7 Nisan 2011 Perşembe

YENİDEN MERHABA

Onlar söz konusu olunca her şeyin sıralamadaki yeri değişiyor, birinci sıraya çocuklar yerleşiyor hemen...

Bir haftalığına gittiğim İstanbul'da iki aya yakın kaldım.Neler mi yaptım? Oooo anlat anlat bitmez. Şimdilik kısa kısa yazayım mı?


Öncelikle şunu söyleyeyim; gelinlik hakkında çok şey öğrendim. Gelinlik mi alacaksınız, bana sorun. İstanbul'da dolaşmadığım gelinlik mağazası kaldı mı bilmiyorum, elimde fotoğraf makinasıyla hem de. Bazen kaçak, bazen izinli çektim de çektim.
Sonunda aradığımızı bulduk. Zor oldu.
Kızım diye söylemiyorum, ne giyse yakıştı, her giydiğine "işte bu" dedim çünkü... Mutluluktan ayaklarım yerden kesildi desem yeter mi? Ayrıntılar sonraya kalsın. Daha zaman var.

Elacığımla maceralarımız anlatmakla bitecek gibi değil, hangi birini anlatsam ki... Ben susayım fotoğraflar konuşsun en iyisi.














Vee onları güvenli ellere bırakarak dün akşam döndüm.

Evimi özlemişim. Eşimi, hafta sonları gelip gitse de özlemişim.Çocukların evinde yeni yetmeler gibi kaçamak görüşmek evde olmanın yerini tutmuyor bilenler bilir değil mi?

Dün akşam otobüsten indim; eşim karşıladı; gözlerinin içi gülüyor, eve geldik. Telaşlı, masayı hazırladı; yardım etmeme bile izin vermiyor. Neler mi var masada? Sıkı durun: yaprak dolması, patlıcan salata, mantar sote, tavuk pirzola yanında biber ve domates kızartması... Tamam dolma,patlıcan ve mantar hazır alınmış; ama diğerleri evde yapılmış... Sonra bana bira, kendisine rakı doldurdu ve mumu yaktı; ışıkları söndürdü. "İyi ki doğdun, iyi ki döndün" şarkısı...

Bir önceki akşam da çocuklar havalara uçurmuştu beni. Şahane akşam yemeğinden sonra, Ela'mın ve benim şaşkın bakışlarımız eşliğinde sevgili damadım ışıkları söndürdü; üzerinde mumlar yanan pastayla büyük kızım, bir demet kırmızı gülle küçük kızım salona girdi... "İyi ki doğdun anne" der demez, Ela ellerini birbirine vurarak "İyi ki doğduuunn annneannneeee" şarkısını söylemeye başladı. Artık ben ben olmaktan çıktım, o anda büyük bir yürek oldum tüm dünyayı içine alabilecek. Silinmeyecek anlar vardır insan yaşamında, işte o anlardan birini yaşattılar bana. Hepinizi çok seviyorum. Evet, iyi ki doğdum, iyi ki var oldunuz...

Yaşadığım şehri, buradaki dostlarımı özlemişim. Baharını yazını, kömür karasını özlemişim. Penceremden içeri sızmış kurumu, bahçemdeki çiçek açmış erik ağaçlarını, sisli puslu havasını; aşağıdaki sahada, nisan ayını şenlendiren geleceğimizin güvencesi Ulusal Egemenlik bayramımızı kutlamaya hazırlanan çocuklarımızın sesini özlemişim.

Bloguma yazmayı, blog yazarlarını okumayı özlemişim.

Herkese merhaba, ben döndüm...

5 Nisan 2011 Salı

ONLAR TATMİN OLMUŞ

"Dağların, dağların ardı korkunçtur.
Hiç akıl edip de düşünen var mı?
Gün kimin hesabını tutar akşamı,
Rahmetinden kim demlenir bulutun,
Hayırlı evlat makina
Nasıl canavar kesilir.
Kurdun, karıncanın rızkını veren
Toprak nasıl ayartılır?"
Ahmet Arif

YGS'de gündeme gelen şifreli kopya iddialarıyla ilgili ÖSYM başkanı Prof Dr Ali Demir'in açıklamaları üzerine gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek:

"ÖSYM Başkanının açıklamaları sizin için yeterli mi?" şeklindeki bir soruya "YGS ile ilgili, bu konu tabii bağımsız bir organda meydana gelen bir gelişmedir. Sayın Cumhurbaşkanımız bir açıklama yaptı. Sayın ÖSYM Başkanı da bir açıklama yaptı biz bu açıklamanın doğru ve yeterli olduğu kanaatini taşıyoruz.” Cevabını verdi.

Yani tatmin olmuşlar. Haksız da değiller hani! Bağımsız bir organda yaşananlar doğrudur, soruşturmaya gerek yoktur! Hem insan bilmediği bir şeyi soruşturur, bildiği şeyin nesini soruşturacak ki? Ötekiler kimin umurunda?

Deeeeğğğğğiiiillll miiii?

25 Mart 2011 Cuma

KÜRTAJ


Yazacak ne çok şey birikti. Yazamıyorum.Taslak yapsam diye düşündüm, ama vazgeçtim. Baksanıza taslak maslak dinlemiyorlar. İmamın Orduları doğmadan öldürülmüş bir çocuk gibi...
Bugün dünya tarihine geçecek önemli olaylar yaşanıyor. Başka bir yerde yapıldı mı bilmiyorum. Bizim ülkemizde bu da oldu. Kitaba KÜRTAJ yaptırdılar.
Basılmamış bir kitap imha edildi.
Hadi hayırlısı...

14 Mart 2011 Pazartesi

"BAHAR OLSUN, BAHAR OLSUN DA GÖNLÜM/ BİRAZ DEF'İ MELAL ETSİN DİYORDUM/ CİHAN TAGVİR-İ HAL ETSİN DİYORDUM"


SAYE-İ ŞAHANEDE AH=0
(Eskilerden)

Edebiyat Anıları'nda Hüseyin Cahit Yalçın, " Abdülhamit döneminde gazetecilik iyice güç, tehlikeli bir işti... İp üzerinde cambazlık belki bu kadar ustalık gerektirmezdi." diyor.

'Birader' diyemezdiniz, 'tepe' diyemezdiniz, 'sakal' hele 'boya' hiç diyemezdiniz...

Böyle yüzlerce sözcük vardı yasaklanan!

'Birader' diyemezdiniz, çünkü Abdülhamit, kendisinin tahttan indirilip kardeşlerinden birinin (Reşat ve Murat) tahta çıkarılmasından korkardı. Kardeşlerinin adamlarıyla bile konuşanın, başlarının belaya girmesi kaçınılmazdı. Bu nedenle 'birader' sözcüğü onları çağrıştırdığı için yasaklanmıştı. Hatta o dönemde kimse yeni doğan çocuklarına korkudan Hamit,Murat,Reşat adlarını verememişlerdir.

'Tepe' diyemezdiniz, çünkü Yıldız Sarayı bir tepenin üstündeydi, onu çağrıştırmış olurdu bu sözcük de! 'Yıldız' hepten yasaktı zaten... Kaynaklarda 'Bir Yıldızböceği' adlı yazı yüzünden Mecmua-i Fünun dergisinin kapatıldığını yazıyor.

'Sakal', 'kızıl', 'boya' neyi çağrıştırıyor söylemeye gerek var mı?

'Deli' sözcüğü de, Sultan Murat'a çağrışım yaptığı için yasaktı. Halit Ziya Uşaklıgil , gençliğinde yazmayı düşündüğü 'Deli' adlı romanı bu yüzden yazmadığını söylemiştir. Keşke yazsaymış, belki de Aşk-ı Memnu'dan da ünlü bir eser olurdu... Görüyor musunuz şu sansürün yaptığını?

Şimdi de yasaklı 'burun' sözcüğüne bakalım. Bu konuda ilk kaynak, Hüseyin Cahit Yalçın'ın Piere Loti'den çevirdiği İzlanda Balıkçısı'dır. Hüseyin Cahit şöyle anlatıyor:

" Bazı sözcükler vardı ki onların kullanılmasının doğru olmayacağını bütün yazarlar bilirdi. Sözgelimi, 'burun' dan söz edilemezdi. Çünkü Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesinin çok büyük, kuraldışı ve gösterişli bir burnu vardı. 'Burun' sözünün onunla alay edilmesi sonucunu yaratacağı kanısına varılmıştı....... Ben İzlanda Balıkçısı'nı çevirirken coğrafyayla ilgili 'burun' sözü geldikçe ' karaların denizlere doğru ilerlemiş bölümleri ' diye yazardım.

'İhtilal', 'hürriyet', 'vatan' gibi sözcükler anlaşılır nedenlerle yasaktı.

Ama anlaşılmayacak olanlar da vardı. Gelin Hüseyin Cahit' e bir kez daha kulak verelim:

"Suda erimek anlamına gelen 'halletmek' sözü de yasak olan deyişlerdendi, çünkü tahttan indirmek anlamını veren 'hal' sözüyle bir ses benzerliği gösteriyordu. 'Tahtakurusu' da sarayın lütfuna uğramış hayvanlardandı; gazetelerde adı geçmezdi. Çünkü 'tahtı kurusun' dileğini ses bakımından uzaktan uzağa akla getirir gibiydi.

Tedrisat-ı Ahlakiye (Ahlak Öğretimi) makalesinde: "Medeniyet ve İslamiyetin ezici gücü iyi ahlak sayesinde olmuştur." demiştim. Sansürcü 'SAYE' sözcüğünü çizmiş, yerine 'İLE' koymuş. Cümle: "Medeniyet ve İslamiyetin ezici gücü iyi ahlak ile olmuştur." biçimini almış.

Padişahlık devrinde her şey 'Abdülhamit sayesinde' olurdu. Hatta yağmur bile 'saye-i şahanede' yağardı. Sansürcü, dalkavukluğu o kadar ileri vardırıyordu ki başka hiçbir insanın hiçbir şeyin 'saye' sinde bi şey olamaz demek istiyor, 'saye' sözcüğünü sırf 'iki deniz ve iki kara Hakanı, yeryüzü Halifesi, hiç kimseye minnet etmeyen velinimetimiz Efendimiz hazretleri' ne saklıyordu."

'Bahar' sözcüğü de tehlikeli sözcüklerdendi o zamanlar. Şifre olarak kullanılıyordı.

Rubab-ı Şikeste'de Tevfik Fikret:

"Bahar olsun, bahar olsun da gönlüm
Biraz def'-i melal etsin (sıkıntıdan kurtulsun) diyordum.
Cihan Tagvir-i hal etsin (dünyanın hali değişsin) diyordum."

'Bahar' sözcüğü konusunda Ahmet Rasim de bir anısını anlatmış:

O dönemde İsmail Safa, Saadet gazetesinde "Bahar Gelmeyecek mi, bahar gelmeyecek mi?" nakaratlı bir şiir yazmış, ancak sansürcülere bilgi yanlış gitmiş ; Ahmet Rasim yazdı sanılarak apar topar saraya götürülmüş.

Başmabeyinci:

"Sizin kafanızı havanda ezmeli, hainler!"

Yazarın cevap vermesine meydan bırakmadan küfüre de başlar:

"Sizi edepsizler, veled-i zinalar, nankörler, hainler... Sizi utanmazlar, namussuzlar, alçaklar... Sizi köpekler, yezitler, mel'unlar, asılacaklar..."

Durmadan bağırıp, söylenen mabeyince "Bu ne demek?" diyip kısa bir soluk alma molası verince; Ahmet Rasim , can havliyle cebinden mührünü çıkarıp onun önüne atıyor.

Böylece İsmail Safa olmadığı, Ahmet Rasim olduğu ortaya çıkıyor. Özür dileniyor, kimseye bir şey söyleme denilerek bırakılıyor!

Ahmet Rasim sussaydı, yazmasaydı haberimiz olmayacaktı bu durumdan değil mi? Mabeyinci unutuldu, yazar yaşıyor...

Uzattım biliyorum, ama konu ilginç...

Sansür sadece siyasete, sanata el uzatmamış ki... Bilimde de uygulanmış:

Kimyada yanıcı maddeleri meydana getiren bazı bileşimler yasak. Abdülhamit'in adının ilk harflarini meydana getiren harflerden birleşik bazı kimya ve matematik formülleri yasak. Örnek mi?

Hiç kimse ' AH= O ' yazamazdı. Çünkü bunun ' Abdülhamit=SIFIR ' biçiminde yorumlanması olasılığı vardı.

SAYE-İ ŞAHANEDE AH= 0

Abdülhamit, bazı teknik gelişmeleri, kuşku yüzünden yasaklamıştı. 'Dinamo' sözcüğü 'dinamit' sözcüğüne çağrışım yaptığı için "Memleketi elektrik nimetlerinden yoksun bırakmıştı." der Halit Ziya...

Tabi o dönemde resmi sansürcülerin yanında binlerce de 'curnalcı' denen kraldan fazla kralcılar da vardı . Onlar kışkırtma görevlerini başarıyla sürdürmüşler anladığımız kadarıyla...

Aman tahtaya vurun. İyi ki o dönemde yaşamıyoruz!

Daha yasaklanan kitaplardan, tutuklanan- sürgüne gönderilen yazarlardan söz etmedim efendim. Sıkıldınız biliyorum. Belki başka yazıya...

YANLIŞLIKLAR KOMEDİSİ

"Yazmak mı yaşamak mı" sorusuyla başlamıştım bloga, yanıtını da kendim vermiştim yine; "Neden ikisi de olmasın"diye...

Bu sıralar yaşamak yanım yazma düşüncemin önüne geçiyor. Ela'yla baş başa güzel zamanlar geçiriyoruz İstanbul'da. Bu ayrı...

Ancak toplumca yaşadıklarımız artık şaşırtmıyor beni. Aklın, bilincin, insanlığın, hakkın, hukukun, ahlakın, vicdanın, tüm değerlerin yerlerde süründüğünü görmek olağan bir duruma geldi de ondan mıdır nedir? Komik bile geliyor yapılanlar. Ama güldürmeyen bir komedi yaşıyoruz.Shakespeare'nin ilk eserlerinden biri olan "Yanlışlıklar Komedisi" gibi...

Öfke bazılarının gözünü kör; gönlünü kül etmiş; yazık bu duruma düşenlere! Nereye kadar gidebilirler ki? Keskin sirke küpüne zarar verir... Yakıp yıkarken kendilerini tüketiyorlar. Kimse bilmese kendileri biliyor oynadıkları oyunları, çevirdikleri dolapları ve bu onları çılgına çeviriyor. İsteseler de duramazlar artık. Yalan yeni yalanları zorunlu kılıyor çünkü.

Yeni değil bu yapılanlar, dün de vardı; bugün de var ; yarın da olacak. Ama bazıları ellerindeki güç gidince bir hiç olarak kalacaklar, belki yapılan çirkinlikler anımsanacak. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkacak. Herkes hak ettiği şekilde anılacak.Tarihin sayfaları bu örneklerle dolu, görebilene...

BAKIN ONLARDAN BİRİ:

Namık Kemal'i Kim Öldürdü?

4 Mart 2011 Cuma

KUTLU OLSUN!



3 Mart 1924:

*Halifelik Kaldırıldı.
*Öğretimin Birleştirilmesi Yasası Kabul Edildi.
*Şeriye ve Evkaf Vekaleti Kaldırıldı.

Bu üç yasayla laiklik ilkesine dayalı Cumhuriyetimizin temelleri atılmıştır. 3 Mart Türk Aydınlanma Devriminin başlangıç tarihidir. 87. Yıldönümü Atatürkçülere, Çağdaşlaşma ve Aydınlanma devriminden yana olanlara kutlu olsun.

Sonsuza kadar yaşatacağız...

Sansürün her çeşidine hayır, bin kez hayır! Düşünceler zorla, baskıyla, korkutmayla, sindirmeyle engellenebilir mi?

3 Mart 2011 Perşembe

ÖNEMLİ DUYURU- YASAKLARA İTİRAZ DİLEKÇESİ-BLOGUMA- EN ÇOK DA- ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE DOKUNMAYIN

ALINTI

Evet arkadaşlar, Sevgili arkadaşımız, Sn. Avukat Tülay Pordoğan Oral hanım, bizlere destek olarak, gerekli hukuki itiraz dilekçesini hazırlamış. Başta şahsım adına bunu yapıcak ve yorumlarınızı ek belge halinde sunup işleme koyacaktım ama, Tülay Hanımın da dediği gibi, benim haricimde herkes bunu doldurur ve bu yorumları sizde ekler yollarsanız, daha etkili ve sorumlu olur. Bunda korkacak, çekinilecek hiç bir şey yok. Bu sadece hakkımızı aramak adına "itiraz dilekçesidir" Bu dilekçenin ilgili yerleri (adınız, tc no vs) doldurulup "İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE" götürülecek. Bu dilekçenin aslı bende ve Tülay hanımda. Word tabanlı bu belgenin çıktısını almak için, bana herkes yorumdan yada mail adresimden ulaşıp, mail adreslerini ulaştırsınlar, ulaşan kişi de, bir başkasına, oda bir başkasına olacak şekilde zincirleme bu dilekçe isteyen herekese dağıtılsın ve işleme konulsun. Benim gibi bu dilekçenin altına, imzalarınızı içeren yorumları da eklemek isteyenler ki bu mutlaka olmalı, onlarıda, bloga girebilenler kopyalayıp alabilirler, giremeyenlere de bizler yollarız.

YANLIZ BENİM TAVSİYEM BUNU TEK TEK DAĞINIK ŞEKİLDE DEĞİL, BÖLGESEL OLARAK, HERKES BULUNDUĞU ŞEHİRDE BİRLEŞİP, BİRLİKTE DİLEKÇELERİ TESLİM ETMEK DAHA ORGANİZE OLUR, DAHA DERLİ TOPLU OLUR. O ZAMAN SADECE "İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ" YERİNE BULUNDUĞUNUZ ŞEHRİN "NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNİ" YAZMALISINIZ, EĞER BAŞKA KİMSE YOKSA, YADA BEN TEK YAPMAK İSTİYORUM DİYORSANIZ BU ÖRNEĞİ DOLDURUP, HEMEN İŞLEME KOYABİLİRİSİNİZ.

İZMİR'DE OLANLAR, BİRLEŞİP, GÜN KARARLAŞTIRIP BİRLİKTE TESLİM EDELİM DİYORUM. ÇOK YORUM VE İMZAYI GÖRÜNCE, HERKESİN TEPKİSİNDEN SIKINTISINI VE ÜZÜNTÜSÜNÜ GÖRDÜM, O HALDE BU TEPKİLERİ VE DÜŞÜNCELERİ FİİLENDE UYGULAMANIN ZAMANI GELDİ. BİRAZ CESARET VE BİRLİKTELİKLE SADECE YASAL HAKKIMIZI KULLANACAĞIZ.


**********************************************************

İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ Aracılığı ile

DİYARBAKIR AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Sunulmak üzere

DİYARBAKIR 5. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO:2011/156 D.iş
İTİRAZ EDEN :ADI SOYADI VE TC KİMLİK NO
(Adres yazılacak)
İTİRAZ OLUNAN
KARAR : Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 14.01.2011 tarih ve 2011/156 D iş sayılı karar

AÇIKLAMALAR :1.Digiturk A.Ş. yayın hakları şirketlerine ait olan Spor Toto Türkiye Süper Lig müsabakalarını yayınlayan web siteleri ve IP adreslerinin 5846 sayılı yasa gereğince erişime engellenmesi talebi ile Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
2.Bu başvuru sonucunda ise Mahkemece sadece maç yayını yapan blogspot.com ve IP adreslerine erişimin yasaklanmasına karar verilmesi gerekirken , blogspot.com uzantılı tüm bloglara erişimin engellenmesine karar verilmiş ve Mahkeme kararı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doğrudan erişim sağlayıcılara gönderilerek uygulanmaya başlanmıştır.
3.Digiturk A.Ş. nin talebi sadece Spor Toto Türkiye Süper Lig müsabakalarını yayınlayan web siteleri ve IP adreslerinin erişime engellenmesine ilişkin olmasına rağmen, 5.Asliye Ceza Mahkemesinin blogspot.com uzantılı bütün bloglara erişimin engellenmesine dair kararı, Digiturk A.Ş.nin talebini de aşan haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir karardır. Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesinin kararı "blog bağlantı adresiniz olacak" isimli blog sahibi olarak beni ve tüm blogspot üyelerini mağdur etmiştir.
4.Diyarbakır 5.Asliye Ceza Mahkemesinin kararı gerek mevzuata gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğundan mağduriyetimizin giderilmesi için karara itiraz etmek zorunda kalmış bulunmaktayım.
5.CMK hükümleri gereğince itirazımın kabulüne ve Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2011 tarih ve 2011/156 D iş sayılı kararının Kaldırılmasına karar verilmesini talep etmek zorunda kalmış bulunmaktayım
SONUÇ :Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle itirazımın kabulüne ve Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.01.2011 tarih ve 2011/156 D iş sayılı kararının KALDIRILMASINA karar verilmesini saygılarımla vekalaten arz ve talep ederim.03.03.2011
İTİRAZ EDEN
ADI SOYADI

**********************************************************

LÜTFEN BU İŞE GÖNÜL VERİP KATILAN ARKADAŞLAR, YORUMDAN HABER BIRAKIRLARSA "BEN DİLEKÇEMİ YOLLUYORUM" DİYE, KATILIMIN VE AMACIMIZIN NE KADAR YERİNE ULAŞTIĞINI GÖRMÜŞ OLURUZ.

(buradan kopayalıp, word şeklinde yazabilenler alabilirler, ama aslını isteyen mutlaka mail adresini yazmalı, mailden bana ulaşmalı, bloga giremeyenlere, diğer arkadaşlar mutlaka yardımcı olsun, iletsin.)
afetergu68@hotmail.com

2 Mart 2011 Çarşamba

MANTIK NEYDİ?



"KENDİNİ ADAM ETMEYE ÇALIŞMAYANLAR,
BAŞKALARININ ADAMI OLMAYA MAHKUMDURLAR."

Köy Enstitülerinin kurucusu, unutulmaz Milli Eğitim BakanıHasan Ali Yücel'i ölümünün 50. yılında saygıyla anıyorum.

BIRAKIN BİRİLERİ DE MASUM KALSIN

Ülkeme, Ulusuma, Cumhuriyetime, Özgürlüğüme, Bloguma Dokunma!


Uzun süredir zamansızlıktan bloguma giremiyordum. Bugün kısa bir not için girdim ki ne göreyim?
"İleri Demokrasi!" almış başını gidiyor. Neymiş Digitürk kanalı bazı siteleri şikayet etmiş, yasalara göre suç işliyorlarmış. Eee bundan kim sorumlu şimdi? Suç bireysel değil mi? Suçlu olanla başedemeyen devlet mi olur? Suçluyu bulup suç unsurunu engellersin olur biter. Tabi amaç üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse o başka...

Ancak bu yasak beni hiç şaşırtmadı, hatta bekliyordum, diyebilirim. İleri Demokrasinin örneklerine daha önce pek çok alanda tanık olmadık mı? Hepimizi suçlu yapmanın bir yolu bu? Cumhurbaşkanımız korsan film indirip izliyor; başbakanımız yasaklattığı you to be'ye kaçak girdiğini dünyaya ilan ediyor; hatta herkesi suça teşvik edercesine "Siz de girebilirsiniz." diyor.Ve biz de kendi blogumuza kaçak giriyoruz onun sözüne uyarak.

Masumiyet birilerini çok mu rahatsız ediyor ? Az ya da çok, hepimiz suçlu olursak gerçek suçlular kendilerini daha mı iyi hissedecek ne?

Atatürk'ü özlüyorum, Atatürk Türkiye'sinde başım dik, özgür, bağımsız, insanca yaşamak istiyorum. Yapılanları içime sindiremiyorum. Ve ülkemin, ulusumun geleceğinden endişe ediyorum. Adım adım bilinmezlere sürükleniyoruz. Geçmiş olsun Türkiye!

1 Mart 2011 Salı

EYA HASTA



Hastalık geldi gitmek bilmiyor...
Önce bakıcı ablamız, ardından Ela'mız hastalandı...
Şimdi sırada dede, biraz da anneanne var.
Doktor, grip çeşitlerini saydı peş peşe; keçi gribi, domuz gribi... salgın salgın üstüne. Haa bir de kızamık salgını varmış.

Çocuklar hasta olunca benim elim ayağım tutmuyor. Bilgisayarı açmadım, daha doğrusu açsam da çabucak kapattım. Okuyamadım, yazamadım.

Bloguma uğradınız, yorum yazdınız, merak edenleriniz oldu; biliyorum. Bunun ne kadar önemli olduğunu, nasıl moral verdiğini, yalnız olmadığınız duygusunu güçlendirdiğini tüm blog dostları yaşayarak, yazarak öğrenmiştir zaten.Bende de öyle oldu. Hepinize çok çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

Ayrıca Sevgili Kamikaze blogumu ödüllendirmiş. Hem de "Okuması En Keyifli Blog Ödülü"yle... İltifat olduğunu bilsem de ödül almak, anımsanmak mutlu etti beni,teşekkürler Kamikaze.

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...