18 Ekim 2010 Pazartesi

TÜRKİYE'NİN EN ÖNEMSİZ SORUNU HANGİSİDİR?

"HALKA VERİR TALKINI
KENDİ YUTAR SALKIMI"



Pazar, benim şanssız günümdü...

Oysa sabah güzel başlamıştı. Sevgili blog dostlarım çağrıma ilgi göstermiş, "Türkiye'nin en ÖNEMSİZ sorunu" anketime katıldıkları gibi yorum da bırakmışlardı. Ayrıca Evren güzel bir yazı eşliğinde anketimi kendi blogundan duyurmuştu.
(Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.)

Eşim TRT'deki - pek çok kez yinelense de- zevkle izlediği kovboy filmlerinden birine odaklanmıştı. Tam sırası diyip Evren'in yazısına uzunca bir yorum yazdım, sonra da blogumdaki dostlarıma teşekkür yorumları yazacaktım.

Hiç adetim değilken ön izlemeye de baktım, konu hassastı, yanlış anlaşılmalara sebep olmak istemezdim. Neyse efendim, yayınla dedim, blogger ııhh dedi! Bir sayfa geri dönüp tekrar gönder, dedim; yine ııhhh! Müziğin sesinden filmdeki diyalogları anlamakta güçlük çeken eşimin çaktırmamaya çalıştığı bakışları eşliğinde sayfadan çıktım.

Kendi blogumdaki yorumlarda da aynı sorunla karşılaştım. İnternet bir gidip bir geliyordu. Bilgisayarı kapattım. Daha sonraki zamanlarda yorumlara başlayıp başlayıp gönderemedim. "Sistem error!" sayfası çıktı karşıma her seferinde. Hele başlı başına bir yazı niteliğindeki üç yorumumu Evren'e yazıp da gönderememek iyice canımı sıktı...

Evren'in yazısının başlığı, "İmanın Şartı Kaçtır?".

Şimdi o yazının düşündürdüklerini buradan paylaşmak istiyorum.

İlk ve orta okulda Din dersi zorunlu; lisede iken seçmeliydi... O günlere doğru anılarımı eşelediğimde bende pek fazla iz kalmadığını fark ettim. Bir kere Din dersi öğretmenlerimin hiçbirini anımsamıyorum. Anımsadığım iki şey var:

Biri, namaz kılmayı öğreteceği için öğretmenimizin isteğine uyarak okula götürdüğüm, annemin iğne oyasıyla süslediği yazmasının yırtılmasından duyduğum üzüntü...
İkincisi, liseden aklımda kalan: Ders seçmeli olduğu için öğretmenimiz sınıfa gelince bir arkadaşımızın -sallana sallana- sınıftan çıkıp gitmesinin yarattığı şaşkınlıkla karışık ona özenme duygum...

Oruç tutmaya küçük yaşta başlamıştım, aileden özenerek. İlk okul beşinci sınıfta baştan başa oruç tutuyordum. Hatta benden iki yaş küçük, ama daha güçlü erkek kardeşim oruç tuttu diye çelimsiz halimle sırtımda taşımışlığım bile var eski ramazanlardan kalan anılarımda. En büyük zevkim de annemden önce kalkıp sahur sofrasını hazırlamaktı.

Diyeceğim şu: Çocuklar aileden ne görüyorsa onu öğreniyor. Din eğitimi de bunlardan biri...

Çook uzun yıllar yolculuklarda bile orucumu bozmadım. Üstelik hiç kimse beni zorlamamıştı, buna ailem de dahil. Kaç kez, bayılacak gibi olduğum halde orucumu bozduramamışlardı.

Ne zaman ki televizyonlara Erbakanlar, Şevki Yılmazlar, Tayyip Erdoğanlar çıkmaya başladı dinden korkar olduk. "Kanlı mı kansız mı?" söylemleri başladı. Çankaya köşkünde şeyhler, mürütler ağırlanmaya başlandı. Kendileri gibi olmayanları dinsiz ilan ettiler. Her konuda fetvalar vererek toplumu dönüştürmeye çalıştılar. Bizim bildiğimiz dinde kendini her şey sanan kişilere yer yoktu. Dini siyasete,ticarete araç edenlerin dini bizimki gibi olamazdı. İbadetler gösteri aracına dönüşmüştü artık... Cami önleri pahalı arabalarla dolarken kadınlarının başını kapatanlar ihaleleri kapıp köşe olmuştu. Bunun adı dindarlık değil, dincilikti. Dincilik, dindarları sömürmenin karlı yolununa dönüşmüş, bırakın dini, o kişileri insanlıktan uzaklaştırmıştı...

Öğretmenlik yıllarımda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi bir ara iki ayrı ders olarak okutuldu. Çocukların en çok bu derslerden kopya çektiklerine tanık olduk. Çünkü bu derslerden zayıf not almak diğer derslerdekilere benzemiyordu. Aileler: "Sen dinsiz misin?", "Sen ahlaksız mısın?" diye hem çocuklarına hem de onların öğretmenlerine kızar olmuştu. Ahlak dersinden zayıf alan öğrenci, arkadaşlarının alay konusu da oluyordu üstelik! Çocuklar ders çalışarak dindar ve ahlaklı olamıyordu. Çözümü kopyada buluyordu.

Burada kendi öğrencilik yıllarımdan bir örnek vermek istiyorum. Hala saygıyla anımsadığım sevgili edebiyat öğretmenimiz, sınav sırasında, sınıftan çıkar giderdi. Giderken de "Size güveniyorum." derdi ve hiçbirimiz birbirimize bile bakmazdık. Çünkü öğretmenimiz bize güvenmişti, onun güvenini boşa çıkaramazdık. Güvenilir insan olmayı, dürüst insan olmayı en çok o zaman öğrenmiştik.
Bir de sınav sırasında sıraların üstünde gezen, kopya avcısı tarih öğretmenimiz vardı ki en çok kopya onun dersinde çekilirdi. Ondan aklımda kalan ise eşinin adının Mehmet olduğuydu. Çünkü dersin yarısını onu anlatarak geçirirdi...

Yani ahlaklı çocuklar yetiştirmek istiyorsak önce biz ahlaklı olmak zorundayız. Dindar çocuklarımız olsun diyenlerin de buna uygun davranması gerekir değil mi? Eğitimde örnek olmak çok önemlidir.

Din doğruluk,dürüstlük,adalet gibi pek çok erdemi barındırır. Yalan söylemeyeceksin, yolsuzluk yapmayacaksın,rüşvet almayacaksın,kul hakkı yemeyeceksin, komşun açken tok olmayacaksın, yetim hakkı yemeyeceksin, milletin malını çar çur etmeyeceksin... değil mi ama? Hepsini gözardı edip de sadece "türban türban!" diye herkesin başını şişirirsen inandırıcı olamazsın. Hele kendini unutup islamı "ılımlı", "ılımsız" gibi nitelemelerle adlandırmaya kalkacaksın! Yok öyle bir şey! Ne hakla ve hangi yetkiyle? Hem devlet her dine eşit mesafede olmak zorunda değil mi? İnanmayanların da güvencesi laiklik değil mi? Cennete ya da cehenneme gitme isteğimizden size ne? Ayrıca Yunus gibi "Cennet cennet dedikleri/ Birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver onları/Bana seni gerek seni" diyen tasavvuf düşüncesini ne yapacağız? Siz ister dört huri, on dört köşk satın alın bu dünyada, ama yetim parası kullanmayın. Haram lokma yemeyin. Milletin inancını sömürmeyin. İnsanları dinden imandan çıkarmayın!

Diyanet İşleri Başkanlığının geldiği noktayı bir düşünün bakalım. Sekiz bakanlığın bütçesinden fazla bütçesi olan, devlet içinde devlet. Bu kurum herkesin inancını rahat rahat yaşaması için kurulmadı mı? Yobazlardan halkı kurtarmaktı başlangıçtaki amacı, şimdi tek bir dinin kalesi... Eski, simgesel haline dönüştürebiliyor musunuz? Bütçesini de eğitim,sağlık, adalet gibi önemli bakanlıklarımıza aktarıverin, bu daha adilce değil mi? İnsanlarımız eğitilsin, sağlıklı olsun, geciken adaletin pençesinden kurtulsun. Adaleti adaletin görevlileri soruştursun, polisler değil!

Bırakın insanlar dinini ailelerinden öğrensin. Siz de çocuklarınızı istediğiniz gibi yetiştirin. İnsanların dininden size ne? Herkesin dini kendini bağlar. Hem isteyen inanır, istemeyen inanmaz... Allah'la kul arasına girmeye ne hakkınız var. Sizin göreviniz bu ülkeyi yönetmek değil mi? Bakın dağ gibi sorunlarımız var. Kime dokunsanız dertli... Bu kadar yıldır hangi sorunumuzu çözdünüz? Milleti dilenci durumuna düşürdünüz sadece, bir kısmımızı tembelliğe alıştırdınız, üretimin canına okudunuz, çalışanların hakkını gaspettiniz, işsizler ordusuna yeni işsizler eklediniz. Miras yedi gibi ülkenin neyi var neyi yoksa satıp savdınız...

Dinin emri, diyerek yutturduğunuz "türban"da bile sadeliği unuttunuz. Nerde cırlak renk varsa onu canım kızlarımızın başına bela ettiniz. Peki siz, dinin gereği diyerek, hangi çabayı gösterdiniz erkek olarak? Rahat rahat keyif çatarken kadınlarımızı piyon gibi kullanmadınız mı?

Ahlak nedir biliyor musunuz? Kimsenin görmeyeceğinden emin olsanız bile yere tükürmemektir, elindeki çöpü yere atmamaktır. Yalan söylememektir, güvenilir olmaktır, haksızlık yapmamaktır, korkusuz yaşamak, korkusuz yaşatmaktır, koyduğu kurallara kendisi de uymaktır...

"Halka verir talkını, kendi yutar salkımı" gibi yaşamak ahlaklı bir davranış değildir.Din hiç değildir...


NOT: Anket yanlış anlamalara neden oluyor galiba. Seçeneklerin içinden sizce EN ÖNEMSİZ OLANI işaretleyeceksiniz. Anketimizin süresi 23 Ekim'e kadar. Tekrar herkese çok çok teşekkür ederim.


14 yorum:

sufi dedi ki...

Konuyu: Türkiye'nin (en önemsizken) en önemli sorunu tahtına oturtulan meselesi olarak anlamış, anketi o şekilde yanıtlamıştım.Gündemden 3 senedir düşmeyen birmetrekarelik bez parçası bence konuşulmaya bile değmeyecek kadar önemsiz bir ülke sorunudur çünkü.Dinde ve Kuran'da zor yoktur, dini siyasete alet etmenin vebali de günahı da alet olanlaradır bence.
SEvgilerimle.

* YeLiZ * dedi ki...

Ben de simdi katildim anketinize
Bu ankeyi en onemli degil de,en ONEMSIZ sorun olarak hazirlamak cok akillica.O da bir sorun olmasina ragmen,en onemsiz sorun.
Yazinizi okurken de , din hocami benim de hic hatirlamadigimi dusundum ; asla goz temasi kurmaz , konusurken yuzumuze bakmazdi cunku. Demek bir sekilde "deger verilmeyen" ya da "ciddiye alinmayan" olarak hissederdik kendimizi.

Ben turbani bir bez parcasi olarak gormuyorum. Herkesin haklarina saygi gostermeli diye dusunuyorum.Evet ,turban oncelik olmamali , ugrasacak,cozulecek cok sorunumuz var cunku .

Evren dedi ki...

aslında yorumu yayınlayamadığını düşünmen iyi mi olmuş ne :daha geniş yer verdiğin duygularını okuyan da çok olacak böylece.
blogumda biliyorsun yorum denetimi var, o nedenle yayınlayamadığını düşünmen dedim. çünkü, dediğim gibi, ben de yoruma onay vermekte istenmeyen sebeplerden ötürü geçikince bu oluşmuş olabilir mi acaba diyorum.

sevgiyle öpüyorum...

JİVAGO dedi ki...

Döner dönmez ilk size geliyorum ve
oyumu kullanıyorum Sevgili Dilek.

Sevgilerimle..

JİVAGO dedi ki...

Keşke hiç biri diye bir şık daha ekli
olsaydı.

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi'm,
Benim anlamadığım, dinin kuralları değişmez; yüzyıllardır nesilden nesile aktarılagelmiştir. Değişmediği için öğretimi de çok kolaydır. Aile büyükleri bunu size anlatır, inanır; uygulayabildiğinizi de uygularsınız.

Oysa bilim öyle mi ya? Her gün yeni şeyler bulunuyor. Sorular yeni soruları; araştırmalar yeni araştırmaları gerektiriyor. Bilim dünyası bunun peşinde koşacağına ünüversitelerinde türbanın din gereği olup olmadığı tartışılıyor.

Üniversiteye, yargıya seçilen kişilerin en büyük seçilme kriteri türbana indirgenmişse vay halimize! Hani uluslararası başarı, yayınlanmış kitap, makale, bilimsel çalışma?

Türbanlı öğrencinin özgürlüğünü bayrak edenler; profesörün söz söyleme özgürlüğünü hiçe sayıyor. Gazetecileri susturmaya çalışıyor.
Özgürlük bağlamında bile hoş göremiyorum bu durumu. Özgürlük herkese verildiğinde samimi olduklarını düşünebilirim ancak...

Dinde zorlama yok, ama dincilerde zorlama tavan yapmış durumda.

Türbana özgürlük bildirisini imzalayanlar tüm makamlara yerleşiyor. Bu zorlama değil mi? Dürüst olanlar hak etse de, eşinin başına -iktidar değiştiğinde açacağı-türbanı dolayanlar onların yerine hak etmedikleri makamlara kuruluyor.

Ben de bunu içime sindiremiyorum.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Yeliz,
Adına sorun dediğimiz her şey önemlidir, ama bir de öncelik sırası vardır.
Yangında ilk yapacağımız şey canımızı kurtarmaktır, sonra malımız mülkümüz aklımıza gelir değil mi?

Okullarımızda, üniversitelerimizde binbir çeşit sorun varken, öğrenciler yurt bulamazken, harç parasını denkleştiremezken, yeterince beslenemezken, yoksul babasının boğazından kestiğiyle idare etmeye çalışırken;
İşsizler ordusuna her gün yenileri eklenirken sesini çıkarmayacaksın;
İpek türbanlı kız öğrencilerimizin sorununu bas bas bağırarak anlatacaksın, olacak iş mi bu? Kaldı ki 8 yıldır iktidardasın, niyetin olsaydı çözerdin.

Türbanlılarla sorunumuz yok; sömürenlere kızıyoruz değil mi?
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Sevgili Evren,
Üç kez yazdım yorumu, "sistem error" gibi yazılar çıktı karşıma. Yorum gidince, "yorum sahibinin onayından sonra gösterilecek" deniyor. Neyse demek ki bir ara gitmiş. İyi ki diğerleri gelmemiş, hepsi bir arada komik olurdu.
Katkın için tekrar teşekkürler...

aysema dedi ki...

Sevgili Jivago,
İçlerinden en ÖNEMSİZ bulduğunu işaretleyeceksin...

İlgin için çok teşekkür ederim. Şiirin hiç susmasın.

Efsun dedi ki...

Merhaba. Ahlaksizca buldugum cok sey var memleketimde. Dediginiz gibi o kadar senedir iktirda olan bir insan cözmek istedigi seyleri cok tan cözerdi gercekten isteseydi. Ama bizim her isimiz tamam türbandi, referendum ückagidiydi onlarla ugrasiyoruz. Türban takmak degil mesele, mesele bunu dincilige dönüstürmek, turban tak ama ahlakli ol, cevreni temiz tut, saygili ol degilmi. Simdi sen basina takmissin turbani dalli güllü ama cöpünü getirip cöpün icine degilde konteynerin yanina birakiyorsun, yazin sicaginda fare gelir, böcek olur umurunda degil. Pissin ama sacin görünmüyor en önemliside bu degilmi… Dedikodu yapiyorsun, kul hakki yiyorsun ama sacin görünmüyor…Neden insanlar bu kadar cahil, bu kadar görgüsüzler? Hic mi birsey dogru yürümez bir memlekette?
Bu arada din ögretmeninin masaya cikip namaz kildigi kalmis aklimda hayal meyal… Sevgiler

Adsız dedi ki...

“KİMİ yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez ya da bir peştamal ya da benzer bir şeyler atarak yüzünü, gözünü, gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir ya da yere oturarak yumulur. Bu durum, ulusumuzu gülünç gösteren bir görünüştür. Hemen düzeltilmesi gerekir!”
ATATÜRK

oya

aysema dedi ki...

Sevgili Efsun,
Dürüst değiller, bütün sorun burada gizli.
Amaçlarına ulaşıncaya kadar herkesi, her şeyi kullanıyorlar.

Teşekkür ederim.

aysema dedi ki...

Sevgili Oya,
Hadi eskiden öyleydi diyelim. Bugünkü kadınların köleliğe razı olmalarına ne diyelim.

Atatürk sayesinde kafesten kurtuldular değil mi?

* YeLiZ * dedi ki...

kesinlikle oyle ve cok guzel dile getirmissiniz.Haklisiniz
Keske herkes bunu anlayabilse