15 Nisan 2009 Çarşamba

YAŞAMIN ANLAMI

http://www.tat.gazi.edu.tr/ataturk.jpg


17 Mart 1937'de Romanya Dışişleri Bakanıyla yaptığı konuşmada "Yaşamın Anlamı" üzerindeki görüşlerini şöyle anlatmıştır Büyük Atatürk:

"Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Yaşam konusunda filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir bölümü her şeyi kara görüyordu. 'Değil mi ki hiçiz, sıfıra varacağız, dünyadaki geçici yaşam süresince neş'e ve mutluluğa yer bulunamaz.' diyorlardı.

Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki:
'Değil mi ki sonu nasıl olsa sıfırdır, hiç değilse yaşadığımız sürece şen ve neş'eli olalım.'

Ben kendi karekterime göre ikinci yaşam anlayışını yeğliyorum, ama şu sınırlar içinde:

Bütün insanlığın varlığını kendi kişiliklerinde gören adamlar mutsuzdurlar. Besbelli ki o adam bir birey olarak yok olacaktır. Herhangi bir kişinin yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Akla uyan bir adam ancak böyle davranabilir. Yaşamda tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların şerefi, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir."

18 yorum:

Zeugma dedi ki...

Bu başlık Atatürk'ü niteleyen tamlamalar arasında aynı zamanda.

Cihana böylesi zor gelir.

Unutulmasını isteyenler ne çok palazlandılar :(

aysema dedi ki...

Sevgili Zeugma,

Unutmayacağız,unutturmayacağız...

Sevgiler.

Ozgur dedi ki...

Harika bir yazi, tesekkurler... Bunu hic duymamistim. Bence tam Atatürk'ü anlatan, örnek almamız gereken sözler!

aysema dedi ki...

Sevgili Özgür,

Resim de çok güzel değil mi? Atatürk ve kitaplar. Atatürk olmak kolay değil.
Bugünkü yöneticilerin neler okuduklarını çok merak ediyorum.Keşke beğendikleri, etkilendikleri yazarları açıklasalar da öğrensek.

Yazıyı beğenmene sevindim. Teşekkür ederim.
Sevgiler...

sufi dedi ki...

Yaşamın anlamını; bu denli duyarlı ve evrensel ancak bir veli eren evliya anlatabilir.Sevgilerimle.

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi,

Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, demiş. Her çeşit görüşteki yazarı okumuş. Kendini yetiştirmiş.Aklı rehber edinmiş. Emek harcamış. Yaşamı ciddiye almış. Bağımsızlık benim karakterim, demiş. Yurdunun, ulusunun geleceği için var gücüyle çalışmış. Dünyada saygınlık kazanmış. Söylediklerini uygulamış. Özü sözü bir. Her gün hayranlığımız daha da artıyor. Yolumuzu aydınlatıyor...

Sevgiler...

uykusuz dedi ki...

her cümlesi bir ders, teşekkürler.
Bu arada yukarıdaki otomatik reklam pek hoş, islami evlilik sitesi :)) , biz gavuruz ya

aysema dedi ki...

Sevgili Uykusuz,
Atatürk'e binlerce kez teşekkür ediyoruz. Burada, bunları paylaşabiliyorsak onun sayesindedir.Özellikle biz kadınlar...

İslami Evlilik sitesi reklamı görünmüyor. Başka bloglara girince görüyorum ben de...

Her şeye İslamı alet etmeseler ya! Ama dini imanı para olanlar gerçek dindarları her şekilde sömürmenin bir yolunu buluyorlar. İşte çağdaş eğitim bu sömürüyü engellediği için kuduruyorlar! Atatürk'ü de bu yüzden sevmiyorlar...

beenmaya dedi ki...

ne denir k...
okumalı, belleğimize kazımalı
ama sözde kalmamalı
unutmamalı
unutturmamalı...

aysema dedi ki...

Sevgili Beenmaya,

Unutmayacağız, unutturmayacağız.
Zaten unutmak da olanaksız.Türkiye Atatürk olmuş. Eserleriyle dolmuş ülkemiz, nereye baksak onun eserlerini görüyoruz... Sevgiler...

Prima Rima dedi ki...

2 bucuk yaşındaki kızıma en büyük Türk kim diye sordugumda göğsünü kabarta kabarta ATATÜÜÜYK diyor onun fotografına bakıp selam çakıyor ,öpüyor...Ataturk sevgisi işle büyüyor.Tıpkı benim gibi.
Unutmak ne mümkün?Hangı kuvvet unutturacak?

aysema dedi ki...

" Kimi düştü taca, tahta, saraya
Kimi düştü mala, mülke, paraya
Bu milletin bağrındaki yaraya
Sencileyin merhem saran olmadı."

" Fabrikalar gurdurdu her bir diyara
Okullar yaptırdı köye şehire
Yerde tren hattı, gökte tayyare
İmar etti vatanımı Atatürk."

Sevgili Prima işte bütün dertleri çocuklar. Çağdaş yaşam olmasaydı, Atatürk olmasaydı yavrularımız onların karanlık ellerinde büyüyecekti. Kulları, köleleri olacaktı...

Oysa 2,5 yaşındaki Primalar aydınlık annelerinin kucağında, Atatürk Türkiyesinde özgür yurttaşlar olacak şekilde yetişiyorlar. Onların minik yüreklerinden Atatürk sevgisini koparamayacaklar, bunu onlar da biliyor. Onun için de her yolu deniyorlar...

Site editörü dedi ki...

İki kitap türünün de materyalizmi, yani mutlak madde alemini, yani yaşamdan sonra sadece yokluk olduğunu anlattığını gerçekten hiç kimse göremiyor mu bu sitede, yoksa bir tür şaka mı bu, anlayamadım... Paşanın söylediklerinin özü yalnızca şu: Madem ki bu hayat yaşanıp yok olup gidilecek-tabii ki ahiret hayatı hikaye(!)- yaşayacağımız yalnızca bu dünya hayatı olduğuna göre(!) bu kısa hayatı, kısalığını ve sonundaki yokluğu(!) düşünerek üzüntüyle yaşamaktansa, yaşanan bu yegane(!) hayatın sonuna kadar tadını çıkarmak gerek(ve öyle de yaptı). Bu ülkede son doksan yılda maalesef dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş, acınası, devasa ve giderek büyüyen bir sabit fikirlilik ve insan ilahlaştırma yaşanmakta. Bir an için ülkenin bugünkü halini görebilse, paşanın kendisi bile şaşırırdı sanıyorum ülkedeki hipnozun boyutlarına. Bu arada, bu hayatın sonunun hiçlik olduğunu düşünenler bir zahmet nüfus müdürlüğüne gidip nüfus cüzdanlarının arka sayfasındaki "din" hanesini de "hiçliğe" çevirsinler, hem kendilerini hem başkalarını aldatmasınlar.

aysema dedi ki...

Sevgili Site Editörü,

Öncelikle Atatürk'le ilgili yazıdan nasıl böyle bir çıkarıma gittin, anlamadım. Lütfen bir kez daha önyargısız okuyun.

Dinle, ahret inancıyla ilgili bir şey söylemiyor. Yaşamın anlamıyla ilgili iki farklı görüşü karşılaştırıyor ve kendisine ikinci görüşün daha doğru geldiğini belirtiyor, ama eksik yanını da tamamlıyor. Mutlu olmak için kalıcı, kendinden sonra geleceklerin yararına işler yapmasını, çalışmasını istiyor...

Sadece dini ibadetlerini yapıp yaşadığı topluma, hatta insanlığa hizmet etmeyen kişilerin davranışını siz de uygun bulmazsınız sanırım.

Atatürk tüm yaşamını bu ulusun geleceği için çalışarak geçirmiştir ve oldukça büyük başarılar elde etmiştir. Atatürk olmasaydı siz de biz de özgürce düşüncelerimizi tartışamazdık.

Din konusuna gelirsek, dine en büyük iyiliği Atatürk yapmıştır, LAİKLİK ANLAYIŞINI GETİREREK...

Nedir Laiklik?

Laiklik devlet gücünün,otoritesinin ve olanaklarının herhangi bir dinsel inancın ya da inançsızlığın eğitilmesinde, öğretilmesinde, yayılmasında kullanılması demek değildir. Çünkü böyle bir durumda başka dinden ya da mezhepten olanların, aynı dini ayrı biçimlerde yorumlayanların ve herhangi bir dinsel inanç beslemeye gerek görmeyenlerin inanç ve vicdan özgürlükleri ortadan kaldırılmış olur.

Din ve inanç özgürlüğü, kavramın özüne en uygun düşen tanım ve uygulamasını Atatürk'ün laiklik anlayışında ve kendi dönemlerindeki uygulamasında bulmuştur.

Bugün laiklik karşıtı olduğunu söyleyenlerin derdi "dini" ticarette,siyasette kullanıp güç elde etmek istemeleridir. Kulla Allah arasında bir yerde oldukları havasını vererek dindarları sömürmektir. Ve dine en büyük kötülüğü, saygısızlığı yapanlar da bunlardır.

Burada görüş bildirenlerin hiçbiri dine saygısızlık yapmamıştır. Dinden de söz etmemiştir. İçlerinde sizden daha inançlı olanları bile vardır. Kaldı ki onların inancı ne beni ne de seni ilgilendirir. Tanımadığımız kişileri nüfus cüzdanındaki din hanesini değiştirsinler gibi karalamak da dince günahtır. Kimin daha iyi insan, ya da dindar olduğunu SİZ-BİZ bilemeyiz, Allah bilir. Biz biliriz dersek , "Siz de kim oluyorsunuz?" demezler mi?

Kimsenin Atatürk'ü İlahlaştırdığı yok. Bizim hayranlığımız o güç koşullardan bizi kurtarmasına ve yaptığı birbirinden değerli hizmetleredir. Atatürk'ün eserlerine sadece biz değil, bütün dünya hayrandır.

Atatürk aleyhinde konuşanların bir bölümü onu tanımamaktadır. Okusa, anlasa yanlış yaptığını anlayacaktır. Diğerleri ise çıkarlarının önünde engel gördükleri için Atatürkçü düşünceye karşıdır.

Yorumunuz için teşekkür ederim.

Site editörü dedi ki...

"...SIFIRA varacağız", "...sonu nasıl olsa SIFIRDIR"

Yapmayın hocam, bu cümlelerde bahsi geçen "SIFIR"lardan "sıfır(0)" rakamını mı anlıyorsunuz gerçekten? Yokluk, yok olma, yani SIFIR olma anlamı hiç aklınıza gelmiyor yani, öyle mi? Ben de buna şaşırıyorum işte. Bu düpedüz materyalizmdir. Paşanın ilave açıklamasını beğenmemek mümkün değil elbette ama ölümünden sonra bile kanunlarla korunan bir kişinin fikirlerinin arkasında yatanlar hakkında yine o kanunlar nedeniyle bir şey yazamıyor, burada kesiyorum. Laiklik konusunda ise sapına kadar laik biriyle, Allah'ın kanunlarından daha iyi kanunlar konabileceği fikri üzerine kurulu laiklik anlayışı hakkında, hele de Allah'ın kanunlarının beğenilmeyerek ülke yönetiminden çıkartılmasını "dine en büyük iyilik" diye tanımlayabilen bir kişiyle tartışılabilecek herhangi bir şey olduğunu sanmıyorum. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim; ne ticaretle ne de siyasetle uğraşıyorum, uğraşsam da dinimi bunlara alet edecek değilim. Laiklik karşıtları hakkındaki diğer genellemeleriniz de bir önceki cümlemde yazdığım nedenlerden dolayı sadece ezberlenmiş ve hedefi tutturamamış klişelerden ibarettir. Bu ülkede Allah'ın kanunlarının her koşulda üstünlüğüne inanan yüzbinlerce Müslüman varken, tümüne birden aşağılayıcı yaftalar yapıştırmanız en hafif tabirle ayıptır, vebaldir. Ezberlediklerinizi ya da kendi yazdıklarınızı göndermeden önce iyice düşünüp ondan sonra göndermenizi öneririm. Suçsuz insanlara iftira atmanın dinen ciddi bir suç olduğunu daha önce de sitemde hatırlatmıştım size. Ne ben, ne de benim gibi laik dikta düzenini beğenmeyenler, doğrudan doğruya "din sömürücüsü" yaftasını hak ediyoruz, kaldı ki benim öyle bir konumum da yok. Nüfus cüzdanı meselesi ise gayet basitti. Ben buradaki hiç kimseye "şöyle etti, böyle etti" demedim, sadece "öyle düşünen varsa, bu düşüncenin gereği din hanesinin silinmesidir, çünkü o hanenin dolu olmasının bir anlamı kalmamıştır" dedim.

"İlahlaştırmak" sadece önünde secde etmek manasına gelmez. Bir kişiye hak ettiğinden fazla değer vermekten başlar, onun doğaüstü, insanüstü ulu bir varlık olduğu düşüncesine kadar gider. Fakat yine de aklınızda secde etme fiili kalmışsa size Anıtkabir'deki mozoleye secde edenlerin fotoğraflarını da gönderebilirim. İnsanlar tarihi yalnızca resmi tarih kitaplarından değil, GERÇEK tarihi anlatan kitaplardan da okusa, kafalarındaki kalıplaşmış düşüncelerden sıyrılabilmek için bir fırsat bulabilirler.

aysema dedi ki...

Sevgili Editör,

Bu ülkede aklı başında hiç kimsenin dindarlarla derdi yoktur. Aksine dinimize de dindarlara da saygı duyuluyor. Derdimiz dincilerle... Sanırım siz de dini, çıkarlarına alet edenlere kızıyorsunuzdur.

Ayrıca inananlar kadar inanmayanlara da saygılıyız değil mi? Ya da başka inançlara...Herkes cennete gidecekse cehenneme gerek kalmazdı değil mi?

Devletin bütün bu kişilere eşit mesafede olması gerekmez mi sizce de? Evet, diyorsanız, işte bu laik anlayıştır.
Devlet kişilerin bazılarının inançlarına göre yönetilirse, diğerlerine haksızlık yapmış olmuyor mu? Onun için devlet herkesin inancını özgürce yaşayacağı ortamı sağlar. İnanmayanları da korur. Devlet herkesin devleti olmalıdır.

Benim inancımı da kimse sorgulamamalıdır. Allah'la benim arama kimsenin girmeye hakkı yoktur. Sizce de öyle mi?

Gerçek tarih kitaplarını okumak isterim. Bu konuda yardımlarınızı bekliyorum. İsim verirseniz bulup okumaya çalışırım.

Dostça kalın, sevgiyle yaşayın...

Site editörü dedi ki...

Çok haklısınız hocam. Kur'an-ı Kerim'in aslını evinde barındıran, okuyan ya da okumayı öğrenmeye çalışanların çeşitli cezalara çarptırıldığı, narkotik ekiplerinin uyuşturucu aramalarını andırır biçimde evlerin çöp kutularında, hatta ahırlarda bile saklanmış bir Kur'an-ı Kerim olup olmadığının didik didik arandığı, bu nedenle insanların Kur'an-ı Kerim'i toprağa gömerek saklamaktan başka çare bulamadığı 30'lu 40'lı yılların kabusu çok şükür geride kaldı. Başörtüsü dayatması yüzünden öğretmenliği bırakmak zorunda kalmış ve üniversite eğitimini 4 yıllığa tamamlayamamış bir eşim, ayrıca namaz kıldığı için kendisi gibi fişlenen yüzlerce kişi ile birlikte topluca, aynı günlerde devlet memurluğu görevinden alınmış bir babam olduğunu hesaba katmaz ve yalnızca Allah(cc) emrettiği için inancını yaşamak istemesine rağmen üniversite eğitimi görmesine izin verilmeyen yüzbinlerce tesettürlü hanımın Papua Yeni Gine'li olduklarını varsayarsam, evet galiba haklısınız, burası gerçekten de Allah'ın dininin serbestçe yaşandığı, dindarlara saygı duyulan bir ülke hocam! Hocam hiç hikaye kitabı yazmayı düşündünüz mü? Bence düşünün! Kör insanların bu kadar çok olduğu bir ülkede en yüksek tirajları nasıl hikaye gazeteleri yakalıyorsa, kitap konusunda da hikaye kitaplarının iyi bir satış rakamına ulaşmakta zorlanmayacağını düşünüyorum.

Laikliği de ne güzel tarif etmişsiniz hocam: "Devletin bütün inançlara eşit mesafede olması" Eğer laikliğin tarifi bu kadar basitse "Osmanlı da laiklikle yönetiliyordu" dememiz gerekmez mi hocam? Bence bu tarif de bahsi geçen kitaba uygun düşüyor. Osmanlı'nın hangi kanunları esas aldığını ve o yönetim biçiminin her çeşit inançtan insanlara nasıl hoşgörü ve müsamaha ile yaklaştığını buraya uzunca yazmama gerek yoktur sanırım.

Gerçek tarih konusunda fikir verici bir yazı okumak isteyenler şu adrese göz atabilirler: http://www.yazarport.com/read.aspx?yazino=438

Bu yazı, kitap ismi konusunda da yardımcı olabilir. Selametle...

aysema dedi ki...

Sevgili Site Editörü,

Yanıtınızı elimde olmayan nedenlerden ötürü geciktirdim. Kusura bakma.

Önce verdiğiniz "Yazarport" sitesindeki yazarların pek çoğunu okudum. İçinde gerçekten çok beğendiklerim oldu. Teşekkür ederim. Yalnız bir tanesini beğenmedim. Sanırım adı Cem'di ve siz onu beğeniyorsunuz. Diğerlerini de okudunuz mu bilmiyorum.

Cem'in yazılarını tek yanlı şartlanmışlık olduğu için beğenmedim. Ezanın Türkçe okunmasına da fena kızmış, Türkçe ibadete de. Neden? Burada, kızım küçükken bir soru sormuştu bana, o soruyu sormak istiyorum ben de:"Allah Türkçe bilmiyor mu?" Biliyor tabi ki... O zaman bu öfke niye? Amaç ibadet etmek mi, Arap milliyetçiliği mi?

Sevgili Editör, bazı kişiler bilinçli olarak ülkeyi germek istiyor. Kendi amaçları için herkesi, her şeyi kullanıyor. En çok da dini kullanarak gerçek dindarları kullanıyor. Onlar zenginleşip güçlendikçe, gerçek dindarlar yoksullaşıyor. İşleri bitince onları da bir tarafa atacaklar inanın.

Ülkemizde herkes dinini özgürce yaşıyor. Namaz kıldı, oruç tuttu diye kimse öldürülmedi, ama oruç tutmuyor diye öldürülen insanlar oldu.

Dindarlara değil din tüccarlarına kızılıyor. Sahte hocalara, Kuran kursu adı altında beyinlerin boş inançlarla doldurulmasına kızılıyor, Kuran-ı Kerim-i okumayan, anlamayan kişilerin ahkam kesmesine...

Çocukken Kuran kursu diye mahalle hocasına gönderilmiştik. Erkek kardeşim küçüktü ve "r" leri söyleyemiyordu. Sahte hoca tülbentinin kenarıyla kardeşimin dilini tuttu, çevirmeye başladı. O günden sonra gitmedik. İyi ki gitmemişiz.

Şeyhler, şıhlar, sahte hocalar, din tacirleri insanları dinden soğutuyor. Onlar dindarsa ben değilim diyorum.

1980'den sonra türban olayını çıkardılar. Kaşıdılar, kışkırttılar. Türban eylemlerini düşünün. O zamanlar her gün sokaklarda eylem yapıyorlardı. Şimdi neredeler? Kaç yıldır bu iktidar başta? Ondan neden talep etmiyorlar? Çözüldü mü sorun? Yoksa bu iktidar için mi yaptılar kadınlar eylemleri? Çoğunluk ellerinde, neden bu iktidarda eylem yapmıyorlar? Bıçakla kesildi eylemler. Size de tuhaf gelmiyor mu?

Birileri hepimizi kandırıyor. En çok da sizi Sevgili Editör...