tatile merhaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatile merhaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2011 Perşembe

HAZIRIM DEDİ

Akşam üstü telefonum çaldı, açtım veee nefessiz dinledim:

"Ben hazırım! Bakkk bunu aldık!"
"Çarşıya mı gittiniz?"
"Hayııır, eve getirdiler..."
"Bugün ne yaptın?"
Hızlı hızlı anlatmaya başlıyor, belli ki olağanüstü bir gün geçirmiş.

"Parka gittik, yağmur yağdı, biz kaçtık; teyze beni kucağına aldı, koşa koşa kaçtık. Ben az ıslandım, teyze çoookk ıslandı!"

Eeee, madem ki o hazır benim de çabuk çabuk hazırlanmam gerekiyor değil mi? Gerçi deniz mevsimini açmadan önce yapacağımız çok güzel işlerimiz var daha. Temmuz'da düğünümüz var biliyorsunuz. Hem de iki ayrı şehirde...

Düğün öncesi Bandırma-Erdek dolaylarında geleneksel hale gelen okul arkadaşlarımla buluşma toplantımız var. Geçen yıl Samsun'daydık; bu yıl Bandırma'da...

Sonrasında da yazlık günleri başlayacak. Yakında yollara düşeceğim yeniden. Bir hafta daha buralardayım, hazırlanmalıyım; Ela'cığım hazırlanmış bile...
Telefonda gel gel eyledi bana, durulur mu?
İlk durak İstanbul...

"Ahh özledim, hem de çok özledim, ezberledim beklemeyi

Yollar benim umudumdur, yolları kapatmayın
Yağmayın yollarıma durun kar taneleri"

Herkesin yolu açık olsun, yalnız ve güzel ülkemizin de...

4 Ağustos 2009 Salı

YAĞMUR'U KAÇIRDILAR


Şikayetçiyim hem de nasıl! Yağmur Bebek'i kaçırdılar.

Neymiş baş başa tatil yapacaklarmış! Ailecek! Anne-baba-çocuk tatil köyüne kaçtılar. Tabi bir gün sonra da biz peşlerinden gittik. Yavruya bir şeyler getirdik bahanesiyle! Haa ha... Kaynanalık yaptık damat beye...

Neyse birkaç gün kalıp dinlensinler, küçük ailenin de tatil hakkı. Biz bekleriz. Ancak dedeyi tutabilir miyim bilmiyorum. Yok yok gitmeyelim değil mi?


17 Haziran 2009 Çarşamba

İŞTE GİDİYORUM


Evet, işte yine yolculuk göründü. Koştururken yaz gelmiş bile, yeterince farkedemedim. Gidiyorum, ama gözüm arkada. Tatile başlarken hiç böyle hissetmemiştim daha önceleri...

Okullar tatil oldu mu ertesi gün ben vın!.. Hem de koşa koşa, sevinçle... Yanlış anlaşılmasın, şimdi de seviniyorum, hele Bursa buluşması beni oldukça heyecanlandırıyor, ama ne bileyim galiba evime henüz doyamadım. Eskiden, çalışırken, evimde daha çok zaman geçiriyordum da ondan mı acaba bilemedim. Evet, evet ondan. Bu yıl emekli oldum, doğru dürüst evimde oturamadım. Alanya, Ankara, birkaç kez İstanbul gidiş gelişleri... Bir de çalışmak beyni yoruyor. Beyin yorgunluğu hiçbir şeye benzemiyor. Bu yıl beyin yorgunluğum yok, beden yorgunluğu daha çabuk geçiyor...

Geldim, evi toparladım, tam düzeni kumuşken gitme vakti geldi. Hem de kısa bir gidiş değil bu...

Önce Bursa, sonrasında ver elini İzmir...

Yazlık evimizi de komşularımızı da çok seviyorum, özledim hepsini. Gideceğim, denize gireceğim bol bol, kitap okuyacağım rahat rahat, okey oynayacağım çok çok... Ohh haberlere hiç bakmayacağım, desem de inanmayın. Huylu huyundan vazgeçer mi? Hem giderken kendimi de götürüyorum. Ben bakmazsam, ben yazmazsam, ben üzülmezsem olur mu? Olmazzz! Peki bakıyoruz, yazıyoruz, üzülüyoruz da n'oluyor? Hiç! Gerçekten hiç mi acaba? Hiçse hiç, yine de bakmalıyız, ilgilenmeyiz diye düşünüyorum. Bir tanecik ülkemiz var.

Yurdumuz, ulusumuz üzerinde bin türlü oyun oynanıyor. Komşularımızın durumu ortada. Irak parçalandı. Sıra İran'a gelecek dediler, işte geldi. Sonra sırada kim var? Bizi de birbirimize kırdırmak isteyenler var, uyanık olmalıyız değil mi ama...

Bak ne yazmak için oturdum, işi yine nereye getirdim. Ben iflah olmam.

Müzik eklemeye cesaret edebilseydim, Mahsuni Şerif'ten "İşte gidiyorum zülf-i siyahım" türküsünü dinletmek isterdim.

Yok yok Zahit Akman gibi yapmayacağım. O ,kendisinin görevden alınması için toplanan RTÜK üyelerine bu türküyü dinletmiş, AKP'liler çok duygulanıp "Gitme, kal!" diye oy vermişler(beş kişi) ; CHP'li üyeler "Giiiitttt!" demişler, ama yetmemiş(üç kişilermiş)... Zahit Akman da hakkındaki onca iddiaya karşın görevinin başında kalmış. Yaaa!

Ama benim öyle bir sıkıntım yok. Tüm blogerler arasında oylama yapsam oy birliği ile "Giiiiitttt!" sesinin yükseleceğinden eminim. Haksız mıyım?

Müziği yükleyemeyeceğim, ama türkünün sözlerini yazayım bari...



"İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüzde dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Hayli dolaşayım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahsuni'nin berbat haline
Mervanın elinde parelense de..."

Sevgilerimle...

12 Haziran 2009 Cuma

OKUL ÖĞRETMEN SINAV ÇOCUKLARIMIZ ve BİZ

Bir eğitim-öğretim yılının sonuna yine geldik. Karneleri elinde, tatile merhaba diyecek çocuklarımız. Sınavlar bitmek üzere.Yarın altıncı sınıflar SBS'ye, pazar günü de gençlerimiz ÖSS'ye girecek.Bitecek bu maraton. Bitecek derken ŞİMDİLİK bitecek! Ya sonra ?

Ülkemizde insanlar, ne yazık ki , uyurgezer durumda yaşamaya alıştırılmış. Sorunlar, bizim karşımıza çıkınca biraz uyanır gibi yapıyoruz. Temelden çözmek için çaba harcamak, çorbaya bir tutam da olsa tuz katmak yerine, şimdilik geçiştiriyoruz. Ne zamana kadar? Tekrar benzer sorunla karşılaşana kadar!

Oysa EĞİTİM, sadece öğretmenlerle sınırlandırılamayacak kadar ciddi çaba gerektiriyor. Ve toplumun her kesimini doğrudan ya da dolaylı olarak etkiliyor.

Fransız devrimci Dalton: "Ekmekten sonra halkın ilk gereksinimi eğitimdir." derken yanlış mı söylüyor. Büyük önderimiz Atatürk: " Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır veya ulusu esirliğe ve sefalete terk eder." diyerek konunun önemini her zamanki gibi ne güzel vurguluyor.

Bakanlığımızın adı, Milli Eğitim Bakanlığı değil mi? Peki milli eğitim ( ulusal eğitim) yapılıyor mu ülkemizde. Yapılıyor. Başka türlü eğitim de el altından himaye edilerek yürütülüyor mu? Yürütülüyor. Hepimiz, bunu görüyor, duyuyor, biliyor muyuz? Evet, biliyoruz. Biliyoruz da gür bir şekilde sesimizi duyurabiliyor muyuz? Hayır!

Toplumda birbirine diş bileyen iki farklı insan tipi yetiştirilirken gelecekte bunların huzur içinde yaşayacaklarını mı sanıyoruz? Sanmasak da henüz çocuklarımız bizim yanımızda, biz onlar için her şeyi yaparız, saflığı içinde gecemizi gündüzümüZü çocuklarımızın ayaklarının altına seriyoruz. Ya sonra? Sonrayı sonraya bırak öyle mi? Bence bırakamayız, bırakmamalıyız. Çocuklarımız için harcadığımız emekler boşa gitmemeli. Onlar mutlu, huzurlu,sağlıklı, akıllı kısaca insanca yaşamalı ve ahlaklı, çalışkan, üretken yetişkinler olarak ulusuna ve insanlığa katkı sağlamalı...

Çocuklarımızın yukarda belirttiğimiz niteliklerle yetişkin bir insan haline gelmesi için laik eğitimden geçmesi zorunludur. Laik eğitim olmazsa demokrasi, demokrasi olmazsa laik eğitim olmaz. Keşke Atamızın başlattığı demokratik laik eğitimi ödün vermeden sürdürebilseydik! Laik eğitim özümsenseydi bugün okumaz-yazmaz insanımız kalmazdı. Şeriatçı-ırkçı partiler bu denli halk desteği bulmazdı. Ülkemiz terörle yatıp terörle kalkmazdı. Ulusumuz, o zaman AB kapılarında bekletilmez, hak ettiği saygınlık içerisinde davet edilirdi. Yurtta ve dünyada barış ekseninde daha iyi ilişkiler kurabilen yetişmiş insanlarımız olurdu yönetimlerde...

Ulusal değerlerden , bilimsellikten yoksun eğitim sistemi ülkenin hastalıklarının ana kaynağıdır.

Ekonomimize, durumumuza, ulusal gelirimize, dış ve iç borçlarımıza, ulusal birliğimize, köyümüze, kentimize, ormanımıza, caddemize, sokağımıza, parkımıza, hastanelerimize, hapishanelerimize şöyle bir bakın lütfen. Eğitimdeki başarısızlıklarımızın neden olduğunu siz de göreceksiniz. Ve benim gibi çok üzüleceksiniz. Üzüleceğiz, ama bu tek başına bir işe yaramayacak.

Peki ne mi yapmalıyız? Ani bir şokla hepimiz uyanmalıyız, hepimiz ayılmalıyız ve yeni bir Kurtuluş Savaşı motivasyonu içinde eğitim seferberliğine girişmeliyiz. Sokaklara dökülelim demiyorum. Sesimizi duyuralım, yanlışlıklara tepkisiz kalmayalım. Susmayalım, en azından susmayanlara destek olalım. Sorun hepimizin sorunu, ülke hepimizin ülkesi, çocuklarsa bizim gözbebeğimiz, geleceğimiz...

Eğitim ciddi bir iştir. Sistematik programlar (müfredat) gerektirir. Ancak bu programların doğru, bilimsel değerlerle hazırlanması gerekir. Bu işi de, şunun bunun kayırmasıyla bir yerlere getirilenlerle değil, gerçek eğitimcilerle uzun süreli uygulanabilecek şekilde ve devlet politikasına dönüştürülerek hazırlatılması gerekir. Partiler üstü gerçek eğitimcilerle olmalı kesinlikle... Zırt pırt da değiştirilmemeli.Okul kitapları da buna uygun hazırlatılmalı.

Milli Eğitim Bakanı bu kadar sorun varken ölen arkadaşının kızının mezuniyet töreninde ağlamamalı sadece. Ağlayacaksa eğitimimizin durumuna da bir iki gözyaşı dökmeli. Hatta ağlayacağına biraz bilimsel araştırmalar ışığında çalışmalara başlamalı.

Ha bu arada zorunlu eğitimin dokuz yıla çıkarılması olumlu bir gelişme, onu da söyleyeyim. Haksızlık etmeyelim. Hatta kreş eğitimine de devletin daha ciddi eğilmesini bekliyoruz kadın bakanımızdan. Anne Bloglarına bir göz atarsa annelerin nasıl sıkıntılı olduğunu görecektir. Bebeğini hangi güvenli ellere bırakıp yıllarca emek verdiği mesleğine dönecektir, bu genç annelerimiz? Anneanne-babaanne herkeste yok, olsa da bilimsel bir çözüm değil. Bebeklerimizin çağdaş bakıma herkesten çok gereksinimi var, biliyorsunuz. Temel burada atılıyor, unutmayalım. Gerçek eğitim verelim tüm çocuklarımıza...

Gerçek eğitimin amacı, çocukları, ZİHİNSEL-BEDENSEL-DUYGUSAL alanda kapasitesinin en yüksek alanına çıkarmak olmalıdır.

Biz bugün sadece ZİHİNSEL Alanla uğraşır olduk. Sanki herkes doktor, mühendis, avukat olmalıymış gibi bilgi yüklemeye çalışıyoruz çocuklarımıza. Onu da tam yapamıyoruz ya! Sadece test sınavı çözerken doğru yanıtı hatırlama yeteneğini geliştirmeye çalışıyoruz. Gerçek öğrenme: Anlama, kavrama, akıl yürütme, hatırlama, soru sorma, problem çözme, hayal gücünü çalıştırmayı gerektirir. Bunlar yok, varsa yoksa test test test... Çünkü sınavlar buna endeksli.

Dersaneleri azaltacağız diye yola çıkanlar sınav sayısını çoğaltarak dersaneye gitme yaşını ilk okul dördüncü sınıfa indirdiler. Dersaneler küçük çocuklarımızın da eklenmesiyle doldu taştı. Çünkü sınavlar test test test... Çoktan seçmeli eğitim. Çağrışım yoluyla işaretle olsun bitsin. Anlat desen iki cümle kuramayan çocuklar mı yetiştireceğiz bu şekilde?

Neyse uzatıyorum, konu önemli. Sıkılan okumasın... Okumanızı isterim, yanlış anlamayın lütfen. Ama tam da okulların tatil olduğu gün bu da yapılır mı, diyebilirsiniz. Olsun, yazı burada dursun, belki birilerinin işine yarar...

En çok önem verdiğimiz Zihinsel Eğitimde başarılı değiliz. Peki BEDENSEL Eğitimde durum nedir? Hani "Sağlam kafa sağlam vücutta..." diyoruz ya? Hiç sormayın demeyeceğim. Bence sorun, takip edin. Çocuğunuzun Beden Eğitimi öğretmenini Matamatik öğretmeni kadar önemseyin. Boş bırakmaya hiç gelmez. Kaytarmaya en uygun öğretmenliktir Beden Eğitimi öğretmenliği. Çoğu bir top verir çocuklara, bahçede oynayın, der. Oysa öğretmenin kurguladığı oyunun ciddiyeti vardır çocuk için. Öğretmen hakemdir, yönlendirir. Sağlıklı gelişimine katkı sağlar. Ekip çalışmasını öğretir. Bedenini doğru geliştirecek yöntemleri uygular. Ama bazısı bunları yapmaz, kendi haline bırakır çocukları, bazısı yarışmalarda okulu temsil edecek olanlarla ilgilenir sadece, bazısı da Beden Eğitimi yerine TEST çözmeleri için izin verir. Bu konuya dikkat ediniz lütfen. Çok önemli!

Diğer bir konu da çocuğun DUYGUSAL Eğitimidir... Görmezden gelinir çoğu kişi için. Hatta bazı öğretmenler de dahildir buna. Çocuğun Müzik, Resim gibi sanat ağırlıklı ders saatlerini Matematikle değerlendirdiğine inanan çok öğretmen vardır. Bir okadar da bundan övgüyle söz eden veli...

İnsan ufağı çocuk karmaşık bir yapı. Birinden biri eksik kalırsa olur mu? Olmaz! Olmadığını da görüyoruz. Çevrenize bakın, eskiyle kıyaslayın lütfen. Hepsi demiyorum ama çoğu daha az bilge, daha az çalışkan, daha az sağlıklı, daha az ahlaklı, daha az iradeli değiller mi? Giderek artan şiddet, uyuşturucu vb. bunu kanıtlamıyor mu?

Duygularımızı ifade ederken biz büyükler bile ne kadar zorlanıyoruz, karışıklıklara neden oluyoruz, yerinde ve doğru ifadeleri seçemiyoruz, iletişim sorunları yaşıyoruz. Çocuklarımızın işi daha zor. Biz farkındayız, onlar değil. O zaman Duygusal eğitimlerine de gereken önemi vermeliyiz. Resim, müzik derslerinin öğretmenlerini de en az diğerleri kadar özenle desteklemeliyiz.Kültür ve sanat, tiyatro gibi etkinliklere özendirmeliyiz çocuğumuzu.

Türkçe'nin önemini yazmama gerek yok zaten. Herkes biliyor. "Dil söyler saklanır, baş belaya katlanır." sözü dili doğru kullanmanın önemini vurguluyor, benim de çok sevdiğim bir söz olduğu için kullanıverdim.

Yazı ne kadar uzun oldu bilmiyorum. Bakmıyorum, bakarsam kısa kesme telaşına düşmek istemiyorum. Az kaldı zaten.

Kreş, Anaokulu ve İlköğretim... Bunlar eğitimin temel taşları. İyi temel atılmazsa sonradan yapılan çabaların boşa gitme sorunuyla karşılaşabiliriz.

Eğitimin temel taşını kim koyacak? Tabi ki öğretmen. Henüz onun yerini dolduracak bir şey bulunamadı. Diğer tüm çabalar öğretmenin çabasını güçlendirmek için gerekli. Ancak öğretmenin de öğretmen olarak yetiştirilmesi gerekiyor doğal olarak. Sınıf öğretmeni iyi seçilmeli. Özellikle ilk üç yıl. Temel kazanımlar bir anne şefkatiyle yaklaşacak, deneyimli, işinin uzmanı, çocukları seven bir öğretmen olmalı. Dört ve beşinci sınıfta bazı derslere branş öğretmenlerinin girmesinde yarar var.

İşiniz zor veliler, ama çocuklarınız için bir hafiye gibi araştırmak zorundasınız. 1990'lı yıllarda öğretmen olmayan 130 bin üniversite ve yüksek okul mezunu genç mesleğiyle ilgili iş bulamadığı için Sınıf öğretmeni olarak atandı. Düşünün bir kere: İyi bir veterinerin sizin çocuğunuzun sınıf öğretmeni olmasını ister misiniz? Ya da köylümüz hastalanan ineğini veteriner yerine iyi bir öğretmenin ellerine güvenerek bırakır mı hiç?

Son sözü yazmalıyım artık. 14 Haziran Pazar günü ÖSS'ye girecek gençlerimize ve SBS'ye girecek altıncı sınıftaki yavrularımıza başarılar diliyorum. Her şey gönüllerine uygun olsun. Karne tatiline giren çocuklarımıza iyi tatiller derken, kitabın tatillerine renk katacağını da hatırlatmadan geçemiyorum.

Siz sevgili ana-babalar, sizlere de bu yıllık geçmiş olsun, sınav sonuçları tez zamanda çocuklarınızı mutlu edecek şekilde gelsin diyorum.

Sevgi ve Saygılarımla...


Not: Pazar Günü dersanede yapılan "geleneksel kahvaltı"ya davet edildim. Beni unutmadıkları için çok mutlu olduğumu belirtmek istedim. İnsanın ayrıldığı yerden hatırlanması güzel oluyor sevgili dostlar. Paylaşmadan geçemedim.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

YOLDA YOLCUM VAR BENİM


Esme rüzgar, yağma yağmur ; yolda yolcum var benim...

Yoğun, çok yoğun bir hafta geçirdik. Evimizde gençlik rüzgarları esti esti esti ve bugün akşamdan sonra duruldu... Küçük kızım ve arkadaşları geldi... O ne coşku, o ne enerji... Gençlik güzel, gerçekten güzel.

Okullar bitmiş, işe girilmiş, tatiller kısalmış... Kısalmış ama kısa tatile ne çok etkinlik sığdırılmış. Hızlarına yetişmek olanaksız...

Bir kısmı yurt dışı yolcusu... Diğerleri de gitmeyi tasarlıyor... Yazık ülkemize... Bu çocukları yaban ellere kaptırmamanın yolları neden aranmaz ki... Beyin yıkanmak için dökülen paralarla ne güzel işler yapılırdı, ama birileri yapmak için değil; yıkmak için uğraşıyor...

Şu anda değişik yönlere doğru yollarda olan herkese iyi yolculuklar diliyorum. Yolları açık ve aydınlık olsun... Kimsenin gözü yollarda kalmasın.

Esme rüzgar, yağma yağmur; yolda yolcum var benim...

29 Haziran 2008 Pazar

YAZLIKÇILIK BAŞLIYOR


Bugün İstanbul'dan Ege'ye yolculuk başlıyor...

Bir ayı aşkın bir süredir göçebe hayatı yaşadım. Artık yazlıkçılığa başlayabilirim.

Ve bu arada Eğitim Enstitüsü'nden arkadaşlarımla buluşma toplantımıza katılamayacağım için çok üzgünüm. Oysa onlarla olmayı da çok istiyordum. Ne yazık ki bu yoğun günler nedeniyle aralarında olamayacağım. Düğünler, törenler, kutlamalar arasında oradan oraya savrulup durduk. Bartın- Amasra onlarla birlikte çok daha güzel olacaktı... Amasra'nın Canlı Balık Lokantası ve hiçbir yerde tadamayacağımız lezzetteki salatasından umarım yerler... Yarın telefon edip sevgilerimle birlikte hatırlatmalıyım. Gezecek yer arayanlara da Amasra'ya mutlaka uğramalarını ve o salatadan tatmalarını öneriyorum...

Tatili ve yazlık evimizi, bahçemizi, komşularımızı özledim...

Artık Tatile Merhaba deme zamanımız geldi... Tatile ve herkese merhaba...

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...