5 Haziran 2013 Çarşamba

ULUS MEŞGUL BE ANAM

 "Vites gitti, direksiyon kırıldı, tekerlekler dağıldı;
Durmak yok, yola devam..."






















































Facebook'tan seçtim. Emeği geçenlerin emeklerine sağlık...

Güven içinde özgürce yaşayacağımız; herkesin sadece kendi işini gücünü,ailesini,sevdiklerini düşündüğü, mutlu günlerinin fotoğraflarını paylaştığı normal günlere ulaşmamız dileğiyle...   

4 Haziran 2013 Salı

BU DİRENİŞİN LİDERİ KİM?

Bu direnişin Lideri Kim? 
Bunu bulmaya çalışıyor iktidar. Adını bir koyabilse rahatlayacaklar. CHP'ye attılar suçu, kimse yemedi. Sonra "birkaç çapulcu" dediler ama onları yöneten kimdi? 
Bu yazı iktidara ve rte'ye yardımcı olmak için hazırlandı. 
İhanet ediyorum ve direnişin liderini açıklıyorum: 
Kardeşlerimden özür dilerim. 
BDP başkanı Selahattin Demirtaş dedi ki "Bizim tabanımız ne yaptığını bilir, ırkçılarla, ulusalcılarla beraber eylem yapmaz." 
Desteğe herkesten önce BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder geldi. Kepçenin önünde durdu, yerlerde sürüklendi. 
Bu direnişin lideri odur. 
Bahçeli "polisi suçlamayın" falan filan diye geveledi. 
Bu esnada Gezi parkında direnen ülkücüler namaz kılarken direnişin geri kalanı onları polisten koroyordu. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Kılıçdaroğlu cumartesi günü yapacağı parti mitingini iptal etti; milletvekilleriyle birlikte bayraksız, rozetsiz Gezi parkı direnişine katıldılar. "Biz bu eyleme parti olarak değil, birey olarak katılıyoruz, bu örgütsüz bir eylemdir." dedi.
Bu direnişin lideridirler. 
Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'nde bir er gördük. Polis mezaliminden yürüyecek hali kalmayan direnişçilere gaz maskesi dağıtıyordu. Ve aynı erler polisin, tomanın dönmesi için açılmasını istedikleri hastane kapısını açmıyorlardı. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Ve direnişin askeridir. 
Mersin'de, İzmir'de, Ankara'da, Ordu'da, Londra'da, Berlin'de, Teksas'ta... hemen her şehirde, her sokakta, her sıçan deliğinde: 
"Her yer taksim, her yer direniş" diyenleri gördük. 
Direnişin baş müsebbibidirler. 
İnsanları boğulmaya terk eden rixos'u, güllüoğlu'nu, burger king'i, starbuck'ı, alkım kitabevi'ni gördük, ama onlar bizi bir daha dükkanlarının içinde göremeyecekler. Ve mado'yu gördük, bizlere su bile vermeyen, ama polise çay servisi yapan mado'yu... 
Sabah'ı, CNN Türk'ü, NTV'yi, Haber Türk'ü gördük; "Nasıl haber kanalı olunmaz"ın kitabını yazdılar. 
Ve Halk TV'yi gördük, imkansızlıklar içinde "haber vermeye" çalıştılar. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Okan Bayülgen'i, Mehmet Ali Alabora'yı,Şafak Sezer'i, Erdal Beşikçioğlu'nu, Halit Ergenç'i ve daha nicelerini yanımızda gördük. Bir daha bu sistemden iş alabilir miyiz diye düşünmediler. Gaz maskelerini taktılar ve maske, onların gerçek kimliğini saklamak şöyle dursun, iyice ortaya çıkardı; ünlü değil, halk oldular. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Provokatörleri gördük; "direnişçiler başörtülü katılımcılara saldırıp dövüyorlar" diyorlardı.
 İlk cevap devrimci müslümanlardan geldi: "Polis dışında kimse kimseye saldırmıyor, biz kardeşlerimizle, kardeşçe direniyoruz." 
Bu direnişin lideri onlardır.
Yemekler yapıp yataklar hazırlayarak, direnişçilere evlerini açan anneler, anneanneler, babaanneler gördük. Giriş katındaki camlarının pervazından çiçekleri kaldırdılar; yerlerine sirke, süt, limon ve su koydular. 
Direnişin lideri oldular. 
İki gün önce birbirinin boğazına sarılan taraftar gruplarını gördük. 
Çarşı grubunun Beşiktaş'ta polis işkencesi çektiğini duyan Fenerbahçe ve Galatasaray taraftar grupları Beşiktaş'a girdi. Hep bir ağızdan " Beşiktaş sen bizim her şeyimizsin!" diye bağırıyorlardı. 
Bu direnişin lideri onlardır. 
Osmanbey'de bir halk otobüsü şöförü gördük, velinimetini, cehennem gibi olan caddenin ortasına yan park ederek polis tomalarının girmesini önledi. Adı mı? Adını bilmiyoruz. 
Ama bu direnişin lideri odur. 
Her sokaktan, her mahalleden, her şehirden yüz binleri gördük. Ellerinde tavalar, kepçeler,düdükler; daha güzel bir Türkiye'ye inananların "Gayrık yeter!" deyişini gördük. Bir insan, ömründe bundan daha güzel çok az şey görebilir. 
Bu direnişin tek lideri onlardır. 
Bağdat caddesinde, yetmişlerinde ve elindeki destekle zar zor yürüyen bir kadın gördük. Etrafındakilere "Taksim'e kadar yürüyeceğiz değil mi?" diye soruyordu. Provakatör, marjinal grup, çapulcu odur. 
Bu direnişin lideri odur. 
Ve Ataşehir'de küçük bir market gördük. İçeri genç bir kız girdi. Taksim'i temizleyen direnişçiler için çöp torbası alıyordu. Çantasının ucundan Türk Bayrağı göründü. Market'in sahibi sordu: 
"Taksim'e mi?"
"Evet"
"Araban var mı?"
 "Var"
 "Bekle biraz" dedi.
 Faraş,kova, eldiven,çöp poşetleri,içecekler bir güzel paketlendi. 
"Bunları da götürür müsün çocuklara? Çünkü ben gidemiyorum..." dedi.
Adını bilmiyoruz; ama bu direnişin lideri odur. 
Türkiye'nin tüm meydanlarındaki bu direniş, Ataşehir'deki o market sahibinin iradesi sayesinde, tüm zulme ve faşizme karşı ayakta dimdik durmaktadır! 
Eğer tepemizdeki diktatör, bu direnişe hemen bir son vermek istiyorsa önce direnişin liderini yok etmelidir. 
Polise tavsiyem müdahaleye önce Ataşehir'deki o marketten başlaması. Ve sonra geri kalan milyonlarca lideri tek tek yakalayabilirler... 
Avukat Cüneyt Erkmen Özbayır

21 Mayıs 2013 Salı

ABD'DE KIZIMIN MEZUNİYET TÖRENİ ve ÜÇ AYLIK MAAŞA UÇAK BİLETİ

Washington Üniversitesi'den MBA derecesini alırken...Fotoğrafı internetten canlı yayını izlerken çektik...

 Daha önce yazmıştım, kızımın Washington Üniversitesin'deki mezuniyet törenine gidebilmek için ABD vizemizi yenilemiştik. Ancak gidemedik. Emekli öğretmen olarak aldığım üç aylık maaşım uçak biletimizi almaya bile yetmiyordu çünkü. Düşünebiliyor musunuz, üç aylık maaş sadece uçak biletine denk gelmiyor. Milli gelirden payımıza düşen işte bu kadar...

Ancak üniversite, mezuniyet törenini canlı canlı yayınladı da evden her anını izleyebildik. Video olarak da üniversitenin sitesine koymuşlar, ara ara bakıyorum. 
Kızımı kutluyorum, her anne-baba gibi çocuklarımızla gurur duyuyoruz. Anaokulundan Boğaziçi Üniversite mezuniyet törenine kadar tüm başarılarında yanındaydık. Bu kez de tüm yüreğimiz, uzakta da olsak, onun için, onunla birlikte çarptı... 

Bu arada Başbakan Erdoğan'ın ABD gezisindeki resmi toplantısının ardından ATA uçağımızla San Francisko'da kızı Esra Albayrak'ın Berkeley Üniversitesindeki mezuniyet törenine gittiğini basından öğrendim. Kutluyorum ikisini de... Esra Albayrak diplomasını çocuklarıyla birlikte almış. Ne güzel...
 Başbakan ABD ziyaretine giderken gazeteciler; F.Gülen'le görüşme olacak mı, sorusunu yönettiklerinde:
  "Resmi programımızda yok, ama gökten ne yağar ki yer kabul etmez?" diye yanıtlamıştı. Kendi gitmedi, "vekaleten!" Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı gönderdi. Başımıza neler yağacağını da zaman içinde göreceğiz. 

Sahi cümbür cemaat kaçıncı ABD gezisi oldu bu? Bunun maliyetini ödediğimiz için mi üç aylık emekli maaşımız uçak bileti bedeli kadar? Sormadan edemiyor insan. Hani onur duyacağımız gelişmeler olsa feda olsun diyeceğiz, ama her seferinde kıpkırmızı oluyoruz milletçe... 

Bu arada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ.M. Gökçek ABD'de yapılan Türk yürüyüşüne birilerini göndermiş galiba. Bugün CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan'ın soru önergesinden öğrendim. 

Soru önergesi şöyle:
"Kaç kişi, hangi amaçla ABD'ye gönderilmiştir? Katılım için hangi kriterler aranmıştır? Toplam ne kadar masraf yapılmış, hangi bütçeden karşılanmıştır?  Vize alamadıkları için gidemeyen kaç kişi vardır ve bu şahıslar için uçak bileti ile otel gideri ödenmiş midir?  Ödenmiş ise miktarı nedir? Gezinin toplam gideri ne kadardır?" 

Kişi Başına Düşen Milli Gelirimiz artıyormuş! Ekonomimiz harikaymış!Sizi bilmem ama bizim buralarda herkes dünden çok daha kötü koşullarda yaşamak durumundadır. Ve bunun nedeni de har vurup harman savuran birileridir. Tatlı tatlı yemenin acı acı hesap sorulacağı günlerin gelmesi dileğiyle... 

Veee Ahmet Necdet Sezer'i saygıyla anımsıyorum...  

  



19 Mayıs 2013 Pazar

19 MAYIS ULUSUMUZUN KADERİNİN DEĞİŞTİĞİ GÜNLERİN BAŞLANGICIDIR

Birinci Dünya Savaşı sonunda
Mondros ateşkesi ve işgaller...
Serv antlaşması ve Anadolu'nun bölünmesi...


Ve 1920'ler
Ulusumuzun yeniden dirilme çabaları...
Kurtuluş Savaşı
Anadolu halkının Atatürk'ün önderliğinde,
Sömürgeci devletlerin
"Böl ve Yönet"
siyasetinin amansız saldırısına karşı
yiğitçe direnişi...


Ve Büyük Zafer
Lozan
Uygar toplumlara
Türkiye'nin
Bağımsızlık ve Bütünlüğünün
Onaylattırılışı...


Cumhuriyet ve Atatürk Devrimleri
Kulluktan Yurttaşlığa Geçiş...
"Yurtta Barış
Dünyada Barış"...

Uygar Dünyada
Üreten
Araştıran
Gelişen
Bir Toplum Olarak
Yer Alma Çabaları...


Ve Bugün Bizler
Geçmişin deneyimlerinden yararlanarak
Bugünü değerlendirmek
Geleceği biçimlendirmek
Bilinciyle
Uyanık olmalıyız...


Atatürk'ün
Laiklik
Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Devletçilik
Devrimcilik
İlkelerinin birleştirici yorumunda
Ulusumuzu-Ülkemizi
Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstüne
çıkarmak için elimizden gelenin fazlasını yapmak zorundayız...


 Bugün Hala
"Böl ve Yönet" Doymazlığıyla Ülkemizde
Yeniden
Cadı Kazanları Kaynatarak
Yangınlar Tutuşturmak İsteyenler Var...

İŞTE
Tüm Oyunlara Karşın
Köken
İnanç
ve
Cins Ayrımı Gözetmeksizin
Ulusumuzu
Laik Türkiye Cumhuriyetini
Birlik
ve
Bütünlük içinde
 Geleceğe Taşımak,

Tüm Türkiyeyi
Yeniden Yeşertmek,
Yeraltı
Yerüstü
Zenginlik Kaynaklarımızı
Toplumsal Kalkınmamız İçin
İşletmek
Çağdaş Dünyadaki Etkinliklerimizi
Güçlendirmek İçin
Var Gücümüzle Çalışmalıyız... 


19 Mayıs 
Ulusumuzun kaderinin değiştiği günlerin başlangıcıdır.

 Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.

16 Mayıs 2013 Perşembe

REYHANLI'YA AĞIT

İki bin on üçün Mayıs ayında
Canlar cansız kaldı canlı yayında
Bir ayağı koptu, biri mayında
O da canevimde koptu kopacak
Az kaldı kıyamet koptu kopacak.

Anneler Günü'nde öldü anneler,
Kalbini ikiye böldü anneler
Hani ya, gül açan güldü anneler?
Kan kırmızı güller koptu kopacak,
Az kaldı kıyamet koptu kopacak.

Reyhanlı reyhandı kan gölü şimdi
Dumandan sayılmaz kaç ölü şimdi?
Sırıtır karşımda p.ç. d.lü şimdi.
Dilim yuvasından koptu kopacak,
Az kaldı kıyamet koptu kopacak.

On bir Mayıs günü çekildi perde,
Meydan mahşer yeri alev göklerde,
İnsan Hakkı diyen köpekler nerde?
Bir çocuk bacağı koptu kopacak,
Az kaldı kıyamet koptu kopacak.

Kan gölüne döndü pazar ve çarşı,
Mazlumlar bir avuç zalime karşı
Zalimlerin ipi koptu kopacak
Az kaldı kıyamet koptu kopacak.

Canlar cayır cayır kömürleştiler!
Vicdansız yürekler demirleştiler!
Yaşayan ölüler zaten leştiler!
Leşlerin dişleri koptu kopacak!
Az kaldı kıyamet koptu kopacak!"

Ali Parlak

2 Nisan 2013 Salı

AKİL ADAMLAR DELİ Mİ?

Nazar, her şeye değermiş de sadece akla değmezmiş; çünkü herkes kendi aklını beğenirmiş  sözünü bir yerde okudum... 

Buna göre, herkesin akil adamı  kendine akilmiş demek ters olmaz değil mi? 

Başbakan televizyonda gazetecilerin sorularını(!) yanıtlarken dedi ki:

"PKK terör örgütü, barış süreci yasalara uygun olsun, yasal düzenleme yapın, öyle çıkalım yurtdışına diyor; öyle şey olmaz! Yasa masa yok! Geldikleri yerden çıksınlar!  Silahlarını ister mağaralarına, isterse başka yere gömsünler!"

Yanlış okumadınız yasalardan söz edenler teröristler...

Ve başbakanımızın dediğine göre, silahlarını gömen teröristler sütten çıkmış gibi AK-P ak olacaklar; savcılar dahil asker-polis tüm güvenlik güçleri tarafından el sallanarak uğurlanacaklarmış... 

Yine aynı konuşmada başbakan açıkladı: "Ülkemizde 40 bin Ermeni kaçak yaşıyor. Biz biliyoruz; ama göz yumuyoruz! Rumlardan da kaçak girenler oluyor!" 

 Kürt, Ermeni, Rum yurttaşlarımızla benim hiç sorunum yok, insan olmaları yeter; dini inançları da tüm kişilerin kendini bağlar, kimseyi ilgilendirmez. 

Ancak "Yeni Anayasa" çığırtkanlıkları yapanların yasa tanımazlığını hangi Anayasa maddesine koyacakları da merak konusu...

Haa, bazı konulardaki ben bilmem yargı bilir(!), anlayışları da göz yaşartacak düzeydedir.

Örnek çok da son örneği yazayım. Yasalarla kendisine verilen "Cumhuriyeti koruma ve kollama" görevini yaptığı için tutuklu olarak yargılanan komutanlarımızdan biri,  kanser hastasıymış, böbreklerinde sorun varmış; aynı durumda başkaları da var biliyorsunuz. Neyse bu komutan hastalığı nedeniyle on gün hastanede kalmış. Yeni evlendiği eşi de ona refaket etmiş vee dünyanın en büyük suçunu hastanede gerçekleştirmişler. Hiçbir suç gizli kalmaz; hele böylesi asla! Komutanın eşinin hamile olduğu da ortaya çıkıvermiş. Eeee, akil adamların medyası durur mu, bas bas bağırmaya başlamışlar, düğmeye basılmış gibi aynı anda...

 Ve komutan, yasalara uymamanın cezasını hücreye atılarak çekmeye başlamış...

Yasalara uyan Türk Ordusu'nu, Türk aydınını, Türk ulusunu (şimdilik) susturmak kolay da terör örgütünü hizaya sokmak biraz zor gibi görünüyor. Silahların gölgesinde barış yalanını sizin akil adamlarınız bile bu millete yutturamayacaktır, haberiniz ola... Ve siz onlarla birlikte tarihin çöplüğüne gömüleceksiniz.

 ABD vizesi almak için istenen tüm evrakları hazırladık, fotoğraflarımızı istedikleri şekilde çektirdik; ödememiz gereken parayı yatırdık. Veee bize bir ay sonrası için görüşme randevusu verdiler. Bugün İstanbul'a gideceğiz, valizler hazır eşimi beklerken yazıyorum. Yarın büyük randevu var. Gidip görüşeceğiz; uygun bulunursak ABD vizesi alacağız. Kızımız mezun oluyor, onur listesine girmiş; şartları zorlayıp mezuniyet törenine gitmeyi düşünüyoruz.

Bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Çünkü daha önce de ABD'ye gitmiştik, vizemizin süresi dolduğu için yenisini almamız gerekiyor.

Bir vize için bizim uğraşmalarımıza bakıyorum, bir de başbakanın sözlerine... Sıkıysa ABD'de ya da bir başka ülkeye kaçak girmeye çalışın. 

İsrail'e gönderilen gemideki yurttaşlarımızın öldürülüşünü canlı canlı izlemedik mi? Öldürülenlerin hesabını bile soramadık. Biri biriyle konuşurken, bak sana kimi veriyorum diyen kişinin (aralarında nasıl bir ilişki var ki sesini özlemişim dediği Obama)  verdiği telefonda yapılan zoraki özürü kabul ettik; her şey toz pembeye dönüştü. Akil adamların medyası hep birlikte gülümsediler. Şimdi bize de "Hadi Gülümse!" diyeceklermiş bu akil adamlar. "Hadi ordan sen de!.."

  Ülkenizi yol geçen hanına çevirdikten sonra, her sıkıştıkça yasaları ayakbağı olarak gördükçe sizin akil adamlarınız bile deli olup çıkarlar haberiniz olsun. 

Ben bunları yazarken Başbakanımız, bütün bunların sorumlusu Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'dir diyor ve balkonlara doldurulmuş yandaşlar, ya ya ya şa şa şa diye tempo tutuyorlardı. 
 Hadi akil adamlar, gösterin akilliğinizi! Bütün bu saçmalıklara hep birlikte  ya ya ya şa şa şa diyelim! Çıldırmak bedava...

Bana müsade, yolculuk zamanı geldi bile... 

31 Mart 2013 Pazar

BURADA NE GÖRÜYORSUNUZ?

Fotoğrafı ben çektim, lütfen dikkatlice bakın ve ne gördüğünüzü söyleyin. Daha sonra başka fotoğrafları da koyacağım. Bazen gördüklerimiz bile bizi yanıltabiliyor.
 

Pazar keyfiniz bol olsun...

EK:
DİĞER FOTOĞRAFLAR:

Fotoğraflar İstanbul Kozyatağı'nda üçüncü kat penceresinden çekildi. İlk bakışta ağaçlar arasında göl ya da havuz izlenimi veriyor değil mi? Ancak büyütünce iş biraz daha farklı bir boyut kazanıyor. Diğer fotolara bakalım mı?

 Ela, teyzesiyle okul servisine giderken penceredeki bana el sallıyorlar. Bu poz kaçar mı? Kaçmaz.
  Bu arada beni şaşırtan o fotoğrafı da çekmişim farkında olmadan. Gördüklerimiz bile bizi yanıltabilirken duyduklarımız, okuduklarımız çok daha fazla dikkat ve araştırma gerektirmiyor mu? Düşünmek yorucu olsa da tek çaremiz...
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Harikasınız...

27 Mart 2013 Çarşamba

KANUNLARIN RUHU

 Kızım gideli bir hafta oldu, ben ancak kendime dönebildim. Bir hafta boyunca evi arındırma işiyle oyalandım. Bitti mi? Bitmedi  doğal olarak, yılların birikimi bu, biter mi? En çok da kitaplar, her temizlikte çok azını atabiliyorum, kalanları kutulara doldurup merdiven altına yerleştiriyorum. Her seferinde aynı şeyi yapıyorum yeniden yeniden...
İşte bu kitap: "Kanunların Ruhu Üzerine (De L'Esprit des Lois)"... Pek çok kez bantlarla tutuşturduğum sayfaları artık iyice dağılmış; yaprakları sararmış bir halde karşımda duruyor. Ne yapmalı? Atsan atılmaz (atmaya kıyamıyorum), satsan satılmaz...  


 Fransız(Fransalı mı dememiz gerekiyor, ırkçı olmamak için!) yazar ve düşünür Montesquıeu(1689-1755), bu eser için tam yirmi yıl emek vermiş.Kopuk sayfaları birleştirerek yeniden okumaya çalışıyorum; daha doğrusu altı çizili satırlara göz gezdiriyorum.Bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum:

"Yargı yetkisini, aynı zamanda yürütme yetkisini elinde bulunduran organa vermek kadar kötü bir şey olamaz."  Daha o yıllarda yasama-yürütme-yargının farklı ellerde olması gereği vurgulanıyor kitapta... 
"Üç çeşit hükümet vardır: Cumhuriyet, Saltanat, İstibdat. Cumhuriyet'le idare, milletin tümünün birden ya da milletin bir parçasının idareyi elinde bulundurmasıdır;  Saltanatla idare, bir kişinin, ama sabit ve yerleşmiş kanunlarla idaresidir; İstibdat'la idare ise, bir kişinin hiçbir kanun ve kurala bağlı olmadan kendi istek ve heveslerine göre idaresidir."

Şimdi bir sorunun tam sırası: Sizce bu  üç yönetim şeklinden hangisi günümüz Türkiye'sininkine benziyor?

Altı çizili bir bölüm daha:

"Aşırı itaat, itaat edenin bilgisiz olmasını gerektirir. Hatta işin başında bulunanın bile böyle olmasını gerektirir. Danışmaya, şüphe etmeye, düşünüp taşınmaya ihtiyacı yoktur. Sadece ister, işte o kadar."

 "İstibdat idarelerinde her aile kendi başına bir imparatorluktur. Şu halde asıl görevi, başkalarıyla yaşamayı öğretmek olan eğitim burada son derece sınırlanmıştır. Kalbe korku, ruha da dinle ilgili çok basit birkaç ilke vermekten ibaret kalır. Bilgi tehlikeli, rekabet meş'umdur. Fazilete gelince, Aristo, kölelerde böyle bir şeyin bulunabileceğine inanamıyor; bu ise, böyle bir hükümette eğitimi iyice sınırlandırır."  

Pek çok bölümün altını çizmişim yıllar önce, onları tekrar okudum; artık bu kitapla vedalaşma zamanım gelmiş de geçiyor bile... 

Hem kanun diye diye kanunlar tepelenmiyor mu bu ülkede? 
Yasalar çiğneniyor göz göre göre...

 Anormal olaylar yaşanıyor. Aaaaaa, bunlar çok normal(!) denilerek yutturulmaya çalışılıyor. Ellerindeki silahtan kan damlayanlar barış güvercini olmuş tepemizde uçuşuyorlar. Kalem tutanlar, vatan savunması görevini yapanlar terörist diye zindanlarda çürümeye terk edilmiş. 
Anayasa yapacaklarmış birlikte(!) Yasaları hiçe saydıktan sonra babayasa yapsanız ne yazar...

En iyisi atayım ben bu kitabı, atayım mı?  

KİMSE YOK MU

"bu geceyi bağırtan ben değilim bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu bu uğultulu yangın gecesini rezil rezil bağırtan ben değilim gem...