1 Nisan 2009 Çarşamba

SOKAKTA ALENEN ÖPÜŞTÜLER


KOMİSER


Bir kış günü akşamı. Kar serpeliyor. İstanbul'da , Odabaşı taraflarında bir polis karakolu. Kira ile tutulmuş, iki katlı ahşap bir ev. Birkaç ayak merdiveni çıkıp gece gündüz açık duran kapısından girince, darca bir aralıkta bulunursunuz. İki yanda kapılar. Soldan birinci kapı, Komiser'in odasının kapısı.

Komiser: Uzun boylu, gür kaşları altından, biraz derinden bakan ufacık kara gözlü, uzunca bıyıklı, elli yaşlarında kadar görünür, kuru, karayağız bir adam. İzin günü imiş, Sofular'daki evinden çıkmış, nokta yerlerini gezerek buraya kadar yürümüş, yorulmuş, ıslanmış.

Odasına girince, çamurlu çizmelerini çektirdi, terliklerini giydi. Saç mangala sobadan ateş çıkartıp odanın ortasına koydurdu. Kendi de bir sandalye alıp mangalın başına oturdu. Sigarasını içer, sobayı karıştıran polisle de konuşurken kapı vuruldu, içeriye, bir polisle, yirmi yaşlarında kadar bir delikanlı, başına yün bir atkı almış bir genç kız girip sıra ile dizildiler, durdular.

Komiser hiç istifini bozmayarak gelenleri birer birer gözden geçirdi.

Polis: Susurluklu Hafız Cemal Efendi. Kırk yaşlarında kadar orta boylu, irice kafalı, bir yanına biraz eğri duran bir adam. Hafız olduğu da yüzünden belli! Anası bunu pek genç yaşlarında evlendirip Kirmastı'dan bir müezzinin kızını almıştı. Kız ancak yirmi gün kadar Hafız ile kaldıktan sonra babasının evine kaçtı, sonra da başka birine vardı. Bu hafız da bir daha evlenmek istemedi. Şimdi karakolda yatıp kalkıyor, bir odası bile yok.


Hafız'ın getirdiği delikanlı iyi yüzlü bir genç. Kız da öyle. İkisi de korku ile Komiser'in yüzüne bakıyorlar. Şimdiye kadar karakola girmemiş, bir komiser karşısına çıkmamış adamlar oldukları yüzlerinden anlaşılıyor.

Bunların üçünü de süzdükten sonra, Komiser:

- E, memur efendi söyle bakalım.
dedi.

Komiser "söyle" deyince polis yutkundu, hafifçe iki yanına sallandı, gözlerini de kapayıp:

- Efendim, dedi, bu kız ile bu erkek, sokakta alenen öpüştüler!

Komiser, beklemediği bir söz işitmiş gibi, kaşlarını kaldırıp gözlerini açarak:

- Öpüştüler mi?
diye sordu.

- Evet efendim, öpüştüler. İlkin bu kız bu oğlanı öptü, sonra da bu oğlan bu kızı öptü!

- Allah Allah... Neler de işitiyorum! Ancak, memur efendi , yanlış bir şey söylemeyesin, ilkin delikanlı öpmüş olmasın?

- Yok efendim, ilkin kız öptü. Ben köşenin başında idim, hava karardığı için onlar beni görmediler.

- Hımm... Demek ilkin kız öptü ha!

- Evet efendim.

- Sonra da delikanlı kızı öptü öyle mi?

- Öyle efendim.

- Aralarında bir çekişme, bir kavga yahut bir zorlama olmadı mı?

- Olmadı efendim.

- Ha, uslu uslu, bu durdu bu öptü, sonra da bu durdu öteki öptü. Öyle mi?

- Öyle efendim.

- Demek alacak verecek kalmamış. Hesap tamam! E, sonra ne oldu?

- Sonra efendim, gene yollarına gidiyorlardı, ben çevirdim.

- Ha, demek birlikte gidiyorlarmış.

- Evet efendim.

- Ben sandım ki, bunlar sokakta birbirine rasgeldiler de kız sarkıntılık edip delikanlıyı öpmeye kalktı. Eh oğlan da ne yapsın... Gece karanlık, sokak boş... Kolay mı? Senin oralarda olduğunu bilseydi belki " Can kurtaran yok mu?" diye bağırırdı! Ancak, memur efendi, sakın bunlar kardeş mardeş olmasınlar? Birbirlerini andırıyorlar.

- Bilmem efendim. İsterseniz sorayım.

- Sor ya, öğrenelim.

Polis, delikanlıya:

- Siz kardeş misiniz?
diye sordu.

Delikanlı:

- Değiliz.
dedi.

Polis, Komiser'e:

- Değillermiş efendim.

Komiser:

- Hımm... Belki bir mahalle çocuklarıdır da öpüşecek yer bulamamışlardır, dedi. Sorsana bakalım, bir mahalle çocukları mı imişler?

Polis sordu. Bir mahalle çocuğu imişler, bir evde de oturuyorlarmış.

- Eh, memur efendi, iş anlaşılıyor: Ev kalabalıkçadır, sokağı daha elverişli bulmuşlardır. Dur bakalım, şimdi anlarız. Sen, delikanlı, söyle bakalım adın nedir?

Delikanlı:

- Hasan.
dedi.

- Babanın adı nedir?

- Murat Usta.

- Ne iş yaparsın?

- Gazlıçeşme'de Arslan deri fabrikasında çalışırım.

- Nerede oturursun?

- Tacettin mahallesi, Tuzcu çıkmazı, dört numarada.

- Bu kızdan senin davacılığın var mı?

- Yoktur.

- İyi ama bak seni sokakta öpmüş!

- Öptü efendim.

- Zorla mı öptü?

- Yok, benim rızalığımla.

Kıza bakarak:

- Senin bu Hasan'dan bir davacılığın var mı?

Kız korkudan, şaşkınlıktan komiserin sözünü anlamadı. Hasan'a baktı.
Hasan kıza:

- Benden bir davacılığın var mı? diye soruyor.
dedi.

- Ne davacılığı?

- Seni öptüm diye.

Kız anlamadı. Dudağını büktü:

- Yok.
dedi.

Komiser biraz düşündükten sonra delikanlıya:

- Hele şu işi bir ağız tadıyla anlat bakayım.
dedi.



................


Çok uzadı galiba. "Komiser" adlı öykü Memduh Şevket Esendal'ın çok beğendiğim bir öyküsü. Sizlerle paylaşmak istedim. Yalnız biraz uzun olduğu için öykünün devamını bir sonraki yazıya bırakıyorum...

1 Nisan şakası değil, ama şaka gibi geliyor her şey değil mi?

Zevkle okuyacağınızı umuyorum...

Sevgiyle...

6 yorum:

umidim dedi ki...

Bir kez daha zevkle okudum.
Bunun üstüne 'ben de bir şeyler yaz'ayım dedim.

Kolaylıklar

uykusuz dedi ki...

Sabırsızlıkla 2. bölümü bekliyorum

Zeugma dedi ki...

Daha önce okumamıştım. Çok güzelmiş gerçekten..

Devamını merakla bekleyeceğim.

Teşekkür ediyorum.
Sevgilerimle...

aysema dedi ki...

Ümidim, teşekkürler.

aysema dedi ki...

Uykusuz, sizi de ekledim bloguma. Teşekkürler...

aysema dedi ki...

Zeugma, bu öykü pek bilinmiyor gerçekten. Ben çok keyifle okuyorum. Paylaşmak istedim. Beğendiğine sevindim.