7 Mayıs 2008 Çarşamba

FORTİS TÜRKİYE KUPASI



Bugün ilginç bir maç izledik eşimle... Aslında çarşamba günleri Yaprak Dökümü'nü izliyorum.

Yaprak Dökümü dizisi ilk başladığında kızmıştım. Ünlü yazarımız Reşat Nuri Güntekin emek harcayarak güzel bir yapıt ortaya koymuş. Birileri onu değiştirerek dizi yapmışlar diye... İzin alma olasılıkları da yokken... Sonra sonra izlemeye başladım. Bu da güzel olmuş ama neden eskilerin yanına yeni bir şeyler koyamıyoruz diye de , uzun uzun düşünmemiz gerek miyor mu ?

Neyse bugün benim üzerinde durmak istediğim dizi değil, maç...
İkisi de saat 20'de başladı. Biraz diziye, biraz da maça baktık eşimle. Mutfakta da küçük televizyonumuz var aslında. Eşime oradan izleyebileceğimi söyledim ama gerek yok dedi...

Ben reklam aralarında çay, meyve, çerez servisiyle uğraşırken eşim maçı izlemeyi sürdürdü. Ben dizi izlerken eşim daha çok sudoku işiyle uğraştı. Dizi bitti , maç bitmedi. İş penaltılara kalmıştı...

Penaltı durumu beni hep heyecanlandırır... Özellikle golü kaçıran kaleciye , gol atamayan futbolcuya çok acırım. Çünkü bütün sorumluluk o kişilerdedir, takımın kaderi belirlenir çoğu bir golle!..

Kayseri- Gençler Birliği Karşılaşmasında da öyle oldu. Penaltı atışları izleyici için keyifli ; oyuncu ve yöneticiler için oldukça sıkıntılı bir durumdu. Hatta sanırım Gençler Birliği Teknik Direktörü , son anlarda maçı izleyemez duruma gelmişti. Başını iki elinin arasına almış, gözlerini kapatmış, öylece sonucu bekliyordu. Onu anlamakta güçlük çekmiyorum. Çünkü eşimin özellikle Galatasaray maçlarından önce nasıl heyecanlandığını, hatta bazılarını izleyemediği için maç süresince kendine başka uğraşlar bulduğunu yakından biliyorum.

Heyecan doruktaydı anlayacağınız. Ben bile heyecanlanmıştım...
Taraftarlar da heyecanlanmış olacaklar ki hep birden bağırmaya, oyuncularına moral vermeye , onları çoşturmaya çalışıyorlardı... Ne diyorlar diye dikkat ettim... Aaa o da ne ? Stattaki taraftarlar:
" Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber " diye çoşkuyla bağırıyorlardı...

Oyuncuları düşündüm... Acaba bundan ne kadar etkilenmişlerdir diye ! Çünkü maçı izlediğim süre içinde eşimi bıktıracak kadar sordum durdum... Bu da mı yabancı diye...

İki takımın da kalecisi yabancıydı. Yani kaleler Türk ve Müslüman olmayan kişilere emanet edilmişti. Sora sora öğrendim. İki takımdaki oyuncuların adları şöyle...

Gençler Birliği : Periç, Teber, Mehmet Nas, Kahe, El Saka, İsaac,
Addo, Kerem Şeras ve diğerleri...
Kayseri Spor : İvankow, Iglesias, Toledo, Cangele , Saidou ve diğerleri...

Şimdi soruyorum herkese... Bu kadar yabancı oyuncuyu neden oynatıyoruz ? Büyük küçük hepimiz takım tutuyoruz. Bazılarımız tuttuğu takım uğruna ölüyor, ya da öldürüyor... Günlerce , tüm sıkıntılarımızı, tüm sorunlarımızı unutup futbolu tartışıyoruz. Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. Binlerce çocuğumuz kan ter içinde mahalle maçları yapıyor...

Evet, bu kadar sevdiğimiz, ilgilendiğimiz konuda bile futbolcu yetiştiremiyoruz. Yabancılara bu yoksul ülkenin parasını akıtıyoruz. Sonra da tribünlere kurulup hep birden :
" Ya Allah, Bismillah, Allahuekber... " diye çığlıklar atıyoruz!..

Allah Aşkına biri söylesin ... Bu işte bir tuhaflık yok mu ?

Her işimizi Allah'a havale edip oturmanın bir adı da tembellik olmasın sakın !..

Bu arada Fortis ( bu da yabancı) Türkiye Kupası'nı yirmi bir penaltı atışı sonunda Kayseri Spor kazandı. Kendilerini kutluyoruz.



4 yorum:

kelime dedi ki...

Yaziniza bayildim:)

Galeni dedi ki...

Sevgili Aysema,
Kelime'nin dediği gibi yazınıza bayıldım ama sizden bir futbol yazısı beklemediğim için olsa gerek bir o kadar da şaşırdırdım. Hatta bir ara acaba yazıyı bir misafir yazar yazmış olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Ama sonuna doğru yazı bildiğimiz şekilde tembelliğimizi, hazırcılığımızı eleştirel bir şekle bürününce tamamdır bu yazı Aysema'nın dedim.
Tüm kalbimle tebrik ediyorum, çok nefis bir yazı olmuş elinize sağlık...

Adsız dedi ki...

Yorum yok...
EMİR:)

aysema dedi ki...

Yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum. Elinize, yüreğinize sağlık.
Saygılar...