlar.

*Kodes...
Bildiğiniz kodes işte! Yalnız şimdilerde suçlulardan çok, suçunun ne olduğu bile söylenmeden aylarca içeri tıkılanların bulunduğu özgürlüklerin kısıtlandığı bir yer. Ancak kodes diyip geçmeyin. Eğitim düzeyi oldukça yüksek kişilerin atılmasıyla ülkenin üniversitelerinden daha düzeyli bir duruma getirilmiştir. Daha büyük kodeslerin açılması müjdesi bizzat başbakanımız tarafından Diyarbakır'da müjdelenmiştir.

Kaza-Kader...
Bu iki sözcük çoğunlukla ikiz kardeş gibi birlikte anılır. Sık sık hatırlanmasında sayısız yarar vardır. Çoğu kişinin sorumluluklarından kurtulmak için cansimidi gibi sığındığı imanın şartlarındandır.
Kaza ve kadere inanmak demek hayır ve şer, iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her ne varsa hepsinin Allah'ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır.
Peki ama insanların hiç sorumluluğu yok mu?

*Kaset...
Kaset diyip de geçmeyin!
Kaset son günlerde en ünlü sözcük oldu. Herkesin kaseti çıkıyor, hem de bedava! Artık Unkapanı'na gitmeye gerek yok! Sıranızı bekleyin.
Tek sorun bunların nerede, nasıl, kimler tarafından çekildiği bilinmiyor, en azından bizler tarafından... Çünkü bu konuda hiçbir araştırma soruşturma yapılmıyor, belli ki savcılarımız çıkaranların kim olduğunu biliyor. Bildiği bir şey olduğu için de bu konuda soruşturma açmıyor.
Kasetlerin çıkma zamanlaması da kasetleri düzenleyenlerin önceliğine göre ayarlanıyor ve anında meşhur oluyor.
Sizin hala kasetiniz çıkmadıysa üzülmeyin, gününün gelmesi bekleniyordur. Yeter ki telefon konuşmalarınıza devam edin... "Susmayın, susmadıkça sıra size gelecek!"

* Kaos...
Yunanca khaos sözcüğünden geliyor ve yarık, boşluk, uçurum,hudutsuzluk,ıssızlık,girdap diye açıklanıyor. Yaygın olarak da dağınık, kargaşa, keşmekeş,başıbozuk,düzensizlik,hercümerç,dağdağa sözcüklerinde anlamı aranıyor.

*Katakulli...
Dalavere, alicengiz oyunu, kumpas, oldu bitti...
Son yıllarda her işte bir katakulli mi var, ne dersiniz? Yoksa aklımızı mı kaçırıyoruz?

Yine uzun yazdım değil mi? Özür dilerim. Biri beni tutsun...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...