Cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2012 Çarşamba

BAYRAMLARIMIZ BAYRAM GİBİ OLSUN

Kurban Bayramını kutlamak için Alanya'ya babama geldim.
29 Ekim'de Cumhuriyet Bayramımızı kutlamak için Ankara'ya Ata'mıza gideceğim.
30 Ekim'de yuvamda olacağım kısmetse...

Yalansız, dolansız, yasaksız günlerde sevgiyle kucaklaşmanın tadına varacağımız bayramlara ulaşmamız dileğiyle sevgilerimi gönderiyorum tüm dostlara...   

15 Ekim 2010 Cuma

CUMHURİYET BAYRAMI RESEPSİYONU


ATATÜRKÇÜLERE
Öyle sırtüstü yatıp dinlenecek gün değil
Daha yapacağımız çok şeyler var , çocuklar !
Ne kadar erken yağdı, gördünüz ya, yeniden
Nice güvendiğimiz "dağlara kar " çocuklar !

Toplandık mı baş başa , verdik mi el ele biz ,
Su çekilir, dağ çöker, bora susar, çocuklar !
SİZİ BİR BİR TANIYIP ALNINIZDAN ÖPMEYE,
MUSTAFA KEMAL YOLDA, HEY BAHTİYAR ÇOCUKLAR !
(B.K.Çağlar)

Atatürk aydınlığında barışa , birliğe çağırıyorum sizi...
Büyük Türk Ulusunun mutluluğu için uzatın ellerinizi...
Kinden, kavgadan, kıskançlıktan, bölücülükten sıyrılın yeter...
Ohhh desin ulus, huzura kavuşsun gönüller.
Kötülük çiçekleri açmasın...
Savaşınız iyiliğin savaşı olsun, güzelliğin, sanatın, bilimin...
Tüm engeller aşılır önünde, Atatürk Birliğinin...

" Atatürk Devrimleri " , yozlaşmaların getirdiği uyuşukluğu, yeryüzü nimetlerine sırt çeviren kaderci eğilimi , Batı'nın ( AB, ABD...vb) üstün gücü karşısında KAYITSIZ, KOŞULSUZ BOYUN EĞME FELSEFESİNİ ORTADAN KALDIRARAK Ulusumuzu gerçek aydınlığa , kendine güvene bilim ve sağduyuya yeniden kavuşturma olgusudur.

Düşüncelerini özetleyecek olursak Atatürkçülük:

  • Devlet düzeninde.............. CUMHURİYETÇİ
  • Devlet anlayışında............ LAİK
  • Yükselişte......................... DEVRİMCİ
  • Toplum düzeninde.............MİLLİYETÇİ
  • Ekonomik düzende.............DEVLETÇİ
  • Kişi haklarında..................ÖZGÜRLÜKÇÜ, SOSYAL ADALETÇİ
  • Uygarlık yolunda............... AKILCI
  • İnanışında..........................OLUMLU, BİLİMCİ
  • Amacı..................ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNE ÇIKMAKTIR.
  • Hareket noktası...................VATANDIR
  • Güç kaynağı .........................ULUSÇULUKTUR
  • Özü ......................HALKTAN YANA , HALK İÇİN, HALK YÖNETİMİNİ KURMAKTIR.
  • Bu da...............................CUMHURİYETTİR
  • Yöntemi.................BİLİM-TEKNİK-METOT GİBİ ÜÇ BÜYÜK GÜÇ KAYNAĞI İLE YAPILACAK OLAN ÇAĞDAŞ ATILIMDIR.
  • İlkesi......................GELİŞME, DEĞİŞME, YENİLEŞME KURALIDIR.

" Benim ölümlü can varlığım bir gün elbet toprak olacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti sonsuza değin yaşayacaktır." diyor.

Geleceğe inandığından Atatürk , Cumhuriyeti kendi varlığıyla eş tutmuyor. Türk Ulusunun sonsuzluğa akan varlığına bağlıyor.

Söylevin son bölümünde:

"Ey Türk Gençliği! Birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuzluğa dek korumak ve savunmaktır." diyerek sesleniyor...

Bu ses Türkiye'nin sesi; Türkiye'nin sesi Atatürk'ün sesidir. Atatürk'ün ardından milyonlarca Türk'ün görevi bu sese kulak vermek, bu sesin çevresinde Mustafa Kemal yolunda ant içmektir. Atatürk'ü anmanın anlamanın en güzel, en doğru yolu budur. Gönülden söz vermeliyiz.

" Türk Gençliği olarak

Özgürlüğün, Bağımsızlığın, Egemenliğin,

Cumhuriyet ve Devrimlerin

Yılmaz Bekçisiyiz....

Her zaman

Her yerde

Ve her durumda

Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza

Çağdaş uygarlığa geçmek için

Bütün güçlükleri yeneceğimize

Namus ve şeref sözü verir

Kendimizi Türk Ulusuna Adarız.


29 Kasım 2007'de bunları yazmışım...

Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuyla ilgili Cumhurbaşkanı'nın kararını destekliyorum! Keşke bunu daha önce yapsalardı. Hepsini bir arada görmek istiyorum... 29 Ekim 2010 tarihinde yapılacak resepsiyonu TVlerden canlı olarak verirlerse sonuna kadar ilgiyle izleyeceğim. Lütfen bunu yapsınlar...

Bir de Fethullah Gülen seçimden sonra döneceğini açıklamış. Doğrusu çok sevindim! Yalnız neden seçimi bekliyor ki? Bir an önce gelsin, hareketinin başına geçsin. Bu hasret bitsin! Uzaktan, aracılarla söyledikleri pek anlaşılmıyor. Gelsin de aslını görelim...

Belki o zaman gözümüzdeki perde kalkar; aklımız başımıza gelir. Ne dersiniz?



22 Haziran 2010 Salı

İLHAN SELÇUK CUMHURİYETİ

Henüz bankamatik hizmetlerinin olmadığı dönemlerde, bir baba üniversitede okuyan çocuğuna çok acil para göndermek zorundadır. Postayla gönderse en az bir hafta sürecek.

Otogara gider, çocuğunun eğitim gördüğü kente giden yolcu otobüsünün yanına gelir. Sonra otobüsün içindeki yolculardan birinin yanına gidip zarf içindeki parayı çocuğuna verilmek üzere yolcuya uzatır. Acil olduğunu ekler.
Yolcu parayı ulaştıracağını söyler, ancak bu kadar kişi içinden neden onu seçtiğini, tanımadığı halde kendisine nasıl güvendiğini de merak etmiştir; sorar.
Babanın yanıtı:

"Siz Cumhuriyet Gazetesi okuyordunuz, Cumhuriyet okurusunuz da ondan"

Cumhuriyet "Pencere"sinden yayılan ışık bizlere çok şey kattı. Teşekkürler İlhan Selçuk, sen bu ülkeye olan borcunu fazlasıyla ödedin. Huzur içinde uyu...

11 Temmuz 2009 Cumartesi

BALBAY SORUYOR

"Okurlarıma benim için önemli bir notum var...

İkinci iddianamenin 985-988. sayfaları arasında yer alan Mustafa Balbay’la ilgili “delillerin ve hukuki durumun değerlendirilmesi” bölümünü lütfen okuyun.

Sadece üç sayfa...

Burada İlhan Selçuk’a, Cumhuriyet’e ve bana, savcıların nasıl yaklaştığını çok iyi göreceksiniz.

Bu üç sayfadan bir tümceyi paylaşmak istiyorum.

“...Sürekli ekonomik sorunlar yaşayan bir gazetenin temsilcisi olarak şüphelinin irtibat halinde olduğu üst düzey bürokratlar ve askeri şahıslarla, devlet yöneticileri ile gazetecilik ilişkisi çerçevesinde yoğun irtibat kuramayacağı, aktif irtibatlarını Ergenekon terör örgütünün referansıyla gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.”

Kimlerle görüştüğüm iddianamede yer alıyor. Örneğin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer. Bu durumda “terör örgütü” referans veriyor ve ben Sezer’le görüşüyorum.

Sadece 3 sayfa... Lütfen okuyun...

Savunmamı hazırladığım şu günlerde ben de iddianamenin bütününe bakarken bu bölümü de sık sık okuyorum ve soruyorum:

Tutukluluğum bunlarla nasıl açıklanabilir."


Not: Cumhuriyet Gazetesinden Alıntıdır...(11 Temmuz 2009)

29 Ekim 2008 Çarşamba

MİLLİ EĞİTİM BAKANINA AÇIK MEKTUP

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ve İLK CUMHURBAŞKANIMIZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK




MÜJDE:
MİLLET MEKTEBİ AÇILIYOR...








ATATÜRK , TÜRK HARFLERİNİ HALKA ÖĞRETİRKEN



MİLLİ EĞİTİM'DEN BEKLENENLER:


1) Her şeyden önce bilgisizliği ortadan kaldırmak gerekir. Bu nedenle milli eğitim programımızın, milli eğitim siyasetimizin temel taşı, bilgisizliğin giderilmesidir...

2) İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve uygarlığın gerektirdiği bilim ve tekniği versin... Çocuklar okuldan çıktığı zaman hayatta başarı göstermeyi sağlayabilsin.

3) Eğitimde üçüncü olarak yapılması gereken toplumun değişen gereksinimlerine göre ara meslek sahiplerinin nitelik ve nicelik açısından geliştirilmesini sağlamaktır. Meslek lisesi diyince sadece İmam Hatipler akla gelmemeli. Mezun olanlara eğitimlerine uygun iş ortamının sağlanması önemlidir.

4) Eğitimde çok önemli bir başka konu da üst düzeyde bilimsel araştırma yapacak , uzman niteliğine sahip meslek insanı yetiştirecek üniversitelerin gerekli donanıma sahip olmasıdır. Bilimde ilerleme üniversitelerin geliştirilmesiyle olur. Tabela üniversiteleriyle bunu yapamazsınız.

5) Bir başka çok önemli bir konu da güzel sanatların gelişmesini, insanların duygularını, düşüncelerini belirtmelerini,topluma duyurmalarını sağlamaktır.

Atatürk, her alanda sanatçının yetiştirilmesi ve toplumda saygın bir yer edinmesi için gereken her çabanın gösterilmesini istemiştir. Bu amaçla konservatuarlar, sergiler, konserler, müzeler, tiyatrolar yolu ile güzel sanatları sevdirmek ve yaygınlaştırmak için o koşullar içinde büyük atılımlar yapmıştır.Siz neler yapıyorsunuz bu konuda?

6) Ve eğitimde başarı sağlamanın en önemli yolu ise kadın haklarından asla ödün vermemektir. Kadınları erkeklerle eşit bir birey olarak görmek ve göstermektir. Bu durumu herkesin içine sindirmesidir.

Atatürk eşitsizliği iki aşamada kaldırdı. İlk önce, kadınlara 1930 yılında belediye seçimlerine katılma hakkı verildi. 1934 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile de kadınlarımıza milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Atatürk: " Bu karar Türk kadınına toplumsal ve siyasal hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak gerekecektir."

Ne yazık ki bugün üniversiteye öyle girmek istiyorlar! Siz de bunları destekliyor musunuz?

Bugün Cumhuriyet Bayramımızı Kutluyoruz. Sizin de bayramınız kutlu olsun.

Sizden Ramazan ve Kurban Bayramlarında hep kutlama mesajı geliyor telefonuma, ancak milli(ulusal) bayramlarımızda nedense Atatürk Cumhuriyetinin biz öğretmenlerini anımsamıyorsunuz. Sizce sadece dini bayramlarımız mı kutlanmayı hak ediyor? Milli Eğitim Bakanı olarak Milli Bayramlarımızı kutlamak neden aklınıza gelmedi ki ?

Bu telefon paralarını kendi bütçenizden mi karşılıyorsunuz? Bakanlığınızın bütçesinden karşılıyorsanız yazık değil mi? Kaynakların çok kıt olduğunu biliyorum. Bunun yerine eğitime harcasanız bu paraları daha yararlı olmaz mı?

Lütfen Kurban Bayramında bana kutlama iletisi göndermeyiniz, diğer öğretmenlere de...Eğitime harcayın telefon paralarını.

Biliyorum, okumayacaksınız bu yazıyı. Okusanız da önemsemeyeceksiniz. Sizin önemsedikleriniz başka biliyorum. Ama ben önemsiyorum Milli Eğitim Bakanlığını. Eğitimin önemini kavrıyorum. Ve yazımı Atatürk'ün şu sözleriyle noktalamak istiyorum:

" Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek , uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız."

20 Ekim 2008 Pazartesi

ERGENEKONDA YAŞ VE KURULAR



Bugün, yani 20 Ekim 2008 tarihinde uzun süredir beklenen dava başladı, ya da üç saat önce başlaması gerekiyordu... Koşullar uygun olmadığı için henüz başlayamadı.

Cumhuriyetimizin en büyük ozanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca da bugün son yolculuğuna Kadıköy'den uğurlanıyor.

Dokuz gün sonra Cumhuriyetimizin kuruluşunun 85. yıldönümü nedeniyle Cumhuriyet Bayramını kutlayacağız.

Televizyon kanallarını geziyorum. Bir kısmı her zamanki gibi laylaylom havasında, kadınları uyutma sevdasında. Onlardan hızla geçiyorum.

Haberleri izliyorum, canlı yayınlar yapılıyor Silivri'den. Herkes öfkeli, yargılama koşulları bu kadar zaman içinde hazırlanmamış. Ertelenecek gibi görülüyor. Bu da yargılamanın gecikmesine neden olacak. Bir kişi bile iddianamenin okunmasını istese günler sürecek. Bin beş yüz sayfalık bir metin. Aslında okunması doğru olur, nedir ne değildir görürüz. Ancak bir de şu var. İnsanlar aylardır tutuklu, suçlu mu değil mi belli değil. Bu insanların sırf bu sebeple içerde tutulmasının onlar ve yakınları üzerindeki etkilerini düşününce işin uzatılmaya tahammülü olmadığını da görebiliyoruz. Yani soruşturma aşamasında görülen kaos mahkemenin başlayacağı bugün de sürüyor.

Bir an önce dava sonuçlanmalı. Kim yaş, kim kuru ortaya çıkmalı. Korkarım, suçsuzların çok fazla olduğuna inandığım, bu davada kurunun yanında yaşın yanması; Ya da yaşın sayesinde kurunun da kurtulması... Çünkü çok garip bir süreç izledik.

Bilgiler servis edildi, telefonlar izlendi, birbiriyle asla bir araya gelemeyecek insanlar aynı suçun sanıkları olarak gece yarıları evlerinden toplandı...

Sanıkların içinde Cumhuriyete sahip çıkma yürüyüşlerini düzenleyenler var. Ben de Cumhuriyete sahip çıkma yürüyüşlerine katıldım. Çok da gurur duydum bunu yaptığım için...

Sanıkların içinde Susurluk olayına adı karışmış olanlar var. O günlerde bu olayın aydınlanması amacıyla tepkimizi ışıklarımızı yakıp söndürerek göstermiştik. Ben de her gece saat 21'de ışıklarımızı yakıp söndürerek Susurlukla ilgili suçluların ortaya çıkması, yargılanması için tepkimi gösterdiğim için gururluydum.

Hizbullahın mezar evlerine, PKK terörüne öfke duymayanınız var mı? Onlardan da bu dava nedeniyle tutuklananlar var.

Şimdi bu guruplar aynı nedenle yargılanıyor. Ben de büyük bir merakla davanın sonuçlanmasını bekliyorum herkes gibi. Çünkü hepimizin gönlü suçsuzların bir an önce bu işkenceden kurtarılmasından yana...

Yargıya güveniyoruz. Ama şunu da biliyoruz. Geciken adalet, adaletsizliktir. Suçsuz insanların hesabını vermek hiç de kolay değildir. Yargıdan kaçsanız bile vicdanlarınızdan kaçabilir misiniz ?

Dokuz gün sonra Cumhuriyet Bayramı kutlanacak. Cumhuriyet Savcılarına çok büyük görev düşüyor bu konuda. Bugün bunları yazabiliyorsak Cumhuriyete ve Büyül Önderimiz Atatürk'e borçluyuz. Kazandıklarımızdan vazgeçecek miyiz?

6 Temmuz 2008 Pazar

MERHABA BALBAY MERHABA



Merhaba Mustafa Balbay, Merhaba...

Hoşgeldin aramıza, hoşgeldin. Gözümüz, kulağımız, yüreğimiz seninleydi...Sensiz olmuyor, tıpkı İlhan Selçuksuz olmadığı gibi...

Diğer Atatürkçüleri de aynı yürekle bekliyoruz...

Cumhuriyet sizsiz de olmuyor, bizsiz de...

Türkiye Cumhuriyeti sonsuza değin yaşayacak... Bunu dost düşman böyle bile...

Merhaba,

İyiden, güzelden, doğrudan yana olan herkese binlerce kez Merhaba...

Güneş balçıkla sıvanmaz... Aydınlıktan yana olan herkese merhaba...

Aydınlıklar karanlıkları dün de boğmuştu, bugün de boğacaktır, bu böyle biline...

Merhaba Can Dostlara Merhaba...

Karanlıktan bıktık usandık, aydınlık yarınlara merhaba...

17 Nisan 2008 Perşembe

ONUNCU YIL NUTKU

Atatürk , Cumhuriyetimizin Onuncu Yılında söylemiştir bu güzel nutkunu.
( 29 Ekim 1933). Bu tarih Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcının on beşinci yıl dönümüdür.

On beş yılda yapılanlar kısaca şunlardır:

Yurdumuzu işgal eden dünyanın en güçlü devletlerine karşı Türk ulusu ve Türk ordusu ( yaşlı genç, kadın erkek ve çocuklarıyla ) çeşitli olanaksızlıklar içinde Bağımsızlık Savaşını kazanmış; yıkılmakta, paylaşılmakta olan bir devletin yıkıntısı üzerine yepyeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmasının yolu açılmıştır.

TBMM açılarak halk temsilcilerinin yurdun ve ulusun geleceğini etkileyecek kararlar alması sağlanmıştır.

Kişi egemenliğine dayanan saltanat kaldırılmıştır.

Ulus egemenliğine dayanan Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Halifelik kaldırılarak laik devlet düzenine geçilmiştir. Böylece çağın olumlu gelişmelerinin bağnazlığa kapılmadan kolayca uygulanabilirliği sağlanmıştır.

Eğitim ve öğretimin yaygınlaştırılması, gelişmiş toplumlarla ilişki kurulabilmesi için yeni yazı kabul edilmiştir. Eğitim ve öğretimde birlik sağlanmıştır.

Medeni Kanun kabul edilmiştir.

Bayındırlık, endüstri, tarım, ticaret yaşamında yenilikler, gelişmeler sağlanmıştır. Tükettiğini üreten bir ekonomik düzen öngörülmüştür.

Güzel sanatların her dalında Türk ulusunun duyuş ve düşünce zenginliğini ve yaşantı zenginliğini yansıtacak , yorumlayacak çalışmalara yön verilmiştir.

Türk ulusuna çağdaş bir görünüm kazandırmak için kılık kıyafet ve şapka devrimleri yapılmıştır.

Atatürk'ün En Büyük Eseri Olan Cumhuriyet'in Temelinde :

Kurtuluş Savaşı'nı kazanmamıza yol açan Türk kahramanlığı, özverisi vardır.

Halkın kendi kendini yönetebilmesi için gerekli olan yaşantı zenginliği, deneyim, bilgi birikimi ve sezginin oluşturduğu Türk kültürü bulunmaktadır.

Atatürk 'ün Belirttiği Gibi Yapılanlar Yeterli Değildir :

Çağdaş uygarlık seviyesine çıkmak için Büyük Önder Atatürk 'ün gösterdiği yoldan gitmeliyiz. Çağın bilim, teknik ve sanatının gelişmelerinden yararlanmalıyız.

Güzel Sanatların her dalında ( edebiyat, resim, müzik, tiyatro,mimarlık, heykel
gibi ) yaratıcı olabilmek için gerekli ortam sağlanmalı; sanatçılar korunmalıdır.

Ülkenin en ücra köşelerine kadar okul, yol, elektrik, fabrika, hastane vb. hizmetleri götürülmelidir.

Gençlerimizin kendilerini yetiştirmelerine, geliştirmelerine olanaklar tanımalıyız. Ekonomik, sosyal sorunlarını devlet eliyle çözmeli , onları karanlık düşünceli kişilerin eline düşmekten kurtarmalıyız.

Bizimkiler sizinkiler diyerek ayrımcılık yapılmamalı , herkese eşit olanaklar sağlanmalıdır.

Yolsuzluğun, hırsızlığın, arsızlığın ortadan kaldırılması için gerekli önlemler derhal alınmalıdır.

Ulus olarak hepimiz, savurganlıktan, aşırı tüketimden, ayrımcılıktan, kurtulmak zorunda değil miyiz ? Sadece törenlerde " Onuncu Yıl Marş "nı söyleyerek bir yere varamadığımızı görmüyor muyuz ? Hadi o zaman !..

Daha ne bekliyoruz ?

16 Nisan 2008 Çarşamba

İLHAN SELÇUK ve TURHAN ÇÖMEZ ve AHMET HAKAN

İkisinden de özür diliyorum...

Ahmet Hakan'ı Kanal 7 yıllarından tanıyorum. Düşüncelerime tamamen karşı bir kanal. Ama ben aykırı olanı da merak etmişimdir hep. Ne düşünüyorlar, nasıl yorumluyorlar, neleri önemsiyorlar ? Bilmeden, öğrenmeden, araştırmadan, tek yanlı yönlendirilmelerden kaçınmak için yaparım bunu... Sağlıklı karar vermek, haksızlık yapmamak için de diyebilirim...

Ahmet Hakan'ı o yıllarda tanıdım. Haberleri sunuyordu. Söylediklerine katılmam olanaksızdı ama yine de beğeniyordum sunuşunu. Diğer magazine dönüşmüş ana haberlerden daha ciddi bir duruşu vardı ve inananlar üzerinde etkiliydi.

Sonra değiştiğini söylemeye başladı. Kuşkulandım. Ama zaman zaman yazılarını okumaya devam ettim. Hatta bir yazısından sonra onu eleştiren bir ileti gönderdim kendisine. Alıp almadığını bilmiyorum, yanıtlamadığı için. İnsanları kandırmamasını istemiştim kendisinden. Değişmediğine inanıyordum o sıra. Sanırım kendisinin de bir bocalama devresi oldu.

Neyse efendim, bugün onun değiştiğine inanmaya başladım, Hem de olumlu bir değişiklik olduğuna... Tarafsız bakmaya çalışıyor sanırım. Ben de okumaya devam edeceğim.

İkinci kişi Turhan Çömez... Başından beri dikkatimi çekiyordu. Çok farklı bir duruşu, doğru saptamaları vardı. Ona inanmayı çok istiyordum ama kuşku duymadan da edemiyordum. Çünkü hem eleştiriyor hem de aralarında kalmaya devam ediyordu. Bugün artık onunla ilgili kuşkularımdan da kurtulmuş gibiyim. İzlemeye devam edeceğim.

Ve İLHAN SELÇUK... O , kendimi bildiğimden beri hep vardı yaşantımda. O ve Cumhuriyet Gazetemiz. Hep güvendim, hep inandım. Okudum, öğrendim ve aydınlandım...
Sevgili İlhan Selçuk, çabuk iyileş ve dön aramıza... PENCEREM açık seni bekliyorum. Hadi çabuk ol... Sağlıkla... Sensiz olmuyor...

12 Nisan 2008 Cumartesi

YUH İNSANA KIYANLARA YUH YUH

Ağlayarak yazıyorum bu yazıyı...
Bugün "Ulusal Egemenlik Mitingi " vardı Ankara Tandoğan'da ve ben gidemedim... Dersim vardı , gidemedim.

Gidemedim derken bedenimle gidemediğimden söz ediyorum. Yoksa aklımla, yüreğimle, ruhumla, bilincimle oradaydım.

Gözümle, kulağımla oradaydım. Her söz benim sözüm, her duygu benim duygumdu; o güzel, o aydınlık , o yurtsever, o insan sever , o bağımsızlıktan yana, ulusal egemenlikten yana insanlardan yansıyan...

Yuh yuh soyanlara ,
Soyup soyup kaçanlara
Yuh insana kıyanlara
Yuh yuh ; yuuuuh !

Diye ben de bağırıyordum televizyonun karşısında. Sizler gibi, sizlerle birlikte, Mahsuni Şerifle birlikte...

Yuhhhhhh nefsine uyanlara, yuh insana kıyanlara , yuh yoksulu soyanlara, yuh her şeyi satanlara yuuuuh yuhhh diye haykırıyorum!..

" Bağımsızlık benim karekterim . " dememiş miydi Atatürk ?

Türkiye Büyük Millet Meclisi' mizdeki odaları tek tek aramadı mı birileri! Neymiş Avrupa Birliği Başkanı Meclisimizde konuşma yapacakmış. Onun güvenliğinden emin olmak için korumaları, bizim ülkemizde , bizim meclisimizde her köşeyi arıyor. Ne hakla ! Biz Meclisimizi koruyamıyorsak ülkemizi nasıl koruyacağız ? Kaldı ki bizim Dışişleri Bakanımız oraya gittiğinde saatlerce dışarda bekletmemişler miydi. Tepeden tırnağa Bakanımızı aramamışlar mıydı ! Kimsenin kişisel tercihleri beni ilgilendirmez. Ama Türkiye Cumhuriyeti Meclisine de , Bakanına da yapılan saygısızlık beni yaralar, üzer, ağlatır, kızdırır, öfkelendirir ! Umutsuzluk yaratır , diyecektim , vazgeçtim.

Bugün Tandoğan'da yeniden umutlarımızın yeşerdiğini gördüm. Birinci Tandoğan ' da ben de vardım. Önceki yazılarımda bundan söz etmiştim pek çok kez. Bu sefer gidemedim, sadece yüreğimle oradaydım , dedim ya ...

Köy Enstitüsü mezunu bir değerli öğretmen büyüğüm seslendi orada... Dikkatimi çeken , önemli bulduğum bir cümlesini aktarmak istiyorum sizlere:
" Bize, Köy Enstitüleri'nde İNSANI SÖMÜRMEYİ DEĞİL ; TOPRAĞI SÖMÜRMEYİ ÖĞRETTİLER ... " dedi...

Bugün biz ne yapıyoruz ? Topraklarımızı satıyoruz, satamadıklarımızı , verimli arazilerimizi birilerine konut yap, çarşı yap , para kazan, rant elde et diye vermeye kalkıyoruz. Dışardan buğday, pirinç vb. alıyoruz Üretmeden tüketmeye özendiriliyoruz. Üretmeden tüketmek, borçlanarak yaşamak nereye kadar ? Bizim Yerli Malı Haftalarımıza ne oldu ? Dışardan aldıklarımız
daha iyiymiş ! Varsın bizim ürettiklerimiz o kadar iyi olmasın. Biz alırsak, biz desteklersek daha iyisini de üretme çabasına girmez mi insanımız ? " Köylü Bu Milletin Efendisidir... " sözü nerelerde unutuldu ? Şimdilerde neden sahte hoca efendilerin peşine takıldık ? Kim, kimler tezgahladı bu oyunları ?

" Efendimiz" için bazı sanatçılara İLAHİ söyletmişler. Pazarlamasını çok güçlü bir şekilde yapıyorlar. Reklamları harika. Belli ki bizim gibi para yoksulu değiller. Ama YALAN SÖYLÜYORLAR, MİLLETİ KANDIRIYORLAR. Bu kez de PEYGAMBERİ alet ederek din tacirliği yapıyorlar. Neymiş kasetlerden elde ettikleri gelirle okul yapacaklarmış, o sanatçıların adını da bu okullara vereceklermiş. sanatçılar da para almadan ilahileri seslendirmişler...

Uyarmadı demeyin ! Daha önce 21 Mart 2008 tarihli bir yazı yazmıştım.
" Efendimiz mi Cumhuriyetimiz mi " diye... O yazıya bakarsanız göreceksiniz.
Tesadüfen tanık olduğum bir konuşmayı anlatmıştım Saman Yolu TV'deki. Bu ilahilerin bestecisiyle sunucu konuşuyordu. Orhan Hakalmaz'a söyletmeyi de düşündüğünü söylemişti besteci olan kişi. Merekla " Peygamberimiz " e yapıldığını düşündüğüm ilahiyi beklemiştim. Çünkü " Efendimiz için yaptığınız beste çok güzel olmuş " diyordu sunucu. Uzatmadan söyleyeyim. O konuşmaların sonunda anladım ki Efendimiz diye söz ettikleri Fethullah Gülen'miş. Şimdi bu kasetlerin gelirinin hangi okullara gideceği konusunda kuşkulanmaz da ne yaparsınız ? Yalan söylemeyi önerdiğini kendi sesinden dinlediğimiz bu kişinin masum olduğuna inana bilir misiniz ?

Biz kimiz ? Biz Kaç Kişiyiz ? Biz neden yanayız ?
Biz Atatürk Türkiyesinden yana sade insanlarız. Kendimiz kazanır, kendimiz yeriz. Herkesin hakkını savunuruz. Kendi haklarımızı da savunuruz. Ulusumuzun çıkarları söz konusu olursa kendi çıkarlarımızdan seve seve vazgeçebiliriz. Hukukun üstünlüğüne inanırız. Doğrudan, adaletten yanayız. Laik, demokratik Cumhuriyetten yanayız. Ulusal Egemenlikten, Atatürk Milliyetçiliğinden yana tarafız. Çağdaş uygarlıktan, insan onuruna yaraşan bir yaşam biçiminden yanayız. Tam bağımsızlıktan yana tarafız.

Bugün genç fikirli , gerçek fikirli olanlar, Atatürk saflarındadır. Atatürkçü Düşüncenin ışığında yaşama mücadelesi vermektedir.

Ben herkesi bir kez daha Atatürk Aydınlığında barışa, birliğe, insanca yaşamaya davet ediyorum. Kinden, kavgadan bölücülükten, gericilikten sıyrılın yeter !

Savaşımız, iyinin savaşı olsun, güzelin savaşı olsun. Bilimin, sanatın savaşı olsun. Yuh demesin ulus ! Ohhh desin ulus ! Rahat etsin insanlar...

Tüm engeller yok olur Atatürk Aydınlığında...

Vazgeçemeyiz hiçbirinden. Ne Atatürk ' ten , ne de onun eserinden...

Saygılarımla...


21 Mart 2008 Cuma

EFENDİMİZ Mİ CUMHURİYETİMİZ Mİ

Bu sabah haberleri TV'de izlerken kanal değiştirmek istedim. Ve Samanyolu TV.'de bir alt başlık dikkatimi çekti. " Efendimiz " ...
Sunucuyla bir kişi konuşuyordu. Dinledim, Efendimiz'e yaptığınız beste çok güzel olmuş, diye övgü dolu sözler söylüyordu sunucu... Ben de Peygamberimize yapıldığını düşündüğüm besteyi dinlemek için bekledim.

Hayır, hayır, Efendimiz dedikleri kişi Hz. Muhammet değilmiş. Meğer ABD'de yaşayan Fethullah Gülenmiş, Efendileri...

Sunucu, oldukça mutlu bir yüz ifadesiyle :
- Tabii bu dönemde karnımız doydu, sıra gönlümüzde !.. diyordu.
Besteyi yapan kişi de aynı gülümseyen yüz ifadesiyle:
- Köstekleyenler olmasa ! yanıtını veriyordu.

Ne güzel, birilerinin karnı doymuş, sıra diğerlerine de gelir umarım, diye düşünerek televizyonu kapadım, bilgisayarımın başına geçtim. Bugün Dünya Şiir Günü idi, bu konuda yazmayı planlamıştım. Yazmaya başlamıştım ki blogumun kenarındaki haber geçişlerinden İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek'in gözetim altına alındıklarını öğrendim. Yazıma devam ettim. İfadelerine başvurulup gönderilecekler yanılgısına düştüm. Sonradan Kemal Alemdaroğlu'nun da aralarında olduğu 12 kişiden söz edildiğini gördüm.

Yanıldığımı düşündüm, çünkü bu kişiler ulusunu, vatanını seven; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı; ulusun çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tutan kişilerdi. Hepsini yazılarından, konuşmalarından tanıyorduk.

İlhan Selçuk ise yıllardır okuduğum, çizgisinden ayrılmayan, esecek rüzgara göre yön değiştirmeyen, çok sıkıntılı dönemlerde bile bu çizgiden ayrılmayan Cumhuriyet Gazetemizin, Temel taşlarından biri olan yazarı... Kaç yaşında hala pırıl pırıl aklıyla Aydınlanmamızı sağlayan bir anıt.

Yargılanmasınlar mı ? Tabiki yargılansınlar. Aklansınlar... Ama siz 84 yaşındaki bir insanı sabahın dördünde yatağından uyandırıp gözetim altına alıyorsanız, bu konuda, art niyet mi var , sorusundan kurtulamazsınız. Devlet tarafından görevlendirilmiş iki polis korumasıyla dolaşan bir insanı gece yarısı yatağından kaldırıp 24 saat avukatı ile bile görüştürmezseniz bu ne anlama gelir ? Bunu açıklayamazsınız. Ortalığı birilerinin kasıtlı olarak karıştırdığı düşüncesi akıllara yerleşmez mi ? İki kez kalp krizi geçirmiş bu yazarımızı gün ışıdıktan sonra korumaları polisler aracılığıyla davet etseydiniz, inanın gelirdi. Seve seve gelir, ifadesini verir; gerekiyorsa yargılanır; aklanarak evine dönerdi. İnanın yargılanmaktan çekinmezdi. Yargılanmamak için türlü bahaneler üretenlerin suçluluk psikolojisi içinde yaptıklarının hiç birini yapmazdı.
Ya İlhan Selçuk' un yaşlı bedeni bu gece yarısı işkencesine dayanamazsa, ya aklandığını göremeden onu kaybedersek ?.. Hangi vicdan bunun hesabını verecek. Şemdinli garabetinde ölen, öldükten sonra suçsuz olduğu anlaşılan insanın hesabı verildi mi ?

Gelelim Efendimiz, diye adlandırdıkları Fethullah Gülen 'in dediklerine :

" Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşıncaya kadar , her yöntem, her yol mübahtır. Bunun içerisine yalan söylemek de, insanları aldatmak da girer." (17)

" Siz bir sivilsiniz, silahlarınız yok, kuvvet ve kudretleriniz de sermayeniz kadar....
Öyleyse , geleceği kucaklayıp planlayanlar, oturup onu bekleyeceğine, kendilerini ona asker olarak yetiştirme gayreti içine girmelidirler. Ta ki geldiğinde hazır olan askerinin başına geçebilsin.(19)"

Fethullah Gülen'in sözlerini Necip Hablemitoğlu'nun Köstebek isimli eserinden aldım. Fethullah Gülen hakkında yazılmış bir kitap. Bu konuda bilgi ve belgeler geniş ölçüde kitapta yer alıyor. Hablemitoğlu son söz bölümünde, Yine hakkımda soruşturma açacaklar, diyor, ama 18 Aralık 2002 tarihinde öldürülüyor.

Türkiye çok zor günlerin içine itilmeye çalışıyor. Görünmez eller yapıyor bunu demek de çok doğru değil. Aklı olan ve biraz düşünen herkes görünmez denen ellerin kime ait olduğunu, ne yapılmak istendiğini görüyor anlıyor.

Gören ve anlayanlar olarak Atatürk İlke ve devrimlerine sarılmaktan başka çaremiz yok. Biz bunlarla ayakta kalabiliriz. Atatürk sayesinde adımız değiştirilmedi. Camilerimiz başımıza yıkılmadı.Biz bu ülkede 25 etnik grupla birlikte yaşıyoruz. Sürdürdüğümüz bu yaşamı fitnelerle yıkmak isteyenlere izin veremeyiz. Bize yakışan , çağdaşlaşma, ileri teknoloji, ileri yaşam standardı ve eşitlikçi paylaşımcılıktır. Bu paylaşımcılık da ülke topraklarının paylaşılması değil ; sağlıkta, eğitimde, ekonomide her kesimin aynı oranda hizmet almasıdır. Çağdaşlaşma aklın ve bilimin yolunda yürümekle gerçekleşir. Biz bunu istiyoruz.

Bugün " genç fikirli, gerçek fikirli " olanlar, " aydın " niteliği taşıyanlar Atatürk saflarındadır. Bütün yurtta Atatürkçü düşüncenin , Atatürk devrimlerinin savaşımını vermektedir. Bu durum, yüzümüzün, yüreğimizin akıdır. Bu konudaki kararlılığımız , sadece Atatürk'e saygımızdan, sevgimizden değil ; Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak bütün dünya ülkeleri önünde özgür ve bağımsız yaşama isteğimizden kaynaklanmaktadır.

Bugün ulusal benliğimizi bozmak isteyen, ayrımcılık yapan bu eşkiya çeteleri, bazı Atatürk düşmanları, sahte Atatürkçüler, ne kadar Atatürk 'e dil uzatsalar da ; O'nun devrimlerini yozlaştırmak isteseler de amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü aydınlıklar karanlıkları kesin olarak yener. Atatürk 'ün ülkemize getirdiği aydınlıklar ise yaşıyor, yaşayacaktır.
Cumhuriyet ve devrimlerin inançlı bekçileri, genç ve gerçek fikirli olanlar , Atatürkçü aydınlar bu inanç ve kararlılıkla , kuşaktan kuşağa sonsuza değin sürdüreceklerdir.

Atatürk aydınlığında barışa, birliğe çağırıyorum sizi. Büyük Türk Ulusunun mutluluğu için uzatın ellerinizi. Kinden, kıskançlıktan, gericilikten, bölücülükten sıyrılın yeter. Ohh desin ulus, rahat etsin ulus, huzura kavuşsun gönüller... Kötülük çiçekleri açmasın...

Yarınlara Atatürk'ün yolundan ulaşalım. Savaşınız, iyiliğin savaşı olsun, güzelin, sanatın, bilginin... Tüm engeller aşılır önünde Atatürk birliğinin.Ne varsa doğru olan, güzel olan Atatürk aydınlığındadır...

17 Mart 2008 Pazartesi

KADINLARIMIZ




" Kadınlarımız, eğer ulusun gerçek anası olmak istiyorlarsa , erkeklerimizden daha aydın olmaya çalışmalıdırlar. Şuna inanmak gerekir ki , dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir. Bizim toplumumuzun başarısız olmasının nedeni , kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten doğmaktadır. Yaşamak demek , etkinlik demektir. Bunun için bir toplumun bir öğesi etkinlikte bulunurken , diğer öğesi eylemsizlik içinde olursa o toplum felçtir."



" Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti halkını tam anlamıyla çağdaş ve tam anlam ve biçimiyle uygar bir sosyal toplum durumuna getirmektir. Devrimlerimizin temel amacı budur. Efendiler ve Ey Ulus , İYİ BİLİNİZ Kİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞEYHLER, DERVİŞLER, MÜRİDLER ÜLKESİ OLAMAZ. EN DOĞRU, EN GERÇEK YOL GÖSTERİCİ BİLİMDİR.



Ve 2008 Yılında Türkiye'nin kadınlarının görüntüsü bu olmamalıdır.


Ve bir tarikat toplantısına kadınlarımız bilinçsizce götürülmemelidir. Kadınlarımız kul olmaktan kurtulup özgür kişiler olmadıkça aydınlıklar uzak görünüyor... Yüzyıllarca eğitimsiz bırakılmış kadınlarımızı gerçek anlamda eğitmekle başlamalıyız işe...

Kadınlar ve erkekler neden ayrı ayrı salonlarda oturtuluyor ? Kim kime güvenmiyor ? Acaba o toplantıya gidenlerin kaçı Said-i Nursi'yi ve düşüncelerini biliyor. Emin olun çoğu bilmiyor. "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi " olduğunu sanıyor. Kaçı bir kez olsun Atatürk İlke ve Devrimlerini okumuş ? Sadece kulaktan dolma bilgilerle beyni yıkanmış çoğu. Şimdilik kadınlara ihtiyaçları var. İşleri bitince kaçıncı kadınları olacak acaba?

Neden yan yana can cana değil ? Karşımızdakine sadece kadın ve erkek diye mi bakıyoruz? Yoksa onları insan olarak mı görüyoruz ? Sanırım sorun burada düğümleniyor. Biz karşımızdakine insan olarak baktığımız, bakabildiğimiz gün sorunlarımızı çözmeye başlayacağız. Kadın ya da erkek olarak gördüğümüz çok özel insanlarımız var hepimizin. O başka, o çok özel, o çok önemli, o sevgi, o bağlılık, o güven, o saygı... Ya diğerleri ? Onlar sadece insan... Kadın ya da erkek fark etmemeli... İnsani özellikleri öne çıkmalı, cinsiyetleri değil !

Eşinizden başkasını kadın ya da erkek olarak görüyorsanız kendinizi, eşinizi, yaşamınızı sorgulamalısınız. Sorununuz üzerinde düşünmelisiniz. Siz sorunlu ya da iki yüzlü bir kişiliksiniz. Kendi eşinizi ( bu kadınlar oluyor çoğunlukla) diğer gözlerden saklamak istiyorsunuz. Çünkü siz başkalarına kötü gözlerle bakıyorsunuz, herkesi de kendiniz gibi biliyorsunuz...

Hayır öyle olmamalı ! Eşimizi seçerken çok özenli seçmeliyiz. Tanımalıyız, anlamalıyız, sevmeliyiz. Yola birlikte çıkmalıyız. El ele , yürek yüreğe...

Bunu başaramayanlar kendilerini düzelteceklerine kıt akıllarıyla toplumu düzeltmeye çalışıyorlar. Kadınların özgürlüklerini ellerinden alırken kendilerine sınırsız özgürlük alanları açmaya çalışıyorlar.

Bu tuzağa düşecek misiniz ?

29 Ekim 2007 Pazartesi

CUMHURİYETİMİZ 84 YAŞINDA

29 EKİM 2007
"GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER..."

Ey Türk Gençliği!

Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel senin en değerli hazinendir.

Gelecek de dahi seni bu hazineden yoksun bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır.

Bir gün gelecek ve bağımsızlığını savunmak zorunda kalırsan göreve başlamak için içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin.

Bu olanak ve koşullar hiç de uygun olmayabilir.

Gelecek ve bağımsızlğını yok etmek isteyecek düşmanlar , bütün dünyada örneği görülmemiş bir yenginin temsilcileri olabilirler.

Zorla ve hileyle aziz vatanın bütün kaleleri ele geçirilmiş, bütün gemi yapım yerlerine girilmiş , bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi doğrudan doğruya ele geçirilmiş olabilir.

Bütün bu koşullardan daha acı ve daha tehlikeli olmak üzere memleketin içinde yönetime sahip olanlar, gaflet( aymazlık) ve dalalet ( doğru yoldan ayrılma) ve hatta hıyanet (vatan hainliği) içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kişisel çıkarlarını, düşmanlarımızın siyasi emelleriyle birleştirebilirler.

Millet yoksulluk ve sıkıntı içine düşürülmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin evladı ! İşte , bu durum ve koşullarda bile görevin ; Türk Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini KURTARMAKTIR.!

Muhtaç olduğun güç damarlarındaki soylu kanda bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk

................


Vatan toprakları işgal altındaydı...Düşmanlarımız orduları ve donanmalarıyla topraklarımızı dört bir yandan kuşatmıştı. Halkımız, savaş yorgunluğu ve tükenmişliği içindeydi. Osmanlı Devleti , çoktan kendini yabancılara teslim etmişti.Padişah ve hükümet işgal güçlerinin buyruğu altındaydı.Bu duruma direnenlerin elinde ne silah, ne cephane,ne de aralarında inanç ve amaç birliği vardı.

İşte bu koşullar altında, Büyük Önder,Yiğit Asker Mustafa Kemal Atatürk ,İstanbul önlerine demirlemiş olan , yabancıların savaş gemilerini göstererek ,"GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER ! "demiştir.

Bugün Atatürk' ün ilke ve devrimleri , iç ve dış düşmanların tehdidi altındadır. Serv anlaşmasının maddelerine döndürülmek isteniyoruz. Yeni haritalar ortalıkta dolaştırılıyor. BOP ve GOP diye vurgulanan geniş kapsamlı öngörüler dile getiriliyor.

BOP ( Büyük Ortadoğu Projesi), "11 Eylül Komisyonu " nun hazırladığı GOP ( Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ) ile birlikte ele alındığında Türkiye'ye "Ilımlı İslam Devleti "rolünün biçilmesinin nedenleri daha iyi anlaşılabilir.Ortak yürüyüş hedefleniyor.

Şimdiye dek bu ortak yürüyüşte görülen aksamalar biliniyor; Meşhur "Tezkere olayı ", Hamas' a yaklaşma girişimi, son olarak Tahran'la işbirliği girişimi, ABD de kuşku yaratsa da, Ilımlı İslam Devleti' ne doğru yürüyüş demokratik görünüş altında sürüyor.

" Tehlikenin Farkındayız."

  • Amerikan Temsilciler Meclisi' nde sözde Ermeni soykırımına ilişkin kararın çıkma olasılığı;
  • PKK' nin hemen genel seçim sonrasında yükselen terör eylemleri.
  • Amerikan işgali ve koruması altındaki Kuzey Irak'ın , Türkiye için tam bir tehlike ve tehdit oluşturması,
  • PKK'nin son haftalardaki üst üste saldırıları ve cinayetleriyle birlikte Meclis' teki DTP'nin etnikçi teröristlere sahip çıkan tutumu;
  • Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK'ye karşı hareket olanaklarının uzun süredir kısıtlanmış olması.....

Bunlar ve başkaları...Evet Tehlikenin farkındayız..Türk halkı da yavaş yavaş da olsa , biraz geç de olsa tehlikeyi farketmeye başladı. Tüm kentlerde tepkiler meydanlara taşındı. Bayrak bayrak yollara dizildi.Kurduğun Türkiye Cumhuriyeti öyle sağlam temeller üzerine oturtulmuş ki içten ve dıştan bu kadar zorlanmasına karşın dimdik ayakta. Bugün Cumhuriyetimizin 84. yılını kutluyoruz. Coşkuyla kutluyoruz; teröre kurban verdiğimiz evlatlarımızın acısını yüreğimizin derinliklerinde taşıyarak kutluyoruz...

Herkes bilmeli , sağır sultanlar duymalı:

" Ne senden geçeriz ATAM; ne senin ESERİNDEN..."

Aysema

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...